İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 27 · 12 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 27

Bölüm 27

Keyifli okumalar :)

*

''İçeri gir!''

Bu iki kelimeyi ikiletmeyerek başımı olumlu anlamda salladım ve içeri giren Sarp'ı takip ettim. Sarp'ı daha fazla kızdırmak istememekten ziyade içimde hem onu bu hale getiren şeye karşı bir merak, hem de meraklı gözlere malzeme vermeme amacı vardı.

Kapıyı ardımdan kapadım ve kendini koltuklardan birinin kenarına atan Sarp'a döndüm. Asabi bakışlarla bana bakarken adeta burnundan soluyordu. Konuştuklarımızı işitmiş olması benim için ihtimaller arasında değildi, ki zaten bizi duyacak kadar yakınımızda bile bulunmamıştı. Onu bu hale getiren şeyin ne olduğunu merak ederek, ''Sarp Bey,'' dedim. ''Neler oluyor?''

Senin asıl kimliğini öğrenmiş olmasın?

İç sesimin fısıldadığı şeye de ihtimal vermiyordum. Nereden öğrenecekti ki beni? İnandırıcı olmak için sahte kimliğime sosyal medya hesapları bile açmıştım!

Eminim Sarp sosyal medyada stalk turunu çıkıyordur.

Elinde telefon, o sayfa senin bu sayfa benim sosyal medya turuna çıkan bir Sarp hayal edemiyordum. Gözümün önünde beliren acayip tablo neredeyse sırıtmama neden olacakken kendime hakim oldum. Ne vardı ki sanki Sarp'ın sosyal medya hesapları olsa.

Hatta inşallah vardır. Akşam kontrol edelim.

Son saatlerde iç sesimin sözlerinin mantığıma daha çok yattığını inkar edemezdim. Yüzümdeki ifadeyi korumaya çalışarak, ''Sarp Bey,'' diye tekrar ettim karşımdaki adamın bir yanıt vermemiş olmasıyla meraklanarak. ''İyi misiniz?''

Oysa Sarp'a şöyle bir bakınca pek iyi göründüğü de söylenemezdi. Bir haller vardı bu adamda. Ama ne?

Sarp burnundan solurcasına derin bir nefes aldı ve, ''Değilim,'' diye mırıldandı baş ve işaret parmağıyla burun kemerini sıkarken. Bu halleri sadece daha meraklanmama yol açarken yere doğru eğdiği başını bana doğru kaldırdı ve öfkeli gözlerini yüzüme dikti. Bilmediği bir şey vardı ki, konuşmak yerine karşımda bu çakma sinir krizini geçirmeye devam ederse, ben sinir krizinin âlâsını geçirecektim!

''Sorun ne?'' diye sordum dik duruşumdan taviz vermeyerek. Zira yanlış bir şey yapmamıştım. İşlerimi tamamlamıştım ve Sarp'dan başka bir istek gelmediği müddetçe elbette keyfime bakardım.

O işlerin öyle olduğuna emin misin?

''Neredeydin sen?'' diye sordu Sarp öfkeli bir tonda.

Sorusu afallamama neden oldu. Dudaklarımı hafifçe büzerek ona çattığım kaşlarla baktım ve, ''Kahve içiyordum,'' diye yanıtladım sorusunu.

Sarp anladığını belli edercesine, ''Kahveyi nerede içiyorsun sen?'' diye sordu kabaca. ''Ya da kaç saatte içiyorsun?''

İşittiklerim benim için henüz bir mantık ifade etmiyordu. Sarp'ın öfkesini daha fazla körüklememek adına kendime hakim olmaya çalıştım ve, ''Ben sorunu ne olduğunu anlamadım,'' dedim dürüstçe.

Alaylı bir tıslama firar etti dudaklarından. Başını belli belirsiz salladı ve, ''Neden o kadar uzun süre yerinden ayrılıyorsun?'' diye sordu.

Seni özleyince görmek istedi. Göremeyince de delirdi.

''Arıyorum açmıyorsun. İşinin başında yoksun.''

Sarp'ın neden sinirlenmiş olduğunu artık anlıyorken dudaklarımı ısırdım. Muhtemelen bir şey isteyecek olmuş, ama bana ulaşamayınca kızmıştı. Yine de öfkesinin boyutu gereğinden fazlaydı.

Olduğum yerde kıpırdandım ve, ''Affedersiniz,'' diye mırıldandım. ''Mutfak ortak. Tüm kat kullanıyor. Bu vakitte kahve içen de çok.''

Sözlerim yalan sayılmazdı. Bu yüzden içim rahattı. Bu vakitlerde kattaki tüm kahve araçlarında adeta bir trafik meydana geliyordu. Ben bu trafikten bugün nasibimi almamış, millet kahveye saldırmadan Sena'nın yanında soluğu alabilmiştim, ama Sarp'ın bunu bilmesine gerek yoktu.

''Bir daha öyle uzun süre yerinden ayrıldığını görmeyeceğim, Işıl.''

Adam seni göremeyince nasıl korktuysa.

Olaya asla içimdeki sesin dilediği açıdan bakamıyordum. Tamam, yaptığım belki doğru değildi, ama Sarp çok abartmıştı. Alt tarafı on dakika masamdan ayrılıp kahve içmiştim. Hatta içiyordum. Zira kahve kupam hâlâ elimdeydi!

Bu farkındalıkla bir Sarp'a bir de elimdeki kupaya baktım. Sesli bir nefes aldım ve kupayı arkama sakladım. Sarp bu hareketimle bana garipseyen gözlerle baktığında, ''Siz ne istemiştiniz?'' diye sordum hareketime bir yorum getirmesini engellemek adına.

Bana göz ucuyla baktı. Yüzündeyse garip bir ifade vardı. Sesli bir nefes aldı ve, ''Ağrı kesici,'' dedi.

Rahatsızlanmış mıydı? Kıyamam.

Kıyamaz mısın mı? Kıyamazsın?

Sarp'a karşı duyduğum hoşlantının yanlış yollara sapıyor olmasına dair bir farkındalık yaşayarak yutkundum. Yine de içimden geldiği gibi davranmama engel olamayarak, ''Başınız mı ağrıyor?'' diye bir tahmin de bulundum.

Karşımdaki adam başını olumlu anlamda salladı. İçim nedense anında bir çözüm üretme isteğiyle dolup taşarken elimdeki kupayı biraz arkamdaki toplantı masasına bıraktım. Ellerimi düşünceli bir şekilde saçlarımdan geçirdim ve, ''Eve gidin siz,'' dedim. ''Ben kalan işleri Kaan Bey'e aktarırım. Hatta giderim ona yardım ederim.''

Dudaklarımdan dökülen sözler Sarp'ın gözlerine anlam veremediğim bakışlar serpti. Oradan bir an olsa bile parıltıların geçtiğine yemin edebilirdim. Gereğinden fazla bir endişe sergilemiş olacaktım ki, Sarp'ın bakışlarındaki o isimsiz duygu yine yer edinmişti kendine. Bir de açık bir etkilenme seziyordum.

Annesi bu kadar çözüm aramıyordur adamın baş ağrısına.

İç sesime hak vermiyordum. Alt tarafı eve gitmesini önermiştim. Bunda abartılacak bir şey yoktu. Sarp da başını sağa sola salladı ve, ''Olmaz,'' diye itiraz etti.

''Olur,'' dedim. ''Neden olmasın?''

''Şimdiye hiçbir şeyim kalmayacaktı. Sen ağrı kesici bulmuş olsaydın.''

Havada bir mübalağa kokusu vardı. Bunu sezmemle Sarp'ın sözlerine karşın yüzümü ekşittim. Kollarımı önümde bağladım ve ağırlığımı tek ayağıma vererek karşısında durdum. ''Abartıyorsunuz,'' dedim. ''On dakika geç alsanız ilacı ne olacak?''

Patronum olacak adam konuştukça batacaktı, ama henüz bundan haberi yok gibiydi. Bunun bilincinde olmayarak, ''Ağrım on dakika geç geçecek,'' diye saçmaladı.

Kulaklarımı dolduran sözlerle dudaklarımı büzdüm, ama güldü gülecek olduğum her halimden belliydi. Bunun Sarp da farkına vardı ve zeytin yağı gibi üste çıkmaya çalışarak, ''Benim burada başım ağrıyor,'' dedi. ''Ama akıllı asistanım ne yapıyor?''

''Ne yapıyor?''

''Bana ilaç getirmek yerine kahve içiyor.''

Bu halleri bana babamı hatırlattı. O da rahatsızlandığında böyle çocuklaşır, ilgi isterdi. Sarp da şu an utanmasa onunla ilgilenmem gerektiğini söyleyecekti. Gülmemek için kendimi tuttum, ama bu kez başarısız olarak yan bir şekilde sırıttım.

''Peki efendim. Ben bundan sonra kahve içmeden önce size ağrı kesiciye ihtiyacınız olup olmadığını sorarım. Tabii dilerseniz şirket çatısı altında kahve içmeyi de kesebilir miyim?''

Sarp bu sözlerimle tek kaşını kaldırdı. Yüzünde hafiften acı çeken bir hal vardı. Onu oyalamaya çalışsam da, acısı elbette dinmiyordu.

''Dalga mı geçiyorsun sen benimle?'' Tabii ki.

''Estağfurullah,'' dedim düşüncelerimin aksine. ''Ne haddime.''

Başını salladı. Derin bir nefes aldı ve kabalığını takınarak, ''Bana ağrı kesici bul,'' dedi.

Kabalığını başının ağrısına yorarak duruşumu bozmadım. Ben de bu tür durumlarda davranışlarımı kontrol edemez, hatta Sarp'ın aksine saldırganlaşırdım. Kendimin de az olmadığımı göz önünde bulundurarak sakinliğimi korudum.

''Bence ağrı kesiciyi evde alın. İlaç tesir edene kadar mesai saati bitecek zaten. Hem konsantrasyonunuz da düşecek.''

''Ne yaptığımı biliyorum ben!'' dedi Sarp huysuzca. Aldırmadım. Şu an kendisini pek ciddiye alabildiğim söylenemezdi.

İşkolik Sarp'ın benimle inatlaşacağını biliyordum, ama ben de inatlaşmak konusunda bir numara sayılırdım. Tamamen Sarp'ın iyiliğini amaç edinerek direttim. ''Eve gitmeniz daha doğru olacak, Sarp Bey.''

''Hayır.''

Gözlerimi yumdum ve derin bir nefes aldım. Zoraki bir gülümseme takınarak, ''Bugünün geri kalanı verimli olmaz,'' dedim. ''Hadi sizi evinize götüreyim.''

Dudaklarımdan düşünmeden firar eden son sözlerim Sarp'ın bana dikkatle bakmasına neden oldu. Sarp'ın, Sami'den sonra yeni bir şoförle çalışmak yerine arabasını kendi kullandığını biliyordum. Başı ağrıyan adama da kullan git diyemezdim dimii ama.

Evet canım aynen öyle.

Sarp bana dikkatle bakmayı sürdürdü. ''Götürecek misin cidden?''

''Tabii.''

Bir süre sessiz kaldı. Aklında bir şeyleri tartıyormuş gibi bir hali vardı. Birkaç saniye süren sessizliğin ardından, ''Tamam,'' diyerek oturduğu yerden kalktı. ''İşleri de...'' diyordu ki, ''Kaan Bey ile hallederiz,'' diyip sözünü kestim.

''Yarın yaparız, diyecektim.''

İşittiklerimle başımı salladım. Bundan duyduğum memnuniyeti gizlemedim ve, ''O da güzel fikir,'' dedim.

Çantamı ve hırkamı aldığımda gitmek için hazırdım. Sena'nın yanından geçerken ona doğru göz kırparak her şeyin yolunda olduğu mesajını vermeyi ihmal etmedim. Sarp ile birlikte aşağıya inerken elbette tüm gözler bizdeydi. Adamın asistanıydım yahu, ne diye her defasında uzaylı görmüş gibi bakıyorlardı?

Arabaya ulaştığımızda sırıtan ifademle Sarp'a döndüm. Bir ona bir de arabasına bakıyordum. O ise bu bakışlarıma bir anlam veremeyerek kaşlarını çattı. Dişlerimi göstererek gülümsememe engel olamadım ve elimi Sarp'a doğru uzattım.

O da bir elime bir de yüzüme baktı. Neyi kast ettiğimi anlaması uzun sürmezken arabanın anahtarlarını cebinden çıkararak ciddi bir ifadeyle bana uzattı.

Sırıtarak aldım.

''Güzel kullan.''

''Hay hay.''

Yol boyunca Sarp'ın bana yolu tarif etmesi dışında pek konuşmadık. Nerede yaşadığını elbette biliyordum, ama bilmeyeni oynamak daha doğru olduğu için beni yönlendirmesine izin verdim. Evlerine giden son sokağa saparken, ''Ailenizle mi yaşıyorsunuz?'' diye sordum bilmiyormuş gibi.

''Evet,'' dedi. ''Yalnız olmayı sevmiyorum.''

Elindekilerin ve ailesinin kıymetini bildiğini çıkardım bundan. Yetişkin bir insandı sonuçta, kendi düzenini kurabilirdi. Ama bunu yapmak yerine ailesinin yanında olarak yalnızlığa fırsat vermemeye bakıyordu.

Yan bir şekilde güldüm. Bunu biraz sesli yapmış olacağım ki, ''Ne o?'' diye sordu. ''Komik mi?''

''Hayır,'' dedim. ''Yalnız olsanız rahat rahat çalışırsınız işte.''

O da gülermiş gibi bir ses çıkardı. Bakışlarımı ona çevirdiğimde başını geriye doğru yaslamış bir şekilde gözlerini yumduğunu gördüm. Huzurlu gibiydi. Huzuru arar gibiydi belki de.

''Annem ve babam ben çalışırken masanın üzerinde hoplayıp zıplamıyorlar. Ayrı eve çıkmaya gerek yok yani.''

Kıkırdadım. Hedefe ulaştığımızı bilsem de, ''Burası mı?'' diye sordum.

Gözlerini aralayarak etrafına bakındı ve, ''Evet,'' dedi.

Arabayı durdurmamla iki adam arabaya doğru yaklaşarak kapılarımızı araladı. Kapımı açan adam elini bana doğru uzattığında anahtarı ona vermem gerektiğini anladım. Yine de emin olmak istercesine Sarp'a bir bakış attığımda başıyla onayladı. Anahtarı vererek aracın yanından çekildim.

''Ne somurtuyorsun?''

Sarp'ın sorusuyla gözlerimi ona çevirdim. ''Arabayı çalıp gitme hayallerim suya düştü.''

Sözlerim gülümsemesine neden oldu. Başıyla evi işaret ederek, ''Hadi,'' dedi. Buna bir anlam veremedim. Zira bir taksiye atlayarak şirkete dönme niyetindeydim.

Ciddi ciddi işlerin aksamasına izin vermeyeceksin demek. Sen çok değiştin Defne.

Kaşlarımı hem Sarp'a hem de iç sesime yönelik çatarken, ''Söyleyeceklerim var,'' dedi Sarp.

Ne söyleyeceğini merak ederek başımı salladım. O eve doğru ilerlerken ben de özenle güzelleştirilmiş olan bahçe boyunca peşinden gittim. Güvenlik görevlileri Sarp'ı saygıyla karşılıyor, bir tanesi önden gidip zile basıyordu. Adam evinin kapısını bile kendi açmıyordu, ama hassas diyince suçlu ben oluyordum!

Açılan kapıdan içeri girdik. Sarp'ın yüzündeki ifade tekrar buruşurken başının ağrısının şiddetlenmiş olduğu kanaatine vardım. Yardımcı olduğunu düşündüğüm bir kadın, ''Hoş geldiniz,'' dedi.

''Hoş bulduk,'' dedi Sarp. Bense sadece gülümsedim. ''Annem evde mi?''

''Hayır, efendim.''

Sarp anladığını belli edercesine başını salladı. Sonra eliyle başını ovarak, ''Ağrı kesici alabilir miyim odama?'' diye sordu.

Adını bilmediğim yardımcı hızla gözden kaybolurken onu kıskandığımı hissettim. Sarp ne güzel konuşuyordu kızla. Benimle ilk tanıştığında kabalıkta sınır tanımamıştı.

Patronum olacak adam bana döndü. Soru soran gözlerimi ona çevirdiğimde, ''Bana odama kadar eşlik eder misin?'' diye sordu. ''Gözlerim kararıyor.''

Bu bana pek inandırıcı gelmese de iç sesimin hoşuna gidecek olan yanımı dinleyerek başımı salladım. Endişeyle gözlerimi araladım ve, ''Kolunuza gireyim mi?'' diye sordum.

Çocuksu bir edayla omuz silkti. ''Rahatsız olmayacaksan gir.''

''Kaktüs müsünüz siz? Niye rahatsız olayım.''

Dediğimi yaparak koluna girdim. Sarp durumu iyice abartarak ağır ağır adımlarla merdivenleri çıkarken son bir saatte büründüğü şu haline gülesim vardı. Tüm gün koltuğunda oturup herkese ve her şeye hükmeden Sarp Güvener, şu an yardım almadan iki adım atamadığını söylüyordu. Gör de inanma.

''Az su içiyorsunuz galiba,'' dedim kendi meseleme değinerek. Gülmemek içinse kendimi tutuyordum.

''Az su içiyorsam bunun sorumlusu sensin.''

Suçlayıcı sözleriyle başımı hayretle ona doğru çevirdim. ''Benimle ne alakası var?'' diye sordum huysuzca. ''Koskoca adamsınız. İçsenize suyunuzu.''

''Diyene bak.''

Yüzümü ekşittim. ''İyi bir dengemizi kaybettik sizin yanınızda. Pişirip pişirip önüme koyuyorsunuz.''

Bu sözlerime bir karşılık vermedi. Odasına girerek ona yatağına kadar eşlik ettim. O iki seksen uzanmıştı, ama ben ne yapacağımı bilmiyordum. Sarp'ın gözleri kapanırken bakışlarımı lacivert tonunun hakim olduğu odada gezdirdim. Normalde asla çekinmeyecek olsam da gözlerimi odanın içinde turlatmaya bir son verdim. Sarp'ın odasını didik didik etmek, hakkında bir şeyler öğrenmek istiyordum. Ama beni bunu yaparken yakalaması isteyeceğim bir şey değildi.

Sen böyle taktikleri bilir miydin?

İç sesime göz devirmeden edemedim ve aptal gibi olduğum yerde kıpırdanmaya devam ettim.

''Kime göz deviriyorsun sen?''

Sarp'ın sesini işitmemle bakışlarım hızla onu buldu. Ne ara aralamıştı gözlerini? Hemen itiraz ederek, ''Devirmedim ben gözlerimi,'' dedim. ''Baş ağrınız halüsinasyona yol açıyor sanırım.''

''Eminim öyledir.''

Yardımcı Sarp'ın ilacını getirdi. Sarp ilacını alarak kendini tekrar yastığına bıraktı ve gözlerini yumdu. Odada tekrar yalnız kaldığımızda, ''Sarp Bey,'' dedim fısıldayan bir tonda.

''Hmm?''

Çok sevimli oldu bu böyle ya.

İç sesime hak vererek gülümsedim ve birkaç adımla Sarp'a yaklaştım. Aradaki mesafeyi yine de korudum ve, ''Ben ne yapayım?'' diye sordum.

''Otur oraya.''

Kaşlarımı çatarak ardımdaki koltuğa baktım. Ne demek otur oraya? Aklıma yatmayan sözleriyle isteğini yerine getirmekten kaçındım ve, ''Sarp Bey,'' dedim bir kez daha. ''Ben niye buradayım?''

''Çalışırız,'' dedi birden.

''Çalışır mıyız?'' diye sordum şaşkınca. ''Ay Sarp Bey siz gerçekten normal değilsiniz. Uyusanıza, dinlensenize. Ne çalışması bu vakitten sonra? Ben hallederim Kaan Bey ile... Gidiyorum ben.''

''Dur!''

Sarp'ın itiraz dolu sesi ben daha adım atamadan bana engel oldu. O ise sanki hasta değilmiş gibi uzandığı yerden doğruldu. Göz göze geldik. Ona garipseyen gözlerle baktım ve, ''Bir şey mi var?'' diye sordum.

Karşımdaki adam buna bir cevap vermek için dudaklarını aralamıştı ki, ''Sarp,'' dedi bir kadın sesi.

Gözler içeri giren kadını buldu. Annemi andıran, belki ondan birkaç yaş büyük olan bir kadındı bu. Sarp'ın annesi Ceyda Hanım olmalıydı.

Kadın içeri girer girmez gözlerini Sarp ve benim aramda gezdirdi. Nereden başlayacağını bilmez gibi bir hali vardı. Oğluna mı bakacaktı, benim kim olduğumu mu sorgulayacaktı? Nihayetinde önceliği bana vermiş olacak ki, ''Hoş geldiniz,'' dedi.

Gülümseyerek ona doğru birkaç adım attım. ''Hoş buldum. Ben Sarp Bey'in asistanı Işıl.''

Ceyda Hanım'ın gülümsemesi büyüdü. Açık bir şekilde beni baştan ayağa süzdü ve, ''Memnun oldum,'' dedi. ''Ben de annesi Ceyda.''

''Memnun oldum.''

Karşımdaki kadın bu kez Sarp'a döndü. ''Oğlum,'' dedi endişeyle. ''Sen yapmazdın böyle şeyler. İyi misin?''

İşittiklerimi neye yoracağımı bir müddet bilemedim. Sonra aklıma Sarp'ın işkolikliği geliyordu. Muhtemelen çoğu zaman rahatsızlık dinlemiyor, istirahat etmeyi reddediyordu.

Ama seni reddetmedi. Seni dinledi ve eve geldi.

Ben iç sesimin heyecan veren sözlerine sırıttım. Ama gözleri bende olan Sarp bunu kendiyle alakalı sanmış olacak ki, ''İyiyim,'' diye mırıldandı. Kaşlarıysa çatıktı. İfademi düz tutmaya çalıştım ve ona beklenti dolu gözlerle bakmayı sürdürdüm. Burada ne işim olduğunu cidden bilmiyordum ve açıkcası gitmemi söylese düşünmeden gidecektim.

''Emin misin? Eve geldiğine göre cidden kötü olmalısın.''

Ceyda Hanım'ın bu sözleri beni keyiflendirdi. Kötü olduğumdan veya Sarp'ın kötü olmasından mutlu olacağımdan değil. Beni dinlemişti. Ciddi ciddi beni dinlemişti.

Ah Defne ah. Keşke hep olayı böyle anlasan da beni uğraştırmasan.

Sarp gözlerini bana çevirdi. Aklından neler geçiyordu çok merak ediyordum. Annesini görmekten pek memnun kalmışa benzemiyordu. Sanki aklında bir şeyler vardı da, annesi berbat etmişti. Yoksa beni burada uğraştırarak haftalar önce tasladığım patronluğun intikamını mı almaya niyetlenmişti?

Karşımdaki adamın böyle şeylerle uğraşmayacağını bildiğim için bu ihtimali hızla aklımdan sildim. ''Işıl,'' dedi Sarp bu sırada.

''Buyrun.''

''Sen çıkabilirsin. Teşekkür ederim.''

Gülümsedim. ''Ne demek.''

''Işılcım,'' diyerek araya girdi Ceyda Hanım. İlgiyle ona döndüğümde ekledi. ''Yemeğe kalsaydın.''

''Teşekkür ederim, ama gideyim,'' dedim ve Sarp'a dönerek devam ettim. ''Kaan Bey'e aktarayım işleri. Ona yardımcı olayım.''

''Hayır,'' diye itiraz etti Sarp birden. Gereğinden yüksek çıkan sesi nedeniyle annesiyle şaşkınca baktık ona. Sarp bunun farkına varmış olacak ki, ciddiyetini takınarak,'' Kaan'ın yeterince işi var,'' diye açıkladı. ''Biz kendimiz hallederiz işleri.''

Bundan kastının şirkete döndüğünde sıkı bir çalışmaya gireceğimiz olduğunu biliyordum. Başımı onaylayıcı bir biçimde salladım ve, ''Peki,'' diye mırıldandım.

''Sen eve gidebilirsin.''

Sorgulamadım. Zihnimi kurcalayan yeterince şey vardı zaten. Teşekkür ederek geçmiş olsun diledim ve arkamı dönerek Sarp'ın odasını terk ettim.

Aklımı meşgul eden şey çoktu ve hepsinin merkezinde Sarp vardı. Ayrıca düşüncelerimi ele geçiren Sarp'ı asık bir suratla geride bıraktığımın farkındaydım. Asılan suratının benimle alakalı olmadığına ben inansam, iç sesim inanmazdı!

Bölüm sonu

5 yorum