İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 31 · 15 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 31

Bölüm 31

Yemekteydik.

Bir yanımda Kaan, diğer yanımda Sarp oturuyorken Ferit Bey'in hemen yanındaki Gözde Hanımefendinin gözlerini Sarp'dan alamayışını izliyordum. İçten içe Gözde'nin gözünü oyup geriye sadece 'de' yi bırakmak istesem de, olgun yanım elbette beni japon yapıştırıcısıyla yapıştırılmış gibi yerimde tutuyordu.

Sarp elden gidiyor aptallık etme!

Kaşlarımı çattım. Elden gittiği falan yoktu Sarp'ın. Bende buna izin verecek göz var mıydı hem? Elbette yoktu.

Yüzümdeki gülümsemeyi kaybetmemeye gayret ederek konuşulanlara odaklanmaya çalıştım. Kadın gözlerini Sarp'dan çekip bana bakmaya tenezzül etse, kesinlikle gülümsemem onu yanıltmaz, gözlerime baktığı anda zihnimin içerisindeki şiddet dolu resimleri görürdü. Görsündü de. Belki korkar ve geri adım atardı.

Baya baya Sarp'ı kıskandığının farkında mısın?

Yutkundum. Böyle bir ortamda iç sesime kulak vermek kesinlikle doğru olmazdı. Bu kadın, karşısında iç sesime yanıt vererek tuhaf davranışlar sergilemek istemeyeceğim insanlar listesine adını altın harflerle yazdırmıştı.

Derin bir nefes aldığım sırada sol tarafımda kalan Kaan'ın gözlerini bana çevirdiğini hissedebiliyordum. Bakışlarımı hafifçe ona doğru döndürdüğümde o da öne doğru eğilip kulağıma yanaşarak fısıldadı.

''İyi misin sen?''

Baş sallayarak, ''Hı hı,'' diye mırıldandım. ''İyiyim.''

''Emin misin?'' diye diretti Kaan. Yüzünde o bilindik sırıtışı yer edinirken Gözde'ye kaçamak bir bakış atarak dikkatini tekrar bana verdi. ''Psikopat bir kedicik gibi bakıyorsun kadına.''

Yaptığı benzetmeye bir anlam veremeyerek ona ekşittiğim yüzümle baktım. ''Saçmalama. Ne alaka?''

Sözlerini açma gereği duymuş olacak ki, masadakilere tekrar kısa bir bakış attıktan sonra dudaklarını ıslattı ve, ''Böyle kedi gibi minnoş duruyorsun dışarıdan bakınca,'' diye açıkladı, ''Ama bakışları görsen tam bir psikopat.''

İşittiğim kelimeler şimdi daha çok anlam kazanırken her şeyden önce başka, biraz daha alakasız bir noktaya takılmıştım, ''Kaan,'' dedim. ''Minnoş kelimesi ağzına hiç yakışmadı.

Kaan söylediklerime kıkırdayarak kulağımdan uzaklaştı. Böylece ben de tekrar önüme döndüğümde gözünden ve kulağından hiçbir şey kaçmayan Sarp bana doğru ters bir bakış attı. Tekrar önüne dönmesini sağlamak adına her şeyin yolunda olduğu mesajını veren bir gülüş atmak istedim, ama önüne döndüğü takdirde Gözde, Sarp'ın yüzüne bakmaya devam edecekti. Kaldı ki, kadın bakmayı sürdürüyordu zaten!

Ee, adamın yan profili bile bakılasıysa demek.

Gülümsememe gerek kalmadan Sarp önüne döndü. Ben de beni oyaladığı için Kaan'a doğru ters bir bakış attım. Ders dinlemekten kaçan çocuklar gibi masanın altında telefonunu oynadığını görmemle gözlerimi devirmiştim ki, sinir bozucu bir ses kulaklarımı doldurdu.

''Sen ne düşünüyorsun, Sarp?'' diye sordu az sonra gözsüz kalacak olan Gözde.

Sarp kendine yöneltilen bu soruyla boğazını temizledi. Duruşunu dikleştirerek hafifçe tebessüm ettiğinde kaşlarımı çattım. Gülümsemesine ne gerek vardı ki şimdi?

''Bence yapılabilir,'' dedi Sarp, Gözde'nin anlattığı şeylere cevaben. Sonra bedenini hafifçe bana doğru çevirdi ve, ''Biz Işıl Hanım ile programımızı bir gözden geçirelim. Sonra babam ve Kaan ile de görüşerek bir karara varırız.''

Gözde'nin oyulası gözleri bana döndüğünde sahte bir gülümseme takındım. O ise benim aksime gülümsemiyor, hafif bir alay, biraz da küçümsemeyle bakıyordu bana. Gözlerini oymalı, içlerini de o alay ve küçümsemeyle doldurmalıydım!

Yaparsın kız. Bir yandan oyar, aynı anda doldurursun.

Ben de boğazımı temizleyerek Sarp'a döndüm. Gözleri beni bulduğunda, ''Evet,'' diye destekledim. Gözde'ye yandan, ama bir o kadar da havalı bir bakış attım ve, ''Biz sizinle bir bakalım,'' dedim.

''Tabii,'' dedi gözlerini yeni keşfetmiş gibi davranan Gözde. ''Siz bir görüşün.''

Başımı salladım. ''Görüşeceğiz.''

Yılan kadın bana doğru yapmacık bir şekilde gülümsedi. Sözü Ferit Bey ele aldığı sırada bakışlarını ona çevirerek nihayet gözlerini Sarp'dan uzak tutmaya başladı. Rahat bir nefes alarak geriye yaslandım. Sarp da tüm dikkatini babasına vermişken suyumdan bir yudum içtim.

Bu Gözde'nin babası niye kendi gelmek yerine kızını yollamıştı ki sanki? Kendi gelse işleri açısından çok daha verimli olurdu. Zira kızı daha gözlerine sahip çıkmayı dahi başaramıyordu.

Sarp oturduğu yerde kıpırdandı. Bakışları masada gezinirken istediği bir şey olduğunu anladım. Gözlerim boş olan su bardağına kaydığı sırada, ''Su mu istiyorsun, Sarpcığım,'' diye sordu Gözde. Ben o gözlerini ona yedirmez miydim?

Gözlerim kocaman olurken hışımla bakışlarımı Gözde'ye çevirdim. O kimdi de Sarp'a Sarpcığım diye sesleniyordu?

''Evet, lütfen,'' diye yanıtladı utanmadan gülümseyen Sarp.

Gözde'nin suya uzanmasını görmemle ondan önce davrandım ve o daha suya dokunamadan ben şişeyi elime aldım. Göz ucuyla şaşıran ifadesini görsem bile görmezden geldim ve ciddiyetimi koruyarak Sarp'ın bardağını suyla doldurdum. Sesli bir nefes alarak şişeyi tekrar masaya bıraktım ve Sarp'ın dikkatle beni izleyen bakışları altında bardağı kavrayarak ona uzattım.

''Buyurun, Sarp Bey,'' dedim gözlerinin tam içine bakarak.

Koyu harelerinde yine birden fazla duygu birbirine girmiş gibiydi. Küçük bir afallamışlık, biraz şaşkınlık, hafiften eğlenir bir ifade ve bol miktarda o adını bilmediğim şey.

Adını koymaktan korktuğun şey.

Sarp gülümsedi. Gülüşünün bol keyif barındırdığıysa dikkatimden kaçmıyordu. Bu hoşuma gitmediği için gülmemek adına kendimi tutsam da, dudaklarımın titreşmesine ve ortaya istem dışı bir tebessümün çıkmasına engel olamadım.

''Teşekkür ederim,'' diyerek kendisine uzattığım bardağı kavradı Sarp.

''Rica ederim.''

Yüzümdeki sırıtışla arkama yaslandım. Karşımdaki Gözde'ye yine o yapmacık gülüşümü yolladı ve ben de suyumdan bir yudum alarak Sarp'a yandan bir bakış attım. Bardağını masaya bırakırken ise onun da tekrar güler gibi olduğu dikkatimden kaçmadı. Bu aramızdaki su dialogu boyut atlamış gibiydi.

''Ne kadar ilgili bir asistanın var, Sarp. Suyunu koyuyor. Benimkiler bana suyumu zor getiriyorlar."

Gözde'nin mantıktan yoksun cümlesiyle ona anlam veremeyen gözlerle baktım. Kaan'ın yanımda, ''Saçma,'' diye mırıldanmasını işittiğimde gözlerimi tekrar Gözde'ye çevirdim. Allah göz gücü vermiş, beyinden kısmıştı anlaşılan.

''Asistanınız da size suyu getirmeden önce bardağa koyuyor suyu. Hakkını yemeyin şimdi,'' dedim ve kaşlarım çatılırken devam ettim:

''Hem tabii koyacağım suyunu. Gidip çeşmeden mi içsin adam, n'apsın anlamadım ki?''

Kontrolümü sağlayamayarak dudaklarımdan firar eden bu sözler Ferit Bey'in bana şaşkınca bakmasına, Sarp'ın da başını belli belirsiz sallamasına neden oldu. Bu kendini kaybeden hallerime git gide alışıyor olmalıydı. Alışmayan biri varsa, o da Kaan'dı. Sesli kahkahası kulaklarımı doldururken bakışlarımı ona doğru çevirdim.

''Işıl böyle şakacıdır işte,'' dedi Kaan. ''Tek yeteneği su koymak değil.''

Kaan'ın açıkça Gözde ile dalga geçen sözleri benim de gülmeme neden olurken, Sarp'ı kızdırmamak adına başımı hafifçe eğerek dudaklarımı parmaklarımla örtttüm. Yutkundum ve kendimi toparlayarak, ''Tabii,'' dedim. ''Ben su koyarım, kahve yaparım, espri yaparım. '' Bir de saçını başını yolar gözlerini ellerine tutuştururum.

Ferit Bey boğazını temizledi. Sarp, Kaan ve bana uslanmaz birer çocuğa bakarmış gibi bakarak gözleriyle sonra görüşeceğimizin mesajını verirken, Ferit Bey olaya el atma karar almış olacak ki, ''Kaan ve Işıl, siz isterseniz önden gidin. Kaan sen zaten bana yardımcı olacaktın bir konuda.''

''Hangi konuda?'' diye sordu Kaan.

Ferit Bey yeğenine uyarı dolu bir bakış attı. ''Işıl da sana yardımcı olur.''

''Işıl'ın benimle işi var. O kalsın.''

Ortamı dolduran bu sesle bakışlar birden sesin sahibi olan Sarp'ı buldu. Ferit Bey ve Kaan birbirlerine ima dolu bir bakış atmış olsalar da, buna aldırmayakarak kaşlarımı çattım. Şirkete dönmek dışında bir işimiz yoktu ki. Sarp'ın her işini ben ayarlıyordum zaten. Ne işimiz vardı?

Aklımı soru işaretleri doldursa da bozuntuya vermedim. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde dudaklarımı büzerek bir Ferit Bey'e bir de Sarp'a baktım. Sarp son sözlerinin üzerine ne söyleyeceğini bilemez gibi sessiz kalırken, ''Ne işi?'' diye sordu Gözde.

Buna ne oluyor şimdi?

Kaşlarım iyice çatıldı. Delici gözlerimi Gözde'ye çevirdim ve bakışlarımdaki ateşi minimuma indirmeye özen göstererek, ''Asistanıyım sonuçta,'' diye hatırlattım. ''Her türlü iş olabilir. Bir sorun mu var, Gözde Hanım?''

Karşımdaki kadın da delici gözlerle bana baktı. Sinsi olmadan zehrini açıkça akıtması takdir edilesiydi. En azından Ebru yılanının aksine Gözde kartlarını açık oynuyordu.

''Hayır,'' dedi Gözde masadakilere karşı yapmacık bir şekilde gülümseyerek. "Sadece görüşmemiz sona ermiş sayılmaz. Ondan merak ettim. Afferdersiniz.''

''Etmiy...'' diyordum ki, Sarp araya girerek suyumu dudaklarıma doğru uzattı. ''Su, Işıl. Su iç.''

Ona ters bir bakış attım. Yine de daha fazla pot kırmaktan kaçınarak uzattığı sudan bir yudum aldım ve sessiz kalmaya çalıştım. Ferit Bey'in sesli nefesi havayı doldururken gözlerin ona dönmesiyle, ''Şirkette buluştuğunuzda bakarsınız işinize,'' dedi Ferit Bey. ''Kaan ve Işıl şimdi benim işimi halletsinler.''

''Tamamdır, amca,'' dedi Kaan ve yerinden kalkarken gözlerini Sarp'a çevirdi. Ben yerimden kalmaya yeltenirken sırtımın ardından Sarp'a doğru eğilerek, ''Yemem asistanını,'' dedi ''Merak etme.''

Sarp'ın dişlerini öfkeyle birbirine bastırdığını görebiliyordum. Ona doğru sadece kaçamak ve bir o kadar da buruk bir bakış attım ve masadakilere iyi günler dileyerek çıkışa yönelen Kaan'ı takip ettim.

Ya siz resmen ayrılmak istemeyen aşıklara döndünüz.

''Höst! O kadar da değil.''

İç sesime sesli bir cevap verdiğim sırada arabaya ulaşmıştık. Kapıların kilidini açan Kaan güneş gözlüğünün üstünden bana baktı ve, ''Yine kendi kendine konuşmaya başladın mı?'' diye sordu.

Ona huysuz bir bakış attım. Şoför koltuğunun yanındaki kapıyı açarak yerime yerleşirken, ''Kendi kendime konuşmuyorum ben,'' diye itiraz ettim.

Arabayı çalıştırırken bana yandan bir bakış atarak, ''Dışarıdan bakınca gayet de öyle görünüyorsun,'' dedi.

Sesli ve bir o kadar da bıkkın bir nefes alarak arkama yaslandım. Bir yandan Sarp'ı o kadınla orada bırakmış olmak canımı sıkarken, bir yandan da Kaan'a laf anlatmaya çalışmak yoruyordu. Kaan'ın garip hallerimi yadırgamayacağına kanaat getirerek, ''İç sesime cevap veriyorum,'' dedim.

Sesli kahkahası kulaklarımı doldururken kanaatimde yanılmadığımı anladım. Hakkımda ruh hastası olduğumu düşünmek yerine benim tuhaf hallerimi anca komik bulacağını biliyordum.

''İç sesin demek,'' dedi Kaan.

''Aynen öyle. İçimde bastırdığım ne varsa o çekinmeden söylüyor.''

Hiç tuhaf görmeden baş salladı ve, ''Dur bir tahmin edeyim o iç ses neler söylüyor,'' dedi ve sonra düşünceli bir ifadeye bürünerek ekledi:

''Sen Sarp'dan hoşlanıyorsun, Işıl.''

Kaan'ın aklınca iç sesimi taklit etmek adına incelttiği sesiyle sarf ettiği bu sözler dehşetle ona bakmama neden oldu. Araba kullanıyor olmasını umursamadan yumruğumu koluna geçirdim ve emniyet kemerime aldırmayarak bedenimi olabildiğince ona doğru döndürdüm.

''Saçmalama, manyak herif!''

''Alınırım ama.''

''Alınırsan alın be,'' dedim çirkefçe.

''İstediğin kadar inkar et, güzellik,'' dedi Kaan. ''Bence sen benim kuzenden baya baya hoşlanıyorsun.''

Kulaklarımı dolduran sözlere karşın kollarımı önümde bağladım ve başımı pencereden dışarı doğru çevirdim. ''Sana cevap vererek seviyene düşmeyeceğim.''

Kaan keyifi bir mırıltı çıkardı. ''Düştüğün yerden kalkmadan zaten bir daha düşemezsin,'' dedi ve anlam veremeyen bakışlarımı ona çevirmemle sözlerine biraz daha açıklık getirdi. ''Sarp'a düşmüşsün ama.''

İşittiklerimle arabanın içinde adeta bir çığlık attım. Benim, ''Kaan,'' diye bağırmam, Kaan'ın kahkahalarına karışırken arabada üçüncü bir kişi olsa kesinlikle kulak zarı patlamıştı.

Kaan yolculuk boyunca bu konu hakkında bir şey demedi. İtirazlarımın onun fikrini değiştirmeyeceğini bildiğimden ben de sessiz kaldım. Tamam, ben duygularımı kabullenmiştim. Ama her konuda güvenebileceğim Kaan'a bu konuda güvenebilir miydim bilmiyordum. Onu geçtim, bu fırsatı değerlendirerek benimle uğraşacağından adım gibi emindim.

Hiçbir yere uğramadan şirkete gelmemizle Kaan'a bir şey sormayarak kendi katıma çıktım. Ferit Bey'in ayarı olmayan dilimi kontrol altında tutmak adına beni restorandan uzaklaştırdığını anlamam zor olmamıştı. Adam haksız da sayılmazdı. Bu yüzden bu duruma aldırmadım ve kendime akşamki operasyonu hatırlatarak keyiflenmeye baktım.

*

Saatler sonra şirketten bir saat erken ayrılmayı başarmış, soluğu evde alarak operasyon öncesi hazırlanmıştım. Sarp'a herhangi bir açıklama yapmama gerek kalmadan kendimi kötü hissettiğimi söylemem yetmişti. Beni eve bırakmayı bile teklif etmiş olsa da, şirket şoförleriyle gideceğim konusunda ikna edebilmiştim.

Derin bir nefes alarak aynadaki yansımama baktım. Saçlarımı tepemde sıkı bir at kuyruğu haline getirerek telefonumla araba anahtarlarımı alarak aşağıya indim.

''Gidiyor musun kızım?''

Annemin sesini işitmemle ona doğru döndüm. Yüzüme bir gülümseme yerleşirken onun gözlerindeki endişe her zaman olduğu gibi kendini belli etti. Alışmıyordu ve hiçbir zaman alışmayacaktı.

''Evet,'' diye yanıtladım sorusunu.

Başını sallayarak yanıma ulaştı. Bana şefkatle bakarken eli yanağıma doğru uzandı. Parmakları orada tüğ kadar hafif bir şekilde kıpırdanırken, ''Allah'a emanet ol,'' dedi. Sonra kaşlarını çatarak ekledi:

''Keşke gitmeden biraz dinlenebilseydin.''

Sırıttım. ''Dinlenmeye gidiyorum ya zaten.''

Psikopat.

Annem de kıkırdadı. Bu kez gözlerine daha farklı bir ifade hakim olurken, ''Baban görse seninle gurur duyardı,'' dedi.

Kalbime tatlı bir yumruk yedim sanki. Dudaklarımı birbirine bastırarak başımı salladım. ''Biliyorum.''

Sözlerim annemi tekrar gülümsetti. Yanağıma bir buse bıraktı ve, ''Dikkatli ol,'' diyerek beni geçirdi.

Evden ayrıldığımda vakit kaybetmeden merkeze geçtim. Kısa bir toplantıyla planımızı tekrar gözden geçirdik ve yola koyulduk. Bugünki görev biraz daha büyük olduğu için ekibimiz de biraz kalabalıktı. Tanınan bir iş adamından çalınan ve içinde önemli dosyalar barındıran bir çanta bugün akşam bir başka adama sevk edilecekti. Bizim görevimizse buna engel olup çantayı asıl sahibine ulaştırmaktı. Konunun tam içeriğini ve kurtaracağımız çantanın önemini başta pek biliyor sayılmazdım. Çisem bunu açıklamak istese de, operasyona hasret yanım üzümü yemeyi seçerek bağıyla ilgilenmemişti. Maksat vurmak kırmak dökmek olsun. Nedeniyle neden ilgilenecektim ki? Yine de Çisem'in anlattıklarını dinlemek zorunda kalmış ve konuya hakim hale gelmiştim.

''Orman yolunda buluşacaklar değil mi?'' diye sordu Miray, Cem'e doğru.

''Evet,'' dedi Cem. Sonra bakışlarını bana çevirdi ve, ''Formdasın, değil mi?'' diye sordu.

Ona sırıtarak baktım. ''Her zaman.''

''Defne bu,'' diyerek araya girdi Miray. ''Aksi mümkün mü?''

''Değil.''

Sibel'in sesiyle gülümseyerek ona baktım. Başımı olumlu anlamda salladığımda Ufuk'un sesi yükseldi. ''Muhtemelen çatışmaya da gireceğiz. Tam Defne'lik.''

Küçük bir kahkaha attım. Oturduğum yerde öne doğru eğildim ve, ''En çok da onun için heyecanlıyım zaten,'' diye itiraf ettim.

Arkadaşlarım yine güldüler. ''Delisin sen,'' diye mırıldandı.

Başımı itiraz edercesine sağa sola salladım. ''Tek deli ben değilim bence,'' diye hatırlattım. ''Hepiniz aksiyon seviyor olmalısınız ki böyle bir iş seçmişsiniz kendinize.''

''Haklı kız,'' diyerek beni destekledi Cem.

Dakikalar sonra sevkiyatın yapılacağı yola girdik. Bir kısmımız etrafı gözetlemek için birkaç metre önceden inip yerlerini alırken, diğerlerimiz de buluşma noktasının etrafını sardık. Adamları rahatça görebileceğim bir bölgede yerimi alırken kulaklığımın çalıştığından emin olarak üzerimdeki silahı kontrol ettim. Mecbur kalmadıkça silaha başvurmaz, tekmelerle yumruklarla hallederdik işimizi. Ama bu kalabalıkta, bu silahlı adamlara karşı mecburen belimdeki arkadaşın yardımına ihtiyacım olacaktı.

''Araç yaklaştı,'' diyen bir ses yükseldi kulaklığımdan.

''Hazır olun,'' dedi Cem.

Derin bir nefes aldım. Kendimi çoktan bu akşama hazırlamıştım. Konsantrasyonumu toparlayarak gözlerimi buluşma noktasına diktim. Saniyeler sonra siyah bir araç durduğunda, hemen karşı istikametten ikinci bir arabanın görüş alanıma girmesi de uzun sürmedi. Sevgili kötü adamların zamanlamaları harikaydı.

''Hazır mısınız?'' diye sordu Cem.

''Hazırım,'' dedim. Hemen ardımdan bir bir aynı söz dudaklardan dökülürken, operasyonu yöneten Cem, ''Başlıyoruz,'' dedi.

Dudaklarımda keyifli bir sırıtış meydana geldi. Hareketlenerek öne doğru ilerlediğimde, ''Atın silahlarınızı!'' diye bağırdı Cem.

''Atmayın. Biraz eğlenelim,'' diye mırıldandım kendi kendime.

Adamlar elbette bizi dinleyecek değillerdi. Saniyeler içerisinde hepsi kendisini korumaya aldığında, mermiler havada uçuşmaya başlamıştı bile. Kendimi gövdesi geniş bir ağacın arkasında güvene aldım ve ortaya çıkan adamlara ateş etmeye başladım.

Dakikalar sonra adamların çoğu ufak tefek yaralar almış, ölümcül bir tehlikeye maruz kalmadan etkisiz hale gelmişti. Elinde çanta olan adamın tekrar araca doğru ilerlemesini görmemle silahımı kaldırdım ve tam şoför koltuğuna yerleşeceği sırada ayağına ateş ettim. Adam acıyla inleyerek yere yığıldı. Siyah çanta ellerinden kayarken o parmaklarını yarasına doğru sarmakla meşguldü.

Hoşnut bir ifadeyle birkaç adım öne çıktım. Çantayı oradan almam gerekiyordu. Hemen yakınımdaki Ufuk'a hitaben, ''Koru beni,'' dedim.

''Bende,'' dedi kulaklığımdaki ses. Boşta olan birkaç adama ateş ederek çantaya ulaştım. Az evvel çantayı elinde tutan adam birden ayağıma yapıştı. Kolay kolay pes etmeyeceği belliydi. Beni yere yığmasına izin vermedim ve, ''Çok beklersin, gerizekalı,'' diyerek serbest olan ayağımı sertçe ayak bileğimi kavrayan bileğine geçirdim. Adam yeniden acı dolu bir ses çıkararak bacağımı serbest bıraktı. Ona doğru eğilerek yakalarından tuttum ve, ''Acıdı mı?'' diye sorarak yüzüne bir yumruk geçirdim.

''Ne?'' dedim sorarcasına. ''Acımadı mı?''

Adam bir ses vermedi. Tek yaptığı acı dolu sesler çıkarmak oldu. ''Acımadıysa acıtırız,'' dedim ve bir yumruğumu daha burnuna doğru indirdim. Neyseki önümüzdeki araba bize siper oluyordu da, silahlı olan kimseye açık hedef olmuyordum.

Elimin altındaki adamın iyice kendinden geçip bitkin bir şekilde yığılmasıyla doğruldum. Hemen yanındaki çantaya uzanmıştım ki, bu kez güçlü kollar beni arkadan yakalayarak kollarımın üzerinden sardı. Kıpırdayamaz hale gelirken nefesimi tuttum ve sonra dişlerimi birbirine bastırarak bedenimin alt kısmını geriye doğru ittim. Saniyeler önce beni sarmalamış olan beden uzaklaşırken hızla arkamdaki adama doğru döndüm ve yumruklarımı hazır hale getirdim.

Adam bana doğru atıldı. Yumruğunu havaya kaldırıp bana doğru savurduğunda sola doğru atılarak yumruğundan kurtuldum. Anın ona verdiği afallamadan yararlanarak kendi yumruğumu karnına doğru sertçe geçirdiğimde geriye doğru sendeledi. Bunu fırsat bilerek dizimi bacağına doğru geçirdiğimde elini bacağına doğru uzattı. Düşecek gibi olsa da dengesini sağlamış ve saniyeler içerisinde tekrar dik duruşunu bulmuştu. Ona doğru atılmak yerine saldırı fırsatını yine ona verdim. Yine az evvel yaptığım gibi yumruğunu bana doğru savurduğunda bu kez yana doğru kaçmak yerine yumruğunu yakaladım. Bedenini kendime doğru çektim ve, ''Bu nasıl sence?'' diye sorarak dizimi karnına doğru geçirdim. Yumruğunu serbest bıraktığımda dizleri üzerine düştü. Bir yumrukla geriye doğru düşse de, nefes nefese kalmış bir vaziyette belindeki silahı çıkararak bana yöneltti.

Korkarsın sanıyor garibim.

Adını bilmediğim gereksiz adam elindeki silahla üstünlük sağladığını sanarak zafer kazanmışcasına sırıttı. Gözleriyle elindekini işaret etti ve az evvelki sözlerimi taklit ederek, ''Bu nasıl peki?'' diye sordu. Ardından daha karanlık bakışlar takılarak, ''Sen çok oldun,'' dedi.

Bu cümleye alışmıştım. Çok olduğumu söyleyerek bir iki hareketle işimi bitirebileceklerini sanırlardı hep. Yanlıştı.

Ellerimi iki yanıma yerleştirdim ve, ''Ondan bende de var biliyor musun?'' dedim.

Önümdeki adam bir şey demedi. Cidden elindeki tabancaya öyle güveniyordu ki, yerinden kalkmaya bile tenezzül etmiyordu.

Bir cevap vermediğinde devam ettim. Gülerek başımı belli belirsiz salladım ve, ''Sen gücünü o elindekinden alıyorsun,'' diyerek yumruğumu havaya kaldırdım. ''Ama ben ihtiyaç duymuyorum. Benim gücüm burada,'' dedim ve hemen sonra silahı tutan eline bir tekme attım. ''Ya da burada.''

Adamın elindeki tabanca kendisinden uzak bir noktaya doğru düştü. Bakışları beni bulduğunda ona alayla baktım. ''Vah vah. Kim alacak şimdi seni benim elimden?''

Aptal adam silahına doğru atılmaya çalıştı. ''Aaa,'' diye söylendim. ''Olmaz. Senin gibi salaklar için silahlar fazla tehlikeli.''

Tekrar adama doğru atıldım ve bu kez tekmemi yüzüne doğru geçirdim. Sırt üstü düşerek gözlerini yumduğunda yüzümü ekşiterek kıpırdamayan bedenine baktım. ''Ben kaybetmem, aptal.''

Derin bir nefes alarak nihayet çantayı elime aldım. Ama bu çantada her ne varsa kaptırmamaya kararlı olacaklar ki, Miray'ın, ''Defne, arkanda!'' diyen sesi kulaklığımda yankılandı.

Hızla arkamı döndüm ve silahını bana yönelten bir başka adam gördüm. Bıkkın bir nefes alarak gözlerimi devirdim. ''Yine mi ya!'' diye söylendiğimde bir an afalladı. Bunu elbette fırsata çevirdim ve elimdeki çantayı eline doğru savurdum. Silahı yere düştü. Bir bana bir de yere düşen silahına baktı ve hemen sonra ona doğru eğildi. Aceleyle yerdeki eline sertçe bastım. Adamdan acı dolu bir ses yükselti. Acıdan buruşan yüzü bana döndüğünde, ''Bıraksana, kızım,'' dedi.

Sesli bir kahkaha attım. ''Yok ya!'' Sonra adama doğru eğilerek yakalarını kavradım. ''Sizin gibi çoluk çocuğun eline veriyorlar silahı, sonra böyle kötü adamcılık oynuyorsunuz.''

Silah sesleri artık kesilirken, kazananın hangi taraf olduğu belliydi. Adamın yüzüne bir yumruk indirdim ve, ''Bu ekipteki on kişiden yedisi kadın biliyor musun?'' diye sordum adama. Bir cevap beklemiyordum elbette. O çoktan pes etmiş bir vaziyette anca saçlarımı yakalamaya çalışırken ben onun saçlarını çekerek başını geriye doğru yatırdım. ''Hep bizi küçük görüp baştan kazandığınızı sanıyorsunuz da,'' diye açıkladım ve güldüm. ''Biz de yanıltmayı seviyoruz ekipce. N'apalım?''

Hemen tepemde bir kahkaha sesi işittim. Göz ucuyla tanıdık sesin sahibine baktığımda, ''Kadınların gücü mesajını da verdiğinde göre paketlesen mi adamı?'' diye sordu Ahsen.

Sırıttım. ''O şeref sana ait,'' dedim ve adama son yumruğu da vererek Ahsen'e kolaylık sağladım. Ahsen adamla ilgilenirken elimdeki çantayla Cem'e doğru ilerledim. Çatışma bizim galibiyetimizle sonuçlanmış, ikinci bir ekip adamları almak için yaklaşmıştı.

Çatışma galibiyetinizle sonuçlandı? Savaş mı bu?

Lanet iç sesim operasyon esnasında susmayı başarmış olsa da, şimdi tekrar sesini açmıştı. Ya da ben öyle kaptırmıştım ki kendimi, onu duymamış, sesini bastırmıştım.

Ortam yavaş yavaş toparlanırken burada benlik bir şey kalmadığını gördüm. Çantayı Cem'e teslim ettim ve onayını alarak ilk postayla birlikte yola koyuldum. Eve gitmeli ve dinlenmeliydim. Yorgun hissetmesem bile yarın iyi görünmeliydim. Zira yarın akşam farklı bir operasyon vardı.

Yarın akşam Sarp'a düğünde eşlik edecektim.

Bölüm sonu

2 yorum