İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 35 · 12 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 35

Bölüm 35

''Kelebek gibi kızsın.''

İşittiğim kelimeler bir anlık afallamama neden oldu. Son zamanlarda bu sıkça oluyordu. Sarp bir söz ediyor, böyle anlarda birden dilimi yutmama neden oluyordu. Tüm kelimeler anlamlarını yitiriyor, geriye sadece onun dudaklarından dökülenlere bir mana aramak kalıyordu. Yine öyle olmuştu. Kelebek diyordu bana. Kelebeği iyiliğe, güzelliğe yormamak ne mümkündü?

Yine iltifat etti işte.

Zihnimin içinde yankılanıp duran sözleri gülümsememe neden oldu. Belki şu an bu kelimelerin anlamını sorgulamalı, neden böyle bir şey söylediğini sormalıydım ona. Belki de utanmalı, sıkılmalı, yanaklarımın pembeleşmesiyle baş etmeliydim. Ama öyle yapmadım. Çünkü sözleri aklımı çok daha başka bir yere götürdü. Davranmam gerektiği gibi değil, davranmak istediğim gibi davrandım ve kendim olmaktan taviz vermeyerek, ''Babam,'' dedim.

Sarp bu sözüme bir anlam verememiş gibi tek kaşını soru sorarcasına kaldırdı. ''Baban?''

Gülümsedim. Nedendir bilmem, içimi küçük bir heyecan sararken, açıklamaya koyuldum. ''Babam kelebeğim diye severdi beni küçükken.''

Dudakları ağır ağır bir gülümsemeye ev sahipliği yaptı. Tek kaşı havalanırken bir yandan da başını belli belirsiz sallıyordu. Tekrar adımlamaya devam ederken, ''Doğru demiş,'' dedi.

Açıkça itiraf etmesi kısa bir şaşkınlığıma yol açtı. Sözleri hakkında zihnimin içerisinde kendim kurmak, iç sesimin olaya el atmasını istemedim. Sarp'ın neden böyle düşündüğünü ondan duymak istiyordum bu defa. Ve bu kez ne duyarsam duyayım, inkar etmeyecektim.

Aşk olsun, ama haklısın.

''Neden öyle dediniz?'' diye sordum. Sonra sorumu biraz daha açma gereği duyarak, ''Yani neden kelebek dediniz bana?''

Sarp yan bir şekilde gülümsedi. Adım adım otelin girişine yaklaşarak düğünün yapılacağı bölüme doğru ilerlerken, ''Kelebekler cıvıl cıvıl, renkli olurlar ya?'' dedi sorarcasına. ''Bende bunları çağrıştırıyorsun. Ondan.''

İşittiklerimi nereye sığdıracağımı bilemediğim sırada iç sesim yükseldi.

Bunları gel de güzel şeylere yorma.

Güzel sözlerine karşılık ne diyeceğimi bilemedim. Başkaları gibi etkilenip teşekkür edecek biri değildim. Etkilenmediğimi söyleyemezdim, ama bunu belli edecek de değildim. Bu yüzden şakaya vurdum ve, ''Ben, beni daha çok zehirli bir yılana benzettiğinizi sanıyordum,'' dedim.

Sarp sırıttı. Etrafına bakınarak beni yönlendirirken, ''Dilin biraz zehirli,'' dedi. ''İnkar edemem.''

Kıkırdadım. Bunu bir hakaret olarak göremeyecek kadar tanıyordum kendimi. Sarp ise tekrar baş salladı ve sonra hafifçe kıstığı gözleriyle bana baktı. ''Ama böyle zehir ve yılan güzel olmadı,'' dedi. ''Gel şunu dikenli gül yapalım.''

Dikeni boş ver, Defne. Güle odaklan. İltifatlara gel!

Tam da iç sesimin dediğini yaptım. Bu kez gerçekleri görmezden gelmedim ve kalp atışlarım hızlanırken içten bir şekilde gülümsedim. O an gözlerimiz birbirini buldu. Adımlarımız yavaşlarken bir şeyler söyleyebilmek umuduyla dudaklarımı aralamıştım ki, ''Sarp,'' dedi bir kadın. ''Hoş geldin.''

İkimiz de bakışlarımızı sesin geldiği yöne doğru çevirdik. Sarp'ın yüzünde bir tebessüm oluşurken gözlerim karşımdaki genç kadını incelemeye koyuldu. Aşağı yukarı aynı yaşta olmalıydık. Uzun kahverengi saçları, onlarla uyumlu bakan koyu gözleri vardı. Üzerindeki siyah elbise omuzlarının bir kısmını açıkta bırakıyor, boynunu süsleyen kolyeyse dikkatleri üzerine topluyordu.

Bu kim şimdi?

Sarp daha dudaklarını aralayamadan kadın bize doğru yaklaşmaya başladı. ''Demek sen de buradasın. Buna sevindim.''

Adını henüz öğrenemediğim kadın tam karşımızda durdu. Dikkatli bakışlarıyla Sarp'ı süzdüğünü görmek bana rahatsızlık verirken kadının gözleri bu kez beni buldu. Beni de baştan ayağa süzdü ve koyu bakışları tekrar yüzüme tırmanırken yüzüne hoşnut bir ifade yerleşti. Kadın göz ucuyla Sarp'a muzipçe baktı ve, ''Gördüğüm gibi yalnız da değilsin,'' dedi.

Bu kadının tehlike olduğunu sanmıyorum. Rahatlayalım.

Sarp bu sözlerle boğazını temizledi. Eliyle beni işaret ederken bir kolunun da henüz kolumda olduğ dikkatimi çekti. Yapışmış gibi birbirimizden kopmuyorduk.

''Tanıştırayım,'' dedi Sarp. ''Işıl, bu Derin. Yakın bir arkadaşımın eşi.''

Kadın, Sarp'ın onu taktim etme şeklinden hoşlanmamış olacak ki, kaşlarını çattı. ''Aşk olsun ama Sarpcıkcıkcık. Biz de arkadaşız artık.''

Sarpcıkcıkcık demek? Peki.

Kıkırdamamı zorlukla bastırdım. Yanımdaki adamsa gülümsedi. ''Elbette öyleyiz.'' Sonra derin bir nefes aldı, ''Derin, bu da Işıl.''

Kadın bana doğru elini uzattı. ''Memnun oldum, Işıl,'' dedi. Sonra genişçe sırıttı ve gözüme git gide daha sempatik gelmeye başlarken, ''Ama ben sana Işık dersem hiç şaşırma,'' diye ekledi. ''Tamam mı?''

''Kusura bakmayın, lütfen. İnsanlara isim takmayı sever.''

Adının Derin olduğunu öğrendiğim kadının hemen ardından yükselen sesle bakışlar o noktayı buldu. Derin onaylarcasına başını salladı ve ellerini birbirine çırparak, ''Süperim, süper!'' dedi.

Karşımdaki kadına garipseyen gözlerle baktım. Bu sırada bize doğru ilerleyen adam yanımıza yaklaştı. Oldukça koyu olan gözlerini önce Sarp'a dikerek gülümsedi. Kısa ve samimi, bir o kadar da sessiz duran selamlaşmanın aslında o kadar da sessiz olmadığı belliydi. Sarp ve Derin'in eşi olduğunu tahmin ettiğim adam, konuşmadan anlaşacak kadar samimi olmalıydılar.

Adam bana döndü. Elini nazikçe uzatarak, ''Baran Poyraz,'' diyerek tanıttı kendini.

''Işıl Özalp,'' dedim. ''Memnun oldum.''

''Biz de çok memnun olduk,'' diyerek atıldı Derin. Genişçe gülümseyerek bir Sarp'a bir de bana baktı ve eşine kitaben devam etti:

''Biliyor musun hayatımcığım? Sarp artık sap değil. İsminin bir harfini ona geri verebiliriz.''

Sesli bir kahkaha attım. Bu kadını ilk bakışta sevmeyeceğimi sanmıştım, şimdiyse bu düşüncemden ötürü kendimi kınadım. Sarp ve benim aramdaki ilişkiyi yanlış yorumlamış olmasına aldırmadan gülerek parmaklarımla dudaklarımı örttüm.

Yanlış yorumlamadı bence. Defne, aşıksın sen.

Adının Baran olduğunu öğrendiğim adam Sarp'a soru soran gözlerle baktı. ''Öyle mi?''

Sarp kolumu nazikçe serbest bıraktı. Olduğu yerde kıpırdanırken, ''Aslında tam olarak öyle değil,'' diye açıklad Sarp ve asistanı olduğumu da eklemeyi unutmadı. Onaylayıcı bir biçimde başımı salladım.

Derin bize inanmayan gözlerle baktı. İkna olmamıştı.

Akıllı kadınsa demek.

''Her neyse, hadi siz de içeri girin de, düğün sahiplerini bir tebrik edin.''

Derin'in bakışlarına karşılık imdatımıza yetişen Baran'a minnetle baktım. Sarp bunu onaylar bir şekilde baş salladığında, önden ilerledik. Hemen ardımdaysa Derin ve Baran'ın sesini işittim.

''Hep konuyu değiştiriyorsun, Baran! Çok fena bir adamsın sen!''

''Öyleyim, güzelim. Hadi yürü.''

İşittiklerim kıkırdamama neden olurken Sarp hafifçe kulağıma doğru eğildi. ''Derin biraz delidir. Rahatsız olmadın umarım.''

Başım sağa sola sallayarak itiraz ettim. Derin'i kesinlikle sevmiştim. Sarp'a yan bir bakış atarak, ''Anladım onu,'' dedim. ''İyi anlaşacağız.''

Beraberce otelin arkasına doğru ilerleyerek bizi karşılayanları tebrik ettik. Otelin büyük arka bahçesi beyaz ve altın renkleriyle dekore edilmiş, buna rağmen sadelik korunmuştu. Sarp beni birkaç tanıdığıyla tanıştırdıktan sonra soluğu tekrar Derin ve Baran'ın yanında aldık. Kaan ise etrafta görünmüyordu.

''Senin o kuzenin nerede?''

Derin'in sorusu Sarp'ın ilgisini ona vermesine neden olurken, ''Gelir birazdan,'' diye yanıtladı.

''O sap mı daha?''

Karşımdaki kadının sorusu sırıtmama neden oldu. Görünen oydu ki, Esra Erol'u oynamaya meraklıydı.

''Öyle,'' diye cevapladı Sarp. Sonra alaylı bir biçimde sırıttı ve gözleriyle beni işaret etti. ''El atan var ama.''

Sarp'a çattığım kaşlarla baktım. O da bakışlarıma imalı bir şekilde karşılık verdi. Dikkatinden hiçbir şey kaçmıyordu.

''Demek öyle,'' dedi Derin bana dönerek. ''Hemen anlatmalısın.''

''Derin.''

Bu uyarıcı ses Baran'dan geldi. Gözlerim hafif esmer yüzünü bulduğunda sert bakışlarla karısına baktığını gördüm. O sert bakışlarının altında bile karısına sevgiyle yaklaştığı açıkça ortaya serilmiş bir vaziyetteydi.

Derin kocasına aynı ters bakışlarla karşılık verdi. Sonra ilgisini tekrar bana verdi ve, "Sarp da benim suratsız kocam gibi suratsız mı?" diye sordu.

Baran'ın bıkkın bir nefes aldığını duydum. Sarp ise bu soruyu yadırgamamış gibiydi. Baran elini Sarp'ın koluna koyarak, ''Gel kardeşim,'' dediğinde, Sarp'ın gözleri beni buldu. Gitmesinde bir sakınca olmadığını belli edercesine gözlerimi kırpıştırdım.

Siz çok güzel oldunuz ha.

Karşımdaki kadının dudaklarından dökülen soru bir an afallamama neden olmuştu. Oysa bunlar benim yadırgayacağım davranışlar değildi. Sanırım kendi kafamdan olan biriyle karşılaşmak bir an garibime gitmişti.

Yüzümdeki şaşkın ifadeyi temizledim ve koyu gözlerini yüzüme dikmiş olan kadına gülümsedim. "Suratsız olduğunu söyleyemem, ama kabaydı."

Adının Derin olduğunu öğrendiğim kadın tek kaşını soru sorarcasına kaldırdı. İfadesindeki muziplik de dikkatimden kaçmadı. "Kabaydı?" dedi sorarcasına.

Dikkatinden hiçbir şeyin kaçmaması beni keyiflendirirken nedense bu kadından yayılan samimiyetin etkisine çoktan girmiştim. Bu yüzden çekinmedim ve, "Ayarlarıyla oynadım ben onun," dedim kendimden gurur duyan bir tonlamayla. "Sabahtan akşama kadar kahve de kahve, dosya da dosya isteyip duruyordu. Bir teşekkür etme zahmetine girmemelere, emretmeler," diyerek duraksadığımda, "Ee?" dedi Derin.

Sinsice sırıttım. "Yedirir miyim ben hakkımı?"

"Yedirmedim de. Ne olur yedirmedim de."

Karşımdaki kadının bu sözleriyle iyice gaza gelmiş bir şekilde yumruğumu kaldırdım ve "Yedirmedim tabii!" dedim.

"İşte bu!" dedi Derin. Sonra sırıttı. ''Biliyor musun, Baran da benim patronumdu.''

''Öyle mi?''

''Öyle,'' diye yanıtladı. ''Patronumdu, sonra evlendik. Evde bir yaşında kızımız var.''

Ağzından bal damlıyor bu kadının.

Derin'in sözlerinin altında yatan imayı anlamıştım. Ama daha fazla bu imalara devam etmemesi adına susmayı tercih ettim. Yine de kendisi o kadar fenaydı ki, sözlerine bir karşılık almasa bile devam etti.

''Babam beni yeni ortağının oğluyla evlendirmek istedi,'' diyerek anlatmaya koyuldu Derin. ''Tanımadığım biriyle evlenmek asla bana uyacak bir şey değil...Baktım babamı ikna edemiyorum, kaçtım evden. Kaçtığım gece bir araba çaldım.''

İşittiklerim beni hayrete düşürürken, ''Ne?'' diye sordum şaşkınca. Gözlerimse kocaman açılmıştı. Bu kadını neden sevdiğimi anlıyordum. En az ben kadar deliydi.

''Öyle,'' dedi derin kendinden emin bir şekilde sırıtarak. ''Çaldığım arabanın sahibinin adamları beni bularak eve götürdüler. Karşıma kim çıktı tahmin edersin.''

''Baran.''

''Baran... Yeğeni Yağmur'a hem bakıcılık hem korumalık yapmam konusunda anlaştık. Sonrasını tahmin edersin...'' diyerek yine duraksadığında bir an durgunlaştım. Bana olan, ona da olmuştu.

''Araya kalp girdi.''

Defne, aşıksın sen.

''Öyle oldu,'' diyerek başını salladı ve tebessüm etti. ''Sonra öğrendik ki, babamın beni evlendirmeyi planladığı kişi...''

Bir kez daha sözlerini tamamladım. ''Zaten Baran'dı.''

''Kaçıyorum derken aslında yakalandı.''

Baran bir kez daha Derin'in yanında belirdi. Tekrar yanımıza gelmiş olduklarının farkına varmamla Sarp'a doğru baktım. Gülümseyerek bakıyordu bana. Aynı şekilde karşılık verdim. Gözleriyse bir şey anlatmak ister gibiydi. Hiçbir şeyi inkar etmeyeceğimi söylemiştim kendi kendime, ama anlattıklarını yanlış anlamaktan korktum. Bakışlarımı tekrar karşımdaki çifte çevirmemle birbirlerine nasıl sevgiyle baktıklarını gördüm.

''Güzel yakalandım,'' dedi Derin.

Baran karşılık verdi. ''Güzel yakalandın.''

Bakışlarım tebessüme bulanmış bir şekilde onları izlerken belimde nazik bir tutuş hissettim. Gözlerimi hızla elin sahibi olan Sarp'a çevirdiğimde beni hafifçe kendine doğru yanaştırarak başka bir yöne doğru yönlendirdi. Soru soran gözlerimi görmüş olacak ki, ''Yalnız bırakmak lazım,'' dedi.

Bugün kaçıncıdır bilmem, ama yine kıpırdadım. Başımı onaylarcasına sallarken Sarp'ın beni yönlendirmesine izin vererek, ''Haklısın,'' dedim.

Nasıl da yakıştı ağzına resmiyetsiz konuşmak.

''Resmiyet kalkmış. Bilmem gereken bir şey var mı, gençler?''

Hemen arkamızda yükselen sesle bakışlarımız sesin sahibi olan Kaan'ı buldu. Yüzünden neredeyse hiç eksik olmayan gülüşü ve her zamanki şıklığıyla karşımızda duruyordu. Soru soran muzip bakışları bir benim bir de Sarp'ın üzerinde gezinirken, insanların aramızdakileri nikah masasına taşımaya ne kadar meraklı olduğunu düşündüm. Rahat rahat yanımdaki adamdan hoşlanamıyordum yahu!

Defne, aşıksın sen.

''Neyi bilmen gerekebilir ki, kardeşim?'' diye sordu Sarp neredeyse tıslarcasına. Onun da bu durumdan memnun olmadığı belliydi. Belki onun da rahat rahat benden hoşlanmasına fırsat tanımıyorlardı.

Bir salalım biz sizi.

''Bir zahmet.''

''Efendim? Bir şey mi dedin?''

Sarp'ın ilgi dolu sorusu bana yöneldiğinde Kaan da tekrar sırıtmaya başlamıştı. Ne de olsa o, Sarp'ın aksine sürekli iç sesimle irtibat halinde olduğumu biliyordu. Ona kıstığım gözlerle baktım ve sonra gözlerimi Sarp'a çevirerek, ''Hayır,'' diye inkar ettim. İfadesindeki alaylı duruştan ikna olmadığını anlamış olsam bile o fazla üstelemedi. Bu sırada yine başka sesler doldurdu kulaklarımı.

''Amcamlar da geldiler,'' dedi Kaan.

Üçümüz de başımızı o tarafa çevirdiğimizde Ferit Bey ve Ceyda Hanım'ın bize doğru geldiklerini gördük. Yüzüme bir gülümseme yerleşirken kısa bir selamlaşma gerçekleşti. Ceyda Hanım bir adım gerileyerek beni dikkatlice inceledi. Bunu açıkça yapması biraz garibime gitse de, gülümsememden taviz vermedim.

Nihayetinde Sarp'ın annesi bakışlarını yüzüme çevirdi ve, ''Elbise sana kesinlikle çok yakışmış, Işılcığım,'' dedi. Sonra yan bakışlarını oğluna çevirerek destek istedi. ''Değil mi, Sarp?''

Sarp kendisine yönelen bu soruyla önce biraz huzursuzlaşır gibi oldu. Sonra saniyeler içerisinde duruşunu tekrar dikleştirdi ve annesine hitaben, ama bana bakarak, ''Öyle,'' dedi.

Sen bu kızı bir de gelinlikle gör.

İç sesimi susturabilecekmişim gibi boğazımı temizledim. Sonra nezaket kurallarına göre hareket etmem gerektiğini hatırlayarak Ceyda Hanım'a döndüm ve, ''Teşekkür ederim,'' dedim.

Ceyda Hanım bana gülümsedi. Başını hafifçe yana doğru eğdi ve sanki içinden geliyormuş ve kendini tutamıyormuş gibi elini yanağıma yerleştirerek yanağımı sevdi. Bu samimi hareketi bir an afallamama neden olsa da rahatsız olmadım. İçten gelen, kontrolsüz bir hareket olduğu belliydi. Bu nedense hoşuma bile gitti.

Gider tabii. Müstakbel kaynananı tavladın.

İç sesimin git gide rahatsız edici olan sözleriyle huzursuzca kıpırdandım.

Daha da rahatsız edeyim mi? Defne, aşıksın sen.

''Ayten'ler orada,'' dedi Ceyda Hanım bir noktaya bakıp gülümserken ve sonra sırasıyla Ferit Bey ile Sarp'a baktı. ''Onlara da bir selam verelim. Sarp, sen de bir görün oğlum.''

Sarp annesini başıyla onayladı. Bana doğru soru sonra bir bakış attığında, ''Ben burada beklerim,'' dedim uslu bir çocuk gibi. Kaan ise elbette benim aksime uslu durmayı öğrenemeyen o yaramaz çocuktu. Onun için akıllanma umudu yoktu. ''Ben göz kulak olurum ona.''

Hoşlandığım Bey bu sözle kuzenine ters bir bakış attı ve gururumu okşayarak, ''İhtiyacı var sanki,'' diye mırıldandıktan sonra yanımızdan ayrılan anne ve babasını takip etti.

Sarp'lar bizden uzaklaşsalar da henüz görüş alanımızdalardı. Bakışlarımı Sarp'dan çekmeye uğraştığım sırada, ''Siz baya güzel olmuşsunuz,'' dedi Kaan. Sözlerine anlam veremez bir şekilde baktığımda açıklama gereği duymuş olacak ki, ''Sarp ve sen,'' dedi.

Yutkundum. Kaan'a huysuzca baktım ve, ''Bir şey olduğumuz yok,'' dedim huysuzca. ''Rica etti ben de geldim.''

Kaan yine sinir bozucu bir şekilde güldü. Özünde iyi bir insan olduğunu bilmesem çok sevgili yumruklarımdan biri kesinlikle Kaan'ın yüzüyle buluşabilirdi. Bana muzipçe bakmayı sürdürdü ve, ''Korumaya mı geldin yoksa?'' diye sordu alaylı bir şekilde. ''Burada tehlike yok.''

Ona tersçe baktım. ''Tahmin edebiliyorum.''

Artık arkadaş olarak saydığım adam sesli bir nefes aldı. Elleri ceplerine dalarken, ''Ama yine de bir şey olsa kendini onun önüne atarsın, değil mi?'' diye sordu bu kez. Bana doğru eğilerek sır verircesine sesini alçaltmıştı. Benden bir yanıt gelmeyinceyse Sarp'dan yana kaçamak bir bakış atarak ekledi:

''Bence o da aynını senin için yapar.''

Yine yutkundum. Kalp atışlarım alıp başını giderken, ''Kaan,'' dedim uyarıcı bir tonda. Aldırmadı.

''Seni görevden alsalar sen onu yine de korursun bence. Kıyamazsın.''

''Kaan,'' diye tekrar ettim. Hemen ardımdan başka bir ses daha Kaan'ın adını seslendi. ''Kaan!''

Kaan bakışlarını benden çevirerek birine el salladı. Yüzüne yapmacık bir hüzün yerleştirerek, ''Aa,'' dedi. ''Beni çağırıyorlar.''

Gözlerimi kısarak tıslarcasına dudaklarımdan dökülen kelimelere engel olamadım. ''Def ol.''

Kaan yanımdan ayrılırken ben yalnız kaldım. Yalnız sayılmazdım. Kendini hatırlatan bir kalbim, o kalbin içinde bir taht, o tahta hükmedercesine yayılan koyu gözlü bir adam vardı. Ve evet, ben o adamı korurdum. Ona bir şey olmasına izin vermez, o kendini benim önüme atsa ne yapar ne eder yolunu bulur, kendimi ona siper ederdim. Ayağına taş değmesini, saçının bir teline zarar gelmesini istemezdim. Hep erkekler mi korurdu sevdiğini. Hayır, ben de korurdum.

Yutkundum. İç sesim ayrıntıyı elbette kaçırmadı.

Defne, aşı...

Ben de bastırmaktan yoruldum.

Aman Allah'ım!

''Aşığım ben.''

Bölüm sonu

2 yorum