''Işıl, senin ne işin var burada?''
Aldığım soruyla şaşkınca karşımdaki kıza baktım. Onun gözlerinde gördüğüm şaşkınlık da dikkatimden kaçmamış ve bunu yadırgamamıştım. Ben neden burada olduğumu biliyordum, ama asıl Sena'nın ne işi vardı burada? Onun bu tür işlerle bir alakası olur muydu hiç?
''Sena,'' dedim yüzümde zoraki bir gülümseme oluşurken. Hemen yanındaki kız dikkatimi çekerke bakışlarım ikisi arasında gelip gitti. Sena her zamanki sevecen tavrıyla son basamakları da inerek bana ulaştı ve sarılarak yanaklarıma birer buse kondurdu. Ona ayak uydurmaya çalışırken bir yanda da delici ve dikkatli bakışlarla beni süzen kıza bakıyordum. Beni burada görmekten hoşlanmadığı yüzünden harfiyen okunuyordu ve emin olduğum bu şey şüphelerimde haklı olduğum düşüncesini kuvvetlendirdi.
''Sen bir şeyler bakmaya mı geldin?''
Sena'nın sorusu karşısında duruşumu bozmadım ve, ''Evet,'' diye yanıtladım sahneye uyarak. Sonra kendi merakımı gidermeye çalışarak, ''Sen na yapıyorsun burada?'' diye sordum.
Arkadaşımın gülümsemesi genişledi. Başını geriye doğru çevirerek henüz birkaç basamak üstte olan kızı işaret etti ve, ''Selen benim yakın arkadaşım,'' dedi. ''Onu görmeye gelmiştim.''
Yakın arkadaşın pek iyi bir arkadaş değil ama galiba Senacığım.
Aldığım yanıtla merdivenlerdeki kıza doğru gülümsedim. Kız benim aksime gülüşünceki samimiyetsizliği gizlemiyor, burada bulunmamdan ötürü duyduğu rahatsızlığı gözler önüne seriyordu. Belki de sıradan bir müşteri olmadığımı anlamış, bana bakışlarıyla savaş ilan ediyordu.
Eğer öyleyse aksiyon is loading.
Başımı olumlu anlamda salladım. Adının Selen olduğunu öğrendiğim kıza aynı bakışlarla karşılık verme isteğimi şimdilik bastırdım ve, ''Anladım,'' dedim benden beklenilmeyen bir neşeyle.
Sena gülümsemesini kaybetmedi. Tekrar Selen'e döndü ve beni göstererek tanıttı. ''Bu da Işıl.''
Yüzüme aptal bir gülümseme yerleştirip rolümden çıkmadım. Ne de olsa artık sahte gülümsemelere alışmıştım. ''Memnun oldum.''
Selen ne benimle tanıştırıldığına, ne de benim yalan memnuniyetime aldırmadı. Kartlarını açık oynamaya kararlı olacak ki, direkt asıl meselesine odaklanarak, ''Bu tarafta ne yapıyordun?'' diye sordu.
Sena arkadaşının bu tavrını yadırgamadı. Bunun yerine dudaklarını eliyle örterek çocuksu bir kıkırtı saldı. Bundan bunu Selen'in doğal hali olduğunu çıkardım. Kızın hareketlerini yanlış mı yorumluyordum?
Sesli bir nefes aldım ve elimle etrafı işaret ettim. ''Lavaboyu arıyordum.''
''Yanlış adrestesin.''
Kızın bakışları ve tavırları git gide canımı sıktı. Baskın bir karakter olduğumdan olsa gerek, şu an rol icabından da olsa bu kızın karşısında eziği oynamak beni oldukça sıkıyordu.
Ah Sena burada olmayacaktı... Sen bu Selen'e neler yapardın.
İç sesimin sözleri gözümün önünde dehşet dolu, şiddet yüklü sahnelerin belirmesine neden oldu. Haklıydı. Sena burada olmasaydı şimdiye çoktan yumruğum Selen'in yüzüne inmiş, bir elim saçlarına dolanmış olurdu.
Aklımdan geçenlerin hayaline kapılarak kendimi tutmak git gide zorlaşırken espri yapmaya çalışırmış gibi güldüm ve, ''Demek o yüzden bulamadım,'' dedim.
Buna anca Sena güldü.
Selen'in yönlendirmesiyle girdiğim koridordan çıktık. Adımlarım otomatik olarak içerideki adamı oyalamakla meşgul olan Güney'e yönelirken, Sena ve Selen de beni takip etti.
''Avni Bey?'' dedi Selen, Güney'lerin yanına ulaştığımızda. Güney'in soru soran gözleri beni buldu. Ona kaş göz işaretiyle durumu anlatmaya çalıştım. Bir aksilik olduğunu anladığını belli edercesine gözlerini açıp kapadı. Bu sırada adının Avni olduğunu öğrendiğimiz adam da Selen'e döndü. ''Selen Hanım?'' dedi aynı soru soran tonda. İkiliyi izlediğimde havadaki atmosferden Selen'in Avni'den üstün olduğunu görebiliyordum.
Selen yüzüne yapmacık bir gülümseme yerleştirse de, gözlerindeki öfkeyi gizlemeden bana doğru bir bakış attı ve Avni'ye hitaben, ''Hanımefendi lavaboyu bulamamış,' dedi. ''Yanlış yerlerde geziniyordu.''
Avni denilen adam başını bana doğru çevirdi. Bir şeyi çözmek istercesine beni baştan ayağa süzdü ve tek kaşını kaldırdı. ''Öyle mi?''
Gülerek ellerimi iki yana açtım. ''İnsanlık hali.''
''Olur böyle şeyler,'' diyerek destekledi beni Güney.
Güney'in kendinden bir ses vermesi Sena'nın ilgisini çekmesine neden olmuş olacak ki, şimdiye dek bir şey anlamayan Sena, Güney'in beni desteklemesiyle bağlantımız olduğunu da çözmüştü. Beğeni dolu gözlerini Güney'e çevirerek, ''Işıl bu kim?'' diye sordu.
Güney'i tek beğenmeyen sensin galiba, Defne.
Bu gereksiz noktaya takılmadım. Beynim çoktan ihtimalleri saymaya başlamıştı zira. Eğer gerçekten nişanlı olsam, Sena arkadaşım olarak bunu bilmeliydi. Oysa saniyeler önceki sorusuyla Güney'i tanımadığını, dolayısıyla güya nişanlığı olduğumdan haberdar olmadığını belli etmişti. Bu da yetmezmiş gibi Sena o an yüzükleri fark etmiş olacak ki, kocaman açtığı gözlerle parmağıma bakarak, ''Aman Allah'ım!'' dedi elini bağrına götürerek. Gereksiz yere yükselen sesinden bahsetmek istemiyordum bile.
Arkadaşım şaşkın bakışlarını yüzüme çevirdi ve, ''Işıl, inanamıyorum,'' dedi. ''Ne ara? Bana nasıl söylemezsin?''
Sena'nın bizim adımıza daha fazla pot kırmasını engellemek adına öne doğru atıldım. Ama ben daha dudaklarımı aralayamadan, ''Neyi?'' diye sordu Güney ve beni dikkatlice inceleyen Avni.
Ona doğru gülümsedim ve, ''Hiç,'' diyerek omuz silktim. Sonra tekrar Sena'ya döndüm. ''Öyle değil, Senacığım.''
O an adamların amacımızı anlayıp anlamamaları önemli sayılmazdı. Şimdilik üstesinden gelir, en geç bu gece burayı topluca basardık. Asıl sorun Sena'nın burada olmasıydı ve harekete geçtiğimiz takdirde kimliğimi öğrenebilir ve daha da önemlisi kendisine zarar gelebilirdi. Farkına varmadan işleri kendi zararıyla sonuçlanabilecek bir noktaya sürüklüyordu.
''Nişanlandın ve bana söylemedin,'' diye söylendi Sena kırgınca.
Sarp ile olan ilişkini en azından şu kızcağıza da anlatsaydın şimdi belki bu kadar üstelemeyecekti.
''Belki de nişanlanmamıştır.''
Selen'in dudaklarından dökülen bu sözle ona doğru döndüm. Yüzündeki sinsi gülümsemeyle bana bakıyordu. Kendi kaşınıyor, kendi sonunu kendi getiriyordu. Bir kez kendi kimliğime bürünsem elimden kurtulamayacağını bilmiyordu.
''Tuzak bu,'' dedi Selen'in aksine daha ürkek olan Avni. Sonra geriye doğru adımlayarak hızla koştu.
Güney arkasından, ''Dur!'' diye bağırak koştu.
''Kız bende,'' diye seslendim arkasından. Sonra tekrar Sena ve Selen'e döndüm.
''Ne oluyor burada?'' diye sordu Sena olanlara anlam veremeyerek. İkimize de sırasıyla baktı. ''Işıl? Selen?''
O sırada Selen kenarda duran bir sandalyeyi kavradığı gibi bana doğru savurdu. Sandalye daha bana ulaşamadan yere düştüğü sırada Sena geriye doğru kaçarak sesli bir çığlık kopardı. Selen geriye doğru kaçmaya başlarken hızla sandalyenin üzerinden atladım ve Sena'ya döndüm. ''Sena yerinden kıpırdama!''
Arkadaşım bana dehşet dolu gözlerle bakarken Selen'e doğru atılarak yumruğumu yüzüne doğru savurdum. Aldığı darbeyle sendeledi, ama gücüm onu devirmeye yetmedi.
Hadi kızım topla gücünü.
Selen git gide toparlanırken yüzünde sinir bozucu ve bir o kadar da kendinden emin bir gülüş var oldu. Sanki az sonra çıkacak kaosun kokusunu alıyor ve bundan zevk duyuyordu.
Bu bana acaba kimi hatırlattı.
Elimden güzel bir dayak yemeye oldukça meraklı olan kıza doğru ilerledim. Sena için her şeyin çok geç olduğunun farkına vararak, ona her şeyi anlatmam gerekeceğinin bilincinde olup bundan güç aldım ve tüm gücümü kuşandım.
''Senin bu tür yeteneklerin olduğunu bilmiyordu anlaşılan,'' dedi karşımdaki kız. Başıyla olduğu yere sinen Sena'yı işaret etti. Benim aksime Selen, Sena'yı umursamıyordu. ''Baksana nasıl da, şaşkın.''
Ona ters bir bakış attım. O geri geri yürürken ben de adımlarımı onun ilerlediği yönden ayırmıyordum. Yüzümde sinsi bir gülümseme var olurken hafifçe omuz silktim ve, ''Seninkilerden de pek haberi yoktu sanırım,'' dedim.
''Söylemeye gerek duymadım,'' dedi gıcık bir şekilde. Yüzünde yapmacık ve bir o kadar da sinir bozucu bir gülüş oluşurken geriye doğru bir bakış atarak fazla alanı kalmadığının farkına vardı. Sonra hızlı bir hareketle hemen yanından adımlamakta olduğu tabureyi iki yanından kavrayarak acımsızca bana doğru fırlattı. Hızla sağa dola atılarak taburenin şerrinden kurtuldum. Kız bu kez koltuklardan birinin üzerinde atladı ve oradan da masanın üzerine atlayarak diğer ucundan yere hopladı. Onu yerde takip ettim. Adını aklımda tutmaya gerek duymadığım kişi bu kez tekrar yere atlayarak önümde bir engel oluşturmak adına yanındaki sandalyeyi yere devirdi. Buna takılmadım ve peşinden gittim. Kız bir koltuğun daha üstünden atlayarak arkasına geçti ve böylece aramıza bir duvar örmüş oldu. Olduğu yerde bana doğru dönerek, ''Sen de gerek duymadın sanırım,'' dedi suçlayıcı bir tonda. ''Sen ne yalan söyledin?''
Sözleri doğru olsa da canımı sıktı. Karşımdaki kızla aramızdaki tek fark taraflarımızdı. Şansıma ben iyi taraftaydım ve en azından bu yüzden hatalarımı kucaklayabiliyordum.
''Detayları boş ver,'' dedim bakışlarım kıza zarar verebileceğim bir cisim arayışına çıkarken. ''Sen kötü taraftasın, ben iyiyim. Beni affeder, senin yüzüne bile bakmaz.''
Karşımdaki kız bu sözlerimle gülümsedim. Sonra gözlerini kocaman açtı ve dudaklarını büzerek alayla konuştu. ''Çok üzüldüm.''
Ona kıstığım gözlerle baktım. Bu kadar umursamaz ve kötü niyetli olması inanılır gibi değildi. Ben de ona doğru yapmacık bir şekilde gülümsedim ve çoktan elime geçirip ardımda sakladığım vazoyu kıza doğru fırlattım. Ardındaki dolaba çarpıp parçalara ayrılan vazonun bir parçası, şaşkınca arkasına döndüğü sırada yüzüne ulaşmış olacak ki, ''Ah,'' diye bir ses çıkarak elini yüzüne götürdü. Bilmişçe sırıttım. ''Arkadaşlarının ardından iç çevirirsen böyle olur.''
Kız bana delici bir bakış attı. Gözleri karanlık bir hale bürünürken parmağını bana doğru kaldırdı. ''Sana da sıra gelir.''
İşte ben de bundan korkuyorum.
''Defne, gitmemiz lazım.''
''Defne mi?''
İşittiğim seslerle arkamı döndüm. Burada daha fazla kalmamız anca zararımıza olurdu. Bu kadarına hazırlıklı değildik. Kaldı ki içeride olanlardan habersiz, suçsuz bir insan varken de fazla ileri gidemezdik. Güney'e doğru baş salladım ve sonra tekrar kıza döndüm. ''Görüşeceğiz.''
Selen bana delici bir bakış attı ve, ''O kadar emin olma,'' dedi.
Vallah baya baya emin.
Selen'in sözlerine aldırmadım ve hızla Sena'ya doğru koştum. Korkudan öylece hareketsizce bekleyen kızın koluna dokundum. ''Hadi gel.''
Sena kolunu hızla benden uzaklaştırdı. Gözlerindeki büyük şaşkınlık ve afallamışlıkla bana bakarken, ''Sana neden Defne dedi?'' diye sordu. Ve yükselen sesiyle ekledi:
''Kimsin sen? Kimsin?''
Yutkundum. İşine girdiğim şeyin, dayımın beni yolladığı görevin bu şekilde noktalanacağına asla ihtimal vermemiştim. Bir gün işlerin ayağıma dolanacağını az çok tahmin etmiştim, ama bana güvenen birinin bu kırgın ve ürkmüş bakışlarını hiç hesaba katmamıştım. Sarp da böyle mi bakacaktı bana? Şu an yaşananlar sadece bir fragman mıydı?
Derin bir nefes aldım. Kendimi kaybetmenin zamanı değildi. Sarp ile ne olacağını, olacaklar gerçekten olana kadar takmamalıydım. Ana odaklanmalıydım. Çöktüğüm yerden kalktım ve, ''Sena lütfen,'' dedim arkadaşıma doğru güven verici bir şekilde tebessüm ederken. ''Ben Işıl'ım. Ben sana zarar vermem. Hadi gel.''
Sena başını sağa sola salladı. ''Gelmem.''
Anca Winx Club izlemiş olan kız içinden çıkan Power Ranger'ı gördü. Gelmez tabii.
İç sesime karşılık olarak bıkkın bir nefes aldım. Elimi Sena'ya doğru uzattım ve, ''Anlatacağım her şeyi,'' dedim.
Bu sırada, ''Çabuk olun,'' diye seslendi çıkışta bekleyen Güney. Ona doğru baş salladım ve Sena'nın tereddütle havalanan elini sıkıca kavrayarak kalmasını sağladım. ''Hadi,'' diyerek onu da hızla peşimden çıkışa, oradan da arabaya sürükledim.
''Tamam mıyız?''
Güney'in sorusuna karşılık başımı olumlu anlamda salladım ve arka koltuğa sinmiş olan Sena'ya kısa bir bakış atarak, ''Evet,'' dedim. Güney arabayı çalışyırıp aceleyle yola koyulurken bedenimi iyice arka koltuklara doğru çevirdim ve, ''Sena, seni eve bırakalım,'' dedim.
Sena bana kendisinde ilk kez gördüğüm ters bir bakış atarak bakışlarını dışarı çevirdi. ''Bırakmayın.''
Kendini iyi hissedeceği başka bir yer olduğunu umarak cevabını anlayışla karşıladım ve, ''Nereye gitmek istersin?'' diye sordum sakin bir tonda. ''Biraz dinlen bence.''
Arkadaşım koyu gözlerini tekrar bana çevirdi. Yüzünde korkutucu olduğunu düşündüğü bir ifade yer edinirken, ''Evimi görmeni istemiyorum,'' dedi. ''Bilme nerede yaşadığımı.''
Ah safım benim.
Sena'nın bu kendini koruma çabası o an için gözüme sevimli gelirken gülmemek için kendimi tuttum. Güney ise benim aksime kendine hakim olamayarak kıkırdadı. Ona doğru ters bir bakış attım ve, ''Saçmalama, Sena,'' dedim. ''Ben sana zarar vermem.''
Arka koltuktaki kız sözlerimle hiç ikna olmuşa benzemiyordu. Kollarını bedenine sardı ve tek kaşı havalanırken, ''Mafya mısın sen?'' diye sordu suçlayıcı bir tonda.
''Ne?'' dedi Güney ve bu kez sesli bir kahkaha attı.
Sena inan bana Defne istediğinde mafyadan daha korkutucu olabiliyor.
Sena kendisiyle alay adan Güney'e aldırmadı. Bu kez oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandı ve iyice saçmalayarak, ''Kaçırıyor musunuz beni?'' diye sordu.
Gözlerimi devirmemek için kendimi tutmam gerekti. ''Senacığım, lütfen,'' dedim sakinliğimi korumaya çalışarak. ''Seni evine götüreceğiz. Ben kesinlikle iyi taraftayım. Ama o Selen midir Selin midir her kimse işte ona güvenme.''
Arkadaşım delici bakışlarını tekrar yüzüme çevirdi ve, ''Sana neden güveneyim?'' diye sordu haklı olarak.
Sesli bir nefes aldım. Gözlerimi yumup tekrar açtım ve, ''Anlatacağım her şeyi,'' diyerek önüme döndüm.
Yaklaşık yarım saat sonra Güney arabayı Sena'nın yaşadığı yerde durdurdu. Yol da Çisem'e mesaj atarak Sena'nın adresini bulmasını istemiştik ve şimdi buradaydık. Umuyordum ki, bu Sena'yı daha çok korkutmazdı.
Bilemedim.
''Evimi nereden biliyorsunuz?''
''Bizim için çocuk oyuncağı.''
Güney'in Sena'yı korkutma potansiyeline sahip cümlesinin ardından yumruğumu koluna geçirdim. Tahmin ettiğim gibi bu olay da Sena'yı tedirgin etmek için yetti. Bize doğru, ''Kimsiniz siz?'' diye bağırdı ve hızla arabadan inmek adına kapıya doğru atıldı.
Bıkkın bir nefes alarak arabadan indim. Sena'nın da ayakları yere bastığında, ''Yarın sabah birlikte kahvaltı edelim mi?'' diye sordum. Sena, ona uzaylı olduğumu anlatmışım gibi hayretle bana baktı. Konuya direkt girdiğim için kendimi kınadım ve güven verici bir şekilde gülümsemeye çalışarak, ''Söz, her şeyi anlatacağım,'' dedim. ''Gördüklerini de lütfen kimseye anlatma... Benden korkma Sena, aklına da kötü şeyler getirme. Benim bu yapabildiklerimi polisler de yapıyor mesela.''
Sena tek kaşını soru sorarcasına kaldırdı. ''Polis misin sen?''
Başımıs sağa sola salladım. ''Değilim. Ama kötü amaçlı biri de değilim.'' Sonra gülümseyerek ekledim. ''Yarın kahvaltı?''
Karşımdaki kız bu sorumla bana tereddütle baktı. İnanmak güvenmek istiyor, ama bundan korkuyor gibi duruyordu. Gözlerine umutla baktığım sırada başını ağır ağır yukarı aşağı salladı. Sonra temkinli bir şekilde ekledi. ''Ama dışarıda. İnsan içinde.''
Sözleri beni güldürdü. En azından bana bir şans vereceği beni sevindirirken, ''Tamam,'' dedim ve arabaya binmeden önce son kez ekledim. ''Haberleşiriz tekrar.''
Dayımın yanına ulaştığımızda ona olup bitenleri en ince ayrıntısına kadar anlattık. Katılması gereken toplantı için odasından ayrıldığında içeride tek başıma kalarak pencerenin önüne doğru ilerledim. Sena'nın beni görmüş olması işleri daha da zorlaştırmıştı. Önce Kaan şimdi de Sena derken, Sarp'ın her şeyi öğrenmesine ne kadar kalmıştı? Öğrendiğinde tepkisi ne olacaktı?
Sevinçten kutlama yapmayacağı belli.
Seslice ofladım. İçten içe Sena'nın gördüklerini yarın sabaha kadar kendine saklaması için dua ederken cebimde titreşen telefonumu hissetmemle telefonu elime aldım. Ekrana bir bakış attığımda yüzümde anında bir gülümseme oluştu. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve Sarp'ı daha çok bekletmeyerek aramayı yanıtladım.
''Alo?''
''Ne yapıyorsun?'' diye sordu Sarp giriş faslını kısa keserek.
Sorusuyla beni göremiyor olsa bile hafifçe omuz silktim ve gülümsedim. Olduğum yerde şapşal bir şekilde küçük küçük adımlarken, ''Hiç öyle kendi kendime takılıyorum.''
Çok açıklayıcı oldu.
''Sen?''
Sarp benim açılayıcı olmayan açıklamama takılmadı ve soruma odaklandı. Sesli bir nefes aldıktan sonra, ''Ayda Hanım'ı eğlendirmeye çalışıyoruz,'' dedi.
Bu beni nedense gülümsetti. Sesindeki bıkkın ton dikkatimden kaçmazken, ''Niye ki?' diye sordum. ''Ne istiyor?''
Güler gibi oldu. ''Her zamanki çocuklukları işte.''
Onun açıklamasından da pek bir şey anlaşılmazken kapıya doğru kaçamak bir bakış attım ve, ''Peki,'' diye mırıldandım. Sarp bu yanıtımın ardından araya sessizliğin girmesine izin vermeyerek, ''Yarın görüşelim mi?'' diye sordu.
Durduğum yerde heyecanla kıpırdanmaya başladım. Gözlerimden kalplerin fışkırdığından emin bir şekilde, ''Olur,'' diye onayladım hemen. ''Ne yapacağız?''
''Buluruz bir şey.''
Kendi de plan yapmamış. Seni görsün yeter.
İç sesimin sözleri bu kez hoşuma giderken bu defa da saçımdan bir tutamla oynamaya başlayarak sırıttım. ''Peki.''
Hattın diğer ucundan ufak bir kıkırtı yükseldi. Bu ses dikkatimi kurduğum hayallerden koparıp tekrar Sarp'a yöneltirken, ''Sen böyle her söylediğime peki mi diyeceksin?'' diye sordu Sarp.
Sözlerine bir anlam veremeyerek kaşlarımı çattım. ''Karşı mı çıkayım?'' diye sordum ve görmese bile sinsice gülümseyerek ekledim. ''Çok güzel yaparım.''
''Bundan hiç şüphem yok.''
Aldığım yanıtla dudaklarımı birbirine bastırdım. Başımı salladım ve, ''Tamam,'' dedim. ''Bundan sonra her şeye karşı çıkıp trip atacağım.''
Sarp'ın gülüşü bu kez daha sesli bir hal aldı. Sözlerimi ciddiye almıyormuş gibi hissetmedim. Aksine, gülüşü bana da bulaştı. Ona eşlik ettiğimi belli etmemeye çalışarak, ''Gül sen gül,'' dedim.
Derin bir nefes aldı. Sözlerime bir karşılık vermek yerine, ''Kapatmam lazım,'' dedi. ''Pasta kesecekmiş Ayda.''
Sesinden uzaklaşmak istemesem de benim de konuşmamızı sonlandırmam gerektiğinin farkındaydım. Dayımın toplantısı bitebilir, sıradaki planlarımızı konuşmak için her an gelebilirdi. Bu yüzden anlayış göstererek, ''Selam söyle,'' dedim. ''Doğum günü kutlu olsun.''
''İleteceğim,'' dedi Sarp. ''Görüşürüz.''
''Görüşürüz,'' diye karşılık verdim. İkimiz de telefonu kapatacaktık ki, arama sonlanmadan önce arkadan Ayda'nın sesini işittim. ''Kiminle konuşuyorsun sen? Yengeyle mi?''
Duyduklarımla kaşlarım çatıldı. Sarp bizden bahsetmiş miydi? Yoksa Ayda kendi mi şüphelenmişti. Bunu geçtim... Yenge mi dedi o?
''Bir yenge olmadığım kalmıştı zaten,'' diye söylendim kendi kendime. ''Yenge de oldum iyi mi? Ne görevmiş arkadaş! Asistanlık yetmedi yenge oldum. Yenge!''
''Kim yenge?''
Hemen ardımda işittiğim sesle hızla tanıdık sesin sahibi olan dayıma döndüm. O koltuğuna geçerken Çisem ve Güney de odaya giriyordu. Dehşetle bir dayıma, bir de onlara baktım ve, ''Kimse yenge,'' diye saçmaladım gereğinden yüksek bir ses tonuyla. Sonra iyice abartarak ellerimi havada savuşturdum. ''Ben yenge falan değilim. Asla!''
Dayım sözlerime ben kadar takılmamış olacak ki, ''Yengesin demedim zaten,'' dedi umursamazca.
Başımı sağa sola salladım. ''Demedin.''
İlhan dayım bana garipseyen bir bakış attı. Başını belli belirsiz sallayarak sessizce bir şeyler mırıldandıktan sonra Çisem'e döndü. ''Çisem, Defne'ye bir kahve ver kızım. Açılsın.''
Arkadaşım dayımın bu sözlerini başıyla onayladı. Elindeki tepsiyle birlikte benim yerleşmek için hazırlandığım koltuğa doğru yanaşarak tepsideki fincanlardan birini sehpaya bıraktı. Sıra sıra tepsideki diğer fincanları da servis ettikten sonra tepsiyi bir kenara bırakarak dayımın yanına dikildi.
''İlhan abi, bence bu Defne bir işler karıştırıyor.''
Bu sözlerin sahibi olan gıcık Güney'e doğru baş salladım ve yapmacık bir şekilde gülümsedim. ''Yok daha değil, ama az sonra beynini diğer organlarınla karıştırıp hayvanlara atacağım.''
''Defne, ayıp oluyor.''
Dayımın uyarısıyla ona doğru döndüm. ''Bana hiç ayıp olmuyor zaten.''
''Midem bulandı, Defne ya,'' dedi Çisem yüzünü ekşiterek. Güney onu başıyla onayladı. İkisine de buruşturduğum ifadeyle bakarak, ''Aman Allah'ın hassasları,'' diye söylendim.
''Hassas demişken,'' dedi dayım. ''Sarp ile mi konuşuyordun yoksa?''
Hassas demesek mi artık?
Bir sözcüğün dayıma Sarp'ı hatırlatması beni şaşırtırken sorusunu reddetmem gerektiğinin de farkındaydım. Başımı sağa sola salladım ve, ''Bugün cumartesi,'' dedim geçiştirici bir şekilde. ''Ne Sarp'ı?''
Dayım falza üstünde durmadı. Çisem ise delici bakışlarını çoktan yüzüme dikmişti bile. Bunu hissediyor, ama görmezden gelerek koyu harelerimi arkadaşıma çevirmiyordum.
''Her neyse,'' diyerek dikkati asıl meseleye topladı dayım. ''İçeriyi incelediniz mi en azından? Kaç kişi olduğunu gördünüz mü? Girişler çıkışlar?''
Bu soruların hepsine verecek güzel yanıtlarımız vardı. Güney ile dayımın tüm sorularını cevaplayarak dikkatimizi çeken her şeyi birer birer aktardık.
Nihayetinde dayım düşünceli bir şekilde arkasına doğru yaslandı. Bu akşam oraya bir baskın düzenleyeceğimiz kesindi. Zira gece çöker çökmez her ne saklıyorlarsa temizleyeceklerdi. Bugün kurdukları tezgahın ortaya çıktığının farkına varmışlardı, işlerini garantiye alıp bu gece delil bırakmayacaklardı.
''O kız, Selen,'' dedim aklıma gelen şeyle. ''Benim onunla hesabım var.''
Sözlerim dayımın dikkatini çekerken, ''Ne hesabı?'' diye sordu. Konuyu bilen Güney ise bıkkın bir nefes aldı. Aldırmadım.
''Bir daha görüşeceğimizden emin olmamamı söyledi.''
''Defne, olayı kişiselleştirme,'' diyerek araya girdi Çisem.
Başımı hızla sağa sola salladım. Selen'in son sözü sadece bir bahaneydi benim için. Asıl derdim başkaydı.
''Yok, asla öyle yapmıyorum,'' diye itiraz ettim ve kararlı bir şekilde dayıma döndüm. ''Ama madem baskın yapacağız, ben de gideceğim. İtiraz kabul etmiyorum dayı.''
Dayım başını sağa sola sallayarak, ''İtiraz etsem duracaksın sanki,'' dedi suçlayıcı bir şekilde. ''Gözündeki ateşi görebiliyorum.''
Sırıttım. Bu akşam orada her ne dönüyorsa bizzat bir son getirmeliydim. O kıza hem sözlerini yedirmeli, hem de Sena'ya iyi bir arkadaş olmayışının cezasını vermeliydim. Ben de mükemmel bir arkadaş olduğumu iddia etmiyordum asla, ama Selen aksini sergiliyor, ama aslında Sena'yı umursamıyordu. Bunun derdi bana kalmıştı.
''Sırf iki üç kelimeyle üstünlük tasladı diye aklınca intikam mı almaya mı gidiyorsun?''
Çisem'in öfkesini gizleyemeyerek sarf ettiği sözlerle bakışlarımı ona doğru çevirdim. Gözleri uyarı doluydu, ama görmek istemedim.
''Yok,'' dedim başımı sağa sola sallayarak ve, ''Ne işler çeviriyorsa patlatacağım, kötülüklerini durduracağım ya?'' diye sordum ve sinsice sırıtarak ekledim.
''Kendi ellerimle bir bardak soğuk su içirmeye gidiyorum.''
