''Öyle güzelsin ki...''
Beynimin içinde büyük bir gürültüye neden olsan sirenler yetmiyormuş gibi bir de Sarp'ın bu sözleriyle kalp atışlarım hızlanmıştı. Bana güzel olduğumu söylüyordu. Güzel diyordu. Bana!
Heyecanımı ve hızlanan kalp atışlarımı hırslı gözlerle Sarp'a bakan garsona yormak istedim. Ama bazı konularda aptalsam o kadar da aptal değildim. Gayette Sarp'ın iltifatı yüzünden bu haldeydim. Haftalar önce neredeyse aklıma bile hakaret edecek olan adam çıtayı ne ara bu kadar yükseltmişti?
Sarp'ın gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. Hayret dolu bakışlarımdan sıyrılmak istesem de başarılı olamadım. Adam resmen güzel olduğumu söylemişti!
Bunun bir sonraki evresi evlenme teklifi.
İç sesimin sözleri beni daha çok hayrete düşürürken, ''Şey...'' diye mırıldandım devamını getiremeden. Gözlerimi Sarp'a çevirince kalp atışlarım hızlandı. Oysa şu an hiç kendimi kalbimin insafına bırakabileceğim bir an değildi. Sarp tehlikede olabilirdi ve ben bir şeyler yapmalıydım.
''Ne?'' dedi Sarp sorarcasına.
''Te-teşekkür ederim,'' diye kekeledim.
İltifat Sarp'dan gelince nasıl da kalbin hop etti.
''İyi misin sen?'' diye sordu Sarp kaşlarını çatarak. Sonra yan bir şekilde sırıttı ve, ''Bünyen iltifat kaldırmıyor galiba,'' dedi.
Sözleriyle ona ters bir bakış attım. Gözlerimi kaçırdım ve, ''Ne alaka?'' diye sordum. ''Ben şey...''
Yine sözümün devamı gelmedi. Sarp'ın iltifatının altını didik didik etmek isteyen bir yanım olduğunu inkar edemezdim.
''Sen ne, Işıl?'' dedi Sarp sorarcasına.
Derin bir nefes aldım. Ne de olsa iç sesim Sarp'ın sözlerini gece boyunca durmadan hatırlatır, bana uykuyu haram kılardı. Bu yüzden işittiklerime erimeyi sonraya erteledim ve işime odaklandım.
''Ben bir lavaboya kadar gideyim mi?'' diye sordum daha güçlü bir sesle.
Sarp'ın nazik tutuşu beni usulca serbest bıraktı. Geriye doğru küçük bir adım attı ve, ''Tabii,'' diyerek başını salladı. ''Geri döndüğünde bul beni.''
Beceriksizce gülümsedim ve, ''Peki,'' diye onayladıktan sonra aceleci adımlarla salondan çıkmakta olan garsonu takip ettim.
Pis garson, Allah'ın belası garson! Her şey çok başka olabilirdi. Her şey çok romantik olabilirdi.
Et derdindeki kasap moduna giren iç sesime kulak tıkadım. O iltifatın ardından daha neler gelirdi merak ediyordum, ama Sarp'ın başına bir şey gelmesini istemiyorsam mecburen başka bir noktaya odaklanmalıydım.
Garson tekrar görüş alanıma girdiğinde arada güvenli bir mesafe bırakarak takip ettim. Uzun bir koridor boyunca ilerledi ve nihayetinde bir kapıyı aralayarak içeri girdi. Ardından giderek aynı kapıyı araladığımda burasının merdiven bölümü olduğunu gördüm. Tereddüt etmeden ardından gittim ve işittiğim seslerle bir aşağı kata indiğini anladım. Olduğum yerde kalarak trabzanlardan hafifçe aşağıya doğru eğildim ve garsonla bir başka adamın görüş alanıma girmesiyle onları izledim.
Diğer adam elini beline attı ve oradan tahmin ettiğim şeyi çıkardı. Bu bir silahtı.
''Anlattığım gibi,'' dedi adam. ''İşini bitirecek ve sonra mutfağa doğru koşacaksın. Orada bir kapı var, oradan çık ve otelin arkasına doğru koş. Seni bekliyor olacaklar.''
İşittiklerimle Sarp'ın tüm sözlerini unuttum. Söylediklerinden ziyade güvenliği ön plana çıkarken garson kılığındaki adamın hareketlenmesiyle hızla merdivenlerden ayrılarak telefonumu çantamdan çıkardım. Vakit kaybetmeden dayımı ararken büyük adımlarımın hedefinde girişi kuşatmış olan güvenlik ekibi vardı. Burası fazla kalabalıktı ve bu da yetmiyormuş gibi basın da buradaydı. Adamın icabından tek başıma gelsem bile onu buradan çıkarmak kolay olmayacaktı. Kaldı ki yalnız olmayabilirdi ve bir adamı alt etmek, beraberinde onlarcasını getirebilirdi. Eğitimliydim, ama doğa üstü güçlere sahip bir kahraman da değildim. Benim başarabileceklerim de sınırlıydı.
''Alo, dayı?'' dedim hattın diğer ucunda bir kıpırtı hissettiğimde.
''Defne?'' diye karşılık verdi dayım.
Araya gereksiz sözler katmayarak asıl konuya dalış yaptım. ''Burada silahlı bir adam var. Çok kalabalık burası... Güvenliğe haber edeceğim. ''
Hattın diğer ucunda kısa bir sessizlik oluştu. Dayımın aldığı sesli nefes kulaklarımı doldururken çatık kaşları gözlerimin önünde belirir gibiydi. ''Tamam kızım,'' dedi saniyeler sonra. ''Başkalarını ve kendini tehlikeye atacak bir şey yapma.''
Bu konuda hemfikir olduğumuzu zaten biliyordum. Olayı benim ele almam buradaki hiç kimse için doğru olmazdı. Kaldı ki bizden kimse de olaya el atamazdı. Zira biz gizli bir kuruluştuk ve burada yaptıklarımıza şahit olacak yüzlerce insan varken gizliliğimizi korumak adına geri durmalıydık. Bu güvenlik ekibinin ve polisin işiydi.
''Adamı büyük ihtimal polis alacak.''
''Öyle olacak,'' dedi dayım. ''Sen orasını düşünme. Adam harekete geçmeden bir şeyler yap.''
Dayım göremese bile başımı salladım. Tekrar küçük bir kalabalığın bulunduğu ortama girmemle garsonun henüz meydana çıkmamış olduğundan emin oldum. Dayımla aramamı sonlandırdım ve güvenlik görevlilerinden birinin yanına yaklaşarak yüzüme endişeli bir ifade yerleştirdim.
''Bakar mısınız?'' dedim hafifçe adamın koluna dokunarak. Sarışın ve yeşil gözlü adamın gözleri anında beni buldu. Yüzündeki düz ifade varla yok arası gülümser bir hal alırken, ''Buyurun hanımefendi?'' dedi.
Endişeli duruşumu korudum ve, ''Garsonlardan birinde silah var,'' dedim neredeyse kekeleyerek. ''Bir adamdan silah aldığını gördüm.''
Karşımdaki adamın yüzü anında ciddiyete büründü. Gözlerindeki güven verici ifadeyse kendini koruyordu. Sakin kalmayı başararak bana da güven vermeye çalıştığını anlamam zor olmamıştı. Adamlar profesyonel olmalıydı.
Bence şu an çok havalısın, kız.
''Pekala,'' dedi adam. ''Sakin olun.'' Sonra yanındaki arkadaşlarına birkaç işaret yaparak dikkatlerini çekti ve tekrar bana döndü. ''Nerede olduğunu biliyor musunuz?''
Başımı hızla salladım ve az evvel çıktığım koridordan gelmek üzere olan garsonu işaret ettim. ''Geliyor. Orada.''
Adam katı bakışlarını gösterdiğim noktaya çevirdi. Garsonu yanındakilere de işaret ederken eli kulağına gitti ve bakışlarını benimle buluşturarak, ''Tamam, sakinliğinizi koruyun ve kimseye bir şey söylemeyin,'' dedi. Yanındaki diğer adamı işaret ederek ekledi.
''Arkadaşım size davet salonuna kadar eşlik edecek.''
Yanımdaki adama doğru başımı salladım ve işini yapabilmesi adına beni güvenli bir şekilde salona ulaştırmasına müsaade ettim. Sanki kendim bunu yapamacakmışım gibi.
Adam bana salona kadar eşlik etti. Güvenlik ekibi çoktan organize olup kapıları kaparken işlerinin zor olmadığını biliyordum. Suçluyu biliyorlardı ve sadece sessiz bir anı kollayıp adamı alacaklardı. Basitti.
Bana doğru ilerleyen Sarp'ı görmemle gözlerimi ondan çekmedim. Yüzündeki ifadeye bakınırsa yanımdaki görevlinin çoktan farkına varmış, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlamıştı. Beni azıcık tanıdıysa şu an burada bir kaosa yol açtığımı falan düşünüyor olmalıydı.
''Ne oluyor?'' diye sordu yanımıza ulaştığında.
''Hiçbir şey,'' diyerek geçiştirmeye çalıştım.
Sarp ters bakışlarını yanımdaki görevliye çevirdiğinde, ''Beyefendi,'' dedi adam. ''Lütfen içeri doğru ilerler misiniz?''
Patronum olacak adam bu sözlere aldırmadı. Aksine gözlerini tekrar benimle buluşturdu ve, ''İyi misin sen?'' diye sordu bu defa.
Derin bir nefes aldım. Sarp'ı da tekrar salonun içine doğru yönlendirmek adına öne doğru birkaç adım attım. Bana eşlik etse de, susmayacağı elbette belliydi. ''Işıl?''
Olduğum yerde durdum. Bu akşam karşılaşmamış olduğum Kaan dikkatimi çekerken, ''Su alabilir miyim?'' diye sordum Sarp'a doğru. Oyunculuğumu konuşturdum ve ona da endişe dolu gözlerle baktım.
Sarp gözlerime baktığı anda ifadesi değişti. Kaşları bir kez daha çatılırken başını salladı ve, ''Bekle,'' diyerek yanımdan uzaklaştı. Birkaç adımda Kaan'a ulaşmamla, ''Kaan,'' dedim.
O ise gözlerini bana çevirdi. Beni baştan ayağa süzdü ve yüzüne şaşkın ve bir o kadar da beğeni dolu bir bakış yerleşirken, ''Oha ne olmuş kız sana?'' diye sordu.
Bu sözleri beğenisini dile getirme amacıyla seçilmiş olsa da, önemli olan başka şeyler vardı.
''Kaan, amcanı bul ve gidin buradan,'' dedim konuya direkt dalarak.
Kaşlarını çattı. ''Ne?''
Derin bir nefes aldım ve tek solukta durumu özetledim:
''İçeride silahlı bir adam vardı. Güvenliğe haber ettim, ama birden fazla olabilirler. Ben Sarp'ı bir şekilde çıkaracağım burdan. Sen de Ferit Bey'i al ve git. Genel olarak sizin aileyi hedef almış olabilirler.''
Dudaklarımdan dökülen bu sözler Kaan'ın kaşlarını çatmasına neden oldu. Keyifli ifadesi saniyeler içerisinde ciddi bir hale bürünürken, ''Tamam, tamam,'' dedi baş sallayarak.
Omuzuna vurdum. ''Hadi.''
Kaan yanımdan uzaklaştı. Onun Ferit Bey'i buradan götürmesi zor olmayacaktı. Zira ikisi de gerçekleri biliyordu. Ferit Bey'in bana olan güveni tam ise, Sarp konusunda içi rahat eder, zorluk çıkarmadan buradan ayrılırdı.
Sesli bir nefes aldığım sırada Sarp beni buldu. Elindeki bardağı bana uzattı ve, ''Al iç,'' dedi. Sesinde merak, endişe ve hafif bir öfke sezdim. Bu ortada neler döndüğünü bilmediğinden kaynaklanıyor olmalıydı. ''Ne oluyor?''
Elimdeki sudan bir yudum alarak ürkmüş rolüne devam ettim. Sarp'ı buradan saçmalamadan çıkarmak istiyorsam ona karşı dürüst olmam gerekecekti. Bu yüzden güvenlik görevlisinin sözlerini Sarp'a karşı göz ardı ettim ve, ''Sarp Bey,'' dedim sesimi alçaltarak. ''Ben silahlı bir adam gördüm.''
Sözlerim karşımdaki adamda bir şok etkisi bırakırken, ''Ne?'' dedi hayretle. Olayı büyütmemesi adına, ''Güvenliğe haber ettim,'' diye bildirdim. ''Ama korktum.''
Çok korktun, çok.
Sarp başını olumlu anlamda salladı. Eli refleks olarak koluma dokunurken başını da hafifçe bana doğru eğerek, ''İyi misin?'' diye sordu. Gözlerinde birden bir öfke alevlendiğinde dişlerini birbirine bastırdı. ''Sana bir şey yapan olma...''
''Yok yok,'' diye itiraz ettim ne söyleyeceğini anlayarak. ''Adam beni görmedi zaten.''
Sana zarar gelmesini istemiyor resmen. Oldu bu adam.
''Gitmek ister misin?'' diye sordu Sarp. İç sesimi duysa, kendisini mahkemeye verir miydi? ''Gidelim mi?''
Sarp tam da istediğim noktaya gelse bile biraz olsun çaktırmamayı deneyerek, ''Ama davet...'' dedim masumca.
Karşımdaki adam bana hayretle baktı. Bakışlarına bulaşmış olan isimsiz ifade de dikkatimden kaçmadı. ''Saçmalama,'' dedi huysuzca. ''Senden önemli değil.''
Senden. Önemli. Değil... Sarp'ın üstüne doğru bayıl. Tutar seni.
İç sesimin git gide farklı bir yola giren sözleri Sarp'a doğru garip bir bakış atmama neden oldu. Hep inkar ediyordum etmesine de, ya iç sesim haklıydıysa? Ya...?
Ha şunu bileydin!
Yutkundum. Ben bunu içimde olup bitenlerden ötürü yapsam da, Sarp bunu tedirginlikle yaptım sandı. Sansındı. Başımı olumlu anlamda salladım ve, ''Gidelim o zaman,'' dedim.
Sarp'ın birkaç ikna çabasının ardından bir güvenlik görevlisinin eşliğinde arabaya ulaştık. Arabaya binerek yerlerimizi aldığımızda Sarp hiç vakit kaybetmeden arabayı çalıştırarak yola koyuldu. Kaan ve Ferit Bey'in de sorunsuz bir şekilde oteli terk edebilmeleri için içten içe dua ederken, ''İyisin değil mi?'' diye sordu Sarp.
Başımı ona doğru çevirdim ve gülümsedim. ''İyiyim.''
Sarp da bana baktı. Gözlerini kısmış bir şekilde üzerimde gezdirmesi dikkatimden kaçmazken ona soru soran gözlerle bakıyordum. Bu onun da dikkatini çekmiş olacak ki, ''Hiçte korkacak birine benzemiyorsun,'' dedi düşünceli bir şekilde. ''Aksine adamı etkisiz hale getirmek için üstüne atlasan daha az şaşırırdım.''
İçine doğdu galiba.
Sözlerinde oldukça haklı olsa da ifademdeki masumiyeti korudum. Tüm gün dır dır dır konuşup, adamın otoritesini hiçe sayarsam, elbette bu tarz davranışlar beklerdi benden. Yine de kabullenecek değildim. Görevimin gizliliğini unutmayarak, ''Tabancası vardı adamın, Sarp Bey,'' dedim, sanki silahlı bir adamla baş edemeyecekmişim gibi. ''Su tabancası da değildi kesin...Korktum işte. Niye öyle diyorsunuz?''
Sarp söylediklerime hak vermiş olacak ki, dudaklarını mahcup bir şekilde birbirine bastırarak bana yandan bir bakış attı. Ben ise rolümden çıkmayarak alıngan bakışlar attım.
''Tamam affedersin,'' dedi Sarp elini ensesine atarak. Yola kısa bir bakış yolladıktan sonra soru soran gözlerini bana döndürerek, ''Bir şeyler içmek ister misin?'' diye sordu.
Düşündüm. Sarp ile daha fazla vakit geçirmeye ille de meraklı sayılmazdım. Ama eve gitmek yerine tekrar davete dönebilirdi. Sonuçta adam işkolikti. Belki yeni müşteri avlama niyetiyle geri dönerdi!
Bu ihtimal kafamın içinde kanlı senaryoların sahne bulmasına neden olurken, ''Siz geri dönmeyecek misiniz?'' diye sordum.
''Bilmem.''
Aldığım yanıt hoşuma gitmedi. İhtimaller yarı yarıyaydı ve Sarp gerçekten davete geri dönebilirdi. Bu kez güvenliğin daha kuvvetli sağlandığını biliyordum. Kaldı ki daveti erkenden sonlandırabilirlerdi de. Yine de işimi şansa bırakamazdım.
Yüzüme sevimli olduğunu umduğum bir ifade yerleştirdim ve, ''Eğer dönmeyecekseniz kahve içebiliriz,'' dedim.
Sarp başını salladı. Dudaklarındaki gülümseme bakışlarıma takılırken gözleriyle yolu kontrol etmeye devam etti. ''İçelim.''
Aptal gibi baş salladım ben de. ''Bence de içelim,'' dedim ve sonra aklıma gelen şeyle kaşlarımı çatarak parmağımı kaldırdım. ''Ama bu kez ben ısmarlayacağım. Benim yüzümden gidiyoruz.''
Garipseyen gözler bir saniyeliğine beni buldu. ''Ne alakası var?''
''Bana ne, ben ısmarlayacağım,'' diye direttim çocuksu bir inatla.
Yine gülümseyecek gibi oldu. Ama kafasında kendince bir gülümseme sınırı olacak ki, kotasını doldurmamak adına dudaklarını düz bir şekilde tutmayı başararak, ''Öyle olsun,'' diye mırıldandı. ''Şu geçen karşılaştığımız yere gidiyorum.''
Güneş'i kastediyordu. Oraya gitmenin Müjgan abla için güzel bir malzeme olacağını bilsem de buna aldırmamayı seçtim ve sadece kabul edercesin baş salladım. Bu akşamın devamında Sarp ile olacaksam kendimi rahat hissettiğim bir ortamda olmayı tercih ederdim.
Yolculuğun devamı boyunca pek konuşmadık. Sarp benden Kaan ve Ferit Bey'e haber etmemi isteyip, resmen babası ve kuzenini uyarmayı unuttuğu için kendi kendini azarlarken bu manzaranın izlenilesi haline gülmemek için kendimi zor tuttum. Sarp kendini suçlasa da Kaan ve Ferit Bey'i zaten ben haberdar etmiştim.
Adamcağız senin iyiliğini nasıl önemsiyorsa artık, resmen öz babasını unuttu.
Bu sözlere karşı çıkamadım. Zira iç sesim haklıydı. Sarp cidden beni oradan çıkarmayı görev edinmiş ve babasını uyarmayı unutmuştu. Belki de babasının ve Kaan'ın kendilerini koruyabileceğini biliyor, güvenlik ekibine güveniyordu.
Kandır sen kendini.
Güneş'e ulaşmamızla arabadan indik. Sarp arabanın kapılarını kilitlediğinden emin olduktan sonra yanıma doğru ilerledi. Sırtım ona dönük bir şekilde Güneş'de kimlerin olduğunu görmeye çalışırken bunu hissedebiliyordum. Saniyeler sonra omuzlarımda hissettiğim ağırlık ve burnuma dolan, artık tanıdık olan kokuyla şaşkınca Sarp'a döndüm.
''Ne yapıyorsunuz?''
''Üşüme,'' dedi ceketini omuzuma iyice yerleştirirken.
Bu düşünceli ve nazik tavırları gözlerime hayali yaşları doldurmayı geçerek artık kalbime kadar ulaşmayı başarırken, içimdeki tuhaf kıpırtıları da görmezden gelemiyordum. Neler oluyordu ya?
''İyiydim ben.''
''Tir tir titriyorsun.''
''Korkudan,'' diyerek kendimce bir açıklama getirdim. Üşüdüğümü gerçekten hiç hissetmemiştim.
Gerçekten korktun mu yani, Defne?
Görünen oydu ki kendimi rolüme fazla kaptırmış, içten içe bile korktuğuma inanmıştım. Sarp sözlerimin üzerine bana sırıtarak baktı ve benim önden ilerlememle Güneş'e girdik. İçeri girdiğimizde gözüme ilk takılan masayı işaret ederek, ''Şuraya geçelim mi?'' diye sordum.
''Olur.''
Yerlerimizi aldık. Tezgahın ardındaki Müjgan abla çoktan bakışlarını bize çevirirken dudaklarının da kocaman bir şekilde açılarak büyüyen gözlerine eşlik ettiğini gördüm. Oldukça şık, normalinden dikkat çekici bir makyaj ve yanımda Sarp ile burada ne aradığımı merak ediyor olmalıydı. Tüm gün lanet iç sesim yetmiyormuş gibi bir de Müjgan ablayı dinlemek zorunda kalacaktım.
Ortamı bir telefon sesi doldurdu. Sarp çalan telefonunu cebinden çıkardı ve ekrana bir bakış attıktan sonra ayaklandı. ''Babam,'' dedi ve bir şey dememe fırsat vermeden, ''Geliyorum hemen,'' diyerek kapıya yöneldi.
Müjgan abla bu fırsatı elbette kaçırmadı. Çattığım kaşlarla masaya doğru ilerlemesini izlerken camdan Sarp'a doğru bir bakış attım. Yüzündeki ifadeye bakılırsa her şey yolundaydı. Bu rahat bir nefes almama neden olurken, ''Öyle imalı imalı bakma bana,'' dedim tepemde dikilen Müjgan ablama. ''Tamamen görev kapsamında buradayız.''
Adeta bir savunma gibi dudaklarımdan dökülen bu sözler Müjgan ablanın kıkırdamasına neden oldu. Başını bilmişçe salladı ve, ''Adamın ceketini omuzuna atmak mı görev?'' diye sordu.
Karşı atağa geçmeye çalıştım. Ama söylediklerimle Sarp'ın ceketi arasında zararsız bir bağlantı kurmayacağını, gördüklerini dilediği gibi yorumlayacağını biliyordum.
''Abla ya!'' diye söylendim. ''Kibarlığı üzerinde ne yapayım?''
Kapının sesiyle o yöne bir bakış attık. Sarp rahat adımlarla bize doğru ilerlerken, ''Öyle olsun,'' dedi Müjgan ablam geçiştirici bir tonda. Oysa geçiştirmek yerine sadece ertelediğini çok iyi biliyordum.
''Kahve mi?'' diye sordu.
''Evet, bir zahmet.''
Müjgan ablanın gidişiyle Sarp'ın dönüşü eş zamanlı oldu. Kendisini tekrar karşımdaki koltuğa bırakırken, ''Babam göremeyince merak etmiş,'' diye açıkladı.
Ferit Bey'in muhtemelen dikkat çekmemek adına bilgisizi oynadığını tahmin ederken, ''Haklı,'' dedim. ''Benim yüzümden.''
''Korku seni baya saçmalatıyor,'' diye karşılık verdi Sarp. Kendimi kötü hissetmemem için böyle davrandığını bilmek vicdanımı sızlatsa da, ben ne yapıyorsam onun iyiliği için yapıyordum.
Kahvelerimizin gelmesiyle, ''Teşekkür ederiz,'' dedi Sarp. İmalı bakışlarını eksik etmeyen Müjgan ablam, ''Afiyet olsun,'' diyerek yanımızdan ayrıldı. Sarp yalnız kalmamızla tekrar bana döndü ve, ''Sen nereden fark ettin adamı?'' diye sordu.
Seninle dans ederken bile görev aşkıyla yanıp tutuştuğu için gördü.
''Lavaboya giderken işte,'' dedim geçiştirircesine. ''Etrafıma bakına bakına gidiyordum. Bir köşede bir adam garsona silah veriyordu.''
Sarp işittikleriyle gözlerini kısarak sabit bir noktaya baktı. Birkaç saniye sessiz kalmayı seçse de zihninin içindeki kalabalığı dinlediğini biliyordum.
''Hedef kimdi acaba?''
Hedefin kendisi olduğundan habersiz sarf ettiği bu soru canımı sıktı. Belki de biliyordu hedefin kendisi olduğunu. Belki sırf beni korkutacağını düşündüğü için söylemiyordu.
Aklından geçen ne olursa olsun, en azından şimdilik teoriler üretmesini önlemek adına, ''Konuşmasak mı bu konuyu?'' diye sordum huysuzca.
Sarp yine beni olumsuz etkilediğini düşündüğü için mahcup bir ifadeye büründü ve, ''Pardon,'' dedi. Sonra aklınca beni güldürmeyi amaçlamış olacak ki, ''Su da içirmek lazım sana,'' diye ekledi. ''Etkilenip bayılma.''
''Ne alaka ki?'' dedim amacını anlamış olsam bile. ''Komik değil.''
''Güldürmeye çalışıyorum.''
Şaşırmadım. Adamı kandırarak korkuyor rolü yapmam yetmiyormuş gibi iyice cadılaştım ve gerçeğe dönüştürmesini umarak, ''Fıkra anlatın o zaman,'' dedim. Ne vardı yani beni neşelendirme çabalarından faydalanıyorsam?
''Fıkra?'' dedi Sarp sorarcasına.
''Hı.''
Birkaç saniye düşünceli bir hale büründü. Sonra gözleri yüzüme takıldı. Rahat bir tavırla arkasına yaslandı ve, ''Daha iyi bir yol biliyorum,'' dedi.
''Palyaço kılığına mı gireceksiniz?'' diye sordum alaylı bir tonda. Bir saniyeliğine de olsa yüzünün aldığı hal görüp gülmeye değerdi.
Başını sağa sola sallayarak, ''Yok,'' diye mırıldandı. Oturduğu yerde öne doğru eğildi ve rahat tavrından hiç taviz vermeyerek bir sır verircesine bu akşam bilmem kaçıncı kez afallamama sebebiyet verdi.
''Gülünce daha güzel oluyorsun.''
