Keyfim yerindeydi.
Bunun için zaten birden fazla nedenim vardı. İlk olarak Sarp ile iyi geçiniyor olduğumuz gerçeği vardı. Onunla atışmak içimde taşmakta olan enerjiyi dışa vurmak adına iyi bir yöntemdi, ama bir gerçek vardı ki didişmediğimzi anlarda kafam rahat oluyordu. Bir diğer neden şu an yemek yiyor oluşumdu. Yemek hangimizin kötü ruh haline iyi gelmiyordu ki?
Sonuncusu ve en önemlisiyse Kaan'ın Çisem'e olan bakışlarıydı. Son on dakikada bakışlarını kaç kez Çisem'den tarafa çevirmişti, artık sayamıyordum. Sevgili Kaan elime düşmüştü sonunda.
Sen de her an onun eline düşebilirsin.
İç sesime hak verdim. Dışarıya karşı yansıtıyor muydum bilmiyordum, ama Kaan, kuzenine karşı ufak da olsa hisler beslediğimi anlarsa seve seve beni imalara boğabilirdi. Onda kesinlikle bundan çekinecek bir duruş yoktu.
Ağzımdaki lokmayı mideme yollayarak soğuk çayımdan büyük bir yudum aldım. Dilediğim gibi yemeğime odaklanmış ve yanımdaki adamların konuştuklarını dinlemiştim. Sarp her Işıl dediğinde, dudaklarından dökülen bir önceki cümlenin önemli olduğunu anlayarak aklıma kazımıştım. Beynim bu aralar yoğunlaştığımız spor salonu projesiyle alakalı bilgilerin işgali altındaydı.
''Biraz da su iç.''
Sarp'ın sesini işitmemle başımı ona doğru kaldırdım. İnadına yaparmış gibi içeceğimden bir yudum daha aldım. Sonra kaşlarımı çatarak ona bakmayı sürdürdüm ve, ''Bunu daha çok seviyorum,'' dedim.
Adama bir yalan söylemiştim, şimdi her fırsatta önüme seriyordu. Bunu geçtim koskoca insandım ben, kendime bakmayı biliyordum.
''Ben aylanıp baylanmanı ve hasta olmanı sevmiyorum ama.''
Yanımdaki adamın dudaklarından firar eden sözler afallamama neden oldu. Bu sözlerle ona şaşkınca bakarken işittiklerimi neye yoracağımı bilemedim.
Hasta olsan üzülecek işte.
Cidden benim rahatsızlanmam Sarp'ı endişelendirir miydi? Hatta üzülür müydü ki? Bu soruların cevaplarının olumlu olmasının beni mutlu edeceğini anladığım anda durumun vahametini de anlamıştım. Duygularım hiç iyi yolda değillerdi, ama ne hissedersem hissedeyim kabulleneceğim sözünü vermiştim kendime.
Dudaklarımı aralayarak bir şeyler söyleyecektim ki, Kaan önce davrandı.
''Işıl'ın hastalanmasını neden sevmiyorsun?''
Bakışlarımı masanın üzerine doğru eğilmiş vaziyette meraklı gözlerle Sarp'a bakmakta olan Kaan'a çevirdim. Ne yapıyordu bu adam?
Sarp cevaplanmayı bekleyen bu soru karşısında kaşlarını çattı ve yerinde huzursuzca kıpırdandı. ''Asistanım sonuçta. Hasta olsa işlerim aksar.''
Tabii ya. İlgilendiği tek şey işleriydi. Ben olmasam kahvesini dosyasını almak için yerinden kıpırdaması gerekir, bu da ona zaman kaybettirirdi!
Yüzümdeki ifade nasıl bir hal aldı bilemiyordum. Ama istem dışı kaşlarımı çattığımı hissedebiliyordum. Sarp da aynı şekilde kaşlarını çattı ve sonra bir bana bir de Kaan'a bakarak, ''Hem,'' diyerek devam etti. ''Ben neden birinin hasta olmasını seveyim? Ruh hastası mıyım ben?''
Kaan işittiği bu sözlerle sırıtarak arkasına yaslandı. O da gözlerini sırasıyla Sarp ve benim aramda gezdirdikten sonra, ''Hasta olan kişiyi sevmiyorsan belki sevinirsin,'' dedi. ''Ama hasta olanı seviyo...'' diye devam ediyordu ki, atmosferi dolduran telefon sesiyle sözü yarıda kaldı. Dikkatler Sarp'ın masanın üzerinde konumlandırdığı telefona kayarken o, ekrana kısa bir bakış attı ve telefonu eline alarak, ''Babam,'' diyip yerinden kalktı.
Karşımdaki adamsa bakışlarını birkaç saniye daha kuzeninin ardında gezdirdi. Sonra başını hafifçe sol tarafına doğru çevirerek aklınca çaktırmayarak Çisem'e baktı. Çisem ise henüz benim farkıma varmamıştı. Belki de görmüştü, ama ben yemeğimle meşgul olduğum için kendini belli edememişti.
Kaan etrafa bakınıyormuş izlenimi vererek Çisem'i izlemeye devam ederken sesli bir iç çektim. ''Ah ah,'' dedim. ''Uzun sarı saçları, mavi gözleri ve gülümsemesiyle dikkat çeken güzel arkadaşım benim.''
''Ha?'' dedi Kaan ilgisiz görünmeye çalışarak. ''Arkadaşın buradaymış. Hangisi?''
Ona sinsice baktım. Arkama yaslanarak kollarımı önümde bağladım ve, ''Şu deminden beri dönüp dönüp baktığın sarışın var ya?'' diye sordum masumca. ''İşte o.''
Dudaklarımdan dökülen sözler Kaan'ın kıpırdanmasına neden oldu. Gözlerini bana çevirerek kısık bakışlarla baktı ve, ''Ben kimseye bakmadım,'' diye itiraz etti.
''Hı hı.''
''Hayal görüyorsun sen.''
Başımı sağa sola salladım ve cıkcıkladım. ''Hayır,'' dedim. ''Kaan'ı görüyorum, Çisem'i görüyorum, bir de kocaman bir kalp görüyorum.''
Kaan'ın ifadesi değişti. Az evvel itiraz etmekten katılaşan yüzü tekrar yumuşadı ve, ''Çisem,'' diye tekrar etti. ''Adı Çisem?''
Soru sorarcasına söylediği kelimeleri destekledim. ''Dayımın bir numaralı yardımcısı. Kızı gibi sever, kollar. En yakın arkadaşının emaneti.''
Söylediklerim Kaan'ın merakını körükledi. Kaşları tekrar çatılırken, ''Ailesi?'' dedi sorarcasına. Son sözümü farklı yorumladığını anlamamla başımı olumsuz yönde salladım.
''Hayattalar. Şehir dışındalar ama.''
O da baş salladı. ''Anladım.''
Bu sırada Çisem ayağa kalktı. Karşısında oturan adam da aynını yaptığında tokalaştılar. Tanımadığım adam mekanın dışına doğru yönelirken, beni daha önce fark ettiğini anladığım Çisem gözlerini bana doğru çevirdi. Aynı anda gülümsedik. Adımlarını bize doğru yönlendirdiğinde, ''Buraya geliyor,'' diye mırıldandım.
Kaan boğazını temizledi. Ellerini hızla saçlarından geçirdi ve gömleğinin yakalarını düzeltti. Kendine Çisem için özen gösterdiğini anlamamla kıkırdadım. ''İyisin iyisin.''
Sırıttı. Duruşunu kendinden emin bir şekilde dikleştirdiği sırada Çisem yanımıza ulaşmıştı. Oturduğum yerden kalkarak arkadaşıma sarıldım.
''Selam.''
''Selam,'' diye şakıdı Çisem. ''Sen de buradaymışsın.''
''Öyleyim,'' dedim. Sonra elimle Kaan'ı işaret ettim. ''Sarp'ın kuzeni Kaa...'' diyecektim ki, Kaan kendisi araya girerek, ''Kaan Güvener,'' diye tanıttı kendini.
Çisem gülümseyerek baş salladı ve Kaan'ın ona uzattığı elini sıktı. ''Memnun oldum. Çisem ben de.''
''Memnun oldum,'' dedi Kaan. ''Oturmaz mısın?''
Kaan'ın hiç resmiyete girmeden daha şimdiden kendine yol yapıyor oluşu dikkatimden kaçmadı. Sırıtışımı gizledim ve meraklı gözlerle Çisem'e bakarak, ''Evet, otur hadi,'' dedim. Sonuçta Sarp ve Çisem tanışmışlardı ve Kaan, Çisem'e oturmasını teklif ettiyse muhtemelen artık iş konuşmayacaklardı. Ya da konuşulmalıydı, ama Çisem'i kazanmak şu an Kaan için daha önemliydi.
''Bilmem ki,'' dedi Çisem. ''Otursam mı?''
''Birlikte çalıştığını söyleyebileceğin bir iç mimarlık şirketi varsa otur.''
Arkadaşım bu sözlerime anlam veremeyen bir şekilde baktı bana. Mavi gözleri soru işaretleriyle dolarken bir açıklama getirecektim ki, Kaan çoğu kez yaptığı gibi önce davranarak, ''Bu Defne Işıl çok yalancı,'' dedi kınayıcı bir tonda.
Ona hayretle baktım ve, ''Keyfimden mi yalan söylüyorum be!'' dedim çirkefçe.
Kaan bana gıcık gözlerle baktı. Sonra Çisem'e döndü ve, ''Sen otur Çisem,'' dedi. ''Sarp çalıştığın yeri sorarsa ben yardımcı olurum.''
Karşımdaki adam elbette sektördeki tüm şirketleri biliyordu. Az evvel ise ortaya bir isim atıp öneride bulunmak yerine sadece konuyu değiştirmişti. Derin bir nefes aldım ve Kaan'a kıstığım gözlerle baktıktan sonra hiçbir şey anlamayan Çisem'e baktım. ''Otur otur.''
Çisem baş salladı ve kendini Kaan'ın yanında boş sandalyeye bıraktı. Kaan bundan hoşnut bir şekilde sırıtmaya başlarken Çisem bakışlarını bana çevirdi ve, ''Ne oluyor anlatacak mısın?'' diye sordu.
Başımı sallayarak mekanın dışına çıkan Sarp'a kaçamak bir bakış attım ve telefon görüşmesinin sürdüğünü görerek tekrar karşımdaki ikiliye baktım.
''Öncelikle bu Kaan o Kaan, değil mi?'' diye sordu Çisem Kaan'ı işaret ederek. ''Rahatız? Her şeyi biliyor?''
Arkadaşımın soru sorarcasına sarf ettiği kelimeleri başımla onayladım. Kaan ise parlayan gözlerle bir Çisem'e bir de bana baktı ve, ''Siz benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?'' diye sordu havalı bir şekilde.
Ona karşı göz devirmekten çekinmedim ve, ''Yanlış yorumlama,'' dedim. ''Görevim boyunca olup bitenleri rapor etmem gerekiyor. Adın geçti elbette.''
Kaan anladığını belli edercesine başını salladı. Arkasına yaslanarak bakışlarını tekrar Çisem'e çevirdi ve, ''Bir şey içmek ister misin, Çisem,'' diye sordu gülümseyerek.
Çisem başını sağa sola salladı. ''Almayayım, sağ ol. Siz bana şu iç mimarlık meselesini anlatın asıl.''
Ortaya atılan bu konunun çok daha önemli olduğunu anlayarak tekrar Sarp'a doğru bir bakış attım. Yüzündeki sırıtışa bakılırsa babasıyla olan konuşması sonlanmak üzereydi. Hızla Çisem'e döndüm ve açıkladım:
''Sarp seni gördü, yanındaki adamı sordu. Ben de iş görüşmesi olduğunu söyledim. Haliyle ne iş yaptığını merak etti. Benim de aklıma iç mimarlık geldi...''
Sonlara doğru kısılan sesimin tek nedeni Çisem'in delici bakışlarıydı. ''Kızım, ben ne anlarım mimarlıktan?'' diye sordu huysuzca. ''Adam inşaat işinde çalışıyor. Ya bir şey sorarsa?''
Haklıydı. Gerçekten oldukça düşüncesiz hareket etmiştim. Hayat birçok tesadüfü barındırıyordu içinde. Sarp ve Çisem bugün ikinci kez aynı ortamda bulunuyorlardı ve bundan başta haberleri yoktu. Bugünü atlatsak ikisi üçüncü kez karşılaşabilir ve Sarp cidden işle alakalı sorular sorabilirdi. Bunun farkına vararak mahcupça, ''Özür dilerim,'' dedim.
''Bazı hisler senin aklını başından almış galiba. Hem benim kendi alanımı bilmiyorsun sanki. Boşun...''
''Merhaba.''
Çisem'in sözleri Sarp'ın tekrar yanımıza gelip selam vermesiyle yarıda kaldı. Oldukça iyi de oldu. Zira Çisem Kaan'ın yanında bir pot kırabilir, ben kendimi ele vermeden her şeyi ortaya serebilirdi. Bakışlar yerini tekrar alan Sarp'a dönerken, ''Merhaba, Sarp,'' diye karşılık verdi Çisem.
Kaan'a Kaan. Sarp'a Sarp. Hayat Çisem'e güzel şu an.
''Sen de bize eşlik etmişsin. Güzel.''
Sarp'ın sözleri Kaan'ın ona bakmasına neden oldu. Yüzünü ekşitti ve duyduklarından memnun olmamış bir vaziyette, ''Benim Işıl'a sen de gelmişsin demelerimin acısını mı çıkarıyorsun?''
''Evet, kardeşim. Başka işim gücüm yok çünkü.''
Patronum olacak adamın sözleri kıkırdamama neden oldu. Bu hareketimle bakışlarının üzerime döndüğünü hissetsem de aldırmadım ve ona doğru bakmayı reddettim. O da dikkatini Çisem'e verdi ve, ''Kaan amcamın oğlu,'' diye açıkladı, Çisem'in zaten bildiği gerçeği. ''Ayda'nın abisi.''
Bu Sarp çok masum ya.
Öyleydi. Benimse tam aksine burnun yakında Sarp'ın inşa ettirdiği gökdelenleri bile geçecekti!
Aklım Ayda'ya kaydı. Güneş'de Sarp ile karşılaştığımızda Ayda vardı. Demek Ayda, Kaan'ın kardeşiydi.
Çisem'in yüzü aydınlandı. ''Ha evet, şu pasta yiyen kız.''
Arkadaşımın sözleriyle sırıttım. Kaan, Çisem ve Sarp'ın daha önce tanışdıklarını anlayarak konuşma gereği duymuş olacak ki, varlığını hatırlatmakta gecikmedi. ''Sizin yanınızda da pasta yedi demek.''
Bu Çisem'in dikkatini çekti. İnsanlarla kaynaşmak konusunda benden daha sıcak olan arkadaşım dirseğini masaya yaslayarak başını yanağına yasladı ve Kaan'a dönerek gülümsedi. ''Çok mu pasta yiyor?''
Kaan, Çisem'in sözlerinden ziyade gülüşünden büyülenmiş bir biçimde bakıyordu ona. Başını olumlu anlamda salladı ve bir yandan da kardeşini hatırlamış olmasından olacak ki, hafifçe dişlerinin arasından konuştu. ''Yiyor yiyor, ömrümü yiyor.''
Çisem küçük bir kahkaha attı. Sarp işittiklerimiz karşısında boğazını uyarıcı bir şekilde temizlerken ben de kollarımı önümde bağladım ve arkama yaslanarak keyifle karşımdaki sahneyi izledim. Kaan'ınki muhtemelen ilk görüşte aşk dedikleri şu şeydi ve Çisem buna ne diyecekti cidden merak ediyordum.
Çisem ve Kaan. Olabilirlerdi.
Öğle yemeğini Sarp'a karşı bir açık vermeden sonlandırmayı başarmıştık. Çisem tekrar gerçek işinin başına, biz de şirkete dönmüştük. Sarp odasına geçmişken ben de onun aksine boş boş oturuyor sayılırdım, zira bu öğleden sonra nedense yapacak pek bir şey yoktu. Koltuğumda arkama yaslanmış bir şekilde otururken somurtan bir ifadeyle karşı duvardaki saate bakıyordum. Henüz çıkışa üç saat vardı. Seslice ofladım ve oturduğum yerden kalktım.
Sena ile kahve içme planımızı gerçekleştirememiştik. Bunun aklıma gelmesiyle biraz olsun keyiflendim ve adımlarımı mutfağa doğru yönlendirdim. Aceleyle makine yardımıyla ikimize de birer kahve yaptım ve kupaları kavradığım gibi Sena'nın masasına doğru ilerledim.
Arkadaşım başını eğmiş telefonuyla oynuyordu. Boğazımı temizleyerek dikkatini çektim ve başını kaldırmasıyla, ''Kahve?'' dedim sorarcasına.
Sen bu dünyaya kahve için gelmişsin kızım.
Sena parlayan gözlerle bir elimdeki kupaya bir de bana baktı. Başını hevesle olumlu anlamda salladı ve, ''Lütfen,'' dedi.
Kupalardan birini ona doğru uzattım. Sıkıca kavrayıp aldığında ben de etrafıma bakındım ve kendimi masanın karşısındaki sandalyelerden birine bıraktım.
''Telefonunla oynuyor oluşuna bakılırsa müsaitsin.''
Karşımdaki kız mahcup bir ifadeyle başını salladı. ''Evet, ama Sarp Bey'e söylemek yok.''
İşittiklerim komiğime gitse de Sena'ın ciddi olmayan sorusuna şakayla karşılık vererek, ''Düşünmem lazım,'' dedim.
''Sonsuza kadar kahvelerini ben yaparım.''
Teklifi cazip gelmiş gibi gözlerimi kıstım. Yüzüme düşünceli bir ifade yerleşirken, ''Hmm,'' diye mırıldandım. ''Sarp Bey'in kahvelerini de sen yaparsan neden olmasın.''
Arkadaşım bu sözlerimle dudaklarını büzdü. Ellerini kaldırarak iki yanında açtı ve, ''Köpüklü yapamıyorum ben,'' dedi.
Kıkırdadım. Sena da gülüşüme eşlik ederek kahvesinden bir yudum aldı ve, ''Öğlen Sarp Bey ile yemeğe gitmişsin,'' dedi imalı bir tonda. Ses tonunda meraklı ve bir o kadar da imalı olan o tını olsa da, bu Sena'dan gelince rahatsız olmuyordum. Çünkü Sena'nın bunu kötü bir niyetle sormadığını biliyordum.
Ben de kahvemden büyük bir yudum aldım ve başımı olumlu anlamda salladım. ''Kaan Bey ile iş konuşacaklardı. Benim de gitmemi istedi.''
''Çok şanslısın,'' dedi Sena birden.
Tek kaşımı soru sorarcasına kaldırdım. ''Niye?''
''İkisiyle de çok iyi anlaşıyorsun.''
Bu sözler bir an afallamama neden oldu. Sarp benim patronumdu ve ilk zamanlara nazaran aramı onunla iyi tutmaya çalışıyordum. Buna bir nevi mecburdum zira onunla atışıp durduğum zamanlar bana da zehir oluyordu.
Bir de hoşlanıyorsun tabii.
İç sesim bunu hatırlatmasa olmazdı. İfademi sabit tuttum ve, ''Patronuma karşı saygılı olmaya çalışıyorum sadece,'' diyerek geçiştirmeye çalıştım. Kaan ise her şeyi biliyor olduğu için artık bir bakıma ortağım sayılırdı.
''Biz de saygılıyız. Ama Sarp Bey hiçbirimize öyle bakmıyor.''
Bu sözler anında ilgimi çekti. Bunu belli etmemek öyle zordu ki, yerimde kıpıdanmamak için kendimi zor tuttum. Sakin durmayı deneyerek kahvemden yeni bir yudum aldım ve ilgisiz görünmeye çalışarak, ''Nasıl bakıyor ki?'' diye sordum.
Sena bu sorumu bekliyormuş gibi oturduğu yerde öne doğru eğildi. Sonra gözleriyle etrafı kolaçan ederek bir sır verirmişcesine ses tonunu alçalttı. ''Baya bir ilgili bakıyor sana, Işıl.''
Duyduklarım kesinlikle kalbime kadar ulaşarak atışları hızlandırdı. Nefes almak o an zor geldi.
Sarp sana açıkça seninle ilgilendiğini söylese bayılırsın o zaman.
''Kesin bayılırım.''
''Ha?'' dedi Sena kabaca.
Neyse ki ne söylediğimi duymamıştı. Alaylı bir şekilde gülümsedim ve, ''Saçmalama, Sena,'' diyerek itiraz etmeye koyuldum. ''Sana öyle gelmiştir.''
''Ben ne gördüğümü biliyorum. Hem ne diye seni yemeğe götürüyor? Ne diye davete götürdü?''
Sena'nın ortaya attığı şeyler Sarp'ın benimle ilgileniyor olmasına inanmak için geçerli sebepler miydi bilmiyordum. Ama Sena'ya karşı da Sarp'dan hoşlandığımı belli etmek istemezdim. Bu yüzden buna ihtimal vermiyormuş gibi takılmaya devam etmeyi seçtim. Oysa itiraf etmeliydim ki, içimde ne olur Sena haklı olsun diye tepinen bir Defne vardı.
''Söyledim ya,'' dedim. ''İş konuşacaklardı, not etmem gereken şeyler olur diye gittim. Davet de aynı şekilde. Asistanı olarak gittim.''
''Ayrı ayrı gidebilirdiniz ama,'' dedi Sena. Yüzündeyse bilmiş bir gülümseme vardı. Benim aksime bu gönül işlerinden anlayan insanlarla çevrili olmak cidden zordu.
Yutkunuşumu içtiğim kahveyle gizledim. Arkama yaslanarak rahat bir gülüş takındım ve, ''Aman,'' diyerek son heceyi uzattım. Elimle geçiştirici bir hareket yaptım ve, ''Onun yüzünden mesai saati dışında bir yere katılacaktım. Muhtemelen bir de yalnız gitmemi nezaketsizlik olarak gördü. Kibarlık etmek istedi.''
Sena resmen yemedim dermiş gibi bakıyordu bana. ''Geldiğinden beri kaba etiketi yapıştırdığın adam kibarlık etmek istedi?''
Soru sorarcasına dudaklarından dökülen bu sözlerde haklı olsa da, onun iddia ettiği şeyin gerçekliğine ne onun inanmasını istiyor, ne de kendim inanmayı tercih ediyordum.
''Bana göre saçmalık,'' diyerek Sena'nın konuyu kapamasını umdum. Ama umduğum gibi olmadı, Sena bir şey söylemek için tekrar dudaklarını aralamıştı ki, ''Işıl!'' diyen bir ses işittim.
''Biri Işıl mı dedi?'' diye sordum emin olmak istercesine.
Gözlerini dehşetle aralayan Sena, ''Evet,'' diyerek başını salladı.
''Işıl!''
Sarp'ın sesi bir kez daha kulaklarımı doldurduğunda oturduğum yerden kalktım. ''Ne bağırıyor bu adam?''
''Bilmem,'' dedi Sarp'ın sesini duymasıyla adeta hayatı yerle bir olan ürkek Sena. ''Bir bak.''
''Tamam,'' diye karşılık verdim yatıştırıcı bir tonda. ''Ben iş. Sen sakin ol.''
Sena oldukça ürkmüş bir şekilde başını hızla yukarı aşağı salladı. Sarp'ın sesinden şiddetli bir öfke aktığı için arkadaşımın başını yakmamak adına kendimi yeni yalanlara hazırladım ve kupamı aldığım gibi hızla kendi alanıma doğru yaklaştım.
Sarp'ın kapısı aralanmış, kendisi hemen bir adım önünde duruyordu. Ona doğru birkaç adımda yaklaştım ve, ''Sarp Bey?'' dedim soru sorarcasına. ''Bir sorun mu var?''
Gözleri gözlerimi buldu. Onu birçok kez öfkeli bir halde görmüştüm. Hatta onu öfkelendiren çoğunlukla hep ben olmuştum. Ama hiçbirinde sesi bu kadar hiddetli bir hal almamış, hiçbirinde bu kadar ateş almamıştı gözleri. Az ürkek bir insan olsam ağlardım.
Karşımdaki adam başını hafifçe salladı. Yüzündeki ifadede kısa bir yumuşama olsa da, saniyeler içerisinde tekrar katı bir bakışa tutundu.
Seni görünce yumuşadı.
İç sesimin olayı bu noktalara çekmesi şu an kesinlikle doğruydu. Ona itinayla kulaklarımı tıkadım ve Sarp'dan bir karşılık beklemeye devam ettim.
''Var,'' dedi Sarp neredeyse dişlerinin arasından. Sonra başıyla odasını işaret ederek itiraz kabul etmeyen, ters bir tonda emretti.
''İçeri gir!''
Bitti! Sevdiniz mi? Yorum alayım mı?