İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 37 · 12 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 37

Bölüm 37

Keyifli okumalar *_*

*

Şaşkınca bana bakan gözler ve içimde ucu bucağı olmayan bir öfke. Şu saniyenin özeti buydu.

Sarp'ı ne ara yakalayıp duvarla arama almıştım bilmiyordum. Kendimi öyle kaybetmiş, davranışlarından öyle rahatsız olmuştum ki, ne yaptığımı henüz anca idrak ediyordum.

Kadınların gururusun sen kız.

Delici gözlerim Sarp'ın hayretle dolup taşmış bakışlarını süzerken duruşumu değiştirmemiş, kendime engel olamadığım bir şekilde onu kıskaç altında tutmaya devam ediyordum. Sanki onu bıraktığım anda tekrar koluma yapışıp beni sürükleyecekmiş gibi.

Sarp şaşkınca gözlerime bakmayı sürdürdü. İçimdeki öfke varlığını korurken sarf ettiğim güç nedeniyle de nefes alışverişlerim sıklaştı.

''Işıl,'' dedi Sarp sesini tekrar bulmuş gibi. Gözleri aşağılara doğru kayarak mümkün olduğunca bedenine bastırdığım koluma baktı. ''Ne yapıyorsun?''

Dudaklarımdan alaylı bir tıslama firar etti. ''Asıl siz ne yapıyorsunuz?'' diye sordum tersçe. ''O kadar bırakmanızı söyledim, değil mi?''

Karşımdaki adamın bakışları değişmedi. Afallamış hali varlığını koruyordu. Birkaç saniye ne diyeceğini düşünürmüş gibi sessiz kaldı. Kaşları çatılıp gözleri kısılırken, ''Sen nasıl yaptın bunu?'' diye sordu bu defa.

İyi öfkelendin, güzel öfkelendin de, ayıkla şimdi pirincin taşını.

Yutkunacak gibi oldum, ama kaçındım. En ufak bir hareketim Sarp'ın şüphelerini üzerime çekebilirdi. Bir şeyleri yeterince ele vermiştim zaten ve daha fazlasına kesinlikle gerek yoktu.

Hafifçe omuz silktim ve, ''Yaptım işte,'' diyerek geçiştirmeye çalıştım.

Sarp beni dikkatli gözlerle süzmeye devam etti. Kaşları mümkünmüş gibi daha çok çatılırken, ''Işıl?'' dedi sorarcasına.

Bu kez aldırmadım. Hep kendi amacıma ulaşmak adına, hem de konuyu değiştirmek için ben de kaşlarımı çattım ve, ''Bir daha öyle zorba hareketler yapacak mısınız?'' diye sordum. Sarp ise hareketleriyle sözlerimi bağdaştıramıyormuş gibi hayretle bana bakmaya devam etti. Ondan bir yanıt gelmeyeceğini anladığımda, ''Yapmayın, tamam mı?'' diye ekledim.

Birkaç saniye sessiz kaldı. İşittiklerini tartarmış gibi bir hali vardı. Sonra dudaklarından alaylı bir tıslama firar etti. Göğsü kolumun altında inip kalkarken, ''Ne yapacaksın?'' diye sordu alayla. ''Bir dahakine de kafamı mı koparacaksın?''

İşittiklerimden ziyade bunları dile getirirkenki dalgacı hali hoşuma gitmedi. Sarp'ı gözümde nasıl bir yere koyduğumu bilmiyordum, ama anlaşılan onu öyle yüksek mertebelemiştim ki, şimdi bu davranışları beni rahatsız ediyor, sözlerini ve tavrını ona yakıştıramıyordum.

Gözüne değil kalbine koydun, ondandır.

Bu kez alayla gülme sırası bendeydi. Benim tarafımdan duvara sıkıştırılmış ve şu an hareket hakkı yine ben tarafından kısıtlanmış bir adama göre fazlasıyla kendinden emin konuşuyordu. İstese tek hareketimle kafasını kıracağımdan habersizdi!

Kıyamazsın ki, kıyamazsın ki.

İç sesim haklıydı. Kıyamazdım. Kıyamıyorsam da adam edektim. Başımı hafifçe yana doğru eğdim ve, ''Kafanızı değil,'' dedim. ''Ama bana dokunan elinizi kırabilirim mesela.''

Yavaş ol, Defne.

Gözlerinden değişik bir ifade geçti. Bir an için pişmanlık gördüğümü sandım. Ama o his herneymiş ise anında oradan yok oldu. Hâlâ hangi sebepten dolayı Sarp'ı serbest bırakmıyordum bilmiyorum, ama o da haline alışmış gibi tek itirazda bulunuyordu. Konumundan kurtulmak yerine, neden bu halde olduğunu sorgulamaktan başlamıştı.

''Bak sen,'' dedi Sarp, yine o canımı sıkan alaylı tonda. Buna bir an önce son vermeliydi, zira bende onu bu sözlere pişman edecek potansiyel bolca mevcuttu. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve öfkem yumruğumda birleşirken sahte bir gülüşle Sarp'a baktım.

Ne hallere düştünüz siz böyle ya.

''Beni kışkırtmayı hiç istemezsiniz, Sarp Bey.''

Bana dikkatlice baktı. Yüzlerimizin yakınlığından olsa gerek, birbirimizin gözlerinden başka bir yere bakamıyorduk. Sarp başını bir şeyleri anlamış gibi salladı ve, ''Tamam sakin ol,'' dedi. Ses tonuna asabi bir tını hakim olurken ekledi. ''O kadar rahatsız olduysan dokunmam bir daha.''

Konuyu farklı yorumlamıştı. Bunun anlamamla onu serbest bırakmadan hafifçe geriledim ve küçük bir şaşkınlıkla yüzüne baktım. Derin bir nefes aldım ve kendimi açıklama gereği duydum.

''Beni rahatsız eden kolumu tutmuş olmanız değil,'' dedim açıkça ve ciddiyete büründüm. ''Bunu yapma şekliniz. Beni tutup sürüklemeniz.''

Duraksadım. Sözlerimin hepsini anlasın istiyor, yaptığının yanlış olduğunun farkına varsın istiyordum. Benim tanıdığım Sarp, ya da en azından zihnimin içerisinde çizdiğim Sarp bu değildi. Böyle olmamalıydı. İşittiklerini idrak etmiş olmasını umduktan sonra kısılan sesime mani olamadan ekledim.

''Güzellikle sorsaydınız ben size elimi de verirdim.''

Sarp tıpkı az evvel bana da olduğu gibi duraksadı. Koyu harelerinden bir afallama geçti. Ben ise fazla konuştuğumu düşünerek istem dışı gözlerimi kaçırdım.

Kıskaçım altındaki adam kıpırdandı. Kolunun havalandığını hissettim. Hissettim ve kıpırdamasına izin verdim. İstemesem parmağını dahi kıpırdatamazdı. Eli çenemi nazikçe kavradı. Bunu sıkça yaptığını o an idrak ettim. Ona bakmadığımda, ama bakmamı istediğinde bunu söylemiyor, kendi işini kendi halledermiş gibi çenemi kavrayıp başımı kendisine çeviriyordu.

İçindeki gıcık dışarı çıkıpta gözlerini kapatmana neden olmasa bari.

Gözlerimi kapatır mıydım bilmem, ama koyu harelerimi devirmek istediğim kesindi. Bakışlarım kaçınılmaz bir şekilde Sarp'ın gözlerini bulduğunda gördüğüm umut parıltıları şaşırmama neden oldu. Bakışlarında değişik şeyler vardı.

''Verir miydin gerçekten elini,'' diye sordu Sarp.

Nefesim daraldı sanki. İçime büyük bir nefes çekme hissiyle yanıp tutuştum. Ama yapamadım. Heyecandan bayılan insanlar bir yana, heyecandan boğulan ilk insan olarak tarihe geçebilirdim o an.

Yine de Sarp'ın bir cevabı hakettiğini düşündüm ve başımı mümkün olduğunca salladım. Korkusuzca gözlerine bakmaya devam etti. ''Evet.''

Şu an resmen sana evlenme teklifi etti ve sen de kabul ettin.

İçimdeki sesin tuhaflıklarına kulak veremeden kulağımın odağı bir başka ses oldu. Sarp'ın kapısı tıklatıldı, ama kendisi bir yanıt veremeden ve ben onu serbest bırakamadan kapı aralandı. Şaşkın ve bir o kadar da meraklı bakışlarımız aralanan kapıdan içeri giren kişiye dönerken, odaya ayak basan Kaan'ın da bizi görmesiyle aynı ifadeye bürünmesi bir oldu.

Dudakları önce şaşkınlıkla aralandı. Sonra kısa bir saniyeliğine kaşlarını çatarak havalandırdı. Dudaklarından bir, ''Oha,'' firar ettikran sonra başını belli belirsiz salladı. ''Maşallah.''

Son sözü kaşlarımı çatıp sönen öfkemi körüklerken ellerini teslim edercesine kaldırıp kapıyı işaret etti. ''Gideyim ben.''

''Gitme,'' diye bağırdım. Gözlerim kocaman açılırken ekledim. ''Yin. Gitmeyin, Kaan Bey.''

''Saçmalama gel şuraya!'' dedi Sarp hemen ardımdan.

Kaan ikimize de garipseyen gözlerle baktı. Sonra başını salladı ve bize doğru adımlayarak elleriyle işaret etti. ''Geleyim de, ee siz de yani...''

Bakışlarımı Sarp'a çevirdim. Ciddi anlamda son on dakikadır aynı pozisyondaydık. Sanki Sarp azılı bir katildi de, onu serbest bırakmasam derdimi anlatamayacaktım. Ne diye bırakmıyordum ki adamı?

Sarp'a doğru mahcup bir bakış attım ve yavaşça ellerimi ondan uzaklaştırarak geriye doğru birkaç adım attım. Gözlerimi tekrar yüzüne doğru kaldırdığımda, bana şüpheli gözlerle bakıyor oluşu dikkatimden kaçmadı.

''Ne yapıyorsunuz siz?''

Kaan'ın sorusuyla başımı ona doğru çevirdim. Ben kendisine sadece ters bakışlar atmakla yetinirken, ''Ne yapıyor olabiliriz?'' diye sordu Sarp asabi bir tonda.

Kaan ikimize de birer bakış attı. ''Bilmek ister misiniz?''

''Hayır.''

Sarp ile aynı anda dudaklarımızdan dökülen bu tek kelime Kaan'ı gözle görülür bir şekilde eğlenirirken, Sarp da bana doğru döndü. Bakışlarını üzerimde hissetmemle ona baktım. Gözleri tekrar kısılırken, ''Sen anlat bakayım,'' dedi küçük bir çocukla konuşurmuş gibi. ''Nereden biliyorsun sen böyle hareketleri? Nasıl yapabildin?''

Umursamazca ve rahat görünmeye özen göstererek, ''Biliyorum,'' diye geçiştirmeye çalıştım. Ama Sarp elbette bununla ikna olup geri adım atacak değildi. Bakışlarındaki merak artarken, ''O kadar güç nereden geliyor?'' diyerek yeni bir soru daha attı ortaya.

''Geliyor işte,'' dedim omuz silkerek. ''Güçlü bir kızım ben.''

Sarp başını salladı ve, ''Onu kanıtladın,'' dedi alayla. ''Nasıl yaptın?''

Dövüş dersi mi istiyor? Neden sorup duruyor ki?

Bıkkın bir nefes aldım ve abarttığını belli etmek istercesine, ''Boş anınıza denk geldi, Sarp Bey,'' diye açıklamaya çalıştım. ''Ben de kızdığım için haliyle ekstra bir güç geldi bana.''

Sarp bu yanıtla da yetinecek değildi. Sessiz kaldı, ama bakışları beni bir itirafa zorlayacak nitelikteydi. Öyle bir bakıyordu ki bana, elinde olsa beynimi delip geçecek, içeride olup bitenleri okuyacaktı sanki. Az dirayetsiz bir insan olsam çoktan dökülmüştüm.

Karşımdaki adamın yakamı bırakmayacağını anlamamla Kaan'a doğru kaçamak bir bakış atmaya çalıştım, ama Sarp'ın dikkatli bakışları altında bu hem çok zordu, hem de başarsam bile üzerime daha çok şüphe çekecekti. Neyse ki Kaan olaya el atması gerektiğini kendiliğinden anladı ve, ''Kızcağızın gücünü küçük görmeyi bırak da amcamın yanına git,'' dedi. ''Yanından geliyorum. Bir şey görüşmek istiyor seninle.''

Sarp'ın gözleri üzerimden ayrılarak Kaan'ı bulduğunda ben de fırsattan istifade minnetle Kaan'a baktım. İmalı bakışıyla teşekkürümü kabul etti ve Sarp'a döndü.

''Tamam,'' dedi Sarp ve kapıya yöneldi. Bana son bir bakış atarak, ''Seni tekrar sorguya çekeceğim,'' dediğinde imdatıma bir kez daha Kaan yetişti. ''Abartma be.''

Sarp, kuzenine ters bir bakış attı sonrasındaysa tek kelime daha etmeden odasını terk etti. Kapanan kapı ve Sarp'ın geride bıraktığı boşlukla rahat bir nefes aldım. Kontrolümü bir an kaybetmem nelere yol açabilirdi, ya da daha nelere yol açacaktı bilmiyordum. Zira Sarp bu işin peşini bıracak gibi değildi.

Patronun olacak adamı ne hale soktun. Elbette bırakmaz.

''Işılcığım.''

Dalgın bakışlarım kapanan kapıdan ayrılmazken, ''Hı?'' diye mırıldandım kabaca.

''Canım?''

''Hı?''

''Tuhaflık abidem?''

Kaan'ın dudaklarından dökülen son sözler bu kez beynime ulaşmayı başarırken yüzümü ekşiterek ona döndüm. ''Ne var be?'' dedim huysuzca.

Kaan dostane bir tavırla kolumu dürttü. ''Kız, ne diye sıkıştırıyorsun kuzenimi duvarlara?''

Samimi hareketi bana yalnız olmadığımı hatırlatırken, sözleri de bir o kadar sinir bozucuydu. Bedenimi ona doğru çevirerek, ''Ben kimseyi duvara sıkıştırmadım,'' dedim kendimi savunmaya çalışarak.

Kaan bana inanamayan bakışlar atarken, iç sesim de onun gözlerindek ifadeyi seslendiriyordu sanki.

Emin miyiz, Defne?

''Bu gözler yanlış mı gördü?'' diye sordu Kaan işaret ve orta parmağını gözleri hizasında kaldırarak. Sonra eliyle az evvel Sarp'ı yaslamış olduğum duvarı işaret ederek, ''Çullanmışsın adamın üzerine,'' diyerek bana doğru bir adım attı ve fısıldadı:

''Ne yapıyordunuz?''

Dişlerimi öfkeyle birbirine bastırdım. Bu Güvener'leri sırasıyla mı veriyorlardı bana? Yumruk yaptığım elimi Kaan'ın sırıtan ve bir o kadar da merak barındıran yüzüyle buluşturmamak için üstün bir çaba sarf ettim ve, ''Kaan seni parçalama potansiyelimi asla küçümseme,'' dedim uyarıcı bir tonda. Sonra bıkkın bir nefes aldım ve,''Ne yapıyor olabilirdik Allah aşkına?'' diye ekledim huysuzca. ''Senin o pislik kuzenin...''

Cümlemi sonlandıramadan Kaan araya girdi. ''Ayıp oluyor ama.''

Kınayıcı ifadesine karşın ona inanamayan gözlerle baktım. ''Onun yaptığı ayıp. Yapıştı koluma başladı beni sürüklemeye.''

Kaan işittiği şey ilgisini çekmiş gibi gözlerini büyüttü. Sonra dudaklarını dedikodu duyan teyzeler gibi birbirine bastırdı ve ellerini bir de 'vah vah' dercesine birbirine vurdu. Ekonomi dergisi kapağından fırlamış gelmiş gibi duran görüntüsüne bu hareketler hiç uymuyordu.

''Sarp bilmiyor tabii senin asıp kesen tarafını.''

''Bilsin veya bilmesin,'' dedim sesimi yükselterek ve kelimelerin hızla dudaklarımdan akıp gitmesini yavaşlatamadım:

''Deli mi ne! Öyle yaparak damarıma basmış oldu tabii. Gelemem ben öyle şeye. Beynimde tehlike çanları çalmaya başladı. Refleks olarak fırlatıverdim duvara.''

''Ovv,'' diyerek bakışlarını işaret ettiğim duvara kaydırdı Kaan.

''Ovv ya,'' diye mırıldandım. Sonra ellerimi iki yanıma yerleştirerek başımı olumsuz yönde salladım. Endişeli gözlerim Kaan'ı buldu. ''Üzerinde fazla durmasa bari.''

Kaan bu kez güven verici bir şekilde tebessüm etti. Eli havalanarak omuzuma doğru yanaştı. Muhtemelen omuzumu sıvazlayacak, desteğini belli edecekti. Bunu yapmasını beklerken o son anda aklına bir şey gelmiş gibi elini indirdi. Beyninde var olan şeyi tahmin ederek gözlerimi devirdiğimde, ''Hallederiz,'' demekle yetindi.

Dağ gibi adamları ne hallere sokuyorsun be.

Bir şekilde üstesinden gelebileceğimizi ben de biliyordum, ama yine de her şeye hazırlıklı olmam gerektiğinin de farkındaydım. Kaan'a yine tedirgince baktım ve, ''Bir şeyler sezip araştırmaya falan kalkmasın,'' dedim sorarcasına.

Sözlerim Kaan'ın sesli bir nefes almasına neden oldu. Nadiren büründüğü ciddiyeti ortaya çıkarken başını düşünceli bir şekilde salladı. ''Yapar mı yapar. Sen mantıklı bir açıklama bulmaya çalış.''

''Tamam.''

''Bir daha da kuzenimi duvarlara sıkıştırma. Tamam hoşlanıyorsun anladık da...''

İşittiklerim ruhumu endişeden öfkenin içine atarken bu kez kendimi tutmadım ve yumruğumu Kaan'ın koluna geçirerek sözünü tamamlayamamasına neden oldum. ''Az sonra seni sıkıştıracağım duvara. Ama sıkıştırmakla kalmayacağım o kafanı da sen bayılana kadar duvara çarpacağım!''

Boş olmayan tehditime aldırmadı. Bana kınayıcı gözlerle baktı ve, ''Kuzenimi benimle aldatmana izin veremem,'' dedi.

''Kaan!'' diye tısladım dişlerimin arasından.

Bir adım gerileyerek kendisini şerrimden biraz olsun güvence altına aldı. Sonra ellerini havaya kaldırarak, ''Tamam, sakin,'' dedi. Ona ters bir bakış attım. Son yirmi dakikadır muhattap olduğum adamlara ters ters bakmaktan gözlerim artık böyle kalacaktı. En azından anneannem görse öyle olacağına karşı uyarırdı.

Kaan kısa sessizliğin ardından muzip bir ifadeye büründü. ''Çisem de yapabiliyor mu böyle şeyler?''

Başımı salladım, ''Evet,'' diye yanıtladım düşünceli bir şekilde. ''Ama...''

''Ama?''

Yorgun bir ifadeyla dudaklarımı ıslattım ve, ''O dayımın yanında oluyor hep,'' diye açıkladım. ''Biz gibi göreve çıkmıyor.''

Kaan aldığı yanıtla sırıttı. Bakışları hayali Çisem'i görürmüş gibi pencereye doğru kaydığında yüzümü buruşturdum.

''Çıkmasın zaten,'' dedi Kaan. ''Tehlikeye atmasın kendini.''

İçimdeki Defne henüz kaybolmamış, Işıl tam olarak kontrolü ele alamamıştı. Bu yüzden, ''Hee evet,'' dedim çirkefçe. ''Defne'nin de Allah belasını versin, değil mi?''

Işıl kontrolü ele alsa ne olacak? Defne yanın hiç uyumuyor ki!

''Allah korusun,'' dedi Kaan. ''Onu mu kast ettim?''

Çocuksu bir şekilde, alınmış gibi omuz silktim. Çattığım kaşlarımın altındaki gözler Kaan'a vicdan azabı çektirmek ister gibi bakmayı sürdürürken, odanın kapısı tekrar aralandı. Bakışlarımı o yöne çevirerek Sarp'ın geldiğini görmemle duruşumu düzelttim. Temkinli bakışları beni buldu ve odaya tamamen girmek yerine kapıyı kapatmadan orada durdu. Gözlerimiz buluştuğunda, ''Dışarıda işimiz var,'' diyerek başıyla kapının dışını işaret etti. Sonra bir karşılık vermemi beklemeden odadan çıktı.

Kaan'a soru soran gözlerle baktım. O ise sadece onaylayıcı bir baş sallayışla yanıt verdi. Derin bir nefes aldım ve büyük adımlarla odadan çıktım. Hızla çantamı kaptım ve içine küçük boy bir not defteri atarak bir de kalem aldım. Sarp'ın asansöre doğru ilerlediğini görmemle onu takip ettim.

Asansördeki kısa yolculuğumuz boyunca soru sormadım. Benim sorumun onun da soru sormasına yol açacağından endişe duydum. Gerçi olaya diğer açıdan bakınca, sessiz kalmam Sarp'ın sakince düşünmesine ve bu şekilde aklına az evvel olanları getirmesine neden olabilirdi. Tabii unuttuysa!

Sesli bir nefes aldım ve asansörün kapıları otoparka aralanırken, ''Nereye gidiyoruz?'' diye sordum.

Sarp bana yandan bir bakış attı ve hazır edilmiş arabasına doğru ilerlerken, ''Şantiyeye,'' diye yanıtladı. ''Bir sorun çıkmış.''

İşittiğim şeyle kaşlarımı çattım. ''Niye beni aramamışlar?''

Alayla güldü. ''Patron sen misin?''

''Patronlukla ne alakası var ki? Yani size kadar ulaştıysa büyük bir sorundur da, ama...''

Aklımı soru işaretleri doldururken cümlemi tamamlayamadım. Zira düşüncelerim ağır basmış, beynimin içindeki çanlar dikkatimi konuşmaya değil, düşünmeye vermem gerektiği konusunda uyarısını yapmıştı. Sorun çıkardı, normaldi. Ama Sarp'a ulaşmak için beni aramaları gerekmez miydi?

''İnşaatın başındaki yetkiliyle konuştunuz mu?''

''Ulaşamadım,'' diye yanıtladı Sarp. Arabasına ulaştuğımızda bana döndü ve, ''Ne çok soru sordun,'' dedi. ''Seni kandırıp kaçırmayacağım, korkma.''

Ona garipseyen gözlerle baktım. Sözlerinin altında neredeyse bir trip sezmiştim. Bu düşünce sırıtmama neden olurken o, cebinden aracın anahtarlarını çıkararak bana uzattı. ''Al hadi sen kullan. Korkmana gerek kalmasın.''

Bir elindeki anahtarlara, bir de yüzüne baktım. Gözlerimi devirmemek için kendimi tuttum ve, ''Yok artık, Sarp Bey,'' dedim. ''Öyle bir şey düşünmüyorum.''

''Al al,'' dedi.

Konunun uzamasını istemiyordum. Bu yüzden ifadesizce gözlerimi ondan ayırdım ve elindeki anahtarı alarak şoför koltuğuna yöneldim. Öncesinde çantamı arka tarafa bıraktıktan sonra direksiyon başında yerimi aldım ve Sarp da yerleştiğinde arabayı çalıştırarak yola koyuldum.

''Hangi şantiye.''

''Spor salonu,'' diye cevapladı Sarp. Başımı olumlu anlamda sallayarak yola odaklandım. Konsantre olmak sandığımdan zordu. Zira bu mesele aklımda gereğinden fazla yer kaplamıştı. Beni aramak yerine direkt Sarp'a ulaşmaları, hatta sorunun Sarp'a kadar ulaşmış olması, Sarp'ın yetkiliye ulaşamıyor oluşu.

Bunların olası şeyler olduğunu kendime yol boyunca hatırlattım. Kendime bunu neredeyse aşılamıştım ki, dikiz aynasına bakmamla dikkatimi bir şey çekti. Aynı araba yola çıktığımızdan beri arkamızdaydı. Bunca şeyin arasında, bu da mı normaldi?

Sesli bir nefes aldım.

''Ne oldu?'' diye sordu Sarp.

Gülümsemeye çalıştım. ''Hiçbir şey.''

Sonra Sarp'a bir bakış attım. İçeri yansıyan güneş gözlerini kısmasına neden olmuş, başını hafifçe yana çevirmiş dışarıda akıp giden şehiri izliyordu. Başımı tekrar önüme çevirdim ve düşünmeye başladım. Bir çözüm üretmeliydim.

Çünkü takip ediliyorduk.

Bölüm sonu

4 yorum