Toplantı odasındaydık.
Bir elimde kalem bir elimde defter ile Sarp'ın yanında oturmuş, ayıla bayıla üzerinde çalıştığı projeyi anlatan bir kızı dinliyordum. Karşımdaki kızın emeğine kesinlikle saygım sonsuzdu, ama sunum yaparkenki heyecanına bakılırsa toplantıdan evvel öğrenmiş olduğum gibi kızın ilk projesi olduğu doğruydu. Buradaki işime başlamadan evvel sadece birkaç araştırma yapmış olup, kızın aldığı eğitimi almamış olmama rağmen ben bile araya sızan birkaç eksiğin farkına varabiliyordum.
Sarp'a çaktırmamaya çalışarak derin bir nefes almaya çalıştım, ama bu ondan elbette kaçmadı. Hafifçe bana doğru döndüğünü hissetsem de bakışlarımı ona çevirmedim. Muhtemelen bana uyarı dolu bir bakış atacak, ben de kalabalık içinde ona karşı ters bir harekette bulunmamak için patlayana kadar kendimi tutacaktım.
Benim aksime Sarp daha akılsız olacak ki, ben ona bakmayınca konuşmayı seçerek, ''Dinle,'' diye fısıldadı. Yine de ona bakmaktan kaçındım ve sadece başımı olumlu anlamda sallamakla yetindim. Benden hâlâ kopmayan bakışlarıysa işimi hiç kolaylaştırmıyordu.
Ayaktaki kız anlattıklarının sonuna geldi. Beklenti dolu bakışlarını Sarp'a çevirdi ve, ''Nasıl buldunuz, Sarp Bey?'' diye sordu.
Sarp oturduğu yerde öne doğru eğildi. Dikkatli bakışları nihayet benden ayrılarak karşımızdaki kızı bulurken başını belli belirsiz sallayarak tekrar bana döndü. Bunu tekrarladığı için kendisine kafa atmak istesem de, ''Eksik noktalar giderilmiş mi?'' diye sordu.
Çok şükür ki oldukça sıkıcı bulmama rağmen kızın anlattıklarını dinlemiştim. Başımı olumlu anlamda salladım ve önümdek notlara baktım. Öncesinde Sarp ile iyi geçindiğimiz bir on dakika geçirmiştik ve o bana dikkat etmemi istediği şeylerden bahsetmişti. ''Hepsinin üzerinde çalışılmış,'' dedim. Ve sonra elimde olmadan, ''Da...'' diye mırıldandım.
Sarp'ın tek kaşı soru sorarcasına havalandı. Bana bakmayan gözler bile bana dönerken, ''Da?'' dedi Sarp sorarcasına.
Bir şey söyleyerek karşımdaki kızın işini zorlaştırmak istemiyordum. Zaten ta buradan kızın tekrar gerildiğini hissedebiliyor, endişe dolu titreşimimin az sonra bir depreme dönüşeceğinden korkuyordum.
Kahverengi harelerimi Sarp'a çevirdim ve, ''Hiç,'' dedim. Ama elbette gözlerini benden ayırmadı. Aklımdan geçenleri duymadan beni rahat bırakmayacağı belliydi. Gözlerimiz arasında bir çatışma başlarken onun da en az benim kadar inatçı olup peş etmeyeceğini biliyordum. Bu yüzden daha akıllı olan taraf olmayı seçtim ve, ''Mağazalar arası oturup dinlenme şansı yok insanların,'' dedim bıkkın bir nefesin ardından.
Bu dediğimle Sarp'ın kaşları çatılınca açıklama gereği duydum ve, ''Çocuklu insanlar var, yaşlı insanlar var,'' diye ekledim. ''Oturup soluklanmasınlar mı?''
Sarp'ın bakışlarındaki ifade git gide değişirken projeyi tanıtan kıza döndü ve, ''Doğru,'' dedi. Sonra gözlerini tekrar bana çevirdi. Birkaç saniye boyunca bana anlam veremediğim gözlerle baktıktan sonra tek kaşını kaldırdı ve, ''Başka?'' diye sordu.
Daha fazla konuşmak istemesem de Sarp sanki hislerimi duyuyormuş gibiydi. Ben aklımdan geçenleri ortaya dökmeden geri adım atmayacaktı. Bunun bilincinde olarak devam ettim:
''Ayrıca ben olsam yemek yenilebilecek tüm seçenekleri giriş kata alırdım. Belki sadece yemek için geliyorlar, neden en üst kata kadar çıksınlar ki? Yesinler yemeklerini gitsinler... Tamam biliyorum bunlar hep pazarlama stratejisi ama ben olsam herkesin yaptığını yapmaz ve farkımı ortaya koyarak müşteri çekmeye bakardım. Ayrıca çocuklu anneler için de özel bir alan olmalı bence. Çocuklarını salıp şöyle bir on dakika rahat rahat oturabilecekleri,'' diyerek uzunca konuştum ve sonunda tüm bunları akıl edemedikleri için bıkmış gibi, elimde olmadan huysuz bir tonda ekledim:
''İnsanlar rahat etsinler canım... Zorla geleni var, alışverişten cabuk yorularını var, çocuğu olan var. Var da var!''
Sonlara doğru iyice yükselen sesim kiminin bana hayretle bakmasına neden olurken, kiminin de gülmemek için kendini tuttuğunu görebiliyordum. Gözlerimi Sarp'a çevirdiğimde yine o adını koyamadığım bakışlarla karşılaştım. Öfke desem öfke değildi. Belki benden böyle bir şey beklemediği için afallamış, ufak bir hayrete düşmüştü. Sonuçta ben onun gözünde babasının torpiliyle bu şirkete girmiş aptal bir kızdım. Adam bilmiyordu ki benim asıl amacımı.
Gözlerini benden ayırmadan başını salladı. Kafası hafifçe ayaktaki kıza doğru dönerken parmağını beni işaret edercesine sallayarak, ''Duydunuz,'' dedi. ''Ekleyin bunları. Perşembe gününe kadar.'' Sonra başını tekrar bana çevirdi ve, ''Sen de kontrol edersin,'' diye ekledi.
Bir an için afalladım. Yapılan değişiklikleri kontrol etmek büyük bir iş değildi belki, ama anlamadığım işten anladığımı düşünmesi beni küçük bir hayrete düşürdü. Yine de ses etmedim. Sadece başımı olumlu anlamda salladım.
''Tabii efendim,'' dedi karşımızdaki kız ve bana doğru heyecanla gülümsedi. Kıza aynı şekilde karşılık verdim. O ise biraz utangaç olacak ki, gözlerini kaçırdı. Ben ise gözlerimi devirmemek için tuttum kendimi.
Sarp bakışlarını masadaki kalabalığın üstünde gezdirdi ve, ''Başka bir şey?'' diye sordu.
Karşılık olarak birkaç hayır yükseldikten sonra oturduğu yerden kalktı. Onu taklit ederek ben de hızla ayaklandım ve. Sarp bir kez daha karşısındaki ekibe baktı ve, ''Perşembeye kadar hazır olsun,'' diye tekrar etti. ''İyi çalışmalar.''
Onaylayıcı mırıltılar yükselirken çoktan toplantı odasının dışına çıkmıştık bile. Sarp kendinden emin ve büyük adımlarla asansöre doğru ilerlerken ben de ona yetişmekte zorluk çekmiyordum. Elimdeki defter ve kalemle yanında ilerlerken örnek bir asistana benzediğimi tahmin edebiliyordum. Kim nereden bilecekti ki, aslında elimden gelse şu kalemle bu adamın gözlerini oymak istediğimi?
Asansöre bindik. Saçlarımı omuzlarımdan geriye doğru atarak hafif sesli bir nefes aldım. Kendimden o tür fikirler beklemiyordum, ama halkın bir parçası olduğumdan olsa gerek, insanlar için nelerin iyi olacağını bilebiliyordum belki de. Alışveriş merkezlerini pek sevmediğimden kendi işime yarayacak şeyleri akıl etmiş de olabilirdim tabii.
Kendi kendime kıkırdamamak için kendimi tuttum. Sarp'ın kendime gülüyor olmamı yanlış yorumlayarak az evvelki fikirlerim nedeniyle sevindiğimi düşünmesini istemiyordum. Ben kendimi tutmuş olsam da gözleri beni buldu ve, ''Düşünmeyi biliyorsun,'' dedi. ''Bu güzel.''
Asansör kapılarıyla birlikte ağzımda açıldı. Önden çıkan Sarp'ın ardından kısa bir an hayretle baktım ve sonra dudaklarımı birbirine bastırarak onu takip ettim. Bu adam beni ne sanıyordu?
Sarp'a yetiştiğimde yine büyük adımlarla odasına doğru ilerliyorduk. ''Ben neden düşünemeyecekmişim, pardon?''
Sorumla bakışlarını bana çevirdi, ama tek kelime etmedi. Tek yaptığı hafif alaylı bir şekilde sırıtarak odasına girmek olurken, ben de ardından girdim. Az kalmıştı. Bu adamın kafasını alıp da duvara vurmama çok az kalmıştı!
''Beynimin yerinde bowling topu mu taşıyorum ben? Neden düşünemeyeyim?''
Bu sözlerim Sarp'ın bir kez daha bana dönmesine neden oldu. Dudaklarındaki alaylı sırıtış git gide belirginleşirken, ''Bowling topu olsa taşıyamazsın,'' dedi. ''Ağır gelir.''
Taşıyamam değildi. Taşımazdım. Beynimin yerinde bowling topu olsaydı eğer, o topu bir saniye daha orada tutmaz, senin kafana fırlatırdım!
Şiddete fazla meyillisin, Defnecim.
''Siz nereden biliyorsunuz ki taşıyamayacağımı?''
Sarp bu kez gözleriyle yukarıdan aşağıya süzdü beni. Ellerini ceplerine daldırdı ve, ''Buradan bakınca o kadar güce sahipmiş gibi durmuyorsun.''
Sen de buradan bakınca insana benziyorsun, ama insan yanılıyor işte.
İçimdeki öfke git gide yayılırken alev almayan tek bir nokta bile kalmamıştı bedenimde. Sinir sistemim alt üst olmuş, ellerim neredeyse öfkeden titrer hale gelmişti. Hiçbir şey bilmiyordu. Bu adam benim hakkımda hiçbir şey bilmiyordu. Hayatının benim elimde olduğunu, benim de kendisine meraklı olmadığımı bilmiyordu. Benim daha genç yaşta ne zorluklar atlattığımı, kendimi neredeyse her hafta ne tehlikelere attığımı bilmiyordu. Beni baştan ayağa süzüyor, fiziğime, saçıma, başıma, kıyafetime göre etiketi yapıştırıyor, ama gözlerime bakmıyordu.
Öfkeyle derin bir nefes aldım ve ona doğru bir adım atarak tam karşısında durdum. Ateş saçan bakışlarımı gözlerine çevirdim ve, ''Bir de buradan bakın bakalım,'' dedim sertçe.
Bunu beklemiyor olduğu ifadesine yansıdı. Gözlerindeki afallama dikkatimden kaçmazken koyu bakışları belki ilk kez böyle baktı gözlerime. Sonra hareleri ağır ağır kaydı gözlerimden. Yüzümün her bir noktasında gezindi. Bu belki beş saniye sürdü, belki bir dakika. Ama bana yıllar gibi geldi. Nihayetinde gözleri tekrar gözlerimi buldu. Öfkeyle birbirine bastırdığım dudaklarım nedeniyle adeta burnumdan solurken, ''Kahvemi getir,'' dedi. Sonra arkasına dönerek masasına yöneldi.
Nasıl bir karşılık bekliyordum bilmiyorum, ama beklediğim bu değildi. Kendimi hiç olmadığım kadar öfkeli hissettim o an. Eğer karşımdaki adamı zerre umursuyor olsaydım bu tavrı kendimi değersiz hissetmeme neden olabilirdi. Kendimi aşağılanmış hissedebilirdim. Ama bilmiyordu işte. Benim neler yaptığımı, neler yapabildiğimi bilmiyordu. Eğer bir gün başına bir iş gelse, öğrenirdi. Hem de hiç ummadığı bir anda, ummadığı bir şekilde.
Derin bir nefes aldım. Kendime bu adamı yola getireceğim sözünü vererek yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim ve, ''Tabii, efendim,'' dedikten sonra hızla odasından çıktım. Sena'nın yerinde olmamasını dileyerek büyük adımlarla mutfak bölümüne doğru ilerlerken arkadaş gözüyle baktığım kızın masasına doğru bir bakış atarak rahat bir nefes aldım. Zira Sena'nın gözünden hiçbir şey kaçmıyordu ve şu an öfkemin yüzümden okunduğuna emindim. Buradaki kızlar patronlarından azar işittiklerinde gözyaşlarına boğulup lavaboya kaçıyorlardı belki. Patronlarını boğazlama planları yapanların az sayıda olduğunu tahmin edebiliyordum.
Hızla mutfağa girerek Sarp'ın kahvesini yaptım. Kahveyi alıp çıkacaktım ki, elbisemin cebinde titreşen telefonumu elime alarak ekrana baktım. Dayımdan yeni bir mesaj vardı.
Ferit'in odasına gel. Buradayım.
Sarp'ın bir şey istememesini dileyerek telefonu tekrar cebime attım. Kahveyi aldım ve Sarp'ın odasına geri döndüm. Kapıyı tıklatarak içeriden gelen sesini işitmemle yanına girdim. Başa dönmüşüz gibi bana bakma gereği duymadı. Adımlarımın daha sakin olmasına gayret ederek masasına doğru yaklaştım ve kahveyi önüne bıraktım. Bu kez başını kaldırma zahmetinde bulunarak bana baktı. İfadem yine sahte bir şekilde gülümseyen bir hal alırken, ''Başka bir isteğiniz var mı?'' diye sordum.
Başını olumsuz anlamda salladı. Beyefendinin çıkmama izin vermesini bekledim, ama bunun aksine sesli bir nefes alarak, ''Sen kendini kovdurtmaya yemin etmiş olabilirsin,'' dedi. ''Ama burası futbol sahası değil. Oyuncu değiştirir gibi asistan değiştiremem... Kendini en kısa zamanda toplamanı tavsiye ederim.''
Davranışlarımın özeti tam olarak da buydu. Diğer asistanlar ağızlarını bile açmazken ben daha yirmi dört saatte neler neler yapmıştım. Adam beceriksiz olduğundan değil, meşgul olduğundan yapmıyordu kahvesini. Benim işim de onun yetişemediklerine el atmakken, en ufak şeyi sorun ediyordum. Ama problem yapmam gerekenler değil, yapmak istemediklerimdi. Ben burada olmak istemiyordum. Her işin üstesinden gelmek için eğitilmiş olmama rağmen, bir tek buraya ayak uydurmamak için direniyordum. Anlaşılan dilimi tutup daha çok içimden konuşmam gerekecekti. Sarp beni sadece bir yere kadar tolere edebilirdi. Bir gün sabrı taşacak ve kapıyı gösterecekti. Buna dünden razı olsam da, işin o noktaya gelmesine müsaade etmemem gerektiğinin de farkındaydım. Ne olursa olsun dayım benden bunu istemişti ve ben bana verilen görevi en iyi şekilde yerine getirmeliydim. Normalde sahada yer alarak problemleri kökünden kazıyorken, bu kez Sarp'ın yanında olarak en baştan sorunlara yer vermemeliydim. Bunu başarabilirdim.
Derin bir nefes aldım. Sarp'ın benden bir karşılık beklediğini görsem de ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Hak versem de onun bu kadar kaba ve buyurgan olmasını hazmedemiyordum. Benim uslanmam onun biraz daha kibarlaşmasından geçiyordu. Onun kibarlaşması da benim uslanmamdan geçiyor olabilir miydi? Deneyecektim. İnatçı bir insan olabilirdim, ama aptal değildim. Daracık bir köprüde karşı karşıyaydık. Yola devam etmek için birinin yol vermesi gerekiyorsa, kenara çekilen ben olacaktım. İkimiz de inatlaştığımız taktirde kimse yoluna devam edemezdi. Ama bir kişi iki saniyeliğine geri adım atsa, iki tarafa sonuç olarak istediğini alırdı.
Aklıma yatan bu fikirlerle başımı olumlu anlamda salladım. Gözlerimi Sarp'a çevirdim ve, ''Dikkatli olacağım,'' diye mırıldandım.
O da başını salladı. İfadesi ne sert, ne de yumuşaktı. Kısa bir an sessiz kaldıktan sonra, ''Çıkabilirsin,'' dedi.
Vakit kaybetmeden odasından ayrıldım. Adımlarım hızla asansöre yönelirken derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Elimden gelenin en iyisini deneyeceğimi biliyor olsam da, başarılı olacağım konusunda şüpheliydim. Tüm her şeyin kontrolünü sağlarken zapt edemediğim tek duygum öfkemdi. On saniye içerisinde hoplardı ki benim sinirlerim, ne kadar başarılı olabilirdim?
Ferit Beyin odasını dün Sena sayesinde öğrenmiştim. Bir üst kattaki odanın kapısına ulaşmamla tıklattım ve içeriden gelecek olan komutu bekledim. Saniyeler içirisinde Ferit Beyin sesini işitmemle içeri girdim ve girer girmez konuştum.
''Ferit Bey amca ve sevgili dayıcığım,'' dedim ikisine de sırasıyla bakarak, ''Siz iyi yaptınız, güzel plan kurdunuz da, o Sarp Efendinin rakibe düşmana ihtiyacı yok ki. Ben yeterim. Bizzat ben öldürürüm onu.''
Ferit Bey bu sözlerimle bana dehşetle bakarken bu hallerime alışkın olan dayım, ''Ayıp oluyor, Defne,'' dedi.
Bakışlarımı dayıma çevirdim ve, ''Evet işte,'' diye destekledim. ''Ayıp oluyor, bana gayet ayıp oluyor.'' Sonra Ferit Beye döndüm ve, ''Sizin bu oğlunuz çok kaba,'' diye ekledim çekinmeden. ''Nezaket nedir bilmiyor. Sürekli emirler, istekler, kabalıklar... Ayıp.''
Çalışma masasının ardındaki adam derin bir nefes aldım. Saçlarımı geriye doğru atarak odanın içinde volta atmaya başladığım sırada beni destekleyerek, ''Sarp'ın uslübu biraz serttir,'' dedi. ''Haklısın.''
Alaylı bir gülüşün ardından ona döndüm. ''Biraz derken?'' dedim sorarcasına ve ardından bıkkın bir nefes alarak devam ettim:
''Resmen kibarlıktan nasibini almamış, işkolik bir terb...''
''Defne!''
Dayımın araya giren sesi sözlerimi tamamlamama engel olurken uyarı dolu bakışlarıyla karşılaştım. Ama öyle kızgındım ki, umursayacak gibi değildim. Resmen kişiliğimi bastırmam bekleniyordu benden. Oyuncu muydum ben?
Ferit Bey tekrar derin bir nefes aldı. Mahcup gözlerle bana bakarken, ''Seni çok iyi anlıyorum, kızım,'' dedi. ''Dilersen ben Sarp ile konuşayım.''
''Konuşsanız ne olacak ki?'' diye sordum. ''Koskoca adam. Bu yaştan sonra terbiye edilmez.''
Dayım bu sözlerime uslanmaz bir çocuğa bakarmış gibi bakarak başını belli belirsiz salladı. Ferit Bey ise içten bir şekilde tebessüm etti. Bana hak verdiği ortadaydı. Sonra arkasına yaslandı ve, ''Zamanla dengeyi bulacaksınız bence,'' diyerek ortaya yeni bir tahmin attı.
''Az evvel alttan alttan beni kovmakla tehdit etti,'' dedim ispiyonlarcasına.
''Hak etmişsindir,'' dedi karşı tribünü çoşturan dayım.
Ferit Bey ise bu kez tekrar masasına doğru eğildi ve, ''Kolay kolay kovamaz seni,'' dedi. ''Sen tabii sınırları zorlama, ama kovulacağından da endişe etmene gerek yok.''
Çok endişe etmiştim, çok.
Sesli bir nefes aldım. Bakışlarımı tekrar Ferit Beye çevirdim ve, ''Ne yaptınız siz bu adama?'' diye sordum kendimi kaybederek. ''Akşam incelemek istediği dosyaları elinden alıp yatağa mı yolladınız erkenden? Hayattan bezmiş gibi beni de bezdirmeye çalışıyor!''
Dayım bir kez daha, ''Defne,'' dedi. ''Lütfen, kızım.''
''Ama dayı adam normal değil ya!'' dedim ve ellerimi bir kez daha yolarcasına saçlarımdan geçirdikten sonra sanki karşımdaki Sarp varmış gibi söylenmeye devam ettim:
''Yaşama sevincini kaybettiysen at kendini kardeşim boğazdan. Oraya kadar gitmeye üşeniyorsan aç camı, çakıl yere!''
Ferit Bey sesli bir kahkaha atarken dayım da ona eşlik etmekte gecikmedi. Beyefendileri eğlendiriyordum demek. Kendileri benim yerimde olsalar bu kadar gülebilirler miydi?
''İlhan, bu kız aynı babası.''
Dayım onaylayıcı bir şekilde başını salladı. ''Evet,'' dedi. ''Ayhan da kızdığında aynı bu şekilde kaybederdi kendini.''
Babamı andırıyor olmak bana anca mutluluk verirdi, ama karşımdaki bu iki adamın ben deliriyorken gülüyor olmaları canımı sıkıyordu. Çattığım kaşlarla dayımlara baktım ve ellerimi iki yanıma yerleştirerek, ''Gülün siz gülün,'' diye mırıldandım.
Kendini ilk toparlayan dayım oldu. Tekrar ciddi ifadesine bürünerek, ''Dikkatini çeken birileri oldu mu?'' diye sordu.
Başımı olumsuz yönde salladım. Şirkete zaten herkes elini kolunu sallayarak giremiyordu. Sarp'a burada ne olabilirdi ki?
''Hayır,'' diye yanıtladım bir de sözlü olarak. ''Zaten bir gündür buradayım. Onda da dışarı çıkmadık birlikte.''
''Bir tehlike yok yani?''
''Ay keşke olsa!'' diye patladım dayımın yeni sorusuna. ''Olsa da beş on adam pataklasam.''
Dayım sırıtır gibi oldu. Ferit Bey ise sessizliğini bozdu ve, ''İş yemeklerinde de Sarp'a eşlik edeceksin,'' diyerek kara bir haber daha verdi. ''Özellikle o zamanlar dikkatli ol lütfen.''
Bir de yemek yerken Sarp Efendinin suratsızlığına maruz kalacağımı öğrenmek hoşuma gitmese de, Ferit Beyin içini rahatlatma gereği duyarak, ''Merak etmeyin,'' dedim kendimden emin bir tonda.
Bu sözüm üzerine dayımın yüzünde var olan hoşnut ifade dikkatimden kaçmadı. Ama ben onun aksine somurtarak baktım babam yerine koyduğum adama. Dayım oturduğu yerden kalktı. Ellerini omuzlarıma yerleştirerek bir elini çeneme koydu ve yüzüne bakmamı sağladıktan sonra, ''Sana sonuna kadar güvenmesem bu işi sana vermezdim,'' dedi.
Ona kıstığım gözlerle baktım ve, ''Bir taşta iki kuş değil mi?'' diye sordum yemediğimi belli edercesine. ''Hem beni durultacaksın, hem de Sarp Efendiyi koruyacaksın.''
Ferit Beyden bir kahkaha yükselirken dayım da gülerek yüzüme baktı. Ben ise somurtmaya devam ettim.
''Sarp Efendi,'' diyerek tekrar etti Ferit Bey ve bir kahkaha daha attı. Bir şey demedim. Dayım sessizliğimi fırsat bilerek devam etti:
''Hadi sen işine geri dön. Biliyorsun, bu çatı altında yeğenim değilsin.''
Başımı olumlu anlamda salladım. Son kez Ferit Beye döndüğümde bir şey demek istediğini anlamamla olduğum yerde durdum. Karşımdaki adam gülümsedi ve, ''Yine söylüyorum,'' dedi. ''Zamanla olacak.''
Kendimi gülümsemeye zorladım. Başımı bilmem kaçıncı kez salladım ve bir şey söyleme gereği duymadan kapıya yöneldim. Dışarı çıkıp arkamdan kapıyı kapatmıştım ki, öne doğru attığım adımla olduğum yerde durdum. Gözlerime doğru bakan kısık ve bir o kadar da meraklı bakışlarla içimi küçük bir endişe ele geçirdi. İçeride dayım vardı ve kimse onun dayım olduğunu bilmeyecekti. Karşımdaki Sarp'ın içeri girmesiyse an meselesiydi.
Sarp'a doğru bir adım attım. O ise şüpheli gözlerini üzerime dikti. Beni burada, bu katta, hem de babasının odasından çıkarken görmeyi beklemediği açıkça ortadaydı. Sarp özellikle istemediği müddetçe Ferit Bey ile bir işim yoktu.
Patronum olacak adam bir bana, bir de ardımdaki kapıya baktı. ''Senin ne işin var babamın yanında?''
BİTTİ!
Bizim kız nasıl toparlayacak durumu dersiniz?
Yorum ve oylarınız çok güzel, kırkıncı kez söylüyorum belki, ama cidden yazmaya teşvik ediyor. Hikayemizi sevenler, arkadaşlarınıza Defne'den bahsetmeyi unutmayın, ailemiz büyüsün trong>
Yine yorum ve yıldızlarınızla motive etmenizi bekliyor, inşallah en kısa sürede yeni bölümde buluşalım diyorum. Sevgilerimle trong>
İletişim için İnstagram hesabım: seymaendless
