İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 34 · 13 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 34

Bölüm 34

Keyifli okumalar trong>



*




Lavabodaki tuhaf barışma anımızdan sonra Sarp beni gün boyu fazla yormadı. Öyle ki, istediği bir şey olduğu takdirde beni ayağına kadar çağırmak yerine kendisi odasından çıktı ve yüzüne bir gülümseme yerleştirerek ne istediğini söyleyip tekrar odasına döndü. Bu kesinlikle alışkın olmadığım bir durumdu ve bir ara sadece üç aylık ömrümün kaldığını, Sarp'ın da bunu bildiğinden şüphe duymadan edemedim.




Adam sana karşı ilgili. Aç artık gözlerini!




Bıkkın bir nefes alarak kapının kilidini açtım ve eve girdim. Sarp'a akşam onunla düğüne katılmayacağımı söylemiştim ve o, bunun üzerine gönlümü alsa bile bir daha düğün konusunu açmamıştı.




Trip atarsan böyle olur.




İçimdeki sese asla hak vermedim. Sırf Sarp'a yakın olacağım diye yaptığı her saçmalığı kabul edemezdim. Bana açıkca haksızlık etmiş, pireyi deveye çevirerek konuyu lüzumsuz yere abarmıştı. Ben buna sessiz kalacak insan mıydım?




Asla.




''Kızım? Sen misin?''




Annemin sesiyle adımlarımı salona doğru yönlendirdim. Gülümseyerek odaya girdim ve annemin tekli koltukta oturmuş bir vaziyette dizlerinin üzerindeki dergiyi kurcaladığını gördüm. Beni görmesiyle onun da yüzünde bir tebessüm oluştu. Yanına doğru yaklaşarak ona doğru eğildim ve yanağına bir buse bıraktıktan sonra doğruldum.




''Ben miyim?'' diye sordum sırıtarak.




''Sen gibi duruyorsun,'' diyerek kıkırdadı annem.




Başımı olumlu anlamda salladım ve, ''Benim, benim,'' dedim.




Annem davranışıma güldü. Beni baştan ayağa süzdü ve sonra bakışlarını duvardaki saate çevirerek, ''Hadi yukarı çık,'' dedi. ''Anca hazırlanırsın.




Sözlerinin ne anlama geldiğini biliyordum. Olanlardan elbette haberi yoktu ve benim kararımı değiştirdiğimi bilmiyordum. Düşünceli bir tavırla dudaklarımı şekilden şekile soktum ve, ''Ben akşam evde olacağım. Bir yere gitmiyorum,'' diye açıkladım.




Dudaklarımdan dökülenler annemin kaşlarını çatmasına neden oldu. ''Bir sorun mu var?''




Gülümseyerek başımı sağa sola salladım. ''Her zamanki Sarp işte. Gitmemeyi daha uygun gördüm.''




Annem işittikleri karşısında düşünceki bir hale büründü. Başını anladığını belli edercesine salladığında bir kez daha zoraki bir şekilde gülümsedim ve daha fazla soru sormasını engellemek adına kendi katıma çıkmak üzere arkamı döndüm.




''Sarp öyle görmüyor anlaşılan,'' dedi annem. ''Sana bir paket geldi.''




Kulaklarımı dolduran sözlerle kapıya doğru çevirdiğim bedenimi tekrar anneme döndürdüm. Beklediğim bir şey yoktu. Bu yüzden bahsi geçen paket merakımı körükleyerek kaşlarımı çatmama neden olurken, ''Ne paketi?'' diye sordum.




Annem bilmediğini belirticesine dudaklarını büktü. ''Bilmem. Aç bak.''




Ona doğru bir adım attım. Sanki bana bir paket gelmesi oldukça olağan dışı bir olaymış gibi, ''Dayım kontrol etti mi?'' diye sordum bu defa.




''Neden öyle bir şey yapsın dayın?''




Annemin şaşkınca sarf ettiği kelimelere karşılık ona garipseyen gözlerle baktım. Hiç mi film izlemiyordu?




''Ya bombaysa?'' diyerek ortaya dehşet verici bir ihtimal attım.




Bu kez garipseyen gözlerle bakan annem oldu. İşittiklerine anlam veremediği her halinden belli olurken, ''Kızım saçmalama,'' diye söylendi. ''Sarp sana neden bomba yollasın.''




Sarp'ın bana bomba yollayıp beni binbir parçaya ayırmak için birçok geçerli sebebi vardı. Ama ben buna takılmak yerine asıl önemli noktaya takıldım. Sarp bana paket yollamıştı. Sarp bana neden bir şey yollamıştı?




Şaşkınca anneme baktım. ''Sarp mı? Sarp Bey yani? Sarp mı bey?




Delirdin yine.




Annem olumlu yönde başını salladı. ''Bir saat önce oldukça şık bir kutu geldi. Sarp Bey'in Işıl Hanım'a hediyesi dedi getiren adam.''




Yutkundum. Kalp atışlarım oldukça hızlı bir hal alırken dudaklarımı ısırarak anneme baktım. Aynı soru binince kez zihnimin içerisinde yanıp sönerken ne söyleyeceğimi bilemedim. Benim yerime annem konuştu.




''Özür dilemeyi bilen birisi anladığım kadarıyla.''




Yukarıdaki paket Sarp'ın bana özürü müydü? Zaten sözlü olarak dile getirmişti hatalı olduğunu kabullenişini. Şimdi bir de hediye mi yollamıştı?




Salak salak sorular soracağına gidip baksana.




Haklı olma hakkını bu sözlere harcayan iç sesime yanıt olarak başımı salladım. Anneme heyecanımı belli etmemeye gayret ederek elimle tavanı işaret ettim. ''Ben bir gidip bakayım o zaman.''




Annem dudaklarını birbirine bastırdı. Gülmemeye çalıştığını görebiliyordum. Ona kıstığım gözlerimle baktım ve sonra arkamı döndüm. Bacaklarım beni bir an önce yukarı taşımaya oldukça gönüllü olsa da, sinsi Defne anneme çaktırmama konusunda diretiyordu. Onu dinledim ve aceleci olmayan adımlar attım. En azından annemin görüş alanından çıkana dek.




Hızla kendi katıma çıktıktan sonra kapıyı ardından kapadım. Elimdeki çantayı bir kenara bıkarak üzerimdeki blazer ceketi de çıkardım ve koltuğun üzerine bıraktıktan sonra bakışlarımı etrafta gezdirmeye başladım. Gözlerim yatağımın üzerindeki siyah kutuyu bulduğunda yutkundum. Neden bu kadar heyecan yaptığımı bilmiyordum, ama merakım git gide körükleniyordu.




Gelinlik olmasın.




Utanmasa Sarp ve çocuklarıma isim bulacak olan iç sesime göz devirdim. ''He evet, gelinlik!''




Kendi kendime hafif öfkelenmiş bir şekilde yatağıma ulaştım ve sesli bir nefes aldım. Bir kez daha yutkunarak dudaklarımı ıslattım ve sonra kutuya doğru uzanarak kapağını açtım. Dikkatimi ilk çeken kırmızının tatlı bir tonunda, hafif pembemsi bir havası olan parlak kumaş çekti.




Bindallı mı yoksa?




Olur olmaz ihtimaller peşinde koşan iç sesimi duymazdan geldim ve elbise olduğunu tahmin ettiğim kumaş parçasını kutudan çıkardım. Muhtemelen dizlerimin biraz altına gelecek olan elbisenin hafif kalın askıları vardı. Kumaş parlak, rengiyse tatlı bir tondu. Bu elbisenin ne anlama geldiğini tahmin etsem de bakışlarımı kutudaki karta çevirdim. Elbiseyi tek koluma attım ve sırıtarak kartı kavrayıp üzerindeki notu okudum.




Elbisen de tamam. Bence sen saat 19:00'da hazır olursun.




Kıkırdadım. Dudaklarımdan bana ait olduğundan şüphe duyduğum nidalar yükselirken elbiseyi kendimden hafifçe uzaklaştıraran tekrar inceledim. Sonra sesli bir iç çektim ve elbiseyi bu kez bağrıma bastırdım.




''Sen bana elbise mi aldın ya! Ne kadar düşünceli bir hassassın sen, gıcık.''




Kendi kendime mırıldandığım bu sözlerden ötürü aklımdan ilk defa şüphe etmedim. Nereden geldiğini bilmediğim bir neşeyle durduğum yerde hoplayıp zıpladım ve sonra kendimi yatağıma bıraktım. Sarp belli ki beni sık boğaz etmemek adına günün devamında düğün konusunu açmamıştı. Ama vazgeçmemişti. Bana hak verip düğünde ona eşlik etmememi doğru bulmamıştı. Kararından caymamıştı işte.




Defne, aşıksın sen.




Yattığım yerden doğruldum. Bilmem kaçıncı kez sesli bir nefes aldım. İşi heyecanlı bir boyuta taşıyarak Sarp'ı buraya gelene kadar meraktan çatlatmalı mıydım? Yoksa bir mesajla son kararımı bildirmeli miydim?




İçimdeki Defne Sarp'ı son ana kadar süründürmemi buyursa da, içimdeki o sinsi ses aynı fikirde değildi.




Erkek milleti bu, belli olmaz. Cevapsız kalınca gidiverir.




Bu ihtmali zihnimde tarttım. Benden bir karşılık gelmeyince Sarp gerçekten teklifini kabul etmediğime inanarak bensiz gidebilirdi ve ben her ne kadar onu süründürmek istesem de işimi riske atamazdım. Olgun davranmak cidden hiç eğlenceli değildi.




Hızla yerimden kalktım ve koltuğa fırlattığım çantama doğru ilerleyerek telefonumu aldım. Mesaj uygulamasını açarak Sarp ile olan konuşmamızı açtım.




Konuşmanız demek.




Konuşmalarımız sadece işten ibaretti. İç sesime malzeme olacak bir durum söz konusu değildi. Şu an hariç. Yine de buna takılmamaya çalıştım ve mesajımı tuşladım.




Bence de ben 19:00'da hazır olabilirim.




Mesajımın ardından hızla ayakkabı rafıma doğru ilerleyerek elbisenin altına uygun olanları aramaya koyuldum. Uzun sürmeden kararımı verdiğimde duşa girmek üzere hazırlanıyordum ki, telefonumdan yükselen sesle hızla ekrana baktım.




Beğendin mi?




Çok.




Teşekkür ederim.




Telefonu elimden bırakarak hızla banyoya yöneldim ve vaktimin yettiğince uzun bir duşun ardından hızla üzerimi giyinmeye koyuldum. Makyajımı yapmaya koyulmadan evvel annemden saçlarım konusunda yardım isteyerek tekrar kendi katıma çıktım. Annem fazla sorgulamamış, Sarp'ın jestinin fiktimi değiştirdiğini elbette anlamıştı. Anladığı şeyi sorgulamayan, genellikle imalarda bulunmayan yanını seviyordum.




Gözlerime koyu bir makyaj yaparak aynı tonu ojelerimde de tutturdum ve elbiseme uygun küçük çantanın içine bir miktar para ve anahtarlarımı koydum.




Saat yediye dakikalar kala hazırdım. Annem beni makyaj masamın önünden kaldırdı ve sonra kendi etrafıma dönmemi sağladı. Beni baştan ayağa süzdükten sonra gözlerini yüzüme çevirerek beğeni ve şefkatle baktı.




''Maşallah, çok güzel oldun.''




Diyecek bir şeyim yoktu. İlk kez böyle hissediyordum. Ben güzelliğime değil, rahatlığıma bakardım genellikle. İnsanların beni beğenmesini istemek gibi bir huyum olmazdı hiç. Söylenilenleri takmaz, kendi işime bakardım. Ama şimdi ilk defa birinin beni beğenmesini istiyordum. Bunu kendime itiraf etmek zordu, ama gerçekten Sarp beni beğensin istiyordum.




Defne, aşıksın sen.




İç sesimin sinek vızıltısından beter sözlerine kulaklarımı tıkadım. Yüzümdeki gülümsemeyi korudum ve, ''Dayım henüz gelmedi, değil mi?'' diye sordum.




''Gelmedi,'' dedi annem. ''Ayrıca utanılacak bir şey yok.''




Anneme mahcup bir ifadeyle bakarak kapıya yöneldim. Evet utanılacak bir şey yoktu. Ama ilk kez kendime bir başkası için bu kadar özen göstermiştim ve dayımın bunu anlaması, bana verdiği görevin farklı bir yola sapmış olduğunu düşünmesini istemezdim.




Beraberce aşağıya indiğimizde saatime son bir bakış attım. Vakit buluşma vaktiydi ve Sarp'ın son derece dakik olduğunu bunca zamanda elbette öğrenmiştim. Anneme doğru dönerek yanaklarına birer buse bıraktıktan sonra evi terk ettim.




Ön bahçe boyunca ilerlerken Sarp'ın geldiğini görebiliyordum. İçinde bulunduğum durum dizilerdeki klasik sahneleri andırırken, hayatımın ne ara film tadında bir hal aldığını sorgulayamadan edemedim. Yeni görevimi işittiğimde, o şirketten içeri adımımı attığımda hayatım başka bir boyuta gelmişti sanki.




Bahçe kapısından çıkarak bakışlarımı görüş alanıma tamamen giren Sarp'a çevirdim. Bügünki gri takımınım aksine bu kez siyahı tercih etmişti. Beyaz gömleği adeta üzerinde parlarken arabasına yaslanmış bir vaziyette bana bakıyordu. Dudaklarında hafif ve bir o kadar da yan bir tebessüm vardı. Gözleriyse bendeydi. Tıpkı benim gözlerimi bir saniye bile başka yöne çeviremediğim gibi.




Aramızda oluşan sessizliği ilk bozan o oldu. ''İyi akşamlar.''




''İyi akşamlar, Sarp Bey.''




Sarp bu karşılığıma başını salladı. Gözleri bir kez daha üzerimde gezinirken gözleriyle elbisemi işaret etti. ''Çok yakışmış.''




İşittiklerimle kalp atışlarım hızlandı. Sanırım bunlar beklediğim sözlerdi. Dudaklarından dökülen kelimelerin samimiyetine inanıyordum, çünkü gözlerindeki açık beğeniyi de yakalamıştım. Gerçekten beğendiği için söylüyordu, nezaketen değil.




Derin bir nefes alma ihtiyacı duysam da, bundan kaçındım. Gülümsedim ve, ''Teşekkür ederim,'' dedim. ''Siz de baya zevkliymişsiniz.''




Sarp'ın da gülümsemesi büyüdü. Başını belli belirsiz salladı ve, ''Öyleyim,'' dedi havalı bir tonda. Kıkırdayarak ellerimi dudaklarıma örttüm. ''Ama itiraf etmeliyim, elbise seçiminde annemden yardım aldım.''




Duyduklarımla bir an afalladım. Bana elbise almak için, daha doğrusu gönlümü tamamıyla almak için annesini bile işine alet mi etmişti yani? Buna inanamıyordum işte.




Ne diyeceğimi bir an bilemedim. Ama sonra aklıma gelenlere sıkıca tutunarak, ''Zevkli olmak genlerinizde var o zaman,'' diyiverdim.




Sarf ettiğim kelimelere Sarp'ı güldürdü. Başını yine belli belirsiz sallayarak sırtını yasladığı arabadan bir adım öne çıktı. Şoför koltuğunun yanındaki koltuğa açılan kapıyı benim için araladı ve, ''Hadi gidelim,'' dedi.




Başımla onaylayarak benim için araladığı kapıdan içeri girerek koltuğa yerleştim. Saniyeler içerisinde Sarp da yerini aldığında yola koyulmamız uzun sürmedi.




İlk dakikalar ikimiz de ne söyleyeceğini bilemez gibi sessizdik. Oysa ikimiz de konuşmaya can atıyor olmalıydık, zira araca bindiğimizden beri üç kez başımı diğerimize doğru çevirmiş, üçünde de göz göze gelmiştik. Sarp'a bir kez daha yakalanırsam kendimin de onu yakaladığına aldırmayacak, yerin dibine girecektim. Bu yüzden boğulurken halat gibi imdatıma yetişen sözlere sarılarak, ''Kaan Bey de gelecek mi?'' diye sordum. Hemen ardından doğru soruyu sorup sormadığımı sorguladım.




Göz ucuyla Sarp'a baktığımda direksiyonu kavrayan parmaklarının gözle görülür bir şekilde gerildiğini gördüm. Dudaklarımı ısırarak bakışlarımı önüme çevirdiğimde, ''Kaan Bey de gelecek,'' diye yanıtladı Sarp sorumu. Ses tonunda sanki bir ima sezdim.




''Bana anlattı. Çisem meselesini.''




Devamında gelen sözlerle bakışlarımı tamamen Sarp'a çevirdim. Demek Kaan, Sarp ile tartışmamdan sonra hislerini kuzenine anlatmıştı. Manyak herif, Sarp ile beni birbirimize düşürmeden anlatsaydı ya!




Bazı şeyler gereklidir, sevgli Defne. Aranız bozulmasa Sarp sana elbise jesti yapmayacaktı.




İç sesim bu noktada haklı olabilirdi. Aramız bozulmasa ne Sarp benden özür dileyerek erdemini gösterebilirdi, ne de elbise jestiyle özenini belli edebilirdi.




Olaylardan ziyade işittiğime odaklandım ve kendimi kaybetmiş gibi, ''Ay çok iyi o zaman,'' dedim. Bedenimi oturduğum yerde Sarp'a doğru çevirerek ekledim:




''Kimseyle bu konunun dedikosunu yapamamak beni oldukça yoruyordu. Ama ben size bir şey diyeyim mi, Sarp Bey?''




Sarp bana kaçamak bir bakış attı. Gözlerinde önce şaşkın bir ifade yakalasam da, hemen ardından sırıttı ve, ''De bakalım,'' dedi.




Bu hareketi beni keyiflendirirken nedense kendim olmakta bir zarar görmedim ve içimden geldiği gibi konuşarak, ''Olur o ikisi ha,'' dedim çöpçatan teyzeler gibi. ''Çok güzel olurlar.''




Yanımdaki adam bana yine göz ucuyla baktı ve senaryoya ayak uydurarak, ''Olurlar mı dersin?'' diye sordu.




''Hem de nasıl,'' diye şakıdım. ''Şimdi Kaan Bey sizin kuzeniniz tabii, kötü niyetle de söylemiyorum bunu, ama o biraz hareketli bir kişilik ya hani, Çisem ona çok iyi gelir.''




Sözlerimin ardından Sarp başını anladığını belli edercesine salladı. İşittikleri aklına yatmış gibiydi. Gözleri yolu takip ederken benim gözlerim de onu her bir halini izleyerek bayram ediyordu.




Defne, aşı...




İç sesim Sarp'ın sorusuyla bölündü. ''Kaan, Çisem'e iyi gelecek mi peki?''




''Evet, tabii ki,'' diye yanıtladım kendimden emin bir şekilde. ''Ben bunları hep düşündüm. Çisem de çok sakin. Biraz renge ihtiyacı var.''




Sözlerim bol değildi. Kaan ve Çisem birbirlerini tamamlayan zıt kutuplardı. Birbirlerinin hayatlarına denge ve renk katacakları konusunda hiç şüphem yoktu. Lakin Kaan, şu meşhur elmanın bir parçası olduğunu çoktan kabullenmiş olsa da, Çisem'in elmanın diğer yarısı olma işine nasıl baktığını henüz bilmiyordum. Benim hayatıma bu kadar karışan arkadaşımın hayatına biraz da ben karışmalı ve olaya el atmalıydım belki de.




''O renk de Kaan'da mı?''




Sarp'ın yeni sorusuyla başımı salladım. ''Aynen öyle,'' dedim kendimden emin bir şekilde ve aklıma gelen şeyle gülerek ekledim. ''Kaldıralım biz paravanı.''




Bir de kendin Sarp'la arandaki paravanı kaldırsan.




Sarp da sözlerime güldü. Canı isteyince gayette gülüp duruyordu işte. Bu gülüşlerin nedeni olmak beni daha da keyiflendirirken, ''Düğün nerede olacak?'' diye sordum.




Bakışlarını yoldan çekmeden yanıtladı. ''Otelde.''




''Peki.''




''Bakıyorum da bana pek bir güveniyorsun. Hiç nereye gideceğimizi sorduğun yok.''




Güvenmek ne kelime. Daha neler neler var.




Kulaklarımı dolduran sözlerle başımı Sarp'a doğru çevirdim. Ona yadırgayan bir bakış attım ve, ''Güveniyorum, neden güvenmeyeyim,'' diye sordum ve düşünceli bir biçimde önüme döndüm. ''Hem düğün bu. Nerede olabilir ki sonuçta?'' diye sordum gerçekten cevap aramayarak ve aklıma gelen şeyle yüzümü buruşturarak ekledim:




''Gerçi yer altında evlenen ilginçler var, ama sanırım öyle olsa bana daha farklı bir kostüm yollardınız. Hem...'' dedim, ama gülümsemekten sözümü tamamlamadım. Zihnimin içerisinde oluşan tuhaf görüntüler buna engel oldu.




''Hem?'' dedi Sarp sorarcasına.




''Yer altındaki bir düğüne katılacak kadar çılgın olduğunuzu sanmıyorum,'' diye itiraf ettim ve aklımdaki bir diğer soruya cevap aramaya koyuldum. ''Her neyse, kim ki evlenen. Arkadaşınız mı?''




Sarp bana kaçamak bir bakış atarken dudakları yukarı doğru kıvrıldı.




Adımı gülümsemeye iyi alıştırdın.




''Bakıyorum da geliyor sorular.''




İşittiklerimle bilmiş bir ifadeye büründüm ve saçlarımı havalı bir biçimde omuzlarımdan geriye doğru attım. ''Siz istediniz.''




Yanımdaki adam yine başını salladı. Sonra gözlerini kısarak yola odaklandı. Ama bu hareketi ona konsantre olmuş bir görüntü vermek yerine onu başka, ilgi çekici bir havaya sokuyordu. Birkaç sessiz bakışın ardından bakışları farklı, ama kendinden emin bir hal aldı. Bu kez gözlerini bana çevirmedi ve, ''Ben de bir şey isteyebilir miyim?'' diye sordu.




İste iste iste, istekleri bitmiyordu ki zaten. Adamla aramızdaki ilişkinin temelini istekler kuruyordu. Onun istekleri.




Yine de bunu yok saydım ve merakıma yenik düşerek soru sormadan evvel sahte bir ciddiyete bürünerek etrafıma bakındım. ''Burada size kahve yapabileceğim malzemeler yok.''




Sözlerim ikimizin de gülüşünün birbirine karışmasına neden oldu. Sarp resmen doya doya gülüyordu. Baya baya, benim yanımda, benim sayemde gülüyordu. Sanırım buna alışamayacaktım ve onun gülüşleri benim için hep özel kalacaktı.




''Tamam,'' dedim nihayetinde. ''Nedir?''




Sarp'ın kendinden emin duruşu kendini koruyordu. Bana yine yandan, tepki ölçen bir bakış attı ve, ''Bu akşamlık şu bey sözcüğünü kaldıralım,'' dedi. ''Ben sadece Sarp olayım.''




Ama bu resmen çıkma teklifi.




Kalp atışlarım hızlandı, ama aynı zamanda bir belirsizliğin içine atıldım. Bunu neden istiyordu ki? Amacı bana arkadaşça yaklaşmak mıydı, yoksa aramızdaki ilişkiyi farklı bir boyuta mı taşımak istiyordu? Sarp gerçekten bana karşı bir şey hissediyor muydu?




Aç artık gözlerini, Defne!




Heyecanımı belli etmemeye çalıştım. Sarp'ın koyu bakışlarının odağında önümüzdeki yol olmasını fırsat bilerek yutkundum ve kendimi toparlayarak rahat durmaya çalıştım. İç sesimse sıkça yaptığı gibi Firdevs Hanım moduna girerek bana destek oldu.




Sen Defne Akkaya'sın, aptallık etme!




''Şu rolleri değiştirdiğimiz zamanki gibi mi?'' diye sordum sırf öylesine.




''Ona benzer evet.''




Düşünceli bir ifadeye bürünerek dudaklarımı büzdüm. Oysa düşünecek ne vardı ki? İsteğini reddedecek değildim. Yine de birkaç saniye sessiz kaldım ve bu akşam aramızdaki hüküm sürecek olduğunu tahmin ettiğim resmiyet dışı havanın keyfini sürmeye koyuldum.




''Su istediğimde getirecek misiniz?'' diye sordum oyuncu bir ciddiyetle.




Sarp tek seferde başını salladı. ''Su önemli.''




Sırıtmadan edemedim. ''Tamam o zaman, Sarp,'' dedim. ''Yol daha uzun mu söyle bakayım.''




Gülecek gibi durması beni yine keyiflendirdi. Ha gayret, hadi bir daha gülümse, diye geçirdim içimden.




''Hayır,'' diye cevapladı Sarp. ''Az kaldı.''




Yapmacık ciddiyetimden taviz vermemeye çalıştım, ama dudaklarımın gülmemek için titreşmesine engel olmak zordu. Başımı salladım ve boğazımı temizleyerek Sarp'ın isteğini bol bol yerine getirmeye baktım.




''Sevindim, Sarp,'' dedim. Bu kez güldüğünü yakaladım. Ona çattoğım kaşlarla bakıyordum. Ama aslında gülmeye can atıyordum. Bedenimi mümkün olduğunca ona doğru çevirdim.




''Komik mi, Sarp? Neden gülüyorsun, Sarp?''




Sonra güldüm.




Sarp arabayı devasa bir yapının önünde durdurdu. Geldiğimizi anladığım sırada arabadan indi ve hızla benden tarafa gelerek kapımı açtı. Bu nazik hareketlerini yadırgamadım. Sarp'ın istediğinde oldukça kibar olabildiğini artık öğrenmiştim. Araçtan indim ve üstümü düzelttim. Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde gözlerinde o adını bilmediğim ifade vardı. Bir, azıcık ilerimizdeki otele, bir de bana baktı. Sonra bana soru soran bir bakış atarak koluna girmem için uzattı. Gülümsedim ve koluna girdim.




Sarp sesli bir iç çekti. Beni ağır adımlarla otele yönlendirirken, ''Sen,'' dedi. '' Sen...Kelebek gibi kızsın.''

Bölüm sonu

3 yorum