Hastaneye girişimiz olaylıydı. Sarp sanki kendi bacaklarım yokmuş gibi bana yardımcı olmaya çalışıyor, bir yandan beni daha fazla incitmemeye gayret ediyor, ama aynı zamanda telaşlı hareketlerle beni yoruyordu. Nihayetinde yarama müdahale edilmesi için bir odaya alındığımda Sarp da tüm ısrarlara rağmen yanımda kaldı. Bana sürekli sakin kalmamı söylüyordu, ama asıl sakinleşmesi gereken kendiydi. En azından dakikalar önce durum bu şekildeydi. Zira şu an o ilacını almış gibi sakin, bense vücudumun her bir yanına kızgın demirler değdiriliyormuş gibi huzursuzdum.
Sarp sağlam kolumun elini sıkıca kavramış, başımı da bedenine yaslamıştı. Başım şu an Sarp'ın göğsüne dayalı bir vaziyette elini tutuyordum!
Kimse senden sakin kalmanı bekleyemez. Dağıl kızım.
''Yara derin değil,'' dedi genç doktor.
Sarp bununla ikna olmamış gibi, ''Ama o zaman neden bu kadar kan akıyor?'' diye sordu.
Genç kadın Sarp'a doğru gülümsedi. Ama bu gülümsemenin gerçek olmadığını anlamak için süper zeka olmaya gerek yoktu. Sarp'ın sürekli araya girip bir şeyleri eleştirmesi artık benim de canımı sıkmaya başlarken, ''Sarp Bey?'' dedim sorarcasına.
Anında ilgisini bana verdi. ''Söyle.''
''Doktor Hanımı bıraksak da işini mi yapsa? Sonuçta onca sene okuyan o değil mi? Eminim ne yaptığını çok iyi biliyordur.''
Sözlerim genç doktorun bana minnetle bakmasına neden oldu. Sarp'a bahşettiği gülüşün aksine bana sunduğu gülümseme gerçekti. Aynı şekilde karşılık verdim ve, ''Kusura bakmayın,'' dedim.
Kadın sesli bir iç çekti. Yaramın üzerinde son bir işlem yaptı ve doğrularak, ''Estağfurullah,'' dedi. ''Erkek arkadaşınızın sizin için endişelenmesi gayet normal.''
Ağzından bal damlayanlarda bugün.
Doktorun sözleriyle Sarp'ın bedeninin kasılışını hissettim. Gözlerim işittiklerimle fal taşı gibi açılırken, ''O benim erkek arkadaşım değil ki,'' diye itiraz ettim. ''Patronum.''
Kadın bu sözlerimle gülecek gibi oldu. İmalı bakışları bir yüzümde, bir de başımın Sarp'ın göğsüne yaslı olduğu tablonun genelinde gezindikten sonra başını salladı. Bu manzara karşısında Sarp'a resmiyetle hitap etmemin de pek etkisi yoktu sanırım.
''Allah herkese sizinki gibi bir patron versin o halde,'' dedi doktor. Sonra daha içten bir şekilde gülümseyerek ekledi:
''Hemşire Hanım geri kalanıyla ilgilenecek. Geçmiş olsun.''
Genç doktorun odayı terk etmesiyle somurtarak arkasından baktım. İşi gücü yokmuş gibi sevgili olduğumuzu iddia ediyor, bir de itiraz ettiğimde ikna olmuyordu.
Kene gibi adama yapışırsan öyle olur tabii.
İçimdeki ses sayesinde içerisinde bulunduğum durum bir kez daha aklıma gelirken bıkkın bir nefes aldım. Sarp'dan ayrılmalıydım. Ama istemiyordum ki!
Tekrar sesli bir nefes çektim içime. Gözlerimi yumdum ve başımı Sarp'dan uzaklaştırdım. Sıkıca birbirine kenetlenmiş ellerimizi de çözdüm ve bu hareketim Sarp'ın bir adım gerilemesine neden olurken bozuntuya vermemeye çalıştım. Resmen rahatım bozulmuştu oysa.
''Ağrın var mı?''
Sarp'ın bilmem kaçıncı kez sorduğu soruyla başımı ona doğru çevirdim. Gözlerimi devirmemek için üstün bir çaba sarf etmem gerekiyordu. Zira bozuk plak gibi aynı soruyu sorup durmasına bakılırsa ya gerçekten endişelenmişti, ya da kelime dağarcığı pek geniş değildi.
Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirdim ve, ''Biraz sızlıyor o kadar,'' diye yanıtladın sorusunu. Cevabımın ardından yüzünden anlık bir öfke dalgası geçti. Koyu gözleri hızla çeşitli duygular arasında gelip giderken seçebildiğim en baskın duygular suçluluk ve öfkeydi. Başını belli belirsiz salladı ve, ''Hep benim yüzümden,'' dedi birden.
Bunu neden söylediğini bilsem de tek kaşımı soru sorarcasına kaldırdım. Ben tüm bunların neden başımıza geldiğini zaten biliyordum. Peki o biliyor muydu? Aylar öncesine kadar kabul etmediği, hafife aldığı gerçeklere şimdi inanıyor muydu?
Merakımı gidermeyi umarak, ''Sizinle ne alakası var ki?'' diye sordum hiçbir şeyden haberim yokmuşçasına.
Koyu harekeri kısa bir anlığına beni, sonra yaralı kolumu buldu. Bakışları tekrar yüzüme dönerken, ''Elbette beni takip ediyorlardı,'' dedi.
Öyle olduğunu biliyordum. Ama kendisinin buna neden inandığını bilmek istiyordum. Hedefinde olduğu tehlikeyi reddettiği için devreye girmiştim ve şimdi üzerine oynanan oyunların farkına olup olmadığını anlamak istiyordum.
''Niye bu kadar eminsiniz?''
Sorduğum soru bu kez sıkıntılı bir nefes almasına neden oldu. Oturduğu sandalyede öne doğru eğildi ve, ''Bir takım karışık durumlar vardı,'' diyerek geçiştirici bir cevap verdi.
Yine bilgisizi oynadım. ''Ne gibi?''
Birkaç saniye düşünür gibi oldu. Anlatmakla anlatmamak arasında gelip gidiyor gibi bir hali vardı. Sonuç olarak kararı olumsuz olmuş olacak ki, hafifçe gülümseyerek, ''Boşver,'' dedi. Tekrar koluma bir bakış attı ve, ''İyisin değil mi?'' diye sordu bir kez daha.
Bu kez rahat duramadım ve, ''Aslında son nefeslerimi veriyorum,'' dedim alayla. ''Ama size belli etmemeye çalışıyorum.''
Dalgalı sözlerim Sarp'ın hoşuna gitmedi. Bakışları ters bir hal alırken gülümsedim. ''Gayet iyiyim,'' dedim ve dudaklarımdan küçük bir kıkırtı firar ederken ekledim. ''Hem bu ne ki ya? Ben ne yaralar aldım sizin haberiniz yok.''
Sözlerim Sarp'ın kaşlarını çatmasına neden oldu. ''Nasıl yani?''
Kırdığım potun farkına vararak. ''Yani ben çok şımarık bir çocuktum,'' diye doğaçladım. ''Yani tam bir çocuktum. Ağaç tepelerinden inmezdim, koşup dururdum yerlere düşerdim, dizlerim paramparça olurdu falan.''
Sözlerim üzerine bana anlık bir şüpheyle baktı. Sonra sözlerim aklına yatmış gibi başını belli belirsiz salladı.
''Işılcım!''
İşittiğim sesle bakışlarımı açık olan kapıya çevirdim. Kaşlarım duyduğum sesin tanıdıklığıyla çatılırken endişeli gözlerle bana bakarak içeri giren Ceyda Hanım ve Ferit Bey'i gördüm. Hemen ardındasa Kaan içeri girmişti.
''Ceyda Hanım,'' diye mırıldandım şaşkınca. Meraklı gözlerimi Sarp'a çevirdim. Ailesine ne ara haber ettiğini sorguladığımı anlamış bir şekilde mahcupça baktı.
''Çok geçmiş olsun,'' dedi Ceyda Hanım. Yanıma yaklaşarak saçlarımı okşadı. ''İyi misin kuzum?''
Bu samimiyetin nereden geldiğini bilemedim. Ama bunu karşımdaki kadının anaçlığını vererek rahatsız olmadım. Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve, ''İyiyim,'' dedim, ''Teşekkür ederim.''
Hemen ardından gözlerim bana mahcup gözlerle bakan Ferit Bey'i buldu. Başıma gelen şeyden kendisini sorumlu tutmasını istemeyerek ona doğru genişçe gülümsedim. O ise bunu anlamış gibi beceriksizce gülümsememe karşılık verdi. ''Geçmiş olsun, kızım.''
''Sağ olun.''
''İyisiniz değil mi?''
Kaan'ın sorusuyla bakışlarım onu buldu. Sarp ile ikimize yönelik sorduğu soruya Sarp'ın cevabı onaylayıcı bir baş sallayış olurken ben, ''Evet,'' dedim.
''Ah güzel kızım, oğlumun hayatını kurtardın.''
Ceyda Hanım'ın sesi kulaklarımı doldurduğunda beceriksiz bir şekilde gülümsedim. Hayır, Sarp'ın hayatını kurtardığıma değil, ikimizin de hayatlarını kurtardığıma, bunu sırf Sarp için değil, aynı zamanda kendim için de yaptığıma inanmalılardı.
Gergin bir şekilde Ferit Bey'e baktığımda eşinin omuzlarını kavradı ve, ''Ceyda,'' dedi. ''Yorma kızı.''
Bundan yorulacak olmasam bile ses etmedim. Sessizliğimden faydalanarak Sarp araya girdi. ''Gerçekten de hayatımı kurtardın, Işıl,'' diyerek duraksadı. Zihninde bir şeyler dönüyormuş gibi gözlerini kıstı ve, ''Takip edildiğimizi nasıl anladın,'' diye sordu.
Yutkunacak gibi oldum, ama kendimi ele vermemek adına bundan kaçındım. Derin bir nefes aldım ve gülümsemeye çalışırken uyduracak bir şeyler aradım. Oysa şu an kendimi çıkmaz sokağa girmiş çaresiz bir kaçak gibi hissediyordum. Ya da uçurumun sonundaydım.
''Şey,'' dedim. ''Aksiyon filmleri. Ben çok severim. Oradan kaptım.''
Sözlerimin ardından umutla Sarp'a baktım. Yüzünde tek kas oynamamış şüpheli gözlerle bana bakmayı sürdürüyordu. Bu kez gözlerim Kaan'a dönerken başını olumsuz anlamda salladı. Sarp'ı benden iyi tanıyordu ve bu hareketiyle bana Sarp'ın duyduklarıyla ikna olmadığını göstermişti.
Yardım istercesine Ferit Bey'e baktım. O ise bu çağrıma kayıtsız kalmayarak, ''Sarp,'' dedi.
''Efendim, baba.''
''Oğlum sen Işıl'ın işlemlerini hallet,'' dedi Ferit Bey ve içeri giren hemşireyi işaret etti. ''Hemşire Hanım da işini bitirdikten sonra çıkalım.''
Ferit Bey'in ortaya attığı şey beni en azından şu dakika için kurtarır, Sarp'ın aklını başka bir şeyle meşgul ederdi. Bu yüzden buna sıkıca tutundum ve, ''Evet, Sarp Bey,'' dedim. ''Lütfen. Çantamı da alabilirsiniz.''
Sarp başını salladı. Yine de aklını kurcalayan şeyleri zihninden defedemediği ifadesinden okunuyordu. Bugün beni zorlamaz, günün geri kalanını evde geçirmeme müsaade ederdi. Ama yarına kadar kesinlikle bugünki davranışlarıma mantıklı birer açıklama bulmalıydım.
''Sen aşağıda bekle. Biz geliriz.''
Ferit Bey'in sözleri ardından Sarp odayı terk etti. Ona minnetle baktım. Hemşire bir yandan kolumla ilgilenirken, Ceyda Hanım da endişeli gözlerle bana bakmayı sürdürüyordu.
Gelinine zarar gelsin istemiyor tabii kadın.
''Ailene haber ettin mi, Işıl?''
Ceyda Hanım'ın sorusuyla başımı sağa sola salladım. ''Yok, telaşlanırlar şimdi. Eve gittiğimde açıklarım.''
Karşımdaki kadın başını anlayışla salladı. Gülümsediğinde gülümsedim ve Ferit Bey'in Kaan'a bir bakış attığını yakaladım. Kaan, amcasının mesajını alarak baş salladı ve sonra, ''Yengeciğim,'' dedi. ''Hadi biz de inelim. Sanırım hemşire hanım da işini tamamlamak üzere.''
Kolumla ilgilenen hemşire sevecen bir gülümsemeyle baş salladı ve, ''Son dokunuşlar,'' dedi. Ceyda Hanım bununla ikna olmuş bir şekilde dışarı çıkarken, Kaan da ona eşlik etti. Ferit Bey'in benimle yalnız kalmak istemesini anlamam zor olmamıştı. Gözlerimi ona çevirdiğimde, ''Çok özür dilerim, kızım,'' dedi.
Onun kendisini suçlu hissetmesi yersizdi. Ben gerçekten daha ciddi yaralar da almıştım. Sık rastlanan bir durum değildi, kendimizi koruma konusunda cidden iyiydik, ama bir şeyin olacağı varsa oluyordu ve ben bu yola girmeden evvel zaten bunları göze almıştım.
Gülümsedim. ''Özür dilemenizi gerektiren bir şey yok ki,'' dedim. ''Bunlar işimin tatsız yanları işte. Her şeyin bir olumsuz yanı oluyor.''
Senin gibi aksiyondan zevk alan biri için bu yara tuz biber olmalı.
İç sesimin sözlerine yanıt olarak sırıttım. Ferit Bey mahcupça gülümsedi. Hemşire geçmiş olsun dileyerek çıkabileceğimi söyleyerek odayı terk etti. Biz ise bir süre daha orada kaldık.
''Yeri geldiğinde oğlum için canını ortaya koyacağını biliyordum, ama sana bir zarar geldiğinde bunun beni bu kadar etkileyeceğini tahmin edememiştim.''
Kayınbaba da tamam.
İşittiklerim kalbimi ısıttı. Geride bıraktığımız zamanda hepimiz kaynaşmıştık. Başta ne kadar karşı koysam da, şimdi görevim sona erse, Ferit Bey'i, Kaan'ı ve en önemlisi de Sarp'ı bırakacağım için çok üzülürdüm. Hatta Sarp'ı artık nasıl bırakabilirdim, hayatından nasıl çıkardım bilmiyordum bile.
Tekrar gülümsedim. Ama bu kez zorlandım. Derin bir nefes aldım ve, ''Benim için endişe etmeyin,'' dedim. ''Bu oldukça nadir olan bir şey. Arabaya ateş ettiler ve kırılan cam kolumu kesti o kadar.''
Bundan ikna olmamış gibi başını sağa sola salladı. Gülümsüyordu, ama gözlerinde farklı bir ifade vardı. ''Gözlerinde görüyorum, Işıl,'' dedi. ''Daha büyük bir tehlike olsa kendini Sarp'ın önüne atmakta bir saniye olsun tereddüt etmezsin.''
Kendimi ele verebilirdim, ama kormadım ve başımı düşünmeden sağa sola salladım. ''Etmem.''
Ferit Bey de baş salladı. ''O de etmez,'' dedi ve kısık bir kahkaha attı. ''Sanırım oğlumu koruma planım bu noktada ters tepti.''
Sözlerini anlamayarak kaşlarımı çattım.
Anlasan şaşarım zaten.
Bir telefon sesi odayı doldurdu. Ferit Bey cebinden telefonunu çıkardı ve ekrana bir bakış attı. Sonra ekranı bana doğru çevirerek, ''Yolda haber etmiştim,'' dedi mahcupça. ''Dayını da endişelendirdim.''
Ekranda dayımın adını görmemle derin bir nefes aldım. Son zamanlarda görev esnasında yara almamıştım ve bunun uzun bir süre sonra olması onu endişelendirmiş olmalıydı. Ben aldığım hiçbir yaradan şikayetçi olmazdım, zira bu yola kendim girmiştim. Ama dayım bu noktada ben kadar rahat değildi.
''Hadi konuş da içi rahatlasın.''
Ferit Bey'in bana uzattığı telefonu kavrayarak aramayı yanıtladım.
''Alo,'' dedi dayım. ''Ferit? Defne iyi mi?''
Endişe dolu sesi kalbimi hoplattı, ama bir yandan sırıtmadan da edemedim. Sesime yüklenen alayı geri tutamadım ve, ''İyi değilim dayı,'' dedim. ''Öldüm ben. Helvam irmikli olsun.''
''Defne?''
''Dayı?''
''Defne!'' diyerek sesini yükseltti bu kez dayım. Yüzümü ekşiterek telefonu hafifçe kulağımdan uzaklaştırdım. Ferit Bey soru soran gözlerle bana bakarken, ''Birbirimizi çok severiz, ama ilişkimiz biraz böyle,'' dedim.
Karşımdaki adam sırıttı. Anladığını belli edercesine baş salladığından telefonu tekrar kulağıma yanaştırarak, ''İyiyim dayıcığım,'' dedim daha ciddi bir tonda. ''Küçük bir kaza sadece. Gelince anlatayım.''
''Bir şeyin yok değil mi?''
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. ''Dayı alt tarafı cam kolumu kesti. Geçen sene bacağıma yediğim kurşunu nasıl unuttun?''
Ferit Bey bu sözlerle iyice yadırgayan gözlerle baktı bana. Ona doğru yatıştırıcı bir şekilde gülümsedim ve bacağımı işaret ederek fısıldadım. ''Bir şey kalmadı çok şükür. Turp gibiyim maşallah.''
Dayımı her şeyin yolunda olduğuna ikna ettim ve akşam zaten her şeyi konuşacağımızı garantileyerek aramayı sonlandırdım. Ferit Bey'e telefonunu geri verdikten sonra bacaklarımı yataktan sarkıtarak doğruldum.
''Yavaş ol, Işıl,'' diye buyurdu Ferit Bey babacan bir tonda. Ona doğru sırıttım ve başparmağımı kaldırdım.
''İyiyim iyiyim.''
Beraberce asansöre binerek aşağıya indik. Ceyda Hanım bana defalarca geçmiş olsun dileklerini iletti. Ferit Bey ise istersem tüm hafta şirkete uğramam gerekmediğini söyledi. Bunu reddettim. Zira o kadar vahim bir halde değildim.
Bu insanlar çok çıtkırıldımlar, Defne.
''Aynen öyle.''
''Ne öyle?''
Sesli düşündüğümü anlayarak yanımda oturan Sarp'a baktım. Ferit Bey ve Ceyda Hanım'dan ayrılmış, eve gidiyorduk. Direksiyonda olan Kaan durumu anlayarak küçük bir kahkaha attığında buna aldırmayarak, ''Bu ne böyle,'' diyerek yüzümü buruşturdum. Kolumdaki sargıyı işaret ettim ve, ''Şimdi bir süre bunu saklamakla uğraşıcam,'' dedim.
''Üzerine çiçek böcek boyarız, kıyafetlerine uyar,'' dedi Kaan.
''İstemem.''
''Babamın dediği gibi, bir süre şirkete uğramak zorunda değilsin.''
Sarp'ın dudaklarından dökülenlerle ona baktım. Yüzümdeki bıkkın ifadeyi saklayamadım ve, ''Yarın işimin başında olacağım, Sarp Bey,'' dedim. ''Buna engel olamazsınız. Kapıları kapasanız camdan girerim.''
İşittikleriyle sırıttı. Gözleri yine şüpheyle kısıldı ve, ''Ona ne şüphe,'' dedi. ''Gördüğüm kızlardan baya farklısın.''
Ses tonundaki ima dikkatimden kaçmadı. Sorguluyordu. Ciddi anlamda hareketlerimi sorguluyordu. Bunu kökünden çözecek bahaneyi birden üretemezdim. Bu yüzden zaman kazanmayı seçtim ve başımı yorgun bir şekilde geriye doğru atarken, ''İçimdeki feministi uyandırmayın,'' dedim.
''Ne oldu?''
Sarp sözlerimden ziyade hareketime odaklanmış gibiydi. İstediğim zaten bu olduğu için gözlerimi yumdum. ''Uykum geldi galiba,'' dedim. Yanımdaki adam etrafına baktı. ''Evine az kaldı. Evde uyursun.''
''Uyusun kardeşim, ne olacak? Sen yatağına kadar taşırsın.''
Kaan'ın sözleriyle ona ters bir bakış attım. Bu imalardan bir türlü vazgeçmiyordu. Sarp da bundan rahatsız bir şekilde, ''Kaan,'' dedi uyarıcı bir tonda. Bu elbette Kaan'ı durdurmak için yeterli olmadı. Dikiz aynasından bize doğru gıcık bir bakış attı ve, ''Tamam,'' dedi. ''Ben taşırım. Uyu sen, Işıl.''
''Uyuma, Işıl!''
Sarp'ın itiraz dolu sesiyle ona yadırgayan gözlerle baktım. ''Uyumam, Sarp Bey tamam.''
Sözlerimi yanlış anlamış olacak ki birden bakışları yumuşadı. ''Uyumak istiyorsan uyu. Yani kan kaybettin eğer yorulduysan...''
Sarp sözlerini devam ettirdi. Ama iç sesim araya girerek onu dinlememe mani oldu.
Kan kaybetmişmişmiş. Aman öldü!
''Hayır. Uyumayacağım.''
''Tamam uyu,'' dedi Sarp bir kez daha. Yine dengesizliğini takınmış, nasıl davranacağını bilmez gibiydi. Ben daha ne olduğunu anlamadan kolunu omuzuma attı ve beni göğsüne doğru çekti.
Yok artık.
''Yok artık!'' dedi Kaan iç sesimle aynı anda.
''Kes!''
''Kes!''
Bu sözler dudaklarımdan Sarp ile aynı anda firar etti. Tek fark, o bunu Kaan'a, bense iç sesime hitaben söyledim.
''Sarp Bey, ne yapıyorsunuz?''
''Başını geriye atarak rahat edemezsin.''
Haklı olduğunu biliyordum. Bunu geçtim, diğer şekilde uyuyarak rahat edecek olsam bile kesinlikle Sarp'a yakın olarak uyumayı seçerdim. Ama ne yazık ki bu gerçekten fazla abartıya kaçacaktı. Kalp atışlarım hızlandı. Ben ona karşı ne hissettiğimi biliyordum, ama bugünki davranışlarına bakılırsa o da gerçekten bana karşı boş olamazdı. O halde neden söylemiyordu?
Sen neden söylemiyorsun?
''Ben uyumayayım,'' diyerek tutuşundan kurtulmaya çalıştım.
''Uyu,'' diye buyurdu.
Tanıştığımızdan beri yaşadığımız değişim takdir edilesiydi. Ben onun kahvesini bile yapmaya karşı geliyorken, şimdi her isteğini neredeyse tek kelime şikayet etmeden yapacak haldeydim. O ise bana çalışmaktan başka bir şey emretmezken, şimdi uyumamı buyuruyordu!
''Uyumayayım.''
Tekrar doğrulmaya çalıştım ve tekrar engel oldu. Güç kullansam elinden kurtulabilirdim, ama bu sadece şüphesini körüklerdi. En korkuncu da, şüphelendiğini bilmeme rağmen, tam olarak neden şüphelendiğini bilmememdi. Adam ona zarar vermeye çalışanın ben olduğumu bile düşünebilirdi.
Aklıma başka bir yol geldi. Yüzümü oyuncu bir şekilde buruşturdum ve, ''Aa,'' diye inledim acıyla. ''Kolum, kolum!''
Sarp anında beni serbest bıraktı. ''Affedersin,'' dedi. ''İyi misin?''
Zoraki davranışlarından dolayı şimdiki telaşı beni pek ilgilendirmedi. Yine abartmış olmasını kullanarak ardındaki bir noktaya transa girmiş gibi baktım. ''Görüyorum.''
Bana şaşkınca baktı. Elleri yine çenemi kavradı. Bunu gerçekten sıkça yapıyordu.
''Neyi?''
Sesli bir iç çektim ve elimi baktığım noktaya doğru uzattım. ''Sonsuz ışığı.''
Kaan'ın kahkahası arabayı doldurdu. Sarp ise bana doğru ters bir bakış attı. Endişesinin yersiz olduğunu bu davranışlarımla anlarken tekrar kendi koltuğuna yaslandı ve kravatını düzeltti. Bakışlarıyla bana bakmaktan kaçınarak pencereye doğru döndü. Birkaç saniye sessiz kalarak başını belli belirsiz salladı ve sonra gözlerini bana çevirdi. ''Sen cidden başkasın.''
Bunu açıklanmamış bir iltifat olarak da görebilirdim, ama içimdeki Defne bu sözleri bir tehdit olarak algılıyordu. Sarp'ın kıstığı gözleriyle buna bir kanıttı. Yine de bozuntuya vermedim ve gülümsemeye devam ettim. Oysa zihnimin içerisinde çoktan yarın Sarp'a sunacağım açıklamaları aramaya başlamıştım bile.
Dakikalar sonra evimin önüne ulaştık. Toparlandım ve çantamı sağlam olan tarafıma astım. Arabanın kapısını uzandım ve, ''Çok teşekkür ederim, Sarp Bey,'' dedim. Sonra gülümseyerek bir bakış da Kaan'a attım. ''Kaan Bey, size de teşekkürler.''
Kaan sırıtarak göz kırptı. Bakışlarım son kez Sarp'ı buldu. Hiçbir şey demedi. Bunu iyiye yormadım, ama daha fazla orada kalıp sorgulamadım da. ''İyi günler,'' diyerek arabadan indim. Üstümü başımı düzelttiğim sırada arabanın açılıp kapanan sesini duymamla Sarp'ı görmem bir oldu.
''Öne mi geçeceksiniz?'' diye sordum. Sarp bana kısa bir bakış attı. Sonra güneşten kısılan gözleriyle yan tarafımzda kalan evimize baktı. Gözleri bir kez daha bana dönerken başını sağa sola salladı.
''Hayır,'' dedi Sarp. ''Eminim ailen kızlarının başına bu işi açan adamı görmek isterler.''
İşittiklerim zihnimin tehlike çanlarını harekete geçirirken, ''Sizinle ne alakası var, Sarp Bey,'' dedim.
''Var var,'' diyerek baş salladı. ''Her şeyin benimle alakası var.''
Başımı eğerek yutkundum. Sonra tekrar Sarp'a baktım. Kaan da bu noktada zamanlamayı tutturdu ve arabadan indi. Gerçek miydi yoksa rol mü yapıyordu bilemedim ama, ''Sarp,'' dedi. ''Gitmiyor muyuz kardeşim?''
Sarp, kuzeninin bu sorusuyla başını sağa sola salladı. Gözlerini bana çevirdi ve dudaklarına açıksa sinsi bir gülümseme yayılırken ikimize hitaben yanıtladı.
''Gitmiyoruz. Eğer müsaitlerse Işıl Hanım'ın ailesiyle tanışmanın zamanı geldi.''
