İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 38 · 12 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 38

Bölüm 38

Farkına vardığım şeyle gözlerimi dikiz aynasından çekmek neredeyse imkansız olurken derin bir nefes aldım. Düşünmeliydim. Hem de oldukça hızlı düşünmeliydim. Sahte kimliğimi tehlikeye atmadan Sarp'ı bu durumdan kurtarmalı ve bu durumun üstesinden gelmeliydim. Yanımda Sarp varken çıkıp adamlarla kavga edemezdim. Bir şekilde onları atlatmam şarttı.

Gözlerimi bir kez daha dikiz aynasına çevirdim. Ardımızdaki aracın plakasını aklıma tuttum ve sonra tekrar sesli bir nefes aldım. Göz ucuyla Sarp'a kısa bir bakış atarak, ''Sarp Bey?'' dedim.

Başını bana doğru çevirme gereği duymadan, ''Evet?'' diye mırıldandı.

''Şantiyeye gitmesek mi?''

Sorum Sarp'ın bakışlarını bana çevirmesine neden oldu. Gözlerim yol, ayna ve Sarp üzerinde sıra sıra gezinirken o da bedenini bana doğru çevirdi ve, ''Güzel fikir,'' dedi başını sallayarak. ''Çek ilk lunaparka da balerine binelim.''

Alay ettiğini biliyordum. Ama yine de umuduma tutundum. ''Gerçekten mi?''

Lunapark istiyorum desen kabul eder bence. Tekrar dene.

İç sesimin dediğini neredeyse yapacaktım ki, Sarp'ın asabi sesi buna mani oldu. ''Tabii ki hayır,'' diye söylendi Sarp. ''Saçmalama, Işıl. İşten kaytarma.''

Her şeyi işe bağlaması gözlerimi devirmeme neden oldu. Sanki insanların hayatlarının merkezinde işleri varmış gibi yapacakları ve niyetlendikleri her şeyi işe bağlamak zorunda mıydı?

Sarp'ı vazgeçiremeyeceğimi biliyor olsam da ikna etme çabalarıma devam ettim. En azından onu oyalayarak yolu uzatabilir, adamların harekete geçmek yerine sadece boş boş bizi takip etmelerini sağlayabilirdim.

''Ama Sarp Bey,'' dedim mızmız bir tonda. ''Bugün hava rüzgarlı. Şimdi şantiyede kum toprak, gözümüze kaçar,'' diye ekledim ve sonra mümkün olduğunca ayaklarıma baktım. ''Ayakkabılarım batar. Yeni aldım.''

Sözlerim Sarp'ın gözlerini bir kez daha bana çevirmesine neden oldu. Gözlerindeki şaşkınlık dikkatimden kaçmazken o da olabildiğince ayaklarıma ve sonra tekrar yüzüme baktı. Bakışlarında anlam veremeyen bir ifade vardı. Aylardır benim saçma davranışlarıma alışamamış gibi neredeyse hayretle bakıyordu bana. Nihayetinde yüzünü ekşitti ve, ''Bana ne senin ayakkabından,'' diye homurdandı.

Dudaklarımı birbirine bastırarak ona alıngan bir şekilde baktım.

Haklısın. Kelebek demeyi biliyordu ama!

Dikiz aynasına bakarak adamların peşimizden gelmeyi sürdürdüğünü gördüm ve, ''Siz bugün yine çok terssiniz,'' dedim Sarp'a doğru.

''Eee?'' diye mırıldandı alayla.

Sesli bir nefes aldım. Birkaç saniye sessiz kaldım ve bir yandan Sarp'ı oyalamak için, bir yandan da içimi dökme amacıyla, ''Ayıp ya,'' dedim kınayıcı bir tonda. ''Düğüne götürdünüz beni, geleyim diye gönlümü aldınız.''

''Eee?'' dedi Sarp bir kez daha. Şimdi oturduğu yerde bedenini iyice bana doğru çevirmişti. Gözlerim üzerinde olmasa bile, onun hayret dolu ve meraklı bakışlarının bende olduğunu hissedebiliyordum.

Dikiz aynasına tekrar bir bakış attım ve, ''Ee sonra yine aynı tas aynı hamam,'' dedim suçlayıcı bir tonda. Dikkatinin ben de olduğundan emin olarak başka bir yola girdim ve, ''Ben de artık iyi geçineceğiz sanıyordum,'' diye ekledim ve gözlerimi kısarak suçlamalarıma devam ettim:

''Meğer siz sadece köprüyü geçene kadar ayıya dayı demişsiniz.'' Duraksadım ve sesimi huysuz bir tonda yükselttim. ''Sayenizde ayı da oldum dayı da!''

Yanımdaki adam birkaç saniye sessiz kaldı. Bu sessizliği merakımı körüklerken bakışlarımı kısaca yüzüne çevirdim. Sarp bana hayretle, hatta açık bir şaşkınlıkla bakıyordu.

Gerçekleri duymak hoşuna gitmedi demek.

İç sesimin tripli sözleri, Sarp'ın değişken ruh halinin beni bilinçaltıma kadar etkilediğinin kanıtı olurken, Sarp da girdiği transtan çıkmış gibiydi.

''Sen ne saçmalıyorsun ya?'' diye sordu ve daha ciddi bir tonda ekledi. ''Sen benim derdimin ne olduğunu ne biliyorsun?''

Bakışlarımı yüzüne çevirdim. Ciddi yüz ifadesi aradığımı gözlerinde bulacağımı haykırırken bakışlarım koyu harelerine kaydı. Gözlerinde adını koyamadığım o ifade vardı. Ama aynı zamanda yeni bir his misafirlik ediyordu oraya. Çaresizlik miydi o?

Buna takılmayı sonraya erteledim ve asıl meseleye odaklandım. Dikiz aynasındaki sapıkları gözümden ayırmadım ve, ''Bilemem,'' diyerek huysuzca ouz silktim. ''Ben sizin derdinizi siz söylemediğiniz müddetçe bilemem. Ha kokusunu almamı bekliyorsanız o ayrı,'' diye ekledim ve sonra düşünceli bir şekilde gözlerimi kısarak, ''Durun,'' dedim.

Ellerim direksiyonu sıkıca kavrarken kendi kendime havayı kokluyormuş gibi hareketler yaptım. Nihayetinde bir sonuca varamamış gibi başımı sağa sola salladım ve omuzlarımı dikleştirdim. ''Yok alamadım kokusunu.''

Bakışlarımı Sarp'a çevirdim. Adam bu hallerime alışamamış gibi, karşısında hortlak varmışçasına bakıyordu bana. Bir yerde haklıydı belki de. Kendimi kaybettiğim anlara istem dışı şahit olmuş olsa da, böyle dozu arttırılmış bir deliliğimi ilk kez görüyordu.

''Sen ne saçmalıyorsun?'' diye sordu Sarp kelimelere özel birer baskı uygulayarak. Parmaklarıyla burun kemerini sıktı ve sonra tekrar arkasına yaslandı. Sesi daha katı bir tona bürünürken etrafına bakındı ve, ''Hem nereye gidiyorsun sen?'' diye sordu. ''Yanlış yol.''

Farkına vardığı şeyi bozuntuya vermedim. ''Diğer yol kapalı.''

''Değil.''

Her şeyden haberdar olması canımı sıkarken yüzümü ekşittim. ''Ne biliyorsunuz ya?''

Bu karşı gelişlerim ve açıklamasız davranışlarım artık iyice canını sıkmış olacak ki, ''Işıl!'' dedi Sarp uyarıcı bir şekilde. Göz ucuyula ona baktığımda ekledi. ''Delirtme beni. Şantiyeye gidiyoruz.''

Ben inattım. Ama Sarp da az değildi. Ben diretsem o da diretecekti. Tek avantajım direksiyonda olmamdı ve bu önceliğini faydasını yolu değiştirerek kullanmıştım. Sarp'ın sözünü dinleyerek şantiyeye gittiğim takdirde arabadan inecek ve arkadaki adamlar için açık hedef haline gelecektik. Silahlı olup olmadıklarını bilmiyordum ve buradan seçebildiğim kadarıyla üç kişilerdi. Şantiyenin önünde onlarla çatışmaya giremezdim. Hem kimliğim ortaya çıkardı, hem de tek başıma oradaki tüm insanları koruyamazdım. Benim gücümün de sınırları vardı. Sarp biraz daha diretirse mecburen takip edildiğimizi söylemek zorunda kalacaktım.

Ona doğru bir bakış attım ve farkına vardığım şeyle kaşlarımı çattım. ''Emniyet kemerinizi bağlamamışsınız,'' dedim. ''Bağlayın.''

Sarp bu sözlerimle bir üzerine bir de bana baktı. Sonra dudaklarından alaylı bir tıslama firar etti. ''Kazaya gerek yok,'' dedi alaylı tavrı sesine de bulaşırken. ''Sayende öteki tarafa gideceğim zaten.''

''Şantiyeye gidecektik hani?'' dedim boş bir espri girişiminde bulunarak.

Sarp elbette yemedi. ''Işıl!''

Somurttum. ''Tamam ya.''

Patronum olacak olan sevdiğim dengesiz bey bıkkın bir nefes aldı. Kaçamak bir bakış atarak başını geriye doğru yasladığını gördüm. Gözlerini kısmış, sakin kalmaya çabaladığını görmek içimde bir yerleri harekete geçirirken sessizce ofladım.

Kıyamıyorsun değil mi?

Kıyamıyordum. Onu böyle çileden çıkaran ben olmak istemiyordum. Bunun üstesinden gelebilmek içinse tüm bu yaptıklarımı, onun bana yaptığı dengesizliklere sayıyordum.

''Oyalama beni. Geri dön çabuk.''

Sarp'ın sözlerini duymazdan geldim. ''Emniyet kemeri.''

Gözlerini araladı. Onun birçok kez sinirlendiğine şahit olsam da, bu kez boyut atlayan öfkesinin hedefindeydim. ''Delireceğim!''

''Emniyet kemerinizi bağlamalısınız, Sarp Bey.''

Bakışlarını bana çevirdi. Dişlerini birbirine bastırıyor olması dikkatimden kaçmazken, ''Hâlâ kemer diyor,'' diye söylendi.

''Sarp Bey!'' dedim ben de sert bir tonda.

Daha çok sinirlenmiş gibi, ''Ne var?'' dedi.

Derin bir nefes aldım. Dikiz aynasına baktım ve bakışlarımı tekrar yola çevirdim. Sarp'ın beklenti dolu gözlerini üzerimde hissederken hızla karar vermeliydim. Fazla seçeneğimse kalmamıştı. Uslu durmasını istiyorsam açık olmalıydım.

Tekrar sesli bir nefes aldım ve, ''Takip ediliyoruz,'' dedim, ''Hız yapacağım.''

''Ne?'' dedi Sarp inanmayan bir tonda. Başını belli belirsiz salladı ve bakışlarını pencereden dışarı çevirdi. Rahatlığına bakılırsa sözlerime inanmamıştı.

''Üzerimde güç kullanmalar, hız yapmalar,'' diye hatırlattı ve sonra alaylı bir şekilde ekledi. ''Sen son zamanlarda fazla aksiyon filmi izledin galiba.''

''Ne aksiyon filmi ya?'' diye mırıldandım kendi kendime. ''Benim hayatım aksiyon!''

''Ne?''

''Boşverin,'' diyerek arkadaki adamlara baktım ve inatla direttim. ''Emniyet kemeri.''

Sarp bu uyarımı duymazdan geldi. Bu beni çileden çıkarırken direksiyonun hakimiyetini kaybetmeyeceğimden emin oldum ve hızlı bir hareketle Sarp'ın üzerinden eğilerek kemerini kavradım. Araç kısa bir saniyeliğine sarsılsada hızla doğruldum ve elime geçen ilk fırsatta Sarp'ın kemerini taktım.

Hayret dolu gözlerle bu hareketlerimi izlerken, ''Kaza yapacağız,'' dedi.

''Ne yaptığımı biliyorum ben.''

İşin sonunda kaza yapacak mıydık, yapsak sağ çıkacak mıydık bilmiyordum. Ama günün sonunda sağ salim eve ulaştığımız takdirde, Sarp'ın hakkımda bazı şeyleri sorgulamaya başlayacağı kesindi.

En azından adamı duvara yapıştırmayaydın iyiydi.

İçimdeki sese hak vermeden edemedim. Bugün yeterince dikkat çekici hareketler sergilemiştim. Yarından itibaren kesinlikle örnek asistan halime bürünmeliydim.

Sarp'ın en azından emniyet kemeri sayesinde güvenceye alındığından emin olarak dikiz aynasına tekrar baktım. Trafiğin müsaade ettiği kadar hızımı arttırdım ve başka bir yola girdim.

Bunu fark eden Sarp'ın sesini işitmem uzun sürmedi. ''Işıl!''

Tam bir karşılık verecektim ki, gürültülü bir patlama sesi kulaklarımızı doldurdu. Ardımızdaki adamların silahlı olduklarını böylece öğrenmiş olurken, yanımda Sarp varken büyük bir işe girişemeyeceğimin de farkındaydım. Ah ben yalnız olacaktım neler yapardım!

Sarp hayretle etrafına bakınırken elimle arkayı işaret ettim. ''Alın işte.''

''Bize miydi o?''

''Yok, dedeme!'' diye söylendim. Ateş sesi takip edildiğimizin kanıtı olurken Sarp'ın gerilen yüz ifadesi dikkatimden kaçmadı. ''Sakin olun halledeceğim ben,'' dedim.

Kendi için değil senin için endişe ediyor kesin.

Çok ihtiyacım vardı sanki!

Sarp bakışlarını bana çevirdi. Gözleri bir arka cam, bir de benim aramda gelip giderken, ''Nasıl halledeceksin?'' diye sordu hafif bir alayla.

''Ederim ben,'' dedim kendimden emin bir şekilde. Neleri idare ettiğimden zerre haberi yoktu bu adamın. Huzursuzca yerinde kıpırdandığını görmemle bir çözüm bulmaya çalıştığını da anladım.

''Ne yapmayı düşünüyorsunuz, Allah aşkına?'' diye sordum gizleyemediğim bir alayla. ''İsterseniz çekeyim sağa siz geçin direksiyona. Geçemeden işinizi bitirirler o ayrı.''

Git gide yükselen sesimin sonradan farkına vardım. Sarp bunu korktuğuma yormuş olacak ki, ciddi bir hale büründü. Eli nazikçe kolumu kavradı ve, ''Tamam sakin ol,'' dedi güven verici bir tonda. Dokunuşu bile yanımda olduğunu, bana bir şey olmasına izin vermeyeceğini hatırlatır türdendi. Oysa bilmiyordu ki, o rol aslında bana aitti.

Çok masum ya.

''Şu arabaları solla. Araya birkaç engel girsin.''

Sarp'ın verdiği akılla, ''Bana yardımcı olmak istiyorsanız susun,'' dedim. O an için beni güçsüz görmesi canımı sıkmıştı.

Sarp bir karşılık veremeden bir el ateş sesi daha işittim. Sanırım bagaj kapağını delmişlerdi. Adamların bu vakitte, şehirin ortasında böyle bir şeye kalkışmaları beni şaşırtırken içimdeki öfkenin kabardığının da farkındaydım. Tekrar ateş etmeleri yangına körük oldu.

''Sarp Bey, başınızı eğin.''

''Sen ne olacaksın?''

Beni düşünüyor olmasını akşam başımı yastığa koyunca bol bol hatırlayacak, aklıma geldikçe gülümseyerek saçlarımla oynayacaktım. Sarp'ı kurtarabilirsem bunu gerçekten yapacaktım!

''Bunlar iyice gözü karartmışlar,'' diye söylendim kendimden geçmiş gibi. ''Gündüz vakti İstanbul'un ortasında ne bu be? Şerefsizler!''

''Ne?'' dedi Sarp şaşkınca. Duydum, ama idrak edemedim.

''Şeytan diyor çek sağa ağız burun dal.''

''Ne?''

Öfkeyle dişlerimi birbirine bastırdım ve camdan uzatılarak bizi hedef alan silaha baktım. Sesli düşünmemeyse engel olamıyordum. ''Anca o elinizdekine güvenin zaten. Sizi bir elime geçireyim var ya...''

''Işıl?''

Artık üstüme alındığım ismimi işitmemle başımı Sarp'a çevirerek, ''Ha?'' dedim kabaca.

Bana anlamlandıramayan gözlerle baktı ve, ''İyi misin sen?'' diye sordu.

Adam bir günde Işıl'dan fazla Defne gördü. Sindiremedi tabii.

''Çok iyiyim,'' diyerek gülümsedim. ''Her gün peşimde ateş eden adamlar oluyor. Alışkınım.''

Alışık sayılırsın.

Alaylı sözlerimde bol miktar gerçeklik payı olsa da, Sarp bunu elbette bilmiyordu. Bana tersçe baktı ve, ''Şu halde bile dalga geçiyorsun,'' diye söylendi.

''Ağlayayım mı?'' diye karşılık verdim. Yanlış damarıma basmamış olsa bile anın verdiği gerginlikle farklı algılayarak, ''Bana baksanıza siz,'' diyerek kendimi işaret ettim. ''Ben böyle bir durumda ağlayıp zırlayacak bir kıza mı benziyorum?''

Bir kez daha ateş ettiler. Sarp ensemden yakalayarak başımı eğdi. Kendi canından çok benimkinin derdine düşmesi kalbimi hoplatırken, benden ziyade kendini koruması gerektiğini de biliyordum. Ama bunu ona nasıl anlatabilirdim ki?

''Benzemiyorsun. Ama...''

Bir patlama sesi daha Sarp'ın cümlesini tamamlamasına izin vermedi. Sarp'ın cümlesini tamamlayamamış olması, bunun sorumlusunun da arkadaki manyak olması beni sinirlendirirken, ''Hayvana bak,'' diye söylendim. ''O mermiler elbet bitecek. Göreceksin oğlum sen. Bela olacağım sana.''

Defne'yi pistten alalım.

Nefes alışverişlerim sıklaşırken bakışlarımın da git gide karanlık bir hal aldıklarının farkındaydım. Peşimizdeki adamlar kimler ise iyice gözlerini karartmışlardı. Sarp'a ilk zarar verme girişimleri değildi bu, ama Sarp kendisi buna ilk kez şahit oluyordu. Son aylarda üzerine ne oyun oynanırsa oynansın, onun haberi olmadan engel olabilmiştim. Bu defa adamlar olmayacak bir anda yakalamışlardı bizi.

Sarp'ın sinirli gülüşünü işittim. Yeterince gerilmişti. Bir şey demedim ve yola odaklanmaya devam ettim.

Birkaç dakika boyunca sakince yol kat edebildik. Biraz daha diretirsem adamlar pes edeceklerdi. Bundan emindim. Zira artık trafik de kalabalıklaşmak üzereydi ve keyiflerine göre at koşturamayacaklardı. Ateş etmeye cesaret etmeleri bile anlam veremediğim bir şeydi. Derken bir kez daha ateş ettiler. Yol ayrımına yaklaştığım sırada arka cam parçalara ayrıldı. Kolum ve omuzumun arasında bir acı hissettim, ama aldırmadım. Dikkatimi yoldan çıkıp peşimizden ayrılan adamlar çekmişti.

Adamların pes ettiğini anlamamla arabayı müsait bir noktada kenara çektim. Arka camı bilerek kırmışlardı. Bu bir nevi uyarıydı. Şimdilik peşimizi bırakıyorlardı, ama devamı gelecekti. Ne zaman ve nerede olacağıysa onlara kalmıştı.

''Ne oldu şimdi?'' dedi Sarp soru soran bir tonda. Oturduğu yerde kıpırdanıyor, sinirle soluyordu.

''Muhtemelen yakalayamayacak olduğunu anladı.''

Sarp bu sözlerimi tartarcasına düşünceli bir hale büründü. Bakışlarıysa yüzümde geziniyordu. Sonra gözleri başka bir noktaya kaydı. O an yüzünde türlü türlü his meydana geldi. Şaşkınlık, endişe, telaş ve bol miktar öfke.

''Işıl,'' dedi öfkeyle nefes alırken.

Adamların bu cesaretine sinirlendiğini düşünerek, ''Efendim?'' dedim sorarcasına.

Hızla koluma doğru atıldı. Ama bana dokunmadı. Bundan çekiniyor oluşu, onu şirkette azarlamış olmam değildi, değil mi?

''Yaralanmışsın.''

İşittiğim şeyle gözlerini takip ederek baktığı yere baktım. Az evvel acı hissettiğim noktadan süzülen kanı görmemle yüzümü ekşittim. Dudaklarımdan bir şaşkınlık nidası firar ederken, ''İyi misin?'' diye sordu Sarp.

''İyiyim ben,'' dedim gayet rahat bir tonda. ''Neredeyse hissetmedim bile.''

Sarp ise benim aksime hiç rahat görünmüyordu. Ellerini yumruk haline getirerek öfkeyle kapıya geçirdi ve hızla arabadan indi. Büyük adımlarla arabanın önünde dolanarak kapımı açtı ve, ''İn hemen, in,'' dedi. Bir yandan sağlam kolumu kavramış, inmemi sağlıyordu. Şaşkın gözlerim, onun endişe ve öfkeyle harmanlanmış bakışlarıyla buluştuğunda, ''Hastaneye götüreceğim seni,'' diye ekledi.

Kurşun yarası değildi. Muhtemelen kırılan cam parçalarından biri koluma doğru sıçramış orada bir yara açmıştı. Orta halli yaraya kısa bir bakış attım ve sonra Sarp'a dönerek başımı olumlu anlamda salladım. Kanamanın hafifçe devam etmesini fark etmemle, ''Koltuklar kan olacak şimdi ya,'' diye söylendim.

Düşündüğü şeye bak.

Sarp bana inanamayan gözlerle baktı. ''Ciddi olamazsın.''

''İyiyim ben,'' dedim sadece. Sarp ise belimi kavramış, sanki iki adım atamayacakmışım gibi beni az evvel kalktığı koltuğa doğru yönlendiriyordu.

''Korkma hastaneye gideceğiz şimdi.''

Aman çok korkuyordu zaten!

İyi olduğumu biliyor ve hissediyordum. Bu yaranın bana zarar vermeyeceğinin de gayet farkındaydım. Durumu dramatize eden tek kişi Sarp'dı. Bu hoşuma gitse de gülme isteğimi bastırdım ve sesime acı çeken bir ifade yükleyerek, ''Ölecek miyim?'' diye sordum.

''Tabii ki hayır,'' dedi Sarp ciddiyetle. Sonra yaptığım şeyin farkına varmış olacak ki, ''Dalga mı geçiyorsun sen?'' diye sordu tek kaşını kaldırarak.

''Tabii ki hayır.''

Sarp'ın gereksiz yardımıyla şoför koltuğunun yanındaki koltuğa yerleştim. Sanki kendim yapamıyormuşum gibi bu kez o benim emniyet kemerimi bağladı ve doğrularak, ''Acıyor mu?'' diye sordu.

Başta yaşadığım heyecandan dolayı acı kendini pek belli etmese de, artık daha belirgindi. Başımı olumlu anlamda salladım ve, ''Biraz,'' diye itiraf ettim.

Sarp yumruğunu tekrar kapıya geçirdi. ''Güçleri anca sana yetti!'' diyerek öfkeyle söylendi ve sonra sanki iki saniye önce öfkeden deliye dönen kendisi değilmiş gibi avuçlarını yanaklarıma yasladı.

Kolumdaki acı uçtu gitti. Acıyı düşünecek halim kalmadı. İşittiğim tek şey birkaç saniye için kalp atışlarım olurken Sarp'ın bunu işitmemesi için dua ettim. O ise tek eliyle saçlarımı okşarcasına geriye atarak, ''Tamam, güzelim,'' dedi güven veren bir tonda. ''Sakin kal. Hastaneye yetiştireceğim seni.''

Güzelin mi gerçekten?

Sonra beni bir boşluğun içine atarak doğruldu ve kapımı kapadı. O şoför koltuğuna geçmeye hazırlanırken yutkundum. Ben şimdi kolumdaki acıya mı yanacaktım, yoksa Sarp'ın endişesine, az evvel ki hareketine ve sözlerine mi takılı kalacaktım?

Sakin kal demişti de, ben nasıl sakin olacaktım?

Bölüm sonu

7 yorum