İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 24 · 12 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 24

Bölüm 24

Öyle güzelsin ki...

Sus!

Gülünce daha güzel oluyorsun.

Kes!

Seslice oflayarak yattığım yerden kalktım. İç sesim sanki kulaklarımı talan ediyormuş gibi ellerimi kulaklarıma bastırmaktan ne ellerimde ne de kollarımda güç kalmamıştı. Öyle bir sesti ki bu içimden gelen, ameliyatla kulaklarımı aldırsam yine de kurtulamaz, herkese sağır olur, bir onu duyardım.

Alınıyorum ama.

Psikologa görünme meselesini artık ciddi anlamda düşünürken yorganı hışımla üzerimden attım. Kendimi tekrar geriye doğru yastığa bıraktım ve bakışlarımı tavana diktim. Bir kez daha ofladım.

Sarp'ın sözleri aklımdan çıkmak bilmiyordu. Resmen güzel olduğumu söylemişti. Bunu bir kez söylemiş olsa inkar edebilir, utanmadan yanlış duyduğumu iddia edebilirdim. Ama iki kez söylemişti. Beni güzel buluyordu. Beni neden güzel buluyordu bu adam?

Sesli bir nefes aldım. İç sesim rahat durmadı ve bir başka gerçeği hatırlattı.

Bir keresinde kafana da güzel demişti.

Doğruydu. O zaman bile tüm bir gece gözüme uyku girmemişken şimdi ne yapacaktım ben. Şanslıydım ki hafta sonuydu ve yarın şirket için erkenden kalmak zorunda kalmayacaktım.

Sarp ile kahvelerimizi içtikten sonra beni eve bırakmış, kendi de söylediği üzere evin yolunu tutmuştu. Gülüşümün güzel olduğunu iddia etmesiyle dengemi bozmuş, bunun farkına vararak keyifle sırıtıp durmuştu. Bilerek yapmıştı! Peki sözlerinde samimi miydi? Yoksa sırf beni alt üst etmek için mi sarf etmişti o sözleri?

Samimiydi tabii ki.

''Ya değilse?''

Psikologdan randevu almak artık kaçınılmaz olurken bir kez daha seslice ofladım. Elimi komodine doğru atarak telefonumu aldım ve ekrana bir bakış attım. Saat gecenin ikisiydi. Buna hiç aldırmadım ve rehbere girerek Çisem'in numarasına dokundum.

Ara ara benimle uğraşsa bile canımı sıkacak imalarda bulunmadan bana yol gösterecek tek insan Çisem'di. Kafayı yemeden evvel onunla konuşmalıyım.

''Alo?''

Hattın diğer ucundan yükselen uykulu sese tüm yorgunluğuma rağmen enerjik çıkan bir tonda cevap verdim. ''Alo Çisem?''

''Defne?'' dedi arkadaşım soru sorarcasına. ''Bir sorun mu var?''

''Var,'' diye atıldım hemen.

''Nedir?''

Sesli bir nefes aldım. Kaşlarım çatılırken bu kez öfkeyle burnumdan soludum ve, ''Sarp bana güzel, dedi,'' dedim.

Hattın diğer ucundan sadece bir sessizlik geldi. Arkadaşım da işittiği şeyi tıpkı benim gibi sindiremiyor olacaktı. Akıl alır gibi değildi ki. Adam güzel olduğumu söylemişti!

Değil misin?

İç sesimin zihnime attığı bu soruyla bir an duraksadım. Tamam, güzel bir kızdım. Aksini iddia edemezdim. Ama Sarp bana bunu niye söylüyordu.

''Defne?''

Çisem'in sesini işitmemle, ''Evet,'' dedim hevesle.

''İyi misin sen? Adam sana küfretmiş sanki... İltifat etmiş işte.''

''Neden peki?''

''Nedeni mi var?'' diyerek soruma soruyla karşılık verdi Çisem. Ses tonundak huysuz tını dikkatimden kaçmasa da aldırmadım. ''Güzel bir kızsın. Sarp da bunu dile getirmiş.''

''Getirmesin efendim!''

''Defne!''

Arkadaşımın kızgın sesini yok saydım ve yatağımdan kalktım. Telefonu kulağımla omuzum arasına sıkıştırarak salon bölümüne doğru ilerledim ve koltuğun üzerine öylece fırlattığım hırkamı üzerime geçirdim. Bileğimde saçlarımı toplayabileceğim bir lastik olduğunu kontrol ederken, ''Ben oraya geliyorum,'' dedim kararlı bir tonda.

Çisem ne kadar uykulu olursa olsun itiraz etmesinin faydalı olmayacağını biliyordu. Bu yüzden karşı koymadı ve, ''Gel,'' diye mırıldandı. ''Uyukluyorum diye kızmak yok ama.''

O göremese de sırıttım. Ayağıma beyaz spor ayakkabılarımı geçirdikten sonra arabamın anahtarlarını eşofmanımın cebine atarak kendi katımdan ayrıldım.

''Tamam tamam,'' dedim fısıldar bir tonda. Merdivenleri sessizce inerek annemleri rahatsız etmemeyi başardım ve gürültü yapmadan evden çıktım. Dışarı çıkmış olmak ses tonumu tekrar bulmama neden olurken, ''Öyle diyeceğine kalkıp kahve yapsana.''

Karşı taraftan sesli bir nefes sesi geldi. Kızı gecenin bir yarısı uykusundan ettiğim ve edecek olmam yetmiyormuş gibi bir de kahve istiyordum.

''Kendin yap kahveni,'' dedi Çisem huysuz bir tonda. ''Sen alışmışsındır!''

Arabama ulaşıp şoför koltuğuna yerleşirken gözlerim kocaman açıldı. Dudaklarımda şaşkınlığımı resmederken, ''Pislik,'' diye söylendim.

''Beni sen çileden çıkardın,'' dedi Çisem ve, ''Hadi, bekliyorum,'' diye ekledikten sonra aramayı sonlandırdı.

Cep telefonumu yan koltuğa bırakarak arabayı çalıştırdım. Çisem'i genellikle benim çileden çıkardığım bir gerçekti. Oldukça sabırlı ve anlayışlı bir insan olsa da benim çoğu davranışım onu delirtmeye ve kendi çizgisinden çıkması için yeterli oluyordu.

Çisem'e ulaşmam çok vaktimi almadı. Bu saatte oldukça tenha olan yollar sayesinde on dakikayı biraz aşan bir sürede arkadaşımın evine vardığımda aceleci adımlarla önünde durduğum apartmana doğru ilerledim. Zile basmamın ardından saniyeler içerisinde kapı açıldığında asansörü görmezden gelerek merdivenlere yöneldim. Nereden geldiğini bilmediğim bir enerjiyle hızlı bir şekilde üçüncü kata ulaştığımda beni kapıda bekleyen arkadaşım şaşkın gözlerle süzüyordu beni.

Saniyeler içerisinde huysuz bir ifadeye büründü ve, ''Gece gece nereden geliyor bu enerji?'' diye sordu. ''Manyak mısın kızım sen?''

Aynı soruları kendi kendime sormuş olduğum için sırıttım. Çisem'e doğru yanaşarak, ''Geliyor işte,'' dedim ve içeri girerek ayakkabılarım çıkardı. Çisem'in benim için aldığı ayıcık kafalı terlikleri ayağıma geçirdim ve sonra ciddi bir ifadeyle arkadaşıma dönerek ellerimi omuzlarına yerleştirdim. Karşımdaki kız çattığı kaşlarla deliye bakıyormuş gibi baktı bana. Pek normal sayılmadığım için aldırmadım ve derin bir nefes aldıktan sonra, ''Sarp güzel olduğumu söyledi, Çisem!'' dedim neredeyse bağırır bir tonda.

Çisem'in bakışları bu sözlerimle öfkeli bir hal aldı. Elimi hışımla omuzundan çekti ve koluma oldukça güçsüz bir şekilde vurdu. ''Ne bağırıyorsun be!'' diye söylendi. ''Kapının önünde birde.''

Bir arkadaşıma bir de kapatmış olduğu kapıya baktım. Sadece başımı salladım ve annesinden azar işitmiş bir çocuk edasıyla salona doğru ilerledim. Çisem'i uykusundan çekip alırken aynı zamanda çirkef yanını da uyandırmıştım. Bu iyi olmamıştı.

Kendimi koltuklardan birine bıraktım ve Çisem'in de yerini almasını bekledim. Arkadaşım çarprazımdaki koltuğa oturdu ve bacaklarını kendine çekere gözlerini bana çevirdi. Birkaç saniye boyunca tek kelime etmeden öylece birbirimize baktık. Nihayetinde arkadaşım aramızdaki sessizliği bozdu.

''Sorp gozol oldoğomo soylodo.''

''Oynon oylo dodo.''

''Sinir etme beni!''

Çisem'in ciyaklamasıyla oturduğum yerde sıçrayarak ona hayretle baktım. Koltuğun diğer ucundaki yastığı kavradığım gibi ona fırlattım ve sonra ben de ona doğru huysuz bakışlar atarak, ''Ne kızıyorsun ya!'' diye söylendim.

''Delirmişsin sen,'' dedi suçlayıcı bir tonda. Ona alıngan bakışlar attım. Sonra yolda toplamayı unuttuğum saçlarımı dağınık bir topuz haline getirerek derin bir nefes aldım. Gözlerim her hareketimi çatık kaşlarıyla izleyen Çisem'e kaydığında, ''Öncelikle gecenin bir vakti beni geri çevirmediğin için teşekkür ederim,'' dedim.

Karşımdaki kız alayla tısladı. ''Kabul etmeyeyim de yine hırsız gibi gir evime, değil mi?''

Aylar önceki vukuatım bu sözlerle aklıma düşerken dudaklarımı ısırarak mahcup bir ifadeyle geriye doğru yaslandım. Çocuksu bir şekilde kaşlarımı çatarak kendimi savunmaya koyuldum.

''Ama Çisem küpemi düşürmüşüm. Anneannemin hediyesi... Bu konuda hassas olduğumu biliyorsun.''

''Ertesi gün vermemi bekleyemedin mi?''

Haklıydı. Yine de ertesi gün erken vakitte bir göreve çıkacağımı hatırladım ve, ''Ertesi günün akşamına kadar görüşmeyecektik ki,'' diye hatırlattım. ''Uyuyorsundur diye aramak da istemedim. Geldim halletim işte.''

Çisem bana bilmişçe baktı. Gözleriyle şu an resmen ben senin ne mal olduğunu biliyorum diyordu. ''Bu gece uyuyor olmamı umursamadın ama?'' dedi sorarcasına. Beni köşeye sıkıştırmasına izin vermedim ve aynı bilmişlikle karşılık verdim.

''Geçen defa kendim girdim diye kızdın. Ben de bu kez uyandırdım!''

''Bu kez de kızdım, Defne!''

Bunun zaten farkındaydım. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve hem konuyu değiştirmek adına, hem de asıl meseleye dönmek için bozuk plaklara özenerek tekrar ettim: ''Sarp güzel olduğumu söyledi.''

Arkadaşım sabırsız bir nefes aldı. Arkasına doğru yaslandı ve, ''Ne var bunda?'' diye sordu anlam veremeyen bir şekilde.

Gözlerimi büyüttüm. ''Ne demek, ne var? Güzelsin, dedi bana.''

''Değil misin?'' diye sordu Çisem tıpkı iç sesim gibi. İçimdeki o pislik sesi de Çisem mi yönetiyordu yoksa.

Hayır, beni sadece senin bilinç altın yönetir. Ben senin bastırdığın duyguları dile getiren bir sesim.

''Sen Allah'ın bir cezasısın!''

Dudaklarımdan kontrolsüzce dökülen sözlerle endişeyle Çisem'e baktım ve, ''Sana söylemedim,'' dedim hızla. Karşımdaki kız ise zaten üzerine alınmışa benzemiyordu. Oldukça rahat bir tavırla beni izlerken, ''Biliyorum,'' dedi beni gayet iyi tanıyan dostum. ''Psikologdan bir randevu alacağım senin için.''

''Al al,'' diye destekledim. ''İçimde bir canavar var sanki.''

''Dikkat et de seni yemesin.''

Ona tersçe baktım. Tekrar somurtmam saniyeler içerisinde gerçekleşirken, ''Sarp güzel olduğ...'' diyordum ki, az evvelk Çisem'e fırlattığım yastık tekrar bana döndü.

''Defne!''

''Ama Çisem,'' dedim. Kendimi hiç hissetmediğim kadar tuhaf ve bir bakıma çaresiz hissediyordum.

Arkadaşım bir bakışıyla gerçekte ne halde olduğumu görmüş olacak ki, ''Tamam tamam,'' dedi. Ayaklarını koltuktan sarkıttı ve, ''Kahve yapıyorum,'' diyerek mutfağa gitti.

Peşine takıldım. Geniş sayılan mutfağında kendimi sandalyelerden birine bıraktım ve, ''Niye öyle söyledi ki?'' dedim. Sonra aklıma Sarp'ın sarf ettiği başka sözler de geldi. Bunu gören Çisem, ''Ne oldu?'' diye sorduğunda yutkunarak arkadaşıma baktım.

''Bir de şey dedi.''

''Ne dedi?''

Davette olanları kısaca özetledim ve Çisem'in bunları zaten dayım üzerinden biliyor olduğunu hatırlayarak son ayrıntıları iyice geçiştirerek asıl noktaya geldim. ''İşte sonra dedi ki, senden önemli değil.''

Çisem'in de afallamış olduğu artık gözle görülür olurken bir an duraksadı ve sonra elindeki kupaları kavrayarak kapıyı işaret etti. Beraberce tekrar salona geçtiğimizde korkutucu sözleri zorlanmadan söyledi:

''Bu adam senden hoşlanıyor olmasın?''

''Saçmalama!'' diye itiraz ettim hemen.

Arkadaşım kahvesinden bir yudum aldı ve oturduğu yerde öne doğru eğilerek, ''Neden olmasın ki?'' diye sordu bu kez.

Sorusuna soruyla karşılık verdim. ''Neden olsun ki?''

''Ay Defne!''

''Ne var?'' diye sordum huysuzca.

Çisem derin bir nefes aldı. Sonra yüzüne içten bir gülümseme yerleştirdi. Bunun beraberinde hoşuma gitmeyecek şeyler getireceğini bilsem de dinledim. ''Sen hoşlanılmayacak kız mısın, güzel arkadaşım.''

''Öyle miyim?'' dedim aptalı oynayarak.

Arkadaşımın sabrı git gide tükeniyor olsa da gülümsemesini korudu ve, ''Güzelsin, akıllısın, iyi kalplisin,'' dedi ve ekledi. ''Niye hoşlanmasın ki Sarp senden?''

Sorusuna verecek bir cevap bulamadım. Bunlar bir insandan hoşlanmak için yeterli sebepler miydi?

''Olaya bu açıdan bakarsak Sarp da yakışıklı, akıllı ve aslında oldukça iyi kalpli bir insan. Ben ondan niye hoşlanmıyordum o halde?''

''Senin ondan hoşlanmadığına emin miyiz?''

Yürü kız, Çisem!

''Yürüme!'' diye bağırdım. Sonra ne yaptığımın farkına vararak yüzümü ekşittim ve düzelttim. ''Ay aman saçmalama!''

''Saçmalamıyorum ben. Sen neden hoşlanmayacakmışsın ki?''

Hışımla oturduğum yerden kalktım. Koğuş ağası gibi oradan oraya volta atmaya başladığımda bir tek elimde tespihim eksikti. Onu da Çisem'in kötü şeyler konuşmasına katkı sağlayan dişlerinden yapabilirdim!

''Dünyada hoşlanacak başka adam mı kalmadı?'' diye sordum. ''Niye Sarp?''

''Çünkü son bir ayın hep onunla geçti. Sürekli onunlasın.''

''Yeterli değil.''

''Yeterli,'' diye diretti Çisem ve sonra kahvesinden keyifli bir yudum alarak arkasına yaslandı. Yüzüne sinir bozucu bir gülüş yerleşirken devam etti: ''Hoşlanman normal.''

''Değil,'' diye ekleme yaptım cümlesine. ''Tamam tahammül edilesi bir insan olduğunu inkar edemem. Eskiye nazaran daha iyi anlaşıyoruz. Ama hoşlanmıyorum.''

''İnkar ettiğine göre olan olmuş zaten. Hoşlanıyorsun.''

''Yok öyle bir şey!''

''Var!''

Arkadaşıma öfkeyle baktım. Var olduğunu iddia ede ede olmayan şeyi gerçek kılacaktı. Hışımla orta sehpadaki kahveme uzandım ve hırsla büyük bir yudum aldım. Yanan dilimse umurumda değildi.

''Hoşlanmıyorum ben Sarp'dan.''

Çisem dudaklarını büzerek omuz silkti. ''Öyle diyorsan.''

''Öyle diyorum,'' dedim ve koltuğun ucundaki battaniyeyi kavradım. İki yastığı üst üste atarak kendime uyumak için biraz daha rahat bir olanak sağladım ve sonra ayağımdaki terlikleri çıkararak koltuğa uzandım. Üzerimi de battaniyeyle örttüm ve, ''Kahveni iç de git odana,'' dedim. ''Uyuyacağım.''

Gözlerim kapalı olsa da Çisem'in sinir krizi moduna geçiş yaptığını görür gibiydim. Elleri boğazıma yapışmak için can atıyor olmalıydı. Saniyeler sonra odayı aydınlatan loş ışığın söndüğünü hissettim.

''İnanılmazsın,'' diye söylendi arkadaşım. ''Cidden inanılmazsın. Kahve içti bir de uyuyacak şimdi!''

Hiçbir şey söylemedim. Dudaklarımdan dökülen her kelime istisnasız sinirlendirecekti Çisem'i. Ve arkadaşım bu gece için yeterince tahammül etmişti bana.

*

Pazartesi sabahına kadar Sarp'ın iltifatlarını sindirmiş olsam da, onu görünce sözlerinin tekrar aklıma üşüşmesinden endişe etmiyor değildim. Tüm bunların yanına bir de Çisem'in iddia ettiği hoşlanma meselesi eklenmişti. Yine de bunu kolayca reddedebiliyordum. İkimiz de kedi köpek gibi atışmaktan öteye gidemiyorduk. Ne ara birbirimizden hoşlanacaktık ki? Hem insan sürekli tartıştığı kişiden nasıl hoşlanırdı ki?

Zıt kutup olayını bilir misin?

Zıt kutupsak da bir istisnayı yerine getirerek birbirimizi iterdik anca!

''Işıl?''

''Ha?''

Adımı işitmemle hızla başımı eğdiğim masadan kaldırdım. Karşımda Sarp'ı görmemle birden yerimden kalkarken sanki burada olması imkansızmış gibi şaşırmıştım. ''Aa Sarp Bey.''

''Evet, benim,'' dedi Sarp şaşkınlığıma gözle görülür bir şekilde anlam veremeyerek.

Aptal gibi baş salladım ve, ''Ben kahvenizi getireyim,'' diye mırıldandım.

''Hayır,'' diye itiraz etti Sarp. Bu sözleri üzerine dikkatimi tamamen ona vererek konsantre olmaya çalıştım. O ise başını sağa sola salladı ve, ''Kahve istemiyorum bugün,'' dedi. ''Spor salonu projesiyle alakalı dosyaları getirir misin?''

Bir kez daha baş salladım. ''Tabii.''

Sarp saniyeler içerisinde gözden kayboldu. O odasına girerken ben de yerimden ayrılarak ardımdaki dolaba doğru ilerledim. Her türlü projeye dair dosyaların bulunduğu karmaşanın arasında aradığımı buldum ve dosyayı elime alarak Sarp'ın odasına yöneldim. Onu takip edeceğimi bildiği için aralık bıraktığı kapıdan içeri girdim. Henüz yerine oturmamış, pencerenin önüne geçmiş bir şekilde dışarıyı izliyordu.

Senin ne kadar güzel olduğunu düşünüyor kesin.

İç sesimin sözleriyle yutkundum. Her şeyi inkar edebilirdim de, bu adamın beni güzel bulduğu gerçeğini inkar edemezdim işte.

Sarp'ın yerinde oturmadığını fırsat bilerek masasının ardında doğru ilerlemiştim ki, ben daha ağzımı açıp ses vermeden o geldiğimin farkına vardı. Ağır adımlarla masasına doğru yanaştığında, ''İstediğiniz dosya,'' diye mırıldandım.

''Teşekkür ederim,'' dedi Sarp.

Bakışlarımı yüzüne çevirdim. Çıkabileceğimi söylemesini bekledim, ama dudaklarından tek kelime firar etmedi. Beklenti dolu gözlerle ona bakmayı sürdürsem de, bakışlarıma karşılık vermek dışında bir şey yapmıyordu. Derdi neydi bu adamın? Peki ya benim derdim neydi? Ne diye bakışlarımı kaçırmıyordum ki?

Kendi kendimi aklımımı başıma toplamak adına ikaz ettim ve sonra duruşumu dikleştirdim. Yeterince aptalı oynamıştım. Kendime gelmeliydim.

''Çıkabilir miyim ben?'' diye sordum güçlü çıkan sesimle.

Sesim Sarp'ı da kendine getirmiş olacak ki, boğazını temizledi. O da duruşunu dikleştirdi ve başını olumlu anlamda sallayarak, ''Çıkabilirsin,'' dedi.

''Çıkayım,'' dedim ve bu masanın ardına geçtiğimde daha önce de yapmış olduğum bir hatayı yaparak geri geri adımladım. Masaya çarpmam kaçınılmaz olup geriye doğru sendelediğimde imdatıma yetişen elbette ki Sarp oldu. Ben geriye doğru bükülmüş gibiyken o da üzerime doğru eğilmiş bir haldeydi.

Gözlerime baktı. Gözlerine baktım. Ellerim kollarına sıkıca yapışırken o da sıkıca tutmuştu beni. İkimiz de aptallaşmış gibi birbirimize bakarken kimse tek kelime etmiyor, kimse bu anı bozmuyordu. Niye yapmıyorduk peki bunu? Ya bu karnımda hissettiğim kıpırtı neydi?

Kelebekler.

Tırtıl mı yutmuştum ki ben, karnımda kelebekler olsun?

Kaşlarımı çattım. Sarp kılını bile kıpırdatmazken kelimelerin varlığını ilk hatırlayan ben oldum ve, ''Sarp Bey,'' dedim.

''Hımm?''

''Beni bir doğrultsanız mı?'' diye sordum katı bir tonda. Sarp ise bu dediğimi ikiletmedi. İkimizde birbirimizi bırakmadan doğrulduğumuzda ellerimi Sarp'ın kollarından çektim ve, ''Şimdi bir de bırakın beni,'' dedim.

Sarp bunu da anında yaptı. Ellerimle onu hafifçe göğsünden iterek kendim de bir adım geriledim ve, ''Yaz dizisine döndük burda ama!'' diye söylendim.

Karşımdaki adamın duruşu tekrar o kendinden emin hali aldı. Bakışları da katılaşırken başını belli belirsiz salladı ve, ''Sen çıkıyordun,'' dedi.

''Çıkıyorum tabii.''

''Güzel,'' dedi Sarp. ''Kahve istiyorum.''

Başımı salladım. ''Yaparım ben size kahve,'' dedim imalı bir tonda. Birden bedenimi ele geçiren öfkeye bir anlam veremedim. Sarp'ın bakışları da asabi bir hal alırken, ''Yap,'' dedi.

''Yapacağım,'' diyerek kapıya ulaştım ve büyük adımlarla mutfağa doğru ilerledim. Kalp atışlarım hızlanmış, sanki birden ateşim çıkmıştı. Karnımdaki kıpırtı şiddetlenmiş, nefesim düzensiz bir hal almıştı. Sarp'ın iltifat eden sesi, Çişem'in iddialarına karışırken beynimin içerisinde çoktan bir karmaşa başlamıştı.

Mutfağa girmemle sırtımı kapının yanındaki duvara yaslayarak elimi kalbime götürdüm. Neler oluyordu?

Derin bir nefes almaya çalışırken Sarp'ın bakışları belirdi gözümün önünde. Bazen kabullenmek inkar etmekten daha ileriye götürürdü insanı. Bazen beyaz bayrağı salladığında kazanırdın. İnkar etmek faydasızdı. Sarp'ı bilmem ama, sanırım ben ondan hoşlanmaya başlamıştım.

Hadi kolay gelsin!

BİTTİ! Sevdiniz mi?

Bölüm sonu

4 yorum