İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 25 · 13 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 25

Bölüm 25

Hoşlanıyormuşmuşmuşum!

Güleyim bari!

Gül, gül. Çünkü gerçek.

Aynadaki yansımama acıyan gözlerle bakarken iç sesime hak vermekten başka da bir şansım yoktu. İnkar edemezdim. Çünkü daha beş dakika önce kendi içimde, kendi kendime kabul etmiştim hislerimi.

Karşımdaki Defne'nin gözleri dehşetle açılırken, ''Sakin ol,'' diye mırıldandım kendi kendime. ''Alt tarafı hoşlantı. Aşık olmadığın sürece sorun yok. Hoşlanacak başkasını bulursun.''

Oysa bu sözlerime kendimi inandırmak oldukça zordu. Hoşlanacak başka adam bulunuyordu madem, baştan niye bulmamıştım? Piyango anca Sarp'a çıkmıştı.

''Off!''

Ellerimi lavabonun iki yanına yerleştirerek gözlerimi tekrar aynadaki yansımama çevirdim. Herkesin girebileceği bu alanın kapısını kilitlemiş, Sarp'a kahve götürme işini erteleyerek kendimi lavaboya kilitlemiştim. Ne Sarp'ın beni bekliyor olduğu, ne de kapının önünde bir kuyruk oluşarak, kapının niye kilitli olduğunun sorgulanacak olduğu pek umurumda sayılmazdı. Benim problemim çok daha büyüktü. Resmen Sarp'dan hoşlanıyordum!

Derin bir nefes aldım. Karşımdaki yansımanın gözlerine derince baktım ve gördüğüm kişiye güç vermeye çalıştım. Ne vardı yani hoşlanıyorsam? Eminim çoğu iş yerinde oluyordu böyle şeyler. Bana olmasa iyiydi evet, ama olmuştu işte ne yapayım?

Sende de kalp var sonuçta.

''Var tabii,'' diye mırıldandım. ''Kalp var bende.''

Duruşumu dikleştirdim. Bazı duyguların farkına vardım diye aptala bağlayacak değildim. Gözlerimi bir an olsun aynadaki Defne'den ayırmadım ve, ''Kendine gel,''dedim. ''Sen Defne Akkaya'sın!''

İçime Firdevs Hanım kaçmış gibi konuşmaya devam ettiğim takdirde muhtemelen bu sözlerin ardından bir aptallık etme gelecekti. Doğruydu. Kendime gelmeliydim. Hoşlanmayı nasıl başardıysam hoşlanmamayı da başarabilirdim.

Evet, aptallık etmek. Hoşlanmaya devam et.

Karşı tribünün vazgeçilmez taraftarı olan iç sesimi duymazdan geldim. Hoşlanmayacaktım. Aşık hiç olmayacaktım!

Aşk diyorsun?

Ellerimi saçlarımdan geçirdim ve bir kez daha seslice ofladım. Cidden ne yapacağımı bilmiyordum. Ya bu hoşlantının ardından gerçekten aşk gelirse ne yapacaktım? Daha kötüsü, ya Sarp beni severse ne olacaktı? Resmen onu kandırıyordum. Ya hislerimize karşı koyamaz, birbirimize açılarak aramızda bir şeyler başlatsak ne olacaktı? Bir gün her şeyi öğrendiği takdirde cidden dizilere dönecektik!

Korkmuyordum birini sevmekten. Ya da birinin beni sevmesinden. Ama Sarp olacak kişi değildi. Yanlıştı. Benim onu sevmem yanlıştı, onun beni sevmesi daha büyük bir yanlış, hatta bir felaketti. Zira bir gün her şeyi öğrendiği takdirde gözünde pis bir yalancıya dönüşecektim. Oysa ben bir yalan değil, sahte bir asistandım sadece. Kimliğim hariç her şey, tüm duygularım gerçek olacak, ama onun öfkesinden gözleri öyle kör olacaktı ki, bunu göremeyecekti.

Anneannen ile dizi izlemeyi acilen bırakman lazım.

Bir kez daha seslice ofladım. Bu kez aynadaki yansımamdan destek olarak üstüme başıma düzen verdim ve derin bir nefes aldıktan sonra duruşumu dikleştirdim. Belki bu durumu o kadar kafaya takmamalı, her şeyi akışına bırakmalıydım.

Kafaya takmamak diyorsun? Bak sen şimdi.

Zihnimde yankılanan ve sadece bana özel olan bu sözlere sağır olmayı seçtim. Hislerimden kaçarsam onlar kendilerini hatırlatmak için daha ağır basmaya çalışır, bana karşı savaş açarlardı. Reddetmenin aksine hislerimi kabul etmeli ve onlarla yaşamayı öğrenmeliydim.

''Hadı kız,'' dedim aynadaki yansımama doğru. ''Göreyim seni.''

Kendimi biraz olsun motive etmiş bir şekilde aynanın önünden ayrıldım. Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve kilitlediğim kapıyı açarak lavabodan dışarı çıktım. Neyse ki kimse dakikalardır içeride olduğumu fark etmişe benzemiyordu. Ki, kim ne yapsındı benim ne yaptığımı?

Sesli bir nefes alarak mutfağa doğru ilerledim. Daha fazla vakit kaybetmeden Sarp'ın kahvesini yapmaya koyuldum. İç sesim rahat durmayarak fısıldadı:

Gün gelir Sarp'ın kahvesine tuz da atarsın.

Bunun ne anlama geldiğini biliyordum. Düşüncesi bile beni germeye yeterken aklımda türlü sorular oluşmaya başlamıştı bile. Tahminen ne zaman atardım kahveye tuzu? Sarp her şeyi öğrenip, sindirip beni affettikten sonra mı, yoksa her şeyi öğrenip hayatıma bol miktar tuz atarak beni terk etmeden önce mi?

Her ne olursa olsun, bir gün aramızda bir şeyler olursa hikayenin bir yerinde Sarp beni mutlaka terk edecekti!

Kendi kendime yazdığım bu senaryolar zihnimi iyice meşgul ederken, mantıklı yanım nihayet kendini belli etti. Neydi bu teoriler? Belki hislerim tek taraflıydı. Belki Sarp benden hoşlanmıyor, 24 saatlik gününün 24 salisesinde bile beni düşünmüyordu.

Ya 24 saatinin 24 saatinde de düşünüyorsa?

''Ne ara uyuyor o zaman bu adam?''

İç sesimin buna da bir cevap vermesini sinsi bir sırıtışla bekledim. Ama henüz tam anlamıyla delirmediğim için bu şeytani gülüşü içimden sergiledim.

Kahve hazır olduğunda içimdeki kargaşayı susturdum ve tepsiyi elime aldığım gibi Sarp'ın odasının yolunu tuttum. İçeriden girmemi söyleyen sesini işitmemle odanın kapısını aralayarak içeri girdim.

''Kahvenizi getirdim.''

Sesim Sarp'ın bakışlarını önündeki işlerden kaldırmasına neden oldu. Tek kaşı kalkık bir vaziyette bana bakarken ağır adımlarla masasına doğru ilerledim.

''Biraz uzun sürmedi mi?''

Haklı sorusu kulaklarımı doldurduğunda hiç bozuntuya vermedim. İçimdeki Pinokyo olayı ele aldı ve, ''Sena da kahve yapıyordu,'' dedim rahatça. ''Onu beklemek zorunda kaldım.

Buradaki varlığım koca bir yalan olsa da, bu yalandan memnun olduğum anlamına gelmezdi. Bu sözleri söylerken için rahat değildi, ama kendimi lavaboya kapayıp, kendime senden hoşlanmanın kötü bir şey olmadığını aşılamaya çalıştım diyemezdim ya!

''Makine yok mu?''

Sarp'dan bir mantıklı soru daha geldiğinde bu inatlaşması canımı sıksa da, yine bozuntuya vermedim ve, ''Makine de yapılan kahveyi pek sevmediğinizi biliyorum,'' dedim.

Sözlerime bir karşılık vermedi. Tek yaptığı yüzüme öylece bakmak oldu. Gözlerine bakarak aklından geçenleri anlamaya çalıştım, ama koyu harelerinde gördüğüm tek şey ufak bir şaşkınlık ve koca bir tutam da adını koyamadığım o şeydi.

Adını koyamadığın o şey, senin daha yarım saat önce kendinde farkına vardığın şey olmasın?

Olsun mu olmasın mı bilmiyordum. Cidden Sarp'ın hangi duygusu yararımıza olur bilmiyordum. Nasıl bir işin içindeydim ben?

''İyi,'' dedi Sarp. ''Çıkabilirsin.''

Sadece başımı salladım. Aramızda tuhaf bir gerginlik vardı. Bana ne olduğu belliydi de, ona ne olduğunu bilmiyordum işte. Cansız adımlarla odasından çıktım ve çalışma masama doğru ilerledim. Elimdeki küçük tepsiyi yerine götürmeye üşenerek yandaki masaya bıraktım. Somurtkan bir ifadeyle arkama yaslandım ve az evvel ardımdan kapadığım kapıya baktım. Cidden kendimi hiç şimdi hissettiğim gibi hissetmemiştim. Bir şeylerin farkına varmak beraberinde bastırdığım duyguları da getirmişti sanki. Mesela Sarp'ın neden birden soğuduğunu merak ediyordum. İki gün önce bu umurumda olmaz, içimden ona hakaretler saydırarak boşverirdim. Şimdiyse ister istemez sorguluyordum.

Derin bir nefes aldım. Dikkatimi beni bekleyen işlere verecektim ki, ''Işıl?'' diyen sesi işitmemle başımı kaldırdım.

Sena yüzünde güzel bir gülümsemeyle bana bakarak, ''İyi misin?'' diye sordu.

İçimde olup biteni dışa fazlasıyla yansıtmış olduğumu anlayarak yüzüme bir gülümseme yerleştirmeye çalıştım. Başımı olumlu anlamda salladım ve, ''Tabii,'' dedim. ''Sen?''

''Ben de iyiyim,'' diye yanıtladı Sena sorumu. ''Biraz durgun gördüm seni.''

''Hafta sonunu atlatamadım sanırım,'' diyerek geçiştirmeye çalıştım. Olumsuz düşüncelerden uzak ve daimi bir neşeye sahip olan Sena'nın buna inanması hiç uzun sürmedi. Başını olumlu anlamda salladı ve, ''Kahve getireyim mi sana?'' diye sordu.

Bu kızı da, iyi niyetini de seviyordum. Güldüm ve, ''Yok, sağ ol,'' dedim. ''Ama sonra birlikte içebiliriz.''

Genişçe gülümseyerek, ''Olur,'' dedi. ''İşlerin bir kısmını halledelim kantine ineriz hatta.''

''Bence de,'' diye destekledim. ''Sarp Bey odasından çıkıp bizi kahve keyfi yaparken yakalamasın.''

Sena bu sözlerime güldü. Bana kısaca el salladı ve sonra arkasını dönerek tekrar kendi alanına doğru ilerledi.

Ben ise sesli bir iç çekerek tekrar arkama yaslandım. Sena'nın dediği gibi durgun bir halim vardı. Ama ben böyle olmak istemiyordum. Sonuçta her ne hissediyorsam bunlar kötü hisler değillerdi ki, beni tek endişelendiren işin sonuydu. Çisem'in de iddia ettiği gibi Sarp da bana karşı boş değilse, sonumuz pek iç açıcı görünmüyordu.

Yalnız sırf Çisem değil, sizi gören herkes iddia ediyor Sarp'ın sana karşı boş olmadığını.

Ofladım. Bugün bunu kaçıncı kez yapıyordum bilmiyorum. Ama gerçekten beni içine çekmek için çabalayan bu ruh halinden uzaklaşmak istiyordum. Ben karalar bağlayıp hislerimi dert etmek, Sarp'a bakıp bakıp üzülmek istemiyordum. Aklımı soru işaretleri doldursun istemiyordum. İnsan her ruh halinin içinden kendi kendine çıkardı. Ben neşemi ve enerjimi kaybetmek istemiyor, kendimi kaybetmeyi reddediyordum. Her şey kendi elimizdeydi.

Mutsuz olduğunu iddia eden insanlara kızardım. Öncelikle buna hakkımız olmadığına inanırdım çünkü. Dünyada öyle zor şartlar altında yaşayan insanlar vardı ki, sırf hayatımızda bazı şeyler istediğimiz gibi gelişmedi diye adını mutsuzluk veya dert koymaktan utanırdım. Ne demişlerdi, mutlu olmak kader değildi, mutlu olmak bir seçimdi. Öylece oturup mutlu olmayı bekleyemezdik. Neyi bekliyorduk ki zaten mutlu olmak için? Mutsuz olduğunu söyleyen insanların çoğu onları neyin mutlu edeceğini bilmiyorlardı bile. Mutlu olmak için mutlu olmayı istemek, mutlu olduğunu söylemek yeterdi bana göre. Kendimizi, kötü hissettiğimiz bir ruh halinden anca kendimiz kurtarabilirdik ve ben Defne, kendimi kötü ve durgun hissetmek için fazla enerjiktim!

İçime daha hayat dolu bir nefes aldım ve bu düşüncelerimin Sarp'ı gördüğüm anda bozguna uğramaması adına dua ederek işlere koyuldum. Önümüzdeki üç saat durmadan çalıştım. Bugün öğlen yemeğimi son lokmasına kadar hak etmek istermiş gibi bir iş sevdası vardı içimde. Kendimi öyle kaptırmıştım ki, Sarp'ın ara ara yaptığı üzere yine tepemde dikiliyor olduğunu sesini işitene kadar fark etmemiştim.

''Işıl?''

Hızla başımı kaldırdım. ''Sarp Bey?''

Karşımdaki adamın yan gülüşü dikkatimden kaçmadı. Ellerini pantolonunun ceplerine sokmuş rahat bir tavırla tepeden bakıyordu bana. İşte ben de böyle olmalıydım. O böyle yıkılmaz dururken ben niye ezilip büzülecektim?

Yürü kız işte böyle.

Hoşlanıyorsam hoşlanıyordum. Ne yapalım şimdi? Ağlayalım mı?

Bu düşüncelere tutunakara Sarp'ın bir şey söylemesini bekledim. Fazla uzatmadan, ''Baya çalışkansın bugün,'' dedi.

Başımla onayladım. ''Öğleden önce işin büyük kısmını bitirmek istedim,'' diye açıkladım.

İşittiklerinden memnun bir şekilde baş salladı. Sonra asansöre doğru bir bakış attı ve, ''Kaan ile yemeğe çıkıyoruz,'' dedi. ''Sen de bizimle gel.''

Sözlerini şakaya vurdum. ''Çok çalıştığımı görünce ödüllendirmek mi istediniz?''

Sorum sırıtmasına neden oldu. Öyle ki, birbirimizin davranışları resmen karşımızdakinin hareketlerine bağlıydı. Ben onunla zıt düşünce o da tersleşiyor, ben güler yüzlü olunca o da gülümsemekten çekinmiyordu. En azından dengesizliğinin üzerinde olmadığı anlarda böyleydi.

''Onun gibi bir şey,'' dedi ve sonra ekledi. ''Kaan ile iş konuşacağız. Şu mükemmel zekan sayesinde konuşulanları aklına kazırsın.''

Kulaklarımı dolduran sözlerle oturduğum yerden ağır hareketlerla kalktım. Cep telefonumu ve çantamı alırken, ''Yemekte de mi iş?'' diye sordum isyan edercesine.

Sarp eliyle önden buyurmamı işaret eden bir hareket yaparak adımlayan beni takip etmeye koyuldu. ''Hep iş.''

''Fark ettim onu,'' diye mırıldandım. Asansöre doğru ilerlerken ona doğru döndüm ve, ''Yemeğimizi bari sakin sakin yesek.''

Asansöre ulaşmamızla içerisine girmemiz uzun sürmedi. Sarp bizi otoparka ulaştıracak olan düğmeye dokunaran bana baktı ve, ''Alt tarafı konuştuklarımızı dinleyeceksin, Işıl,'' dedi. ''Fikir üretmene gerek yok. Rahat durmayan kafan olaya dahil olmak isterse bilemem tabii.''

Ona bilmişçe baktım. Bu hareketimle soru soran gözlerle bana karşılık verdiğinde, ''Midem aklımın önüne geçer merak etmeyin,'' dedim. ''Yemek yerken bir tek tabağıma konsantre oluyorum.''

Sözlerim Sarp'ın beni kısaca süzmesine neden oldu. Bakışları tekrar gözlerimi bulduğunda, ''Hiçte öyle durmuyor,'' dedi.

Açılan asansör kapılarıyla birlikte sırıttım. Sarp'a yan bir bakış attım ve, ''Görüntü yanıltır,'' dedim.

''Yanıltıyor.''

Sessizce dudaklarından firar eden kelimeyi duymazdan geldim. Hazır bir şekilde önümüzde duran arabaya doğru ilerledim ve, ''Kaan Bey?'' dedim sorarcasına.

''O dışarıda,'' diye yanıtladı Sarp. ''Direkt restorana gelecek.''

Baş salladım. Şoför koltuğunun yanındaki koltuğa yerleştim ve Sarp'ın yola koyulmasını izledim. Bir yandan da gözümün önünde geçen günki sahneler canlanıyordu. En son Sarp'ın arabasında bir yere gittiğimiz de davete giden yoldaydık. O gün her kırmızı ışıkta Sarp'ın gözlerini üzerimde hissetmiş ama aldırmamaya çalışmıştım. Sanırım şimdi öyle bir şeyin farkına varsam kendime mağlum soruları sorardım.

Yol boyunca pek konuşmadık. Sadece Sarp'ın günün devamındaki programıyla alakalı birkaç sorusunu cevapladım ve yarın onu bekleyen görüşmelerden bahsettim. Arabayı geçenlerde geldiğimiz yerin önünde durdurmasıyla beraberce araçtan indik.

Kaan bizden önce gelip bize bir yer edinmişti. Onu görmemizle yanına doğru ilerledik. ''Selam,'' dedi yanına ulaşmamızla.

''Selam,'' dedim.

Sarp sessiz kalmayı tercih ederek yerine yerleştiğinde vakit kaybetmeden yemeklerimizi de sipariş ettik.

''Işılcığım,'' dedi Kaan. ''Nasılsın?''

Başımı kaldırdım ve Kaan'ın sırıtan yüzüne baktım. Sarp yanımda otururken, Kaan da tam karşımdaydı. Yüzündeki imalı gülüşe bir anlam veremesem de gülümseyerek karşılık vermeyi seçtim ve, ''İyiyim teşekkür ederim,'' dedim. ''Siz nasılsınız?''

''Ben de iyiyim,'' dedi Kaan ve sonra Sarp'a kaçamak bir bakış atarak, ''Sen de gelmişsin,'' dedi.

Kaan'ın bu sözünden rahatsızlık değil, ama merak duydum. Bunu varlığım burada fazlalık olduğundan değil, aklından başka şeyler geçtiği için söylemişti. Soru soran gözlerle ona bakarak bir açıklama getirecektim ki, Sarp önce davranarak, ''Konuştuklarımızı aklında tutsun diye getirdim,'' dedi.

Karşımızda oturan adam bize garipseyen gözlerle baktı ve, ''Aklında tutsun diye?'' dedi soru soran bir tonda.

Başımı olumlu anlamda salladım. Gerilen Sarp'ın kuzenine kızdığının farkına vararak ona yardımcı olma gereği duydum ve, ''İş konuşacaksınız ya,'' dedim. ''Konuşulanları aklıma not edeceğim işte ben de.''

Sözlerim Kaan için hâlâ fazla mantık içermiyor olacak ki, başını sadece salladı. Dudaklarından alaylı bir gülüş firar etti ve, ''Aklına not edeceksin?'' dedi yine soru sorarcasına.

Neye anlam veremediğini anlayamayarak, ''Öyle,'' dedim.

Kaan başını sallayarak kuzenine döndü ve, ''Ne kadar yetenekli bir asistanın var, Sarp,'' dedi. ''Benimkiler anca kağıda not ediyor, seninki aklında tutuyor.''

Karşımdaki adama ters ters baktım. Gözlerimizi çatıştığında dudaklarımı oynatarak, ''Ne oluyor?'' diye sordum. O ise keyifle sırıtmaya devam ederek omuz silkti. Bu sırada içeceklerimiz gelmiş, önümüze servis edilmişti. Buz gibi soğuk çayımdan büyük bir yudum alırken, ''Onu içeceğine su iç,'' diye söylendi Sarp.

Şu su meselesini bir türlü unutmayışına içimden göz devirdim ve oturduğum yerde ona doğru dönerek, ''Sarp Bey,'' dedim, ''İçtiğime mi karışacaksınız?''

Sorum bana küçük bir tebessümle bakmasına neden oldu. Ama bakışlarındaki tebessüm daha adını telaffuz ettiğim anda var olmuştu gözlerinde. Buna bir anlam veremedim.

''Sarp Bey,'' diyerek beni taklit etti Kaan. Tıpkı benimle aynı şekilde tonlamıştı Sarp'ın ismini. Ona tersçe baktım ve, ''Niye beni taklit ediyorsunuz?'' diye sordum.

''Edesim geldi.''

Sarp'ın da şu an eğleniyor olduğunu hissediyordum. Bardağımı elime aldım ve ikisine de birer bakış attıktan sonra, ''Ben sizinle konuşmayacağım,'' dedim. ''Konuşmaya gelmedim zaten. Dinlemeye geldim.''

Başımı diğer tarafa çevirerek insanları izlemeye koyuldum. Genellikle tıpkı bizim gibi görünen insanlar vardı. Sıkıcı ve işkolik insanlar! Acaba onların arasında da böyle benim gibi sıkılan var mıydı ki?

Gözlerim mekanda gezinmeye devam ederken biraz ileride tanıdık gelen simayla kaşlarımı çattım. Çisem'i burada görmeyi beklemiyordum. Muhtemelen yardımımıza ihtiyacı olan birisiydi karşısında oturan adam. Belki başındaki belanın detaylarını anlatıyor, belki de Çisem'den bilgi alıyordu. Dayımın yetişemediği işlere hep Çisem bakardı.

''Orada oturan senin arkadaşın değil mi?''

Sarp'ın sorusuyla ona doğru döndüm. Başta çok zararsız başlasa da, ''Evet,'' dememin ardından beni tehlikeli sulara usul usul iten bir soru geldi.

''Yanındaki kim?''

''İşle alakalıdır,'' dedim, ''Yakını değil.''

Sarp anladığını belli edercesine baş salladı ve, ''Ne iş yapıyor?'' diye sordu içeceğinden bir yudum alarak.

Güzel soruydu. Gizli organizasyonumuzun en önemli taşlarından, dayımın sağ kolu olduğundan nasıl bahsedebilirdim ki?

Derin bir nefes aldım ve, ''İç mimar,'' dedim aklıma gelen ilk şeyle.

Bu Sarp'ın ilgisini çekmiş gibi, ''Öyle mi?'' dedi, ''Kiminle çalışıyor.''

Ayıkla pirincin taşını, pinokyo Defne.

Ne diyeceğimi bilmiyordum. Bu sektörlerdeki hiç kimseyi, hiçbir şirketi bilmezdim ki ben. Bilsem bile bu kadar yalan fazlaydı. Her bir yalan, ilk yalanın ortaya çıkmasına katkı sağlıyordu. Yüzümü ekşittim ve, ''Aklımda tutamıyorum hiç,'' dedim. ''Tuhaf bir adı var.''

Bakışlarımı Kaan'a çevirdim ve bana yardımcı olması adına kaş göz işareti yaptım. Kaan bu hareketlerime karşılık önce afallayarak kaşlarını çattı. Neyse ki fazla uzun sürmeden Sarp'ın yanlış sulara daldığını anlayarak araya girip imdatıma yetişti.

''Kardeşim, bu Cahit Bey sık sık rapor istiyor bizden. Onu aksatmamak lazım.''

Kaan'ın sözleri Sarp'ın içindeki işkoliği uyandırmış olacak ki, anında kuzenine dönerek, ''Evet,'' dedi. ''Adam cidden çok titiz. Sık sık inşaatın gidişatını bildirelim.''

Konunun değişmiş olmasına sevinerek ve şirinlik yapma gereği duyarak kıkırdadım ve işaret parmağımla şakağıma vurdum. ''Not ettim. Not ettim.''

Sarp sırıttı. Bu sırada siparişlerimiz de gelerek Sarp'ın aklını başka bir yere çektiğinde Kaan'a doğru minnetle gülümsedim. Sırıtarak göz kırptı ve bakışlarını Çisem'e doğru çevirdi. Gözleri dikkatimden kaçmayan bir biçimde küçük bir afallamaya uğradı. Yüzündeki ifade tuhaf bir hal alırken yutkunduğunu fark ettim. Kaşlarımı çatarak bakışlarımı Çisem'e çevirdiğimde, arkadaşımın karşısındaki adama doğru gülümsediğimi gördüm.

Sarp bana gülümsediğimde daha güzel olduğumu söylemişti ve bu sırf benim için değil, tüm kadınlar için geçerliydi.

Çisem ise bana hoşlanılmayacak bir kız olmadığımı aşılamaya çalışmıştı ve bu onun için de geçerliydi.

Ben Sarp'ın kalp atışlarını etkiliyor muydum bilmem, ama Çisem'in Kaan'ın kalbini bir saniyeliğine de olsa hoplattığı belliydi.

BİTTİ! Sevdiniz mi? Yorum isterim.

Bölüm sonu

2 yorum