''Ben, ben...''
İşittiğim sözler karşısında dudaklarımdan tek dökülenler beceriksiz bir cümle kurma girişiminden fazlası olmadı. Bir saat önceki konuşmamızın ardından beni böyle bir şeyin beklediğini biliyor, hatta tekrar bu odaya girerken aramızdaki şeyin adını koyabilmeyi umuyordum. Şimdi gerçekleşince nasıl davranacağımı bilememiştim yine de.
Bunları geçelim de, o nasıl bir teklif ya!
Duraksamalı sözlerimin ardından dudaklarımı bir gülümseme ele geçirdi. Cidden, ne güzel de anlatmıştı derdini. Bana kelebek demişti, şimdi de onun kelebeği olmamı istiyordu.
Derin bir nefes aldım. Koyu gözlerim Sarp'ın beklenti dolu bakışlarına kayarken gerçekleri, sakladıklarımı ve buraya ne için geldiğimi unutmayı seçtim. İş başkaydı, aşk başkaydı. Aramızdaki şeyin görevimle bir alakası yoktu.
O iş pek öyle değil ama olsun. Arkandayım.
Merakla bana bakan Sarp'ı daha fazla bekletmedim. Gülüşüm genişlerken başımı da hafifçe olumlu anlamda salladım ve, ''Olurum,'' dedim. ''Olayım.''
Dikkatimi ilk çeken gözlerine kadar ulaşan gülüşü oldu. Bu benim gülümsememi de mümkünmüş gibi daha da büyüttü. Öyle ki, gülüşüm yüzüme sığmayıp taşıp gidecekti sanki.
Sarp da tıpkı ben gibi başını salladı. ''Bence de.''
''Evet.''
Öylece birbirimize baktık. Ne söylemesi gerektiğini, ne yapmasının doğru olacağını bilmeyen iki beceriksiz gibiydik. Ben zaten neredeyse bir şapşala dönüşmüşken Sarp'ın da benden farklı bir yanı yok gibiydi. Görünen oydu ki, ikimiz de birbirimiz karşısında ilk kez bu kadar savunmasızdık.
''O halde sen şimdi çık,'' dedi Sarp ensesini kaşıyarak. ''Kaan'ın ne zaman odama dalacağı belli olmuyor. Az sonra yemeğe çıkarız.''
Sözlerinin sadece ilk kısmına odaklandım. Kaan bugün canımı yeterince sıkmıştı ve bu yaptıklarını onun burnundan getirmeyi iple çekiyordum. Onun canına okuma işini Çisem üzerinden gerçekleştireceğim de tahmin edilmesi zor bir şey değildi. Sinsi gülümsememi bastırdım ve bir an sadece öfkeme odaklanarak, ''Evet ya,'' diye söylendim. ''Kapı tıklatmayı öğretelim ona!''
Kontrolüm dışından gereğinden fazla asabi ve yüksek çıkan sesim Sarp'ın gülmesine neden olurken o da baş salladı. ''Öğretiriz.''
Az daha yüzüne baksam gülüşüne takılıp kalacağımı biliyordum. Bu yüzden derin bir nefes aldım ve hafif ciddi bir ifadeye bürünerek, ''Neyse,'' dedim. ''Çıkayım ben.''
''Tamam.''
Arkamı dönmüş kapıya yönelecektim ki, aklıma gelen şeyle tekrar Sarp'a döndüm. Yüzümde yine o beceriksiz gülümseme var oldu. Geri dönmüş olmam gözlerindeki meraklı parıltıları ortaya çıkarırken, ''Kahve getireyim mi?'' diye sordum kendime tam inanamıyor olsam da. Daha iki ay önce yaptığım kahveleri başından aşağıya dökmeyi hayal ederken şimdi utanmasam kahvesini kendi ellerimle içerecektim.
Sorduğum soru Sarp'ı bir kez daha gülümsetti. Bu konuda eskisinden daha cömert oluşu dikkatimden kaçmazken, ''Yorma kendini,'' dedi.
Bir aslanın miyavlayışına şahit oluyoruz sayın seyirciler.
''Yorulmam ki,'' dedim omuz silkerek. ''Siz isterseniz yaparım.''
''Sen,'' dedi Sarp.
Dilinden dökülen tek kelimeyi farklı yorumlayarak, ''Ben,'' diye destekledim. Sarp bunu anladı ve kendini biraz daha açıkladı. ''Yani siz değil sen.''
Artık sadece kafamın içinde değil, dilimde de Sarp olduğunu kendime hatırlattım ve başımı salladım. ''Sen.''
Hoşnut bir bakış attı bana. Saçlarımı kulağımın ardına sıkıştırdım ve bu kez odadan gerçekten çıkmak üzere kapıya yöneldim. ''Ben gidiyorum. Bir saat sonra çıkar mıyız ki?''
Sarp başıyla onayladı. ''Çıkarız.''
Aynı hareketi yaptım ve burada daha fazla kalmanın kalbime hem zarar, hem de yarar olmak üzere bir çelişkiye düşürdüğünün farkına vararak odadan çıktım.
Önümüzdeki bir saat bana beş saat gibi gelirken kendimi en basit işe bile veremedim. Ne Sarp'ın programını gözden geçirebildim, ne de dolaba yerleşecek dosyaları yerine koyabildim. Bunu yapmaya çalışırken bile aptal gibi sırıtıyor, durduk yere oyalana oyalana iş yapıyordum. Nihayetinde yüzümdeki sırıtışı dizginlemeyi başarmış, yerime oturabilmiştim ki, hemen başımın üstünde bir ses işittim.
''Işıl?''
Başımı kaldırarak tanıdık sesin sahibine baktım. Ciddi durmaya özen gösteren ifadenin altında gülümsemeye yer arayan bir şeylerin olduğu dikkatimden kaçmadı. Hızla yerimden kalktım ve, ''Buyurun, Sarp Bey,'' dedim.
Sarp benim aksime oldukça rahat bir tavırla ellerini ceplerine attı ve, ''Yemeğe çıkıyoruz,'' dedi.
Zaten bu konuda anlaşmış olsak bile işittiklerimi o an yadırgadım. Kolumu kaldırarak saatime baktım ve gördüğüm şeyle kaşlarımı çatarak Sarp'a döndüm. ''Daha on dakika var.''
Sözlerimle Sarp sırıtır gibi oldu. Sol tarafına doğru kaçamak bir bakış attı ve sesini hafifçe kısarak, ''Kaan'ın peşimize takılmasını ister miyiz?'' diye sordu.
İşittiklerim inanılmaz şeylermiş gibi dehşetle Sarp'a baktım. Eğer Kaan bizimle gelirse rahat rahat konuşamaz, aramızdaki yeni ilişkiyi bir adım olsun ilerletemezdik. Başımı hışımla sağa sola salladım ve, ''Hayır!'' dedim. ''Hayır!''
''Bence de,'' dedi Sarp ve başıyla önümüzdeki koridoru işaret etti. Mesajı alarak baş sallarken cep telefonumu hızla çantama atarak yanına bir de kalem ekledim. Elime de bir not defteri alarak Sarp'ın peşine takıldığımda, ''Onları ne yapacaksın?'' diye sordu elimdeki deftere bakarak.
Etrafa kaçamak bakışlar atarak, ''Kamufle oluyorum,'' diye fısıldadım. Çıktığımız yemek kesinlikle işle alakalı değildi ve ben bunu kimsenin anlamasını istemiyordum.
Sarp derin bir nefes aldı. Gözlerini hafifçe kısarak, ''Anladım,'' diye mırıldandı. Gülümsedim. Bakışlarının gülüşüme takıldığının farkına varmamlaysa birinin bunu göreceğinden endişe duyarak anında ciddi bir ifade takındım.
''Siz önden gidin.''
Sevdiğim bey buna da anlam verememiş gibi baktı bana. ''Ne?''
Yine çevremizi kolaçan ettim.
Abartma artık, Defne.
''Patronluk taslar mısınız lütfen?'' dedim huysuzca. ''Seversiniz zaten.''
Sarp bu sözlerimle sesli bir nefes aldı. Alt tarafı bir yemeğe çıkacaktık ve benim bu temkinli davranışlarım kendisinin sabrını biraz sınıyor gibiydi. Yine de doğru bildiğim yoldan şaşacak değildim. Sonunda boyun eğen Sarp oldu. ''Peki,'' dedi ve önümden yürüyerek asansöre yöneldi.
Beraberce otoparka indiğimizde hazır olan arabaya yerleşerek yola koyulmamız da uzun sürmedi. Parmaklarım dizlerimde duran not defterinin üzerinde ritim tutarken içim kıpır kıpırdı. Durmadan sırıtıyor, dakika başı Sarp'dan yana dönüyordum. En güzeli de ondan tarafa döndüğümde onun zaten bana bakıyor olduğunu görmekti.
''Nereye gideceğiz?'' diye sordum sonunda sessizliğimi bozarak. ''Hep gittiğimiz yere mi?''
''Aklımda başka bir yer vardı, ama her zamanki yeri istiyorsan...'' diyerek duraksadı Sarp. Başımı sağa sola salladım ve, ''Yok, yok,'' diye itiraz ettim. ''Aklınızdaki yere gidelim.''
Dudaklarımdan dökülen sözler Sarp'ın sesli bir nefes almasına neden oldu. Bunu bir şeylerden dolayı hoşnutsuzluk duyduğuna yorarken, ''Işıl,'' dedi.
''Hı?'' dedim biraz kaba, biraz da şaşkınlıkla.
Sarp kırmızı ışıkta durmamızla bana doğru döndü. Dudaklarında bir gülümseme oluşurken, ''Şu resmiyeti kaldırsak mı?'' diye sordu.
Aldığım soruyla dudaklarımı ısırdım. Mahcup bir şekilde başımı eğdim ve sonra masumca Sarp'a baktım. ''Alışkanlık.''
Kafanın içinde zaten Sarp diyordun. Dıştan söylemek de zor olamaz.
Sarp'a çalışan iç sesim susmak bilmezken, ''Başka türlüsüne alış o zaman,'' dedi Sarp.
''Tamam da...'' diyerek duraksadım. Elbette artık sevgilim olan kişiye bu tür bir resmiyetle yaklaşamazdım, ama her şey öyle beklenmedik gelişmişti ki. Beynimle dilim senkronize olamadan adam pat diye açılmıştı bana!
''Çok tuhaf,'' diye itiraf ettim. ''Daha bu sabah bağırıp çağırıyordunuz,'' dedim ve aklıma gelen şeyle anında düzelttim:
''Çağırıyordun.''
Sarp bu sözlerimle yüzünü ekşitti. Başını sağa sola salladı ve, ''Unutalım onu,'' dedi bu sabahki dengesizliğini kast ederek.
Kadınlar unutmaz, Sarpcığım.
Sarp'a alayla baktım. Ben de başımı sağa sola salladım ve rahatça arkama yaslanırken mırıldandım. ''Çok beklersin.''
Uzun sürmeden Sarp'ın seçtiği mekana geldik. Hava gayet güzel olsa da içeride oturmayı seçtik ve ben işimi garantiye alarak süs olsun diye yanıma aldığım not defterimi masada yanıma koymayı ihmal etmedim. Sarp bu hallerime açıkça gülerken ben de umursamazca omuz silktim. Vakit kaybetmeden siparişlerimizi verip tekrar yalnız kaldığımızda, gözlerimi bana bakmakta olan Sarp'a çevirdim. Bir şey söyleyeceğimi anlamış olacak ki, beklenti dolu gözlerle beni izliyordu.
Beceriksizce gülümsedim ve, ''Biz şimdi ne yapacağız?'' diye sordum.
Tek kaşı havalandı. ''Neyi?''
Geriye doğru yaslandım ve iki elimin de işaret parmaklarını aramızda gezdirerek, ''Bu aramızdaki şeyi,'' dedim. ''Herkese söyleyecek miyiz ki? Nasıl davranacağız biz Ferit Bey'in ve Kaan'ın yanında?''
Sarp bu sorumla derin bir nefes aldı. Oturduğu yerde omuzları dikleşirken, ''Bilmem,'' dedi rahatça. ''Kimse kötü bir şey diyecek değil. İki yetişkin insanız.''
Haklıydı. Aramızdaki ilişki kimseyi ilgilendirmezdi ve kimsenin bu konu hakkında bir yorum getirme hakkı da yoktu. Ama Kaan ve Ferit Bey gerçek kimliğimi biliyorlardı. Kaan'ı geçtim, Ferit Bey ne düşünecekti?
Senin gibi gelini bulduğu için yatsın kalksın dua etsin mesela.
''Ama ben sizin asistanınızım, Sarp Bey,'' dedim ve hemen düzelttim. ''Yani Sarp.''
Sarp benim aksime gerçekten hiçbir şeyden endişe duymuyor gibiydi. Oturduğu yerde öne doğru eğildi ve elinin masının ortasına doğru açtı. Bir avucuna bir de yüzüne baktım. Kaşlarını beni teşvik edercesine kaldırdığında iyice psikopata bağlayarak tekrar sağıma soluma baktım. Sonra hoplayan kalbime rağmen elimi Sarp'ın eline bıraktım. Konuşmak için bunu beklemiş olacak ki, sözlerime bir karşılık verdi.
''Evet. Bundan sonra bir de kız arkadaşımsın işte.''
Söylediği şeyle dudaklarımdan çocuksu bir kıkırtının kaçmasına engel olamadım. Boştaki elimle dudaklarımı örttüğümde Sarp'ın tutuşu sıkılaştı. O da gözle görülür bir şekilde keyiflenirken, ''Ne oldu?'' diye sordu. ''Hoşuna mı gitti?''
Başımı olumlu anlamda salladım. ''Biraz.''
Sarp derin bir nefes aldı. Parmağıyla elimin üzerinde gezinirken, ''Ben bunu planlamadım,'' dedi birden. Sonra hafifçe gülümsedi. ''Yani bu sabah gözümü açtığımda aklımda sana olan hislerimi anlatmak yoktu. Bir anda gelişti... Demek olması gerekiyordu.''
İşittiklerim beni gülümsetti. Çünkü bugün bana açılmış olmasının tamamen için, kalbinden gelerek gerçekleştiğine yordum bunu. Bakışları kısa bir an içeride gezindikten sonra sessiz kalarak söyleyeceklerini dinlemeye koyuldum.
''Benim kimseden bir çekinmem yok,'' diyerek kesin bir ifadeyle gözlerime baktı. ''İşlerimizi düzgünce yerine getirdiğimiz sürece bir sorun da göremiyorum. Duygularımdan da eminim. Ama eğer bir süre aramızda kalmasını istersen saygı duyarım. Az çok şirket ortamında bu durumların nasıl karşılandığını biliyorum. Şimdi diğer arkadaşların hakkında saçma sapan şeyler düşünebilirler. Rahatsızlık duymanı istemem.''
''Çarparım onların ağızlarına!''
Kontrolsüzce dudaklarımdan firar eden bu sözler Sarp'ın bana kısa bir yadırgamayla bakmasına neden oldu. Bakışları etrafımızda gezindi. Dudakları usul usul bir gülümsemeye kucak açarken, ''Çarparsın,'' diyerek destekleyici bir şekilde başını salladı. ''Senin incinmenden çok onların dillerinin kopmasından endişe etmeliyim sanırım. Değil mi?''
Mahcup bir şekilde baş sallarken oturduğum yerde git gide küçülüyormuş gibi hissediyordum. Şu dilime hakim olmayı hiç başaracak mıydım acaba? Sesli bir iç çektim ve başımı salladım. ''Kontrolümü kaybedebiliyorum,'' diyerek kendimi savundum. Sonra yerimde huzursuzca kıpırdandım. Benim aksime Sarp'ın kimseden bir şey gizlemek istemediğini anlamıştım, bunu ben de istemezdim. Ama en azından şu duruma alışıp, Ferit Bey'in benimle konuşmak istemesi durumunda ona ne anlatacağımı çözene kadar bu aramızda kalmalıydı.
''Bir süre kimseye söylemeyelim,'' diyerek aklımdan geçenleri özetlmeye koyuldum. ''En azından kendimiz bu duruma alışana dek,'' dedim ve güldüm. ''Size, yani sana sadece adınla hitap etmeyi öğrenene kadar mesela.''
Bu sözüm Sarp'ı da gülümsetti. ''O biraz zor. Herkesin yanında yine Sarp Bey olacaksam eğer.''
Haklı olduğunun bilincinde olarak seslice ofladım ve arkama yaslandım. İşler iyice karışıyordu ve ben bu karmaşanın bir gün ayaklarıma dolanacağından korkmuyor değildim.
Bir saat sonra şirkete geri dönmüştük. Yemeğimizin ardından birlikte çay içmiş, bu süreçte okul yıllarımızdan konuşmuştuk. Sarp'ın mezun oluşunu, işlerin başına geçişini ondan dinlemiştim. Onu dinlemek öyle güzeldi ki, kendime hakim olamasam şimdi tekrar odasına dalacak ve bana herhangi bir şey anlatmasını isteyecektim.
Kız sen ne oldun öyle.
Ama Sarp'ın sözleri bunu yapmama engel oldu. İşlerimizi aksatmadığımız müddetçe aramızdaki ilişkinin bir sorun olmadığını söylemişti. Bu yüzden burada oturmalı, ne Sarp'ın işine mani olmalı, ne de kendi işimi aksatmamalıydım.
Yine de yerime duramadım. Sarp'ın yanına gitme konusunda elim kolum bağlı olsa da hızla telefonuma sarılarak Çisem'in adına dokundum. Telefonu kulağıma yerleştirdiğimde o birkaç çalış bile bana sonsuzluk gibi geldi. Hattın diğer ucunda bir kpırdı hissettiğimde arkadaşımın bir şey söylemesine fırsat tanımadan, ''Çisem?'' dedim sorarcasına.
''Defne?''
''Çisem neler oldu bir bilsen.''
''Ne oldu?'' diye sordu Çisem meraklı bir tonda. Bakışlarım hızla etrafı kontrol ederken, ''İş çıkışı dayıma uğrayacaktım,'' dedim. ''Sonra birlikte sana gidelim mi?''
''İyi olur aslında,'' dedi arkadaşım. ''Ben de kalırsın.''
Bu teklifi tam da ihtiyacım olan şeyi aklıma düşürürken Çisem göremese bile gülümsedim. Başımı salladım ve ifademin aydınlandığını hissettim. ''Süper.''
Teklifini kabul etmem Çisem'in de hoşuna gitmiş olacak ki, ''Görüşürüz o zaman,'' diye şakıdı.
''Görüşürüz,'' diyerek aramayı sonlandırdım.
Elimdeki telefonu çalışma masamın üzerine bırakarak geriye doğru yaslandım. Çıkışta dayımın yanına uğramalı ve Sarp'ın kalbiyle yakından ilgilenmeyi daha sonraya erteleyerek güvenliğine odaklı çalışmaya devam etmeliydim. Dirseklerimi masama, çenemi de ellerime yaslamış bir şekilde günün devamı için kendime bir plan yapmakla meşguldüm ki, gözlerimin önünde sallanan ellerle geriye doğru atılarak karşımdaki adama baktım. Gördüğüm yüz beynimin içerisinde güzel düşünceler çağrıştırmazken Kaan'a kaşlarımı çatarak baktım. Gece güne gözlerimi yummadan mutlaka Kaan'ın başına örecek bir çorap da bulmalıydım.
Melek yüzlü şeytan.
''Bize iki çay getirsene güzellik.''
Kaan'ın bakışlarıma aldırmadan sarf ettiği bu sözler o an için onu gözümün önündeki yerin dibinden göklere kadar çıkardı. Zira içeri iki çay götürmek, Sarp'ın yanına girmek için bir bahane demekti. Bunun bilincinde olarak hızla yerimden kalktım. ''Hemen geliyorum.''
Karşımdaki adam bana her zamanki alaylı bakışlarını yolladı. O ağır adımlarla kuzeninin odasına doğru ilerlerken ben de hızla mutfağa doğru koştum. Yeni demlendiği belli olan çaydan iki tane hazırlayarak tepsilere yerleştirdim ve bunca zamandır hiç hissetmediğim bir motivasyonla Sarp'ın odasına doğru ilerledim. Burada geçirdiğim zaman boyunca edindiğim tecrübeler sayesinde bir elimle tepsiyi tutup diğer elimle kapıyı tıklatarak Sarp'ın sesini işitmeyi bekledim. Duymak için heyecanlandığım ses kulaklarımı doldurduğunda kapıyı aralayarak içeri girdim.
Kaan oldukça rahat bir şekilde koltuğa yayılarak telefonuyla meşgul olurken Sarp bakışlarını bana doğru çevirdi. Beni görmesiyle bakışları parlarken, ''Bize çay mı getirdin?'' diye sordu.
Adam bir zamanlar başını kaldırmaya tenezzül etmiyordu. Güzel yonttun, Defne.
''Yontarlar böyle,'' diye mırıldandım kendi kendime. Sonra Sarp'a doğru gülümsedim ve, ''Evet,'' diyerek ona doğru ilerledim. Bir yandan da sorgulamadan edemiyordum. Bana hep mi böyle güzel bakmıştı? Yoksa aramızdakinin adını koymadığımız için hep saklamış mıydı?
''Afiyet olsun,'' dedim Sarp'ın çayını önüne bırakırken. Sonra Kaan'a doğru yönelerek onun da çayını sehpaya bırakıp doğruldum. Gözlerim tekrar Sarp'a bakmak için fırsat kollarken gereksiz ses kulaklarımdan içeri hücum etti.
''Bana olmasın mı?''
Kaan'ın sorusuyla gözlerimi dilediğim yönün aksine çevirdim. Yapmacık bir şekilde gülümsedim ve, ''Olsun,'' dedim dişlerimin arasında. Sonra gözlerim Sarp'ı buldu. İfadem yumuşarken, ''Başka bir isteğiniz var mı?'' diye sordum.
Sarp bu sorumla başını sağa sola salladı ve, ''Yok,'' dedi. Eliyle Kaan'ın karşısındaki koltuğu işaret ederek, ''Sen de otur istersen not alman gereken bir şey olur,'' diye eklediğinde elbette bu fırsatı kaçırmayarak hemen atladım.
''Tabii ki.''
Boş koltuğa yerleşerek elimdeki tepsiyi sehpaya bıraktığım sırada Kaan'ın bakışları da Sarp ve benim aramda gelip gitmeye başladı. Afallamış bir şekilde kuzenine bakarak arkasına yaslandı ve, ''Hafta sonuna plan yapalım diye geldim,'' dedi. ''Neyi not alacak?''
Kaan'ın haklı sözlerine hiç takılmadan kendi derdime odaklandım. ''İşimi yapmam sizi niye bu kadar rahatsız ediyor, Kaan Bey?''
Karşımdaki adam bana şaşkınca baktı. Duyduklarına pek bir anlam yükleyemediği belliydi. Bir kez daha bakışlarını ikimiz arasında gezdirdi. Sarp'dan herhangi bir karşılık gelmeyince başını belli belirsiz salladı ve çayına uzandı. ''Sizde bir haller var ya. Hadi neyse.''
Kaan'ın mırıltılarına karşı sadece boş boş yüzüne baktım. Bir kez daha Sarp'a doğru dönecektim ki, her anımızı mahvetmeye yeminli gibi davranan Kaan yine uslu duramadı:
''Kağıt kalemsiz nereye not ediyorsun sen?''
''Sana ne!''
Sarp'ın ani yükselişini hiç yadırgamayıp, aksine bu tavrını haklı bulurken ellerimi dizlerime vurarak oturduğum yerden kalktım. Bakışlarımı Sarp'a döndürerek, ''Ben gidip not defterimi alayım, Sarp Bey,'' dedim. Sonra alıngan ve bir o kadar da ters bakışlarımı Kaan'a çevirdim. O ise Sarp'ın yükselen sesiyle ürkmüş gibi geriye doğru yaslanmışi benim son sözlerimin üzerineyse iyice şaşırmış gibiydi. Garipseyen gözlerle bir Sarp'a bir bana baktı. Gözleri benim üzerimde dinlenirken, ''Ha bizim hafta sonu planlarımızı not defterine mi not edeceksin?'' diye sordu. ''Günlüğüne de yaz bari.''
Kaan'ın bu davranışlarımızdan işkillendiği, ama bir yandan da neye yoracağını bilemediği halinden belliydi.
Tilki Kaan'ı bile ne hallere düşürdünüz.
''Üstüne gitmesene kızın. İşini yapıyor.''
Sarp'ın koruyucu sözleriyle ona doğru gülümsedim. O da bana döndüğünde, ''Geliyorum hemen,'' diyerek hızla odasından çıktım. Ardımdan kapattığım kapıyla birkaç adım ötedeki masama doğru ilerliyordum ki, çalışma masamdan uzaklaşan kişiyi görmemle adımlarımı hızlandırdım. Masanın köşesinde bulduğum kutuya bir bakış attım. Üzerindeki nota bakılırsa Sarp'a bırakılmıştı.
''Kimden ki bu?'' diye seslendim arkasını dönerek büyük adımlarla uzaklaşan kişinin ardından. Ama adam aldırmadı. ''Bakar mısınız?''
Adam arkasını dönmedi. Bir kez daha, ''Pardon,'' diye seslenerek dönmesini bekledim, ama o bunu yapmadı. Hızla telefonumu elime aldım ve kutuyu tekrar yerine bırakarak büyük adımlarla adamın peşinden gitmeye koyuldum.
Bekle, Sarp. Şu adamı bir yakalasın dönecek geri.
Bu, bana kaderimin bir oyunu olmalıydı. Beni nihayet bulduğuna inandığım şansın, el sallayarak yakınımdan uzaklaşması demek olmalıydı. Hayat, bana burada neden bulunduğumu hatırlatmak istemiş olmalıydı.