Keyifli okumalar :)
*
Ertesi sabah güne oldukça erken başladım. Bu şirket işi hayatıma öyle değişiklikler katmıştı ki, öğlen vaktine kadar yataktan çıkmayı ret eden ben, güneş doğar doğmaz gözlerimi açmıştım.
Sabahın bir vakti güzelce giyinmiş kuşanmış, annemlere kahvaltı hazırlamıştım. Gördüklerimden memnun bir şekilde tamamlanmış olan sofraya doğru sırıttım. Kesinlikle ortaya güzel bir iş çıkarmıştım ve anneannemin övgülerini toplayacağıma emindim.
''Ooo,'' diyen bir ses işitmemle başımı kaldırarak bahçe kapısına baktım. ''Birileri baya erkenci.''
Dayımın hafif bir alayla sarf ettiği sözlere karşılık olarak gülümsedim ve başımı hafifçe yana doğru eğdim. Sesli bir iç çektim ve, ''Dayısının kendisine uygun gördüğü görev sağ olsun,'' dedim.
Karşımdaki adam küçük bir kahkaha attı. ''Birileri uslu dursaydı.''
Bundan kastının operasyonlar esnasında yaptığım şeyler olduğunu anladım ve konuyu bir şekilde o noktaya getirmiş olmasını içten içe tebrik ettim. ''Ben senin verdiğin görevleri yerine getirmekten başka ne yapıyorum ki?'' diye sordum masumca. ''Sadece bir şeyleri yapma tarzım farklı.''
''Senin tarzın tehlike.''
Omuz silktim. Buna verebilecek bir yanıtım yoktu. Olsa bile orta yolu bulup anlaşamayacaktık. Bu yüzden son dönemlerde sık sık uğrayan mantığımı dinledim ve susmayı tercih ettim.
Dayım birkaç adımda bahçeye çıkmıştı. Havanın güzelliğine kanarak bahçeye hazırladığım kahvaltı masasına hoşnut gözlerle bakarak, ''Pek bir iştah açıcı görünüyor,'' dedi.
Kendimi övmekte bir sakınca görmeyerek, ''Ben yaptım,'' dedim.
Yine güldü. Sonra gözlerini bana doğru çevirerek, ''Aferin,'' dedi. ''Nereden esti?''
Sabahın erken vaktinde kalkmam yetmiyormuş gibi üstüne bir de kahvaltı hazırlamam pek benden beklenilen bir davranış değildi. Bu yüzden dayımın merakını anlayabiliyordum.
''Erkenden kalkınca hazırlayayım diye düşündüm. Sıcaktan tekrar uyuyamadım zaten.''
Hadi oradan. İleride Sarp ile yaşayacağın hayatın provasını yapıyorsun, değil mi?
İç sesimin dehşet sözlerine karşılık gözlerimi kocaman açtım. Onun akıllanacağı yoktu. Çare cidden psikologdu bu durumda.
''Söylediklerini kendi aklında almıyor değil mi?'' diye sordu dayım gülerek. ''Koskocaman açtın gözlerini.''
İç sesime yönelik sergilediğim hareketi yanlış yorumlayan dayıma sadece güldüm. Onun gözünde son günlerde akıllı mantıklı bir insan resmi çizmişken bunu bozmak istemezdim. Zira benim ne kadar uslandığımı düşünürse, önümüzdeki operasyonlara katılma isteğimi de o kadar kolay kabul ederdi.
''Hadi birer kahve yap da, annen ve annem gelmeden içelim.''
Sözleri beni bir kez daha güldürdü. Dayımın bahçedaki koltuklardan birine geçişini izledim ve, ''Hemen,'' diyerek eve girdim.
Dakikalar sonra kahveleri hazırlayarak tekrar bahçeye çıkmıştım. Ben mutfakta oyalanırken anne ve anneannemin seslerini işitmiş, onların da yeni güne gözlerini açtıklarını anlamıştım.
''Kahveniz geldi, İlhan Bey.''
Dayım gözlerini bana çevirdiğinde kahvesini ona doğru uzattım. ''Ellerine sağlık.''
''Afiyet olsun.''
Elimdeki tepsiyi koltuğun kenarına bırakarak kendime ait olan fincanı kavradım. Vakit kaybetmeyerek sıcak sıvıdan bir yudum aldım ve arkama yaslandım. Sabahın bu vaktinde henüz hafif esintili olan hava yüzüme doğru ferahlatıcı bir şekilde vururken gözlerimi yumdum.
''Ee,'' diyerek aramızdaki kısa sessizliği bozdu dayım. ''Nasıl gidiyor?''
Sorusunu işitmemle gözlerimi tekrar aralayarak bakışlarımı yüzüne çevirdim. ''İyi,'' dedim. ''Son günlerde Sarp etrafında bir şey dönmüyor.''
Dayım anladığını belli edercesine başını salladı. ''Peki, ihale ne zaman biliyor musun?''
Başımı olumsuz anlamda salladım. ''Sarp bundan hiç bahsetmedi. Hiç konu açılmadı,'' diye açıkladım bu durum dikkatimi çekerken. Aklıma gelen şeyle kahvemden yeni bir yudum alarak dayıma baktım. ''Ferit Bey'e sorabiliriz.''
Sözlerim dayımın onayını aldı. ''Hallederim.''
Derin bir nefes alarak bakışlarımı bahçede gezdirdim. Ben Sarp'ı koruyordum korumasına da, bu sonsuza kadar böyle devam mı edecekti? Bir şekilde bu işlere bir son vermeliydik. Sarp'ın güvenliğini sonsuza dek sağlamalı, o rakibi başından def etmeliydik. Bu da maalesef sırf benim çalışmamla olacak iş değildi.
Ne olacak ki, ne güzel çalışıyorsun Sarp'ın yanında.
''Ya dayı, ben sürekli Sarp'ın etrafında olarak onun güvenliğini sağlıyorum o tamam da. Bu Ferit Bey'in anlattığı adam ne olacak? Yani ben ömür boyu Sarp'ın asistanı gibi yanında olup onu koruyamam ki. Bu işe bir nokta koymak lazım değil mi?''
Dayım bu sözlerimle başını salladı. Kahvesinden bir yudum aldı ve, ''Elbette,'' diyerek destekledi beni. ''Araştırma yapıyoruz şu an. Rakip şirkete de birini koyarak kanıt toplayacağız. Aksi takdirde suç üstü yakalamadan o adamın suçunu kanıtlayamayız.''
Alaylı bir şekilde güldüm. ''Belki o bile yeterli olmayacak. Adam için kendini feda edip suçları üstlenen aptal çok.''
''Aynen öyle... Mecbur bir açığını yakalayıp kanıt bulacağız.''
Başımı salladım. Tekrar derin bir nefes aldım ve kahvemden son yudumu mideme yollayarak boşalan fincanı tekrar tepsiye bıraktım.
''Söyle,'' dedi dayım.
Sesini işitmemle başımı ağır çekimde ona doğru çevirdim. Gerçekten bir şey söyleyecektim, ama nereden anlamıştı? Şaşkınlığımı fazla belli etmiş olacağım ki, gülerek arkasına yaslandı ve, ''Kıvranıp durmaya başladın,'' diye açıkladı. ''Anladım bir derdin olduğunu.''
Sırıttım. Dayım elbette hareketlerimden içimde olup biteni çözebilecek kadar tanıyordu beni. Ona doğru dönerek sesli bir nefes daha aldım ve, ''Dert değil de,'' diyerek konuya girdim. ''Bir istek, bir rica.''
Gözlerini kısarak, ''Neymiş o?'' diye sordu.
''Yakın zamanda bir operasyon varsa beni de yollasana?''
Sözlerim dayımın ifadesini katılaştırdı. Bu hareketini yanıtının olumsuz olacağına yorarak surat asacaktım ki, bu kez ağır ağır baş salladı. İçimde birden umut tohumları yeşerirken, ''Kabul mü?'' diye sordum.
''Öyle bir şey demedim.''
''Ama baş salladın.''
''Olabilir, ama kesin bir söz vermiyorum. Haftaya bir şeyler dönmesi muhtemel,'' diye anlattı. ''Düşüneyim. Belki seni de dahil ederim ekibe.''
Dayıma yalvarırcasına baktım. ''Ne olur dayı ya! Bak formdan düşeceğim,'' dedim iyice kendimi acındırarak. ''O kadar eğitim boşuna mı gitsin?''
Yanımdaki adam bana yan gözlerle bakarken sözlerime pek kanıyormuş gibi durmuyordu. ''Abartma istersen.''
Adam senin ciğerini biliyor tabii.
''Sarp'ın etrafında yeterince büyük aksiyonlar dönmüyor. Ben de ona gözüm gibi bakıyorum zaten. Ayağına taş değmiyor adamın sayemde,'' dedim ve gülümseyerek ekledim:
''Bari iyi halden bir kıyak yap bana, ha?''
Dayım da derin bir nefes aldı. Kahvesinin son yudumunu da içti ve sonra boşalan fincanı bana doğru uzatarak hemen yanımda duran tepsiyi işaret etti. Mesajı alarak fincanını kavradım ve tepsiye bıraktım. Sonra umut dolu bakışlarımı tekrar dayıma doğru çevirdim. Beni kıvrandırmaktan keyif alıyormuş gibi yeniden sesli bir nefes çekti içine. Yine ağır bir şekilde arkasına yaslandı ve bakışlarını birkaç saniye boyunca bahçede gezdirerek sabırsızlığımı iyice körükledi. Yine de onu kazandırmadım ve operasyona çıkabilmek uğruna uslu kızı oynadım. Dayım nihayet gözlerini üzerimde durdurdu ve, ''Düşüneceğim,'' dedi. ''Olumlu bakıyor gibiyim.''
Kulaklarımı dolduran sözlerle dudaklarımdan bir sevinç nidasının kaçmasına engel olamadım. Zira bu sözlerine isteğimi kabul etmiş olduğuna işaret olduğunu biliyordum. Yine de şımarmaktan kaçınarak, ''Teşekkür ederim,'' demekle yetindim.
Dayımla konuşmamızın ardından ailecek kahvaltı ettik. Kahvaltımı erkenden tamamlayarak yola koyulmayı planlamış olsam da, Sarp'ın bir saat geç geleceği ve bu yüzden bana da izin verdiğini içeren mesajı şirket öncesi biraz oyalanmama fırsat verdi.
Aldığım mesaj sayesinden Sarp'ın dünki rahatsızlığının ardından bugün tekrar sahalara döneceğini anlamış olmuştum.
Endişeye gerek yok. Hoşlandığın beyi görebileceksin bugün.
İçimden geçen sözlere bu kez sırıttım. Hislerim hangi yoldaydı bilmem, ama Sarp'ı görmemektense, görmeyi tercih ettiğim bir gerçekti. Acaba o da beni göreceği için mutlu oluyor muydu?
Demek Sarp'ı göreceğin için mutlusun?
Kendi kendime kıkırdadım. Dışarıdan bakanlar için kesinlikle bir takım sorunlar yaşayan bir insan tablosu çizebilirdim, ama neyseki şirket öncesi buluşma sözü kaptığım Çisem tam zamanında gelmiş, beni bundan kurtarmıştı. Sarp'ın mesajının ardından Çisem'i aramış olmam kesinlikle iyi olmuştu.
''Niye buraya geldik biz?'' diye sordu Çisem karşımdaki sandalyeye yerleşirken. ''Güneş'e gitseydik ya. Enayi misin kızım sen? Bedavaya içerdin kahveni.''
Çisem'in taramalı tüfekleri kıskandıracak bir hızla sarf ettiği kelimelere karşın sadece sırıttım. Kollarımı önümde bağlayarak arkama yaslandım ve güneş gözlüğümün ardından arkadaşımın somurtan ifadesini izledim. O ise dışarısında oturduğumuz mekanı inceliyordu. Zira Müjgan ablamın ve İrem'in Sarp ile alakalı sorularına henüz hazır olmadığım için Güneş'e gitmekten kaçınmıştım. Ama kaçışımın olmadığını ve bunu kısa zamanda telafi etmem gerektiğini biliyordum.
Arkadaşım beklenti dolu bakışlarını bana çevirdiğinde aklımdan kinayeli sözler sarf etmek, selam dahi vermeden konuya girdiği için laf sokmak geçti. Ama bunu yapmaktan hızla vazgeçtim ve zihnime düşen diğer şeyi hayata geçirmeyi seçerek Çisem gibi direkt konuya dalış yaptım.
''Kaan seni beğendi.''
''Ha?''
Çisem'in şaşkınlık dolu kaba sorusu gülmeme neden olurken o kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu. Bakışlarının hafif bir dalgınlık haline büründüğünü fark etmemle masaya doğru eğildim ve elimi gözünün önünde salladım.
''Alo,'' dedim kelimeyi uzatak. ''Kendine gel.''
Arkadaşım bu hareketimden hoşlanmamış gibi elimi huysuz bir şekilde geri itti ve, ''Kendimdeyim ben,'' diye itiraz etti. ''Dalga mı geçiyorsun sen benimle?''
''Hayır.''
''Ne demek Kaan beni beğendi?''
Dudaklarımı büzerek karşımdaki kıza baktım. Tekrar arkama yaslanırken önümde duran soğuk sudan bir yudum aldım ve, ''Beğenmek nedir bilir misin?'' diye sordum.
''Defne,'' dedi Çisem uyarıcı bir tonda. Yeri geldiğinde oldukça cadı bir kişilik olabildiğini biliyordum. Bu yüzden kendi güvenliğim adına fazla uzatmadım ve, ''Dün yemekte karşılaşmadık mı?'' dedim. Çisem başını şapşalca olumlu anlamda salladı.
''Kaan gözlerini senden alamadı. Senden etkilendiğini iddia ettim ve itiraz etmedi,'' diye açıkladım ve kollarımı masaya yaslayarak tekrar öne doğru eğildim. ''Ee düğün ne zaman?''
Sırada Sarp ve sen varsın.
Çisem bu sorumu taklit etti ve ardından bana gıcık bir bakış atarak, ''Sarp ve senden sonra,'' dedi iç sesimi duymuş gibi.
Sözleriyle anında somurttum. Ama ruh halim hızlı bir değişikliğe uğrayarak bu kez yüzüme bir gülüş saldı.
''Ne sırıtıyorsun?''
Hiç acımadım ve ikinci bombayı patlattım. ''Ben Sarp'dan hoşlanıyorum.''
''Ne?''
Çisem'in gereğinden fazla çıkan sesiyle etraftaki birkaç bakış bize döndü. İnsanlara karşı birkaç gülüş attım ve sonra tekrar Çisem'e dönerek söylendim. ''Bağır bağır. Daha sesli bağır.''
Arkadaşım da mahcup gözlerle etrafa baktı. Sonra dehşete düşmüş gözlerini bana çevirerek, ''Sabah sabah beynimi yaktın Defne ya!'' dedi.
Kıkırdadım. Saçlarımı havalı bir şekilde geriye doğru attım ve, ''Doğaçlama takıldım. Yakasım geldi,'' dedim.
''İyi ettin. Manyak!''
Çisem'in söylenmelerine bir kahkaha attım. Kendine bir çay istedikten sonra delici gözlerini bana çevirdi ve hep Kaan ile konuşmalarımın, hem de hislerimin detaylarını istedim. Ona dün Kaan ile konuştuklarımızı da, Sarp'a karşı hissettiklerimi de özetledim.
Kaan'ın kendisine karşı besleyebilecek olduğu duyguları tıpkı benim günler önce Sarp'a yönelik olarak yaptığım gibi reddetti.
Bu işin usulu böyle. Önce reddedersin, sonra ölüp bitersin.
Beni Sarp'dan hoşlanıyor olmam da zaten Çisem'in çoktan beklediği bir şeydi. Neyseki sevgili arkadaşım bu tür konularda oldukça olgundu ve hislerimden ötürü benimle alay etmedi ve etmezdi.
Çisem'in yanından ayrılıp soluğu şirkette aldım. Bugün olduğu gibi şirkete her gün geç gelse, kesinlikle sabahları daha az koşuşturmaca yaşayacaktım. Bu sabah yeterince kahve görmemişim gibi bir kahve de Sarp'a yaptım ve mutfaktan çıkmamla kendisiyle burun buruna geldim.
Dün ile kıyasen şu an kesinlikle formunda görünen Sarp'ı baştan ayağa süzdüm. Hızlanan kalp atışlarımsa yeni bir şeydi. Daha önce de sarf ettiği bazı sözler, daha doğrusu iltifatlar kalbime kastı olduğu düşüncesine kapılmama neden olmuştu. Ama ilk sırf onu görmek yetmişti kalbimin maratona çıkması için.
Bu durumu yardırgamadan edemedim ve kendimi gülümsemeye zorlayarak, ''Günaydın, Sarp Bey,'' diye şakıdım. ''Hoş geldiniz.''
Sarp gülümsedi. Kalbim tekrar varlığını belli etti. Bu adam hep mi böyle güzel gülümsüyordu?
Hayır. Bir tek sana.
''Hoş buldum,'' dedi Sarp.
''Ben de buradayım.''
İşittiğim diğer tanıdık sesle başımı Sarp'ın hemen yanındaki bedene çevirdim. Kaan? Kaan'ı neden şimdi görüyordum?
Gözlerin Sarp'dan başkasını görmemeye de başladı. Hadi hayırlı olsun.
''Siz de hoş geldiniz,'' diye mırıldandım mahcup bir şekilde.
Kaan gıcıkça sırıttı. Sarp bir şeyler mırıldanarak odasının yolunu tuttuğu sırada onu takip edecektim ki, ''Emin misin, Işıl?'' diye sordu Kaan. ''İstersen gideyim ben.''
Sarp'ın yanımızdan uzaklaşmış olduğunu fırsat bilerek hışımla Kaan'a döndüm ve, ''Git,'' dedim. ''Git. Yürü kendi odana git!''
''Ayıp oluyor ama.''
''Sana ayıp be!''
''Ben ne yaptım?'' diye sordu eğlenir bir tonda. Onun eğleniyor oluşu benim yangınıma körükle giderken, ''Niye Sarp'ın ardına saklandın?'' diye sordum.
Kaan hayretle bana baktı. Kendini işaret etti ve, ''Ben mi saklandım,'' diyerek ortaya yeni bir soru attı. ''Asıl sen görmedin beni.''
Görmemiştim. Ciddi ciddi Sarp'a odaklanmaktan Kaan'ın varlığını fark etmemiştim!
Yine de bunu Kaan'a karşı kabullenmeyi yediremedim. Çıkmaz bir sokakta gibiydim. Anlayacaktı, Kaan bu gidişle her şeyi anlayacaktı.
Bunu ben bile istemem.
''Gözlüklerimi takmayı unutmuşum bugün ondan.''
Kaan sesli bir kahkaha attı. Tüm bakışlar, odasına ulaşmakta olan Sarp'ın gözleri dahil bize döndü. Sarp'a doğru endişeli bir bakış attım.
''Gülmesene be!'' diye fısıldadım.
''Yalnız sırf bugün değil, burada bulunduğun bir buçuk ay boyunca unutmuşsun o zaman gözlüğünü. Güneş gözlüğü dışında bir şey görmedim bugüne dek gözünde.''
Sakın 'sen de gözlüğünü unutmuşsun' demeye kalkma.
Yutkundum. İyice aptallaşmıştım. Sarp'ın bakışlarının üzerimdeki varlığı kendilerini hatırlatırken Kaan'a karşı sessiz kalmayı seçtim ve etrafa karşı gülümseyerek, ''Görüşeceğiz,'' diyerek Kaan'ın yanından ayrıldım.
Hızlı adımlarla Sarp'a doğru ilerledim. Benim ona yaklaşmamla o içeri girdi. Hemen ardından odasına adım atarak kapıyı kapadığımda birden bana doğru döndü ve, ''Neye gülüyordunuz öyle?'' diye sordu.
Beklenmedik bu sorusuyla ona şaşkınca baktım.
Bu adam seni baya baya kıskanıyor.
''Hiç,'' diye mırıldandım. ''Kaan Bey'i biliyorsunuz. Güldürüyor insanı.''
Sarp asabice baş salladı. ''Bilmez miyim.''
Derin bir nefes aldım. Kahvesini masasına bırakmak için öne doğru atılmıştım ki, ''İçmeyeceğim o kahveyi,'' dedi.
Bir tepsideki kahveye, bir de Sarp'a baktım. ''Neden?''
''Soğumuştur bile. Gülüp durmaktan bir türlü gelmedin ki.''
İşittiklerimle şaşkınca karşımdaki adama baktım. Ne saçmalıyordu bu adam? Cidden benden hoşlanıyor ve bunun için mi böyle kıskanıyor, saçmalıyordu? Her şeyi geçtim, yakışıyor muydu bu davranışlar Sarp'a ya?
Gayet de sevimli buluyorsun.
''Sarp Bey,'' dedim yine o bana özgü tonlamayla. O garip gözlerle baktı bana. ''Sizce haksızlık etmiyor musunuz? Soğumamıştır ki, daha yapalı beş dakika oldu. İlle de sorun çıkaracaksanız yenisini yapayım. Yapışmaz elime.''
İlk geldiğinde kahve yapmak zorunda olduğun için zırlayıp duruyordun. Hatırlatmak istedim.
''İyi halt ettin!''
''Ne?'' diye sordu Sarp şaşkınca.
Yine sesli konuşmuştum. Aferin, Defne.
''Ben en iyisi size yeni kahve yapayım.''
''İstemem.''
''Yapayım.''
''Yapma.''
Derin bir nefes aldım. Her şey çok güzel başlamışken Kaan yüzünden tekrar tepetaklak olmuştuk. Dengemizi niye sağlayamıyorduk?
Sarp'a bir karşılık vermek için dudaklarımı aralamıştım ki, bundan vazgeçerek, ''Peki,'' demekle yetindim. ''Ben çıkayım, programınızı alıp geleyim.''
Karşımdaki adam sadece başını salladı. Elimdeki tepsiyle beraber odadan çıktım ve çıkar çıkmaz bir kez daha Kaan ile karşılaştım. Bu kez ona delici gözlerle baktım ve, ''Sen odana gitmedin mi?'' diye sordum huysuzca.
''Gitmedim. Sizi bekledim.''
''Neden?''
''Sordu mu?''
Kaan'ın bu sorusuna bir anlam veremdim. Kaşlarımı çatarak ona baktım ve, ''Ne sordu mu?'' diyerek sorusuna soruyla karşılık verdim.
Karşımdaki adam sırıttı ve, ''Ee, sen,'' dedi, ''Sarp. Düğün.''
Aklınca açıklayacı olan sözleri sadece aklımı daha çok karıştırmakla kalmayıp beni bir dehşetin içine sürüklerlen Kaan'a şaşkınca baktım ve yutkundum. Elimdeki tepsi titreşen parmaklarım yüzünden sarsılıp dururken tepsiyi Kaan'a doğru iterek derin bir nefes aldım.
Ben. Sarp ve düğün.
Düğün. Sarp ve ben.
Bir kez daha yutkundum.
Neler oluyordu ya?
BİTTİ!
Cidden neler oluyor ya? (Ben biliyorum fğdfj)