İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 22 · 16 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 22

Bölüm 22

Davetin düzenleneceği otele geldiğimizde yavaş yavaş huzursuz bir şekilde kıpırdanmalarım başlamıştı. Böyle ortamları pek sevmez, mümkün mertebe uzak durmaya özen gösterirdim. Şimdiyse bundan sıyrılma şansım olmadan kendimi büyük ve ihtişamlı otelin önünde bulmuştum.

Sarp ile beraber ağır ağır girişe doğru ilerlerken aramızda oluşan sessizliğin farkında olmamak mümkün değildi. Sarp zaten çok konuşan biri sayılmazdı, ama aynısı benim için de geçerli sayılmazdı. Ben bile sessizken Sarp'ın sükunetine şaşmamak lazımdı. Buna rağmen aramızdaki sessizliğin daha sancılı olduğunu hissediyor, aslında konuşmak isteyip de ne konuşacağımızı bilmediğimizi seziyordum.

Bu rahatsız edici sessizliği bozmak adına aklıma düşen ilk sözlerin dilimden akmasına izin vererek, ''Ben yanımda not defteri falan getirmedim,'' dedim. ''Not etmem gereken bir şey olursa aklıma yazmama ses çıkarmazsınız umarım.''

Sarp bu sözlerimle dilediğim gibi bana doğru döndü. Dudakları hafifçe yukarı doğru kıvrılırken gözlerinde de aynı şekilde varla yok arası alaylı bir parıltı vardı. Nasıl bir karşılık vereceğini merakla beklediğim sırada, ''Böyle bir ortama not defterinle girmeni bekleyemem herhalde değil mi?'' diye sordu.

İşittiklerimle gülümseyecek gibi oldum. Yine de ciddiyetimi korumaya gayret ettim ve, ''Bence de yani,'' diye mırıldandım ve bilmiş bir ifade takınarak ekledim. ''Ama işte ben belirteyim dedim. Biraz şeysiniz diye...''

Sözümü tamamlamamış olmam onun da merakını körüklerken tek kaşını soru sorarcasına havalandırdı. ''Neyim diye?''

Sözlerimi devam ettirmiş olsaydım, söyleyeceğim şey kesinlikle Sarp'ın dengesiz olduğu olurdu. Ama o an bunu seslice dillendirmek istemedim. Zira sayılı iyi anlaştığımız anlardan birindeydik ve nadiren kendini belli eden olgun Defne dilime sahip çıkmam için üstün bir çaba sarf ediyor ve bu kez başarılı da oluyordu. Bu yüzden yüzüme bir gülümseme yerleştirmekten başka bir çarem kalmadı ve, ''Önemli değil,'' dedim geçiştirebilmeyi umarak. ''Boşverin.''

Ama Sarp ikna olmadı. Bana otoriter bir bakış yolladı ve, ''Söyle,'' dedi buyurgan ama yumuşak bir tonda.

Başımı sağa sola sallayarak direttim. ''Gerçekten boşverin.''

Yanımdaki adam inadımla gözlerini tekar bana çevirdi. Bakışlarına katı bir ifade yerleştirmeye çalıştığı her halinden belli olurken, ''Kızayım mı?'' diye sordu zoraki bir ciddiyetle.

Umursamazca omuz silktim. Söyleyeceğimi söylesem yine kızacaktı. Onun bana kızıp kızmamasını umursamasam da, şu an kendisine bir iyilik yaparak gerilmesini istemiyordum.

''Duysanız da kızacaksınız,'' dedim. ''Duymadan kızmanızı tercih ederim. Söylemeyeceğim.''

Bu sözlerime bir karşılık vermedi. Sarp'ın tek yaptığı gözlerini kısmış bir vaziyette bana bakmak olurken girişe ulaştığımızı gördüm. Yoğun bir kalabalık tarafından karşılandığımızda basının da burada olduğu dikkatimden kaçmadı. Daha ne bekliyorduysam.

''Sarp?'' dedi tanıdık bir ses. Ardından kısa bir duraksamayla ekledi. ''Ve Işıl?''

Başımı arkama çevirip şaşkın bir şekilde bize bakan Ferit Beyi görmemle bir karşılık verecektim ki, ''Baba,'' dedi Sarp.

Gözlerim Sarp'ın yüzünü bulduğunda hafif bir uyarıyla bakıyordu sanki babasına. Ferit Bey ise oğluna tek bir bakış atmıyor, gözlerini benden çekmiyordu.

''Senin de burada olacağını bilmiyordum, Işıl,'' dedi bu kez.

İşittiklerime bir an anlam veremedim. Ferit Bey'in burada olmamdan memnuniyet duyması gerekmez miydi? Sonuçta oğlu bir nevi bana emanetti ve ben şirket dışında olmamıza rağmen onu yalnız bırakmamıştım. İşimi yapıyor olmam onu neden bu denli şaşırtmıştı bilemiyordum. Kaldı ki, yüzünde zaten bir memnuniyet vardı, ama bunun kaynağı görevim değil de, başka bir şeydi sanki.

Ben sana söylüyorum, Sarp seni keyfinden getirdi buraya.

İfademi ele geçirmesinden endişe ettiğim afallamışlığı gizlemeyi başararak gülümsedim ve, ''Sarp Bey gelmemi buyurunca ben geldim,'' diye mırıldandım.

Ferit Bey bu sözlerime gözlerini oğluna çevirdi. Bakışlarında açık bir ima vardı. Gördüklerime bir mana yüklemeye çalışsam da her defasında başarısız oluyordum. İçimde bir şeylerin döndüğünü haykıran sesler olsa da, ben anlamıyordum. İç sesim haklıydı. Cidden beynimin bazı konulara bakan departmanı kapalıydı!

Oyun dolaba, tekmeye tokata güzel çalışıyor kafan, ama bu konularda tam bir aptalsın.

Yanımdaki adamlar birbirlerine bakmaya bir son verdiklerinde bana ilk dönen Ferit Bey oldu. Yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirdi ve, ''Hoş geldin kızım,'' dedi. ''İyi eğlenceler.''

Ferit Bey'in yanımızdan ayrılmasıyla bakışlarımı Sarp'a çevirdim. Ben ona şüphe dolu gözlerle bakmaya engel olamazken o sanki gözlerini kaçırıyordu bende. İlk kez farklı bir yüzünü görüyordum sanki ve bu içimi bir tuhaf ediyordu. Tüm gün ciddi bir şekilde işlerinden başka bir şey düşünmeyen o adam, şirket sınırları dışında farklı birine dönüşüyordu.

''Sarp Bey?'' dedim sorarcasına.

''Efendim.''

Aldığım yanıtla sesli bir nefes aldım ve aklımdaki soru işaretlerinin cevaplarına kavuşmalarını umarak, ''Benim burada olmamam mı gerekiyordu?'' diye sordum. ''Kaan Bey de garipsemişti. Ferit Bey de şaşırdı... Ben niye geldim?''

Sarp sabahtan beri önüme attığı cevaptan şaşmadı. ''Asistanımsın çünkü.''

''O halde niye herkes garip karşılıyor bunu?''

Sözlerim Sarp'ın bıkkın bir nefes almasına neden oldu. Bana hafif ters ve bir o kadar da sabırsız bir bakış atarak, ''Sana öyle geliyor,'' diyerek geçiştirdi ve sonra kolunu bana doğru uzattı. Bir yüzüne bir de koluna baktığım sırada, ''Buyurmaz mısın?'' diye sordu.

Öylece yüzüne bakmaya devam ettim. Öyle değişik bir durum içindeydim ki, dikkati asla dağılmayan ben asıl konuya odaklanmakta zorlanıyordum. Bir yoldan ilerlerken Sarp geliyor ve tek sözü ve tek hareketiyle beni kararlı bir şekilde yürümekte olduğum yoldan uzaklaştırıyordu.

''Buyurayım mı?'' diye sordum aptal bir şekilde.

Sarp ise gülümsedi. ''Lütfen.''

Güzel gülümsedi. İkiletmedim ve koluna girdim.

Kalbe zarar hareketler bunlar.

İçime derince bir nefes çekme ihtiyacı duysam da bunu yapmadım. Zira bol miktarda havayı içime kabul ettiğim takdirde Sarp'ın bundan haberi olacak, itiraf etmesi zor olsa da koluna girmiş olmanın beni heyecanlandırdığını anlayacaktı. Sarp'ın yakınında olmanın beni heyecanlandırdığı günleri de görmüştük resmen.

Patronum olacak adamın kolunda otele girerken bizi bulan bakışları umursamadım. İnsanlar meraklılardı ve özellikle Sarp'ın yanındayken gözlerin üzerimde olmasına şirkette alışmıştım. Alışık olmasam bile bunu takacak bir insan değildim.

''Sana anlattıklarım aklında, değil mi?''

Sarp'ın sesini işitmemle başımı hafifçe ona doğru çevirdim. Öğlen şirkette davet sahibi ve kendisinin işleri hakkında bir şeylerden bahsetmiş, bu gecenin mimarını azda olsa tanımamı sağlamıştı.

Anlattıkları birer birer zihnimin ortasına geri dönerken, ''Elbette,'' dedim. Benim bir şeyleri unutacak olduğumu düşünmesiyse canımı sıktı. Bunu gizleyemeyerek somurtmuş olacak ki, ''Ne oldu?'' diye sordu.

Aklımdan geçenleri kendime saklamadım. ''Siz benim aklımı cidden fazla küçümsüyorsunuz.''

Suçlayıcı bir şekilde dudaklarımdan dökülen bu sözlere karşılık olarak sandığım gibi alaylı bir karşılık vermedi. Aksine nadiren yaptığı gibi anlayışlı bir ifadeye büründü ve,''Öyle hissettirmek istememiştim. Affedersin,'' dedi. Kibar davranışı beni bir kez daha afallatırken yine ifademe hakim olamamış olacağım ki, ''Niye öyle bakıyorsun?'' diye sordu bu defa.

''Kibarsınız baya.''

''Sen de beni kaba bir adam olarak kazımışsın aklına.''

Sözleri karşısında kıkırdadım. Elbette dilime hakim olamadım ve, ''Haksız değilim ama bence,'' dedim bilmişçe.

Gözlerini kıstı. Dudaklarıysa o varla yok arasındaki küçük gülümsemeye ev sahipliği yaptı. Bakışlarımı ondan ayırarak etrafta gezdirmeye başladığımda çoktan davetin gerçekleştiği salona giriş yapmıştık.

''Işıl,'' dedi Sarp soru soran bir tonda.

Gayriihtiyari, ''Hımm?'' diye mırıldandım.

Sarp'dan bir şeyler bekledim, ama o konuşmak yerine sesli bir nefes aldı. Nazikçe kolumu bıraktı ve karşımda olacak şekilde durdu. Göz ucuyla biraz uzakta dikkatimi çeken Lara da beni fark ettiğinde kocaman sırıtmaa başladı. Ellerini havaya kaldırarak ben dahil bir çok kişinin dikkatini çekmeye başardığında zoraki bir şekilde gülümsedim ve elimi selam verircesine hafifçe kaldırdım.

''Her neyse,'' dedi Sarp. ''Ben birkaç arkadaşıma selam vereceğim.''

Nedendir bilmem, ben de ne yapacağımı belirtme gereği hissederek, ''Bana da Lara gevezesi kaş göz yapıyor,'' dedim kibarlığımı sıkça olduğu gibi bir köşede unutarak. ''Yazık bir yanına gideyim.''

Bir de utanmadan adamı kaba olmakla suçluyorsun.

Sarp ellerini ceplerine daldırarak omuzunun üzürinden fazla çaktırmamayı başararak Lara'ya baktı. Sonra tekrar bana döndü ve,''Kaynaşmak istiyordur,'' dedi.

''Anladım onu.''

Dudaklarımdan dökülenlere karşılık Sarp'ın sadece sırıtışıyla karşı karşıya kaldım. Başını belli belirsiz salladı ve saniyeler içerisinde yanımdan uzaklaştı. Ardından hafif bir somurtmayla baktım ve sonra bakışlarını üzerimde hissettiğim Lara'ya doğru küçük adımlarla ilerledim. Yalnız olsa onunla konuşmak konusunda daha istekli olabilirdim, ama ne yazık ki yanında bulunan diğer iki kız kendisinin yanında olma isteğimi azaltıyordu. Buna rağmen adımlarımı durdurmadım ve birkaç saniye sonra Lara'nın yanına ulaştım.

''Işıl,'' dedi Lara coşkuyla. ''Seni görmek ne güzel.''

Sen olmasan da olurdu.

Gülümsememi yüzümde tutmaya gayret ederek, ''Merhaba,'' dedim.

''Nasılsın.''

''İyiyim, sen?''

''Ben de öyle,'' dedi Lara. Çenesi daha o an düştü ve beni yanındaki diğer iki kızla tanıştırdı. Onlar da tıpkı biz gibi asistandı ve Lara bu kızlarla da benimle olduğu gibi bir toplantı esnasında tanışmıştı. Görünen oydu ki asistanlar arası bir birlik kurmuşlardı. Benden uzak olsunlardı.

Tanışma faslı sonra erdikten sonra, ''Sen Sarp Güvener'in asistanısın yani?'' diye sordu kumrak olan kız. Sarp'ın adını telaffuz ederken gözlerinde var olan parıltılar dikkatimden kaçmazken elimde olmadan, ''Öyleyim,'' dedim ters bir tonda.

Kız ses tonumda yatanları ya anlamadı, ya da anlamak işine gelmedi. Heyecanı bir saniye olsun sekteye uğramazken, ''Nasıl biri?'' diye sorarak ortaya yeni bir soru attı.

Sarp'ı artık az çok tanıyordum. Sorusuna uzun uzun cevap verebilir, Sarp'ı hem övebilir, hem de yerden yere vurabilirdim. Ama yapmadım. Karşımdaki kızın, daha doğrusu kızların, Sarp'a olan yoğun ilgilerini gizleme gereği duymamaları beni öfkelendirmişti.

Umursamazca omuz silktim. ''Patron işte.''

Bu kayıtsızlığım da geri adım atmaları için yeterli olmadı. Hayran bakışlarını gün yüzüne çıkarmaktan çekinmeyerek, ''Çok yakışıklı,'' dedi diğeri.

Gözlerimi fal taşı gibi açtım. ''Sarp Bey mi?'' diye sordum hayretle.

Değil mi yani?

''Cahit Bey olacak değil ya,'' diyerek aklınca espri yaptı Lara. Bu hareketiyle ona gözlerimi kısarak baktım, ama kızların üçü de patronlarına olan hayranlıklarını dile getirmekle meşgul oldukları için bakışlarımdan nasiplerini aldıklarından haberleri olmadı.

''Cenk de hiç fena değil ama,'' dedi yine kumral kız. Görünen oydu ki milletin patronunu süzmekten başka bir işi yoktu. Nereye düşmüştüm ben böyle?

Bu kez odak noktaları tekrar ben oldum. İlgi bir kez daha bana yönelirken, ''Çok çalışıyor diyorlar,'' dedi esmer olan. ''Doğru mu?''

Yahu sanane?

İç sesimin çığlıklarına katılmadan edemedim. Elindeki bardağı kızın kafasına geçirip kırıklarla da saçlarını kökünden koparmanın hayalleri zihnimi kuşatırken, ''Hangi patron çalışmıyor ki?'' diye sordum.

''Ay Işıl!'' dedi Lara yine sinir bozucu bir şekilde gülerek. Sonra gereksiz bir samimiyet göstermeye çalışarak koluma vurdu. ''Ruhsuz musun?''

Ona doğru sahte bir gülümseme attım. Ruhsuz değildim, ama tahammülsüzdüm. Böyle devam ederlerse hepsinin uzun saçlarını birbirine örecek ve arkama bakmadan olay yerinden uzaklaşacaktım.

''Peki sen nasıl çalışabiliyorsun?'' diyerek tekrar lafa atladı kumrak kız. Öyle ki biri sağımdam, iki solumdan beni kısgaç altına almış, manikürlü tırnaklarıyla ağzımdan lafları koparmanın çabasına girmişlerdi. ''Sarp Bey benim patronum olsa ben onu izlemekten çalışamazdım.''

Kızların dudaklarından birer kahkaha firar etti. Ellerim teker teker hepsinin de boğazına yapışmak için kaşınmaya başlarken, ''Tatlım merak etme,'' dedim sinirli bir şekilde kıkırdayarak. ''O odasında sen de dışarıda olacağın için aradaki duvarlardan zaten onu göremez, rahat rahat çalışırdın.''

Kız ilk kez bozulur gibi oldu. Bu bana garip bir şekilde zevk verirken gözlerimiz birkaç saniyeliğine çatıştı. Ama Lara ortada dönenleri anlamamıştı. Bu yüzden konudan sapmadı ve, ''Siz Işıl'ı boşverin,'' dedi imalı bir tonda. ''Acaba Sarp Bey çalışabiliyor mu? Son toplantıya ben de katıldım. Adam baya da ilgiyle bakıyordu Işıl'a.''

Kulaklarımı dolduran sözlerle şaşkınca Lara'ya baktım. Dudaklarım bir şeyler söylemek adına açılsa da oradan tek kelime çıkmadan tekrar kapandı. Diğer iki kızlar da ellerine malzeme geçmişçesine kıkırdadılar. Sarp bana niye baksındı ki? Hadi bakıyordu madem, ilgiyle ne alakası vardı?

Dudaklarımı birbirine bastırdım ve, ''Ne bakması ya?'' dedim huysuzca. ''Arada duvar var bir kere!''

Kızlar bu sözlerime de güldüler. Kendine ilk hakim olan Lara olurken, elindeki portakal suyundan bir yudum aldı ve, ''Işılcığım, sen biraz saf mısın bu konuda?'' diye sordu.

Bu konularda oldukça saf. Ama saçlarını yolup eline tutuşturmak konusunda bir numara.

İlk kez ben dışında birinin iç sesimi duymasını diledim. Lara'nın sözleri de, kendini birden arkadaşım ilan etmesi de canımı sıkarken, ''Ben sadece işimi yapıyorum,'' dedim. ''Başka şeylerle oyalanmıyorum.''

Lara cidden söylediklerimin altında yatanları anlayacak bir insan değildi. Bu bile onu şüpheli listelerinin hepsinden silmek için yeterliydi. Bu kız daha laf sokmaları bile anlamıyorken, nasıl şirketlere zarar verecek planlar yapabilirdi ki?

''Işıl Hanım.''

İşittiğim sesle başımı hemen sağıma doğru çevirdim. Kulaklarımı bir yandan kızların kıkırtıları doldururken gözümün önünde beliren kişi de Cenk'den başkası değildi.

Nezaketi elden bırakmamak adına zoraki bir şekilde gülümsedim. Nedense ilk kez gözlerim Sarp'ı aradı. Farkına varıyordum ki, bu akşam daha önce yapmadığım şeyler yapıyor, hissetmediğim şeyleri hissediyordum.

''Cenk Bey,'' dedim. ''Merhaba.''

''Merhaba,'' diye karşılık verdi karşımdaki adam. Açıkça, ama rahatsız hissettirmeyen bir şekilde beni baştan ayağa süzdü ve ekledi. ''Çok güzel görünüyorsun.''

Bir iltifat alınca sırıtır ve heyecanlanırdı belki kızlar, ama ben öyle olmadım. Aksine iltifat falan duymak istemedim. Hele bu adamdan duymayı hiç istemedim.

Sarp iltifat etsin isterdin, değil mi?

''Teşekkür ederim,'' demekle yetindim. ''Çok naziksiniz.''

Yanımdaki kızların çoktan dedikoduya başladıklarını azar azar işitiyor, göz ucuyla birbirlerine bir şeyler fısıldadıklarını görebiliyordum. Şirkette Sarp'ın yanındaken de oluyordu bu. Sanki asistanı değilmişim gibi beni yanında gören fısıldaşmaya başlıyor, ama bu benim umurumda olmuyordu. Şimdi bu kızların Cenk ve beni konu eden fısıldaşmaları ne niye canımı sıkıyordu?

''Dans etmeye ne dersiniz?''

Bu soruyu beklemiyordum. Ağır bir dans müziği kulaklarımı doldurduğunda ilk kez dans eden çiftler dikkatimi çekti. Cenk ile dans etmek kesinlikle planlarım arasında olmazken, ''Ben pek sevmem dans etmeyi,'' dedim dürüstçe. Ama Cenk bununla geri adım atacak biri değildi. Yüzündeki gülümsemenin solmasına izin vermedi ve, ''Benim için bir istisna yapamaz mısınız?'' diye sordu bu defa.

Kızlara bir bakış attım. Cenk'in teklifini kabul etmediğim takdirde kızların yanında kalacak, muhtemelen saçma sözlerine maruz kalacaktım. Sarp'ı etrafta göremiyordum ve bu yüzden bahane uydurarak onun yanına da kaçamazdım.

Zor anında Sarp'a sığınmayı dileyen bir Defne mi gördüm?

Karşı takımların sadık taraftarı olan iç sesim bana hiç yardımcı olmazken, tercihimi kızların çenesi yerine Cenk'den yana yaparak, ''Peki,'' diye geveledim.

Cenk bu yanıtımla beni nazik bir şekilde dans eden insanların arasına doğru yönlendirdi. Bir eli belimi bulurken diğer eli de elimi kavradı. Müziğin ritmine göre öyleyece yerimizde kıpırdanmaya başladığımızda, ''Gerçekten göz kamaştırıcısınız,'' dedi Cenk.

Yine iltifatına sağır olmak istedim, ama nazik olmaktan öteye de gidemedim. ''Teşekkürler.''

''Umarım Sarp sizin gibi bir güzelliği fazla yormuyordur işleriyle.''

Kulaklarımdan içeri dalan sözler hoşuma gitmedi. Çoğu kez Sarp'ın beni yorduğundan ve gereksiz şeyler istediğinden şikayetçi olsam da bu tarz şeyleri bu adamdan duymak nedense Sarp'ı savunma isteğimi körükledi. Yüzüme nazik ama bir o kadar da mesafeli bir gülümseme yerleştirerek, ''Hayır,'' dedim, ''Sarp Bey gayet düşünceli bir patron.''

Sarp duysa gözleri dolar.

Cenk, Lara'nın erkek versiyonu olacak ki, ya anlamadı, ya da anlamamazlıktan geldi. Bunun yerine saçmalıklarını sürdürmeye devam etti. ''Ben onun yerinde olsam sizi az bile olsa çalıştırmazdım.''

Çalışmayacaksa Sarp'ın yanında ne işi var mal!

Bu defa beni destekleyen iç sesim içten içe sırıtmama neden olurken, ''Neden?'' diye sordum.

Cenk'in dudaklarına gereksiz özgüvenini sergileyen bir gülüş yerleşti. Sesli bir nefes aldı ve, ''Bu kadar narin, bu kadar hassas birine nasıl kıyar ki insan?'' diye sordu.

İşittiklerimin sinirimin sıfırdan bine yükselmesi için yeterli oldu. Kendime hakim olmayı başarmasam tırnaklarımı Cenk'in elimin altında olan omuzuna geçirecektim.

''Narin? Hassas?'' diye tekrarladım sorarcasına. ''Ben?'' Ardından sinirli bir kahkaha atamadan edemedim.

''Yanlış tahmin mi?'' diye sordu Cenk.

Kahkaham yerini ciddiyete bıraktı. Karşımdaki adama da onun gibi düşünenlere de tahammülüm yoktu. Sırf karşılarında bir kadın olduğu için onların bir işi beceremeyeceğine ve kibar, kırılgan varlıklar olduğuna inanan hiçbir insana anlayışım yoktu.

''Çok yanlış bir tahmin,'' dedim öfkeli bir tonda.

Buyur bakalım Cenk Efendi. Feminist damarına bastın.

''İki kahve yapıp beş dosya taşımakla hiçbirimiz ölmüyoruz. Merak etmeyin,'' diye ekledim. Sarp bu sözlerimi işitse kesinlikle gözyaşları içinde ayakta alkışlardı beni.

''Hem karşınızdaki sırf bir kadın diye zorluklarla baş edemeyecek diye bir şey yok. Aklınızdan o düşünceleri silseniz iyi olur.''

Benden böyle bir çıkışı beklemeyen Cenk gözle görülür bir halde afalladı. Dudaklarındaki o kendinden emin gülümseme titreşirken, ''Ben yanlış anlaşıldım sanırım,'' dedi.

''Ben sizi gayette anladım,'' dedim ve kıpırdanmayı bırakarak, ''Şimdi izninizle,'' diye ekledim. Cenk'den tam uzaklaşmıştım ki, ''Cenk Bey,'' dedi o tanıdık ses. Sonra sesin sahibi bir de elini koydu belime. Kızmıştı, çünkü kendinde olsa benden müsaade etmeden elini belime dokundurmazdı bile.

''Işıl'ı almaya geldim,'' dedi Sarp.

Nabız 200000, tansiyon error, Defne iptal.

Dibimde sahnelenen şeyleri sadece öylece izlerken Cenk, Sarp'a gizli bir öfkeyle baktı. Dudakları gülümserken, ''Tabii buyurun,'' diye mırıldanarak yanımızdan ayrıldı.

Cenk'in yerini Sarp almış, ben bu kez onun tutuşu altında kıpırdanırken, ''Sarp Bey?'' dedim karşımdaki adamın varlığından emin olmak istercesine.

''Evet.''

''Ne yapıyorsunuz?''

Sarp bu sözümle ters bir bakışla bana baktı. Dudakları öfkeli bir alayla kıvrılırken, ''Elin adamıyla dans ediyorsun da, benimle mi etmeyeceksin?'' diye sordu asabi bir tonda.

''Ne alaka?'' diyerek sorusuna soruyla karşılık verdim. İtiraf etmeliydim ki ben Sarp'ın varlığına çoktan alışmıştım. Şimdiye dek ufak atışmalarımızda sinir etmesi dışında hiç ters bir hareketi ve rahatsız edici bir davranışı olmamıştı bana karşı. Cenk ile dans etmektense kesinlikle Sarp ile dans etmeyi tercih ederdim.

''Hem...'' diyordum ki, yine sözlerimi yutmayı seçtim.

''Ne?'' diye sordu Sarp merakla.

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Benim içimde de bir merak varlığını belli ederken bu kez sessiz kalmakta kararlı olamadım ve, ''Pek dans edecek bir tipe benzemiyorsunuz,'' dedim.

Sarp'ın kaşlarını çatmasını veya bir dengesizlik sergilemesini bekledim. Ama o olumsuz bir davranışta bulunmak yerine sadece gülümsedi. Hafif bir şekilde omuz silkti ve, ''Senin için bir istisna yaptım belki,'' dedi. Sonra görmediğim bir noktaya kaçamak bir bakış atarak keyifle sırıttı.

''Parçalayacak gibi duruyordun adamı.'' Tek kaşını kaldırdı ve ekledi. ''Rahatsız mı etti?''

Başımı olumsuz anlamda salladım. Sarp'ın sesinden akan korumacılığı sezmiştim, ama ben kendimi koruyabilirdim. ''Sınırlarını bilmeyen bir adam,'' demekle yetindim.

Sarp bana 'bak sen' dermiş gibi bilmişçe baktı. Keyifli ifadesi dikkatimden kaçmazken, ''Diyene bak,'' dedi.

Ben de sınırlarını pek bilen bir insan sayılmazdım. Patronumla asla konuşmamam gerektiği gibi konuşuyor ve mucizevi bir şekilde kovulmuyordum. Karşımdaki adamın kast ettiği şeyin bu olduğunu biliyordum. Bu yüzden konuyu değiştirme gereği hissettim ve, ''Genel olarak istisnalarla dolu bir akşam galiba,'' dedim ve zihnimin bir köşesini kurcalamaya devam eden soruyu tekrar öne sürdüm.

''Benim burada olmama gerçekten gerek var mıydı?''

Sarp bu soruyla yine bezmiş bir şekilde bana baktı. ''Bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrarlamasan mı?'' diye sordu sonra. Ama saniyeler öncesinin aksine dudaklarına yine bir gülümseme yayılmıştı. Resmen dengesizlik yapa yapa benim dengemi de altüst edecekti!

''Hem dışarıda ne diyecektin sen bana?''

Sarp da muhtemelen henüz aklını kurcalıyor olan soruyu ortaya attığında omuzundaki elimi kısaca kendime çekerek dudaklarıma şu meşhur hayali fermuarı çekiyormuş gibi yaptım. ''Siz söylemezseniz ben de söylemem.''

Karşımdaki adam derin bir nefes aldı. Gülüşü bir an bile solmazken gözlerini dikkatli bir şekilde üzerimde hissedebiliyordum. Ondan öyle yoğun bakışlar geliyordu ki şu an, oldukça nadir olduğu bir şekilde gözlerimi kaçırma isteği duydum. Bakışlarım artık etrafımızdaki kalabalıkta dolansa bile, göz ucuyla Sarp'ın bana yönelmiş olan koyu harelerini görebiliyordum.

''Tamam,'' dedi Sarp teslim olurcasına. ''Benimle gelmen ille de şart değildi. Etrafıma bakınca çoğu kişinin asistanıyla geldiğini görüyorum, ama gelmesen de olurdu.''

İşittiklerim usul usul küçük bir öfke kıvılcımını içime salarken uzunca Sarp'a bakmayı reddederek ona kaçamak bir bakış attım. ''Ne diye geldim o halde ben?''

''Başka planın mı vardı?''

''Hayır da...'' dedim ama kendimi açıklama yoluna girmeden dikkatimi korumaya çalıştım. ''Ya ben niye geldim?''

Sarp iç çekti. Yoğun bakışlarıysa bir an olsun benden kopmuyordu. Öyle garip hissediyordum ki, resmen elim ayağım birbirine girecekti. Benim elim ayağım. Ne diye bana böyle bakıyordu bu adam?

''Hava atmak istedim belki,'' dedi Sarp. ''Olamaz mı?''

Yine ona bakmadım, ama tek kaşımı soru sorarcasına havalandırdım. ''Ne havası?''

Sarp'ın ses tonu değişti. Zaman zaman bakışlarına bir anlam vermek için kafa patlattığım yetmiyormuş gibi bu defa bir de sesinin tonu kurcaladı aklımı.

Aklını mı? Kalbini mi?

''Böyle akıllı, zeki bir asistanım olduğu için,'' dedi Sarp mana veremediğim o tonda. ''Bir de...''

''Bir de ne?'' dedim sorarcasına.

Sarp bu sorumu cevapsız bırakmadı. O an afalladım çünkü salonun girişinde Sarp'a yöneltilmiş hırslı bakışlar vardı. Anlam veremedim, zira bakışların sahibinin Sarp ile ne alıp veremediğini çözemedim.

Ve yine afalladım. Çünkü Sarp'ın dudaklarından dökülenler en büyük şaşkınlıklara, kocaman hayretlere ve sonsuz afallamalara değerdi.

''Öyle güzelsin ki...''

BİTTİ! Sevdinimiz mi? Yorumları alayım.

Bölüm sonu

3 yorum