İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 33 · 13 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 33

Bölüm 33

SARP

Işıl'ın ardından kapanan kapıya öylece bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Her ne olmuşsa olmuştu ve öyle hızlı gelişmişti ki, saniyeler önce yaşananları idrak etmekte bile zorlanıyordum.

Işıl'a kızmış ve sesimi yükseltmiştim, o ise bana aynı şekilde karşılık vererek gitmişti. En kötüsüyse akşam benimle gelmeyeceğini söylemişti.

Sıkıntılı bir nefes alarak oturduğum yerden kalktım. Aldığım nefes sakinleştirmek yerine sıkıntımı daha çok büyütürken yumruğumu masama geçirdim. Ne yapmıştım ben? Neden o kadar yüklenmiştim ki kıza?

Aklım ve kalbim öyle karışıktı ki, dengeyi sağlayamıyordum. Kendimi bir ona gülümserken buluyordum, bir de nereden geldiğini bilmediğim bir öfkeyle sarmalanmış bir halde. Bu öfkemi de Işıl'a yöneltmekten geri duramıyordum. İçimde ona karşı öyle hisler vardı ki, bünyem kaldırmıyordu sanki. Sonuç da böyle oluyordu. Durduk yere bağırıp çağırıyor, ona nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum.

Kapımın birden açılmasıyla bakışlarımı o tarafa çevirdim. İhtimal vermesem bile Işıl'ın gelmiş olduğunu ümit ediyordum. Şimdi bu kapıdan içeri girse, bunu izinsiz yaptığı için tek laf etmezdim. Ama ne yazık ki görüş alanıma giren Kaan oldu. Az evvelki öfkemi tetikleyen sevgili kuzenim!

''Bir sen eksiktin,'' dedim dişlerimin arasından.

Kaan şaşkınlıkla aralanan gözlerini üstüme dikmiş, ağır adımlarla masama doğru yaklaşırken, ''Ne oldu az önce?'' diye sordu. ''Sesleriniz baya yükseldi. Işıl da gitti.''

İşittiklerimin sadece son kısmına odaklandım. Duyduklarım kaşlarımı çatmama neden olurken, ''Nereye gitti?'' diye sordum.

''Yani lavaboya doğru gitti,'' diye açıkladı Kaan.

Bu, zihnimde tek bir senaryoya neden oldu. Kendini oraya kapatıp ağlayacak mıydı? Benim yüzümden ağlayacak olma ihtimali kalbimi sıkıştırırken, ''Ağlayacak mı yoksa?'' diye mırıldanarak büyük adımlarla kapıya yöneldim. Tam Kaan'ın yanından geçecekken koluma asılması ilerlememe engel oldu. Soru soran bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde, ''Sakin ol,'' dedi. ''Peşinden gidip iyice delirtme. Hem Işıl bu, ağlamak ona göre değil.''

Kulaklarımı dolduran kelimeler içime bir nebze su serpse de, Kaan'ın Işıl hakkında bu kadar kendinden emin olması sönmekte olan öfkemi de tekrar körükledi. Kaan bir yerde haklıydı. Kendini lavaboya kapatıp ağlamak Işıl'lık bir hareket değildi, ama Işıl'ın son iki ayda yaşadığı değişimin de farkındaydım. Ya eskisine nazaran daha çok yumuşadıysa kalbi? Ve, ya bu onu gözyaşı dökmeye iterse?

Derin bir nefes aldım. Kaan'a ters bir bakış attım ve, ''Bakıyorum da, baya iyi tanıyorsun asistanımı,'' dedim.

Kardeş olarak gördüğüm adam gıcıkça sırıttı. Eliyle koltukları işaret etti ve kendisi de masamın önündeki koltuklardan birine yerleşirken benim de yerimi almamı bekledi. Bir noktada haklıydı. Işıl'ı önce kendi haline bırakmalıydım. Oysa içimde lavaboya koşup Işıl'a sarılmak, onu teselli etmek isteyen kuvvetli bir yanım vardı.

''Bakıyorum da, baya baya kıskanıyorsun asistanını,'' dedi Kaan imalı bir tonda.

Ona ters bir bakış daha attım. İçimdeki bu tahammülsüzlüğün adı kıskançlıksa evet, kıskanıyordum. İnkar edecek değildim. Ne ara bu raddeye geldiğimi de bilmiyordum. Her şey Cenk'in Işıl'a asılıp durmasıyla başlamıştı. Cenk'in ona yanaşmasından rahatsız olduğumu hissettiğimde içimde açık bir karmaşa boy göstermişti. O gündür usul usul aklıma sızmayı başarmıştı Işıl. Ne aklımdan çıkıyordu, ne de yanımda olmadığı zamanda bile gözümün önünden gidiyordu. Nereye baksam Işıl'ı görüyordum.

''Asistanım sonuçta,'' diye mırıldandım.

Kaan bir kahkaha attı. Sonra bana alayla baktı ve, ''Bugüne kadar hangi asistanı bu kadar kıskandın?'' diye sordu. Oturduğu yerde masama doğru eğildi ve sır verircesine ekledi:

''Patronlar asistanlarını kıskanmazlar, kardeşim.''

''Kıskanmıyorum,'' dedim huysuzca.

''Evet, asistanını kıskanman tuhaf olur zaten.''

''Aynen öyle,'' diye destekledim kuzenimi, devamında daha dehşet sözlerin geleceğini bilemeyerek.

''Anca hoşlandığı, aşık olduğu ve sevdiği kişiyi kıskanır insan. Ama tüm bu hisleri beslediği kişiye de bu kadar eziyet etmez.''

Sözlerinin altında yatan imaları çok iyi anlasam da sakinliğimi korumaya çalıştım. Yutkunarak arkama yaslandım ve okun ucunu kendimden çevirerek, ''Sen ne sordun Işıl'a?'' diye sordum. ''Söylemesinin doğru olmayacağını söyledi. Sana sormalıymışım.''

Kaan yüzünden çok nadir düşürdüğü o sırıtışı tekrar takınarak arkasına yaslandı ve sesli bir nefes aldı. Bakışları hayal kurarcasına tavana kayarken başını geriye doğru attı ve sesli bir iç çekti. Onun bu davranışları kaşlarımı çatmama neden olurken, ''Çisem ile aramızı yapmasını istedim,'' dedi.

Bir an afalladım. Kaan'ın Çisem'e birkaç ilgi dolu bakışını yakalamıştım, ama kıza kafayı taktığını anlayamamıştım.

''Bir dakika,'' dedim ve parmağımla Kaan'ı işaret ederek, ''Sen, Çisem'den mi hoşlanıyorsun?'' diye sordum.

Kaan umursamazca omuz silkti ve, ''Evet,'' dedi gayet rahat bir şekilde. Sonra bana yine imayla bakarak devam etti:

''Merak etme, asistanında gözüm yok. Biz sadece iyi anlaşıyoruz. Ben kıza bağırıp çağırmadığım için benimle daha rahat konuşuyor.''

Kuzenimin iğneleyici sözleri canımı sıkmaya yetti. Gerçekten o kadar ters mi davranıyordum Işıl'a? Bu durumda kızın bana ısınacağı varsa bile arkasını dönüp kaçardı.

Kaan derin bir nefes aldı. Bakışlarım yüzünü bulduğunda ifadesinin ciddi bir hale büründüğü dikkatimden kaçmadı. Nadiren olgunluğunu takınır, yeri geldiğinde bana yol gösterirdi. O anlardan birinde olduğumuzu anlamak zor değildi.

Kuzenim sesli bir nefes aldı ve masama kolunu yaslayarak bana doğru döndü. ''Sen Işıl'a aşık olmuş olabilir misin?''

Son saniyelerde büründüğü halden sonra bu sorunun geleceğini beklemiştim. Şaşırmanın yakınından dahi geçmedim ve işittiklerimle afallamadım. Koskoca adamdım, çocuk gibi inkar etmek kişiliğime tersti. Derin bir nefes alarak elimi başıma götürdüm ve, ''Günaydın,'' diye mırıldandım bunun daha anca farkına varan kuzenime.

Kaan'ın yüzünden hafif bir şaşkınlık geçti. Ama sanki kendisi de buna ihtimal veriyormuş gibi oldukça kısa sürmüştü bu hali. Başını belli belirsiz salladı. Benimse omuzlarımdan bir yük kalktı sanki. Bu gerçeği ilk kez seslice itiraf etmiştim. Günlerdir kendi kafamda tarttığım bu ihtimalle yaşamayı öğrenmiştim, daha doğrusu öğrenememiştim. Zira kalbimdeki karmaşa yüzünden hırsımı hep Işıl'dan çıkarmıştım. Ama şimdi seslice dile getirmek ve bunu kendime saklamamak iyi gelmişti.

''Tahmin etmiştim,'' dedi Kaan. ''Ama bunu direkt itiraf etmeni beklemiyordum.''

''Çok mu belli ediyorum?'' diye sordum.

Kaan bana hafif bir öfke, biraz da alayla baktı. ''Seni tanımayan birinin anlaması mümkün değil. Kıza hayvan gibi davrandığın için Işıl'ın da anlaması ihtimal dışında,'' dedi ve başını terkar sallayarak ekledi:

''Allah aşkına, madem kıza karşı boş değilsin, ne diye onu kendinden itecek davranışlar sergiliyorsun? Anlatsana, ben de anlayayım.''

İşittiklerimle yerimde huzursuzca kıpırdandım. Gerçekten onu kendimden itiyor muydum? Sanırım bu akşam benimle gelmekten vazgeçmesi bu soruya cevap olarak yetiyordu. Peki Işıl da bana karşı bir şeyler hissediyor olabilir miydi?

''Onu boşver,'' diyerek geçiştirmeye çalıştım. ''Kendime ne olduğunu anlayamayınca biraz dengesizleştim işte.''

''Dengesizleştin ve kıskandın. Işıl'ı benden kıskandın.''

Kaan'ın bu sözleriyle bir an duraksadım. Evet, Işıl'ın Kaan ile yakınlığı canımı sıkmamış değildi. Ama Kaan, Çisem ile ilgilendiğini açıkça söylemişti ve Işıl Kaan'a ne gözle bakıyor bilemiyordum.

''Işıl'ın aklı sen de değildir, değil mi?'' diye sordum daha sözlerimi aklımda tartamadan.

Dudaklarımdan firar eden bu kelimeler Kaan'ın bana hayretle bakmasına neden oldu. Kaşları çatılırken, ''Yok artık,'' dedi. ''Işıl ve ben olacak iş değil zaten. İkimiz de fazla manyağız.''

Sözlerine sadece hak verdim. Onları aklımın içinde bile yan yana getirip, neden bir çift olamayacaklarını düşünmek dahi öfkemi körüklüyordu. Yumruk haline gelen ellerimi çözdüm ve, ''Akşam benimle gelmekten vazgeçti,'' dedim.

''Haklı kız.''

Kaan'a kötü bir bakış attım. O ise buna aldırmayarak ellerini teslim olurcasına kaldırdı ve, ''Hiç öyle bakma,'' dedi. ''Ne bekliyordun? Işıl'ı az çok tanıdık, o öyle birisinin stres topu olmayı kabullenecek bir kız değil. Elbette tepkisini koyacaktı ortaya.''

Bu işittiklerim bile beni gülümsetti. Öfkeli hali bile güzeldi. Dik duruşundan hiç taviz vermiyor, kovulabilecek olmaktan bile ürkmeyerek her defasında hakkını arıyordu. Kaan haklıydı. Son davranışlarımın ardından Işıl'ın önündeki sehpayı başıma geçirmediğine şükretmeliydim.

''Ohoo,'' diye bir ses yükseldi Kaan'dan. ''Senin aklın gitmiş be. Kızın öfkesi bile güldürüyor seni.''

Başımı sallayarak arkama yaslandım. ''Nereye baksam onu görüyorum,'' diye itiraf ettim. ''Yanımdan ayırmak istemiyorum...Bir Sarp Bey diyişi var,'' dedim ve gerisini getiremedim.

''Sarp Bey,'' diyerek Işıl'I taklit etti Kaan, tıpkı onun telaffuz ettiği şekilde. Güldüm.

''Aynen öyle söylüyor.''

Kaan sesli bir nefes aldı. Yüzüne düşünceli bir ifade hakim olurken, ''Ne yapacaksın şimdi?'' diye sordu.

Sıkıntıyla ensemi kaşıdım. Haksızlık edip kaçırmıştım yine kızı. Sırf ona tekrar yakın olabileyim diye bu akşam benimle gelmesini istemiştim, tam kabul ettiğinde ellerimden akıp gitmesini sağlamıştım. Bunu bir an önce düzeltmeliydim. Hem de bir an önce. Zira çok vaktim yoktu.

Hışımla yerimden kalktım ve, ''Özür dilemeliyim,'' dedim.

''Sen iyice coştun.''

Kaan'ın sözlerine aldırmadım. Özür dilemek benim gibi bir insan için büyük bir adım olabilirdi, ama Işıl'a ulaştıran tek yol da özür dilemekten geçiyordu. Gün boyu zaten birbirimizle muhatap olmak zorundaydık, ama gün sonunda aramız düzeldi diye tekrar benimle gelmesini bekleyemezdim. Özür dilemem şarttı.

Büyük adımlarla ilerleyerek lavaboların olduğu koridora girdim ve hiç tereddüt etmeden kadınlar tuvaletinin kulpunu aşağıya çektim. Lakin kapı açılmadı. İçerideki her kimse kilitlemiş olmalıydı ve, Işıl yerinde olmadığına göre içerideki ta kendisiydi.

Gülümsemeden edemedim. Tüm kata açık olan lavaboyu işgal etmekten çekinmeyecek kadar güveniyordu kendine. Gülüşümü bastırdım ve ses etmeyerek kapıyı tıklattım. İçeriden ses gelmedi. Bir kez daha tıklattım ve bir kez daha bir kıpırtı olmayışıyla kapıyı tıklatmaya devam ettim. Saniyeler sonra içeriden bir ses yükseldi.

''Kır kapıyı da rahatla, gerizekalı!''

Gülecek gibi olsam da kendime hakim oldum. Karşımdaki kapı açıldı. Önümde birden öfke dolu bir ifadeyle bana delici gözleriyle bakan Işıl belirdi. Yüzünde gözyaşından bir iz yoktu, bu beni rahatlatırken gözlerinde açıkca yanan öfke ateşinin sebebinin de ben olduğumu biliyordum.

''Işıl,'' dedim yumuşak bir tonda.

O ise benim aksime oldukça asabi bir şekilde karşılık verdi. ''Sarp Bey?'' dedi sorarcasına. İfadesizce yüzüme bakarken eliyle ardımdaki kapıyı işaret ederek devam etti:

''Yalnız erkekler tuvaleti hemen arkanızda. Burası kadınlara ait. Siz de gördüğüm kadarıyla bir erkeksiniz, hem de oldukça kaba ve agresif bir erkeksiniz. Bunu biliyorum, çünkü o kabalığınızın ve agresifliğinizin hedefinde genellikle ben oluyorum. Sizin yeriniz hemen o ardınızdaki kapı. Girin oraya bir daha da çıkmayın, vallahi hiç ses etmem!''

Taramalı tüfekleri kıskandıracak bir hızda sarf ettiği bu sözleri tüm zorluğuna rağmen anlayabilmiştim. Yüzüme hafif bir tebessüm yerleştirdim ve, ''Işıl,'' dedim. ''Bir şey söyleyeceğim.''

Bu sözümle bana öylece baktı. Sonra başını hışımla salladı ve, ''Durun tahmin edeyim,'' dedi. ''Gereğinden falza kaldım lavaboda, siz de buna sinirlendiniz, beni ikaz etmeye geldiniz... Çok affedersiniz Sarp Bey, çok. Dilerseniz burada geçirdiğim zamanı maaşımdan kesin, ha? Ne dersi...''

Yine aynı hızla sarf ettiği bu sözleri bu kez tamamlamasına izin vermedim. Onu belinden kavrayarak kendimi doğru yaklaştırdım ve dudaklarını elimle örttükten sonra onunla birlikte içeri girdim. Kapının ardımızdan kapanmasıyla gözleri kocaman açıldı ve hızla beni geriye doğru iterek elimden kurtuldu.

''Hem kaba, hem agresif bir de şimdi sapıklık eklendi listeye!'' dedi suçlayıcı bir tonda. ''Kadınlar tuvaleti burası. Çıksanıza.''

''Çıkmıyorum,'' dedim ona alayla bakarak.

''Çıkın yoksa bağırırım.''

''Bağırsana.''

Bu rahatlığımı beklemiyor olacak ki, bir an afalladı. Beni son tehditiyle vuramamış olmak onu şaşırtmıştı. Küçük bir çocuk gibi beni buradan çıkarmaya yarayacak olan sözleri arayışını keyifle izledim. Ama Işıl bir şey bulamadı ve, ''Bakın sizi gazetelere veririm,'' diyerek boş bir tehdit daha savurdu. ''Başlığı da veririm,'' dedi ve elleriyle havada bir harekte yaparak ekledi:

''Sapık patron Sarp Güvener kadınlar tuvaletinde dehşet saçtı!''

Derin bir nefes alarak ellerimi ceplerime daldırdım. Işıl'a alaylı gözlerle bakmayı sürdürdüm ve umursamazca omuz silktim. ''Yapamazsın.''

''Yaparım,'' diye diretti ve sonra kıstığı gözlerle kınayıcı bir şekilde bana baktı. ''Utanma da kalmamış sizde.''

Rahatımı hiç bozmadım. Öfkesinin nedeni olduğumu bilsem de, bu burnunun dikine giden halleri beni eğlendiriyordu. Ona doğru bir adım attım ve, ''Utanılacak bir şey yapmıyorum,'' dedim.

Gözlerini büyüterek bana hayretle baktı. Olaya benim açımdan bakmayan bir insan için gayette saçma bir ortamda bulunduğum bir gerçekti. Ama amacım sadece özür dilemekti.

Işıl ellerini iki yanına açarak içerisinde bulunduğumuz ortamı işaret etti ve, ''Kadınlar tuvaletindesiniz, Sarp Bey,'' dedi.

''Biliyorum.''

''Çıkın o zaman. Rezil olacaksınız. Biri görse yanlış anlayacak.''

Sözlerinin hiçbiri umurumda değildi. İşittiklerime aldırmadım ve derin bir nefes aldım. Işıl'ın susmasını beklemek aptallık olurdu. Zira zaten susmak nedir bilmiyordu. Bu yüzden ne daha fazla düşündüm, ne de daha fazla vakit kaybettim. Bakışlarımı samimi bir şekilde Işıl'ın yüzüne çevirdim ve, ''Özür dilerim,'' dedim.

Dudaklarımdan dökülen iki kelime onu bir saniyeliğine afallattı. Ama tıpkı ben gibi o da olması gerekenin bu olduğunun farkındaydı. Bu yüzden yüzüme şaşkınlıkla bakmak yerine, ''Haksız davranışınızı kabul ediyor olmanız güzel,'' dedi.

Bu dik duruşu hayran olunasıydı. Tebessüm edecek gibi oldum, ama bunu yanlış anlamasından kaçınarak kendimi tuttum. Başımı olumlu anlamda salladım ve, ''Sözlerimi hak edecek bir şey yapmadın,'' diye itiraf ettim. ''Ben abarttım.''

Sözlerimin onu açıkça memnun ettiği belliydi. Yüzünde hafif keyifli bir ifade oluşurken kaşlarını çattı ve kulağını bana doğru uzatarak, ''Anlamadım,'' dedi.

''Gayet de anladın.''

Somurttu. Kollarını önünde bağladı ve dudaklarını birbirine bastırdıktan sonra, ''Cidden haksızlıklarınıza bir son vermelisiniz, Sarp Bey,'' dedi. ''Öyle anlamsızca öfkelenip etrafa saldırmak size hiç yakışmıyor.''

Hak verdim. Ama yüzüne karşı sırıtmadan edemedim. ''Bak sen.''

''Vallah öyle anlarda size hiç bakasım gelmiyor,'' dedi buna karşılık olarak. Davranışlarımın onu benden uzaklaştırdığına kanıt gibiydi bu sözleri.

''Daha dün iyi niyetli bir patrondunuz, rahatsızlandım diye beni evime yolladınız, hatta eve götürmeyi teklif ettiniz... Az önce de içinizden canavar çıktı sanki. Haksız yere bağırıp çağırdınız,'' diye konuştu uzun uzun. Sonra yüzünü ekşiterek ekledi:

''Ay cidden dengesizsiniz siz, Sarp Bey!''

Mahcup bir şekilde başımı eğdim. Cidden koskoca adama yakışıyor muydu hiç bu davranışlar? Ama elimde değildi ki, aramızda hiçbir şey olmamasına rağmen sahiplenmiştim onu, bir başkasına gülümsemesi bile canımı sıkıyordu.

''Kabalığıma rağmen beni affedebilecek misin?''

Sorduğum soru dudaklarını büzmesine neden oldu. Gözlerini kaçırarak sesli bir nefes aldı ve sessiz kaldı. Küçük bir çocuğu andırıyordu şimdi. İçinde binbir türlü kişiliği barındıran sır dolu bir kutu gibiydi.

''Affettim tamam,'' dedi bilmişçe. Hislerim onun patronu olduğum gerçeğini değiştirmiyordu ve Işıl buna aldırıyor gibi görünmüyordu. Belki beni en çok etkileyen yanı da buydu. Makama göre değil insanlığa göre ayarlıyordu kendini. Ben ona iyiysem o da bana iyiydi, ben kötüysem o da pençelerini çıkarıyordu.

''Ama bir daha böyle abartırsanız affetmem vallah,'' dedi yine o bilmiş ifadeyi takınarak. ''Basarım is...'' diyordu ki, sözünü tamamlamadan sustu. Aklında bir şeyler dönüyor gibi duruyordu. Başını hafifçe yana doğru çevirdi ve anlamadığım bir şeyler mırıldandı. Bunu sıkça yapıyordu.

''Her neyse,'' diye şakıdı sonra. ''Sorunlarımızı bu uygunsuz ortamda hallettiğimize göre insanlar hakkımızda uygunsuz şeyler düşünmeden buradan çıkalım bence. Ne dersiniz?''

Haklı sözlerine karşılık başımı salladım. Yüzüme bir gülümsemenin hakim olmasına engel olamayarak, ''Hallettiğimize sevindim,'' dedim.

''Ben de sevindim,'' dedi Işıl sırıtarak. Ama buna rağmen imalı sözleirini de esirgemedi. ''Bakalım bu yiğidin hakkını yemeyen patron halleriniz ne kadar sürecek.''

''Işıl!'' dedim uyarıcı bir tonda, ama içten içe haklı olduğunu da biliyordum. Tüm duygularıma rağmen şımarmaya yer arayan Işıl'ı zapt etmenin tek yolu ona ara ara uyarıcı bir şekilde yaklaşmaktı. Aksi takdirde tepeme çıkması an meselesiydi.

Bana çocuksu bakışlarla karşılık verdiğinde arkamı döndüm. Tam lavabodan çıkacaktım ki, aklıma gelen şeyle tekrar ona doğru döndüm. Işıl da hemen bir adım gerimde olduğu için benim arkamı dönmemle sendeledi. Düşmesine engel olmak adına belini hızla yakaladım. Saçları yüzüme değip geçtiğinde o yoğun nar kokusu burnumu doldurdu. Bu kokuyu ömrümün sonuna dek içime çekebilirdim.

Gözlerimiz birbirine değdi. Aklıma akşamki düğün meselesini henüz halletmemiş olmamız gelse de, sustum. Zira hemen bu konu açmak, sırf bu sebepten ondan özür dilediğimi sanmasını istemiyordum.

''Sarp Bey,'' dedi Işıl. ''Lavaboyu kullanmak için geri döndüyseniz burası hâlâ yanlış taraf.''

İşittiklerim gülmeme neden oldu. Bu sırada gözünün önünde düşen bir tutam saçı dikkatimi çekti. Elimi oraya usulca yanaştırıp saçlarına dokunmak istedim, ama kendimi tutmam gerektiğinin de farkındaydım.

''Sarp Bey,'' dedi yine, kendine has tonlamayla. ''Bu kahramanlıklarınız çok güzel, ama beni doğrultmalısınız artık.''

Nar kokusunu tekrar içime çektim ve bir şey demeden söylediğini yaptım. Dengesini tekrar sağladığından emin olduktan sonra bir adım gerilediğimde, ''Biri görse ne diyeceksiniz?'' diye sordu. ''Ben saçlarını başlarını yolarım da, olan size olur.''

Ona yapmacık bir kızgınlıkla baktım. ''Şirketimde şiddet istemiyorum.''

Annesine yakalanan masum bir çocuk ifadesiyle baktı bana. Bir an gerçekten birileriyle saç başa dalaştığını sandım. Ama öyle bir şey olsa bu zaten kulağıma gelir, Işıl'ın birileriyle tartıştığından haberim olurdu.

Derin bir nefes aldım ve, ''Kendine bir kahve yap ve iç,'' dedim. Bir elim kapı koluna uzanırken son kez konuştum. ''İçmene mani olduğum kahvelere say.''

Işıl'ı geride bırakıp baştan beri bulunmamam gereken lavabodan çıktım. Gönlünü tekrar almış olsam da, akşam benimle gelmesini bekleyemeyeceğimi biliyordum. Bu konuda da aklımda bir fikir vardı. Adımlarım beni odama götürürken sırıtmadan edemedim.

Bir sonraki aşamadan annemin yardımına ihtiyacım vardı. Hedefe giden yolda cevaplamam gereken bazı sorular olduğunu da biliyordum.

Bölüm sonu

5 yorum