Keyifli okumalar trong>
*
Düğün.
Sarp.
Defne.
Allah'ım aklıma mukayet ol!
Kaan'ın sözleri aklımı da kalbimi de allak bullak ederken, işittiğim hiçbir kelimeyi mantıklı bir çerçeveye sığdıramıyordum. Kesinlikle duyduklarımın akla sığan bir açıklaması vardı. Ama ne yazık ki şu an gözüme tek olası gelen şeyi aklımın ucundan geçirmeye bile cesaret edemiyordum.
Evlenme teklifi edecek sana.
İç sesime yönelik kaşlarımı çattım. Bu saçmalığa zaten anca o inanırdı. Derin bir nefes aldım ve etrafta gezinen gözlerimi tekrar karşımdaki adama çevirdim. Kaan garipseyen gözlerle bana bakarken, ''Ne saçmalıyorsun sen?'' diye sordum.
Kaan bir an afalladı. Yüzünde saniyeler içerisinde mahcup bir ifade yer edinirken, ''Aa,'' dedi. ''Sormamış.''
''Ben hiçbir şey anlamıyorum,'' diye itiraf ettim ve Kaan'a doğru bir adım attım. ''Ne sormadı?''
Karşımdaki adam ne söyleyeceğini bilemez bir hal sergilerken benim sabırsızlığım da git gide artıyordu. Bir şey söylememeye devam etmesiyle, ''Kaan,'' dedim uyarıcı bir tonda. ''Ne oluyor?''
Derin bir nefes aldı. Tek elini sakin olmamı istercesine kaldırdı ve, ''Unut söylediklerimi,'' dedi.
Ona çatığım kaşların altındaki gözlerimle baktım. Ortaya bombanın alasını atmıştı, şimdi de işittiklerimi unutmamı mı bekliyordu? Çok beklerdi!
''Kaan,'' diye tekrar ettim uyarıcı bir tonda. Ona doğru bir adım attım ve gözlerimle elindeki kahveyi işaret ettikten sonra, ''Şu kahveyi başından aşağı boşaltma potansiyelimi küçümseme bence.''
Kaan da yutkunarak bir yüzüme bir de kahveye baktı. Gözleri benim üzerimde takılı kalırken ikna olduğunu, ağzında gevelediği şeyi söyleyeceğini sandım. Bakışları git gide kısıldı. Kendi gözlerimle onu uyarmaya devam ettiğim sırada onun ifadesi birden aydınlandı.
''Hadi,'' diye direttim. Kaan ise dudaklarına hayali bir fermuar çekti. Öfkem git gide artarken, ''Elimde kalacaksın,'' diyerek boş olmayan bir tehdit savurdum.
''Söylemem bir şey,'' dedi Kaan keyifle sırıtırken. ''O kahveyi dökersin de, burada yapamazsın. Yesin için içini. Gıcıklık değil mi?''
İşittiğim sözler karşısında Kaan'a hayretle baktım. Benimle ne derdi vardı da, şimdi böyle kıvrandırıyordu beni? Söyleyecek bir bahane bulamamıştı da, Sarp'ı korumak için mi böyle yapıyordu?
Delici gözlerim yüzünden bir an olsun ayrılmazken ona doğru bir adım daha attım. ''Manyak mısın be? Konuşsana!''
Başını sağa sola salladı. Dudaklarınıysa düz bir çizgi halini alacak şekilde birbirine bastırdı. Ciddi ciddi beni kendisini boğazlamaya teşvik ediyordu.
''Peki,'' dedim sakin kalmaya özen göstererek. Yüzüme bilmiş bir gülümseme yerleştirdim ve, ''Kendim sorarım o zaman, Sarp'a,'' diye ekledim.
Sözlerim Kaan üzerinde umduğum etkiyi bırakmadı. Hiç istifini bozmadı ve, ''Sor,'' dedi gıcık bir umursamazlıkla. Bu davranışı beni daha çok delirtirken, ''Kaan,'' dedim dişlerimin arasından.
Umursamazca omuz silkti. Sarp'ın soğuduğunu iddia ettiği kahveden bir yudum aldı ve sonra sırıttı. ''Güzel olmuş ellerine sağlık.''
Bir şey dememe fırsat kalmadan arkasını dönerek yanımdan uzakştı. Ardından hayretle düşmüş bir şekilde baktım ve aklımı toplamaya çalıştım. Ortada bir düğün vardı. Sarp bana bir şey soracaktı.
Evlenme teklifi edecek işte.
İç sesimin ısrarla tekrar ettiği sözlere karşılık bıkkın bir nefes aldım. Elbette bana evlenme teklifi falan etmeyecekti. Sarp'ın muhtemelen beni bekliyor oluşu aklıma gelirken hızla çalışma masama yönelerek Sarp'ın bugünki programını elime aldım. Biraz daha bekletirsem odasından çıkarak dünki gibi bağırınması kaçınılmaz olurdu.
Aceleci adımlarla Sarp'ın odasına yönelerek kapıyı tıklatıp içeri girdim. Bakışlarını kaldırıp bana baktı ve sonra arkasına yaslandı. Tüm dikkatinin bende olduğunu anlamamla boğazımı temizledim ve karşısında durarak, ''Programınız için geldim,'' dedim.
Başını salladı ve alaylı bir gülüş takındı. Bunun iyiye işaret olmadığını bildiğim gerildim.
Sinirlerine hakim ol kızım.
''Nihayet,'' dedi Sarp.
''Geldim, efendim,'' diye karşılık verdim imalı bir tonda. Yüzümdeki gülümsemeyse kesinlikle samimiyetten uzaktı.
Tekrar baş salladı ve oturduğu yerde öne doğru eğilerek elindeki kalemi döndürdü. Sesli bir nefes aldı ve yüzündeki ifade sinir bozucu Sarp moduna geçiş diye haykırırken, ''İlk geldiğinde çenen durmuyordu,'' dedi. ''Şimdiyse uyuşukluk başladı. Bir yerden düzelince başka yerden bozuluyorsun.''
Kulaklarımı dolduranlar öfkemi körükledi. Sakin kalacaktım ve sinirlerime hakim olacaktım, ha? Asla!
Sesli bir nefes alarak gülümsememi korumaya çalıştım. Dudaklarımı birbirine bastırarak söyleyeceklerimi toparladım ve, ''Uyuşuk olmamamı tercih ediyorsanız tekrar çeneme odaklanabilirim,'' dedim.
''Orta yolu bulamıyorsun yani.''
Sinirli bir gülüş attım. Nasıl da damarıma basıyordu. Ama ben ezilmezdim, ezerdim!
''Dengesiz olmaktan iyidir, Sarp Bey.''
Kaşları çatıldı. Elindeki kalemi masaya atarcasına bırakarak arkasına yaslandı ve, ''Ne demek istiyorsun sen?'' diye sordu.
Derin bir nefes aldım ve bu kez ifadesiz bir şekilde yüzüne baktım. ''Ne anlıyorsanız o.''
''Hem işini doğru yapmıyorsun, hem de gelip bana laf sokup saygısızlık ediyorsun.''
Ona hayretle baktım. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken kendimi işaret ettim ve, ''Ben mi işimi doğru yapmıyorum,'' diye sordum. ''Ne hatamı gördünüz? Başta beceriksiz olabilirdim evet, ama şimdi kendimi toparladım. Bunu inkar edemezsiniz.''
Sarp bu sözlerimle bana bir müddet öylece baktı. Gözlerini hafifçe kısmış, bakışlarını bir an olsun benden ayırmamıştı. Aklından bir şeyler geçtiği belliydi ve ben ne düşündüğünü kesinlikle merak ediyordum.
Parmağını bana doğru kaldırarak yüzümü işaret etti ve, ''Dilin çok uzun senin,'' dedi.
Yeni mi fark ettin?
''Hadi ya.''
''Işıl!''
Uyarıcı bir şekilde dudaklarından dökülen adımla ona alıngan bir şekilde baktım. Oysa alınganlıktan uzaktım. Sadece aklım karışıyordu. Eskiden sadece öfkelenmeme neden olan bu davranışları artık kalbime de iyi gelmiyordu. Gülümsediğinde kalbimde çiçekler açıyor, canımı sıktığında kalbim ağrıyordu sanki. Neler oluyordu böyle?
Duygularının sadece hoşlantıdan ibaret olduğuna emin misin sen?
Yutkundum. Daha fazlasını hissediyor olabilir miydim gerçekten? İhtimal veremiyordum. Sürekli atışıp durduğum adama karşı nasıl hoşlantıdan fazlasını besleyebilirdim ki?
Hoşlanmayı başarmışsan, aşık da olursun.
''Küsme tamam.''
Sarp'ın sesi beni karmaşık duygularımın arasından çekip aldı. Sözleriyle ona bir bakış attım ve, ''Küsmedim,'' dedim huysuzca. ''Çocuk muyum ben?''
Sarp sesli bir nefes aldı. ''Her şeye de bir cevap verme!'' dedi sesini yükselterek.
Bu beni daha çok delirtti. Ben de kendime hakim olamadım ve, ''Sürekli benden şikayet ediyorsunuz, ama siz de az değilsiniz,'' dedim suçlayıcı bir tonda.
Bana şaşkınca baktı. Sonra gözlerini büyüttü ve, ''Bak sen,'' diye mırıldandı.
''Bir anınız bir anınızı tutmuyor. Bir melek gibi oluyorsunuz, sonra bir bakmışım şeytanın İstanbul şubesi olmuşsunuz!''
''Düzgün konuş benimle!''
İyiden yükselen sesi bir an yerimde sıçramama neden oldu. Anlam veremiyordum. Kesinlikle anlamıyordum. Daha bir ay önce umursamadığım bu tavırları şimdi neden kalbime dokunuyordu?
İrkilmiş olmam beklemediği bir şey olacak ki, gözlerinde kısa bir pişmanlık gördüm. Buna yine de aldırmadım. Hızlı adımlarla masasına doğru ilerledim ve elimdeki programı masasına bıraktım. Meraklı gözlerini soru sorarcasına yüzüme çevirdiğinde, ''Kendiniz bakın programınıza,'' dedim. ''Beceriksizim ya ben, düzgün okuyamam şimdi!''
Aceleyle arkamı döndüm. Sarp buna engel olmak adına, ''Işıl,'' diye seslendi.
''Oşol,'' diye taklit ettim onu sessizce.
''Işıl, dur!''
Hışımla tekrar ona doğru döndüm. ''Ne var?''
Bu adamın kesin sende gönlü var. Yoksa şimdiye bin kez kovulmuştun.
İçimdeki ses bana fazla ileri gittiğimi hatırlatırken derin bir nefes alarak Sarp'a baktım. Benim durmamla oturduğu yerden kalktı ve ağır adımlarla bana doğru geldi. Şimdi karşıma geçecek, eliyle kapıyı işaret ederek yüzüme doğru kovuldun diye bağıracaktı. Evet, evet. Kesinlikle böyle olacaktı.
Birkaç adım sonra önümde durdu. Dudaklarımı birbirine bastırmış hem öfkeli, hem de görevimi yerine getiremeyecek olmanın endişesiyle ona bakarken, ''Bir şey soracağım,'' dedi sakin, ama katı bir tonda.
''Sorun.''
Sesimi kontrol edemeyerek baktım. Buna hiç şaşırmamış gibi baktı ve birden eliyle çenemi kavrayarak gözlerini gözlerime dikti. ''Bir sakin ol önce.''
Yutkundum. Bakışları bakışlarımı delip geçerken gözlerimin başka odak noktası olsun istemiyordum. Ben dışarıdan bakınca nasıl görünüyordum bilmiyordum. Ama o niye bu kadar güzel görünüyordu? Hatta bir başka, bir güzel mi bakıyordu bu adam? Her şeyi geçtim, ben daha on saniye önce kızgın değil miydim? Ne ara yumuşamıştım?
Asıl dengesiz kim tekrar düşünmek lazım.
Sarp ne yaptığının yeni farkına varmış gibi elini çenemden çekti. Bir adım geriledim. O da elini cebine daldırdı ve, ''Cuma akşamı bir işin var mı?'' diye sordu sanki iki dakika önce bağırıp çağıran benmişim gibi.
Evet, bağıranlardan biri sendin zaten.
''Yok.''
Karşımdaki adam başını salladı. Elini saçlarından geçirerek gözlerini ben hariç her yere çevirdi ve, ''Katılmam gereken bir düğün var,'' dedi. ''Sen de gel, gelsene yani,'' diye ekledi ve devam etti:
''Gelir misin benimle?''
Sorusuna karşılık içten içe neden ben diye sordum kendime. Yalnız gitmek istemiyor olabilirdi, ama ona eşlik edebilecek başka kız mı yoktu?
Sevdiği başka kız yok. Evet.
Sarp'ın sorusundan ziyade iç sesimin ortaya attığı sözler kalp atışlarımı hızlandırdı. Kaan'ın gevelediği kelimeler de artık bir anlam kazanıp bir yanımı rahatlatırken, bir yandan da Sarp'ın sorusuna ne yanıt vereceğimi merak ediyordum.
''İşle alakalı mı bu düğün?''
''Ne?''
''Ne?''
Sorum Sarp'ın gülmesine neden olurken ben de bozulan sinirlerimle güldüm. Aptal gibi davranmaya bir son vermeliydim.
''İşle alakalı düğün nasıl olur? Anlatsana.''
Başımı sağa sola salladım. Gözlerimi kısarak yüzümü ekşittim ve ellerimi ikimizin arasında itiraz edercesine salladım. ''Anlayın işte.''
''Anladım,'' dedi Sarp. ''Elbette işle bir alakası yok. Ben sadece yalnız katılmak istemiyorum.''
İşittiklerimle başımı anlarcasına salladım. Nasıl ki girdiğim ortamlarda bana evliliği düşünüp düşünmediğimi soruyorlarsa, aynını Sarp'a da mı yapıyorlardı? Eğer öyleyse onu öyle iyi anlıyordum ki!
''Ayy Sarp Bey,'' dedim sanki beş dakika önce adamın suratına doğru kükreyen ben değilmişim gibi.
''Hı?'' dedi kaba, ama bir o kadar da samimi bir şekilde.
''Size de mi o tür ortamlarda evlilikle alakalı sorular soruyorlar? Soruyorlardır tabii. Otuzunuza merdiven dayamışsınız sonuçta.''
''Işıl.''
''Sorarlar... Soruyorlardır. Onlara neyse. Düğününüzü onlar mı yapacak? Onlara ne ki?''
İşte ikiniz de birbirinizle evlenin sorun kalmasın.
''Yavaş,'' dedim iç sesime yönelik. Sarp bunu sorgulamadan, ''Işıl,'' dedi bir kez daha.
Transtan çıkmışcasına ona döndüm ve, ''Buyrun,'' diye mırıldandım.
Sarp bu tür teklifleri pek yapmıyor olacak ki, liseli çocuklar gibi huzursuzca kıpırdanarak elini ensesine attı ve, ''Geliyor musun?'' diye sordu. Güzel soru sıradakini alayım.
Yutkundum. Gidiyor muydum? İş dışında bir arada olduğumuz zaman kabalığını üzerinden atıyor, hep çok nazik oluyordu. En iyi anlaştığımız anlar iş dışındaki görüşmelerimizdi. Cuma akşamı onu görürsem yine iş dışında olacaktı ve bu da demek oluyordu ki, iyi geçindiğimiz sayılır anlara bir yenisini katacaktık.
Derin bir nefes aldım ve kabul etmekteki amacım çok daha farklı olsa bile, ''Tabii,'' dedim. ''Sizi çok iyi anlıyorum. Empati kurabildiğim için size destek olacağım.''
Sarp gülümsedi. Başını belli belirsiz salladı ve, ''Teşekkür ederim,'' dedi.
''Ne demek.''
Seninle insan gibi bir iki saat geçirme fırsatı yakalamış, kaçırır mı hiç.
Boğazımı temizledim. Ruh halim iyiden iyiye değişirken elimle kapıyı işaret ettim ve, ''Ben size kahve yapayım mı?'' diye sordum sevecen bir şekilde.
Sarp da bana baktı. Yüzünde varla yok arası bir tebessüm oluşurken başını çok hafif bir şekilde salladı. ''Yap bari.''
''Yapayım o zaman.''
''Bana da yap kız.''
İşittiğim bir diğer tanıdık, ama bu sahneye ait olmayan sesle kaşlarımı çaldım. Fonda çalan müzik birden bozulurken şaşkınca arkamı döndüm ve karşlaşmayı beklemediğim yüzü görmemle suratımı ekşittim. Kaan yine umulmadık anda reklam gibi araya girmişti. İfadesindeki çarpış gülüşe baktım ve saflığıma bir yenisini eklerken, ''Kaan Bey,'' dedim, ''Siz ne yapıyorsunuz burada?''
Soruma anlam veremeyen bir bakış atsa da tekrar sırıtması uzun sürmedi. Sarp'ı gülümsetmek emek isterken, Kaan'ın gülüşü yüzüne maske gibi oturmuştu.
''Asıl siz ne yapıyorsunuz?'' diye sordu Kaan ikimize de bir bakış atarak. Sonra koyu gözlerini kuzenine çevirdi ve, ''Sordun mu?'' dedi.
''Sordu sordu,'' dedim sırıtarak.
Kaan şapşal ifademe bakarak sesli bir kahkaha attı. Sarp ise küçük bir şaşkınlıkla, kaşlarını çatarak baktı. Bozulan plak sesi bir kez daha zihnimin içinde yankılanırken aptal ifademi hızla saklayarak duruşumu dikleştirdim.
''Yani sordum. Ben sordum,'' diyerek kendimce bir açıklama getirmeye çalıştım. ''Sarp Bey'e kahve yapayım mı diye sordum, o da yap dedi. Sonra siz de yap dediniz. Ben şimdi size kahve yapacağım.''
Adımlarımı kapıya doğru yönlendirdim. Kaan utanmadan kahkahalarla gülmeye devam ederken Sarp'ın, ''Kaan, kes sesini,'' diyen sözleri kulaklarımı doldurdu. Duymazdan geldim ve hızla Sarp'ın odasından çıktım.
Aceleci adımlarımı mutfağa doğru yönlendirerek içeri girdiğimde ilk olarak kahveye yönelecektim ki, eteğimin cebinde titreşen telefonumla bunu erteledim. Hızla telefonu elime alarak ekrana bir bakış attım ve Çisem'in aradığını görerek aramayı yanıtladım.
''Alo?''
''Alo, Defne?'' dedi arkadaşım.
''Evet.''
''Fazla uzatmayacağım,'' diyerek direkt konuya girdi Çisem. ''Perşembe günü biraz erken ayrılabilir misin orada?''
Aldığım soruya bir anlam veremeyerek, ''Neden?'' diye soruyla karşılık verdim sorusuna.
Hattın diğer ucundaki Çisem derin bir nefes aldı ve, ''Operasyon var,'' dedi. ''Ercan spor da kolunu kırmış. O vardı ekipte, ama şimdi başkası gerekiyor.''
Kulaklarımı dolduran açıklama keyfimi iyiden iyiye yerine getirdi. Hem cum akşamı Sarp ile olacaktım, hem de bir akşam öncesi operasyonda stres atacaktım. Bundan daha güzel ne olabilir ki?
Daha güzeli nedir bilmem. Ama senden daha garip bir kız yoktur.
''Operasyon diyorsun, Çisem. Kabul etmeme ihtimali var mı?''
Arkadaşımın sırıtışı adeta gözümün önünde belirdi. Dayımın daha bu sabah ettiğim ricayı göz önünde bulundurarak yedek olarak beni sahaya yollaması beni ayrıca mutlu ederken, tüm bunların şirkette yerine getirdiğim görevin bir meyvesi olduğunun da farkındaydım.
''Tamamdır,'' dedi Çisem. ''Seni dahil ediyorum ekibe.''
''Et kız, et,'' dedim keyifle. ''Bu operasyon bana iyi gelecek.''
Çisem kıkırdadı. ''Deli,'' diye söylendi ve sonra başka bir şey demeden aramayı sonlandırdı. Telefonumu tekrar cebime attım kendi kendime kıkırdayarak dolabı açmak adına arkamı döndüm. Gözlerimin baktığı noktada beyaz dolap kapaklarını görmek istesem de, gördüğüm şey farklıydı.
Sarı saçlar, koyu gözler ve bol miktar makyajdan nasibini alan bir yüz görüş alanıma girdiğinde sırıtan ifademin git gide asıldığını hissedebiliyordum. Ebru tam karşımda duruyor, kıstığı gözlerle bana bakıyordu.
Hani bilirsiniz, dizilerde ve filmlerde sinsi, fesat, işleri berbat eden bir kadın olurdu. İstediğini asla elde edemeyecek kadar kötü bir kalbe sahip olsa bile denemekten geri durmaz, tüm yollara girer, tüm cesetleri çiğnerdi. Benim hikayemin kötü kadını da karşımdaydı, bunu hissediyordum. Eğer bir gün Sarp, birinden duyarak asıl kimliğimi öğrenirse, bu kesinlikle Ebru'nun parmağıyla olacaktı.
Bu kadarı belliydi. Asıl soru şuydu ki, Ebru ne zamandır arkamdaydı ve konuştuklarımın ne kadarını duymuştu?
BİTTİ! Sevdiniz mi? Ben severek yazdım bu bölümü, inşallah siz de beğenmişsinizdir.
Bölüm 29
Bölüm 29
Bölüm sonu
4 yorum
S
S
Bakalım
Zortt