Keyifli okumalar trong>
*
''Işıl bana eşlik edecek.''
Kulaklarımı dolduran kelimeleri neye yoracağımı bilemediğim bir andaydım. Duyuyor ama idrak edemiyordum sanki. Ortada bir davet vardı ve ben birine eşlik edecektim. İyiydi güzeldi de, bundan benim neden haberim yoktu?
Hafifçe çatılan kaşlarımla ağır bir şekilde hemen ardımda duran Sarp'a doğru döndüm. Bakışlarını net bir şekilde Doruk'a dikmiş, adeta gözleriyle karşısındaki adamı delip geçiyordu. Doruk'a doğru da kaçamak bir bakış attığımda, kendisinin gerçekten delik deşik olmuş gibi bir hali vardı. Garibim, Sarp'ın bakışlarının altında kalmaktansa yerin dibine girmeyi tercih ediyor olmalıydı.
''Sarp Bey?'' diye mırıldandım soru sorarcasına. Akşam davete katılasım elbette yoktu, ama bu işle alakalı bir organizasyondu ve bu da Sarp için tehlike anlamına geliyor olabilirdi. Yani itiraz ederek kendimi yormayacak, usluca o davete katılacaktım.
Sesim Sarp'ın gözlerini bana çevirmesine neden oldu. Bu kez gözlerimiz çatıştığında kendisi de ne diyeceğini bilemezmiş gibi, ''Işıl,'' diye karşılık verdi sadece.
Tekrar kaşlarımı çatacak gibi oldum. Öyle ki, bu akşam kendisine eşlik etmem sanki aklında olan bir şey değildi de, daha az önce karar vermişti.
Seni Doruk'un eline bırakmak istemedi.
İçimden yükselen bu sese tepkisiz kalamadım. Sarp'ın davranışlarını analiz ettiğimde ortada bir şeyler döndüğünü anlamakta zorlanmıyordum. Bakışlarımı karşımdaki adamdan ayırmadım ve, ''Ben akşam size eşlik mi edeceğim?'' diye sordum sanki az evvelki sözlerini duymamışım gibi.
Sarp bu sorumla duruşunu dikleştirdi. Omuzları birden havalanırken ellerini pantolonunun ceplerine attı ve vücudunu iyice bana doğru çevirdi. Bakışlarına itiraz kabul etmeyen bir ifade yerleşirken, ''Evet,'' dedi sanki aksi mümkün değilmiş gibi. ''Asistanım değil misin?''
''Öyleyim.''
''O zaman ben gideyim,'' diye mırıldandı varlığını neredeyse unuttuğum Doruk.
Kendimi ona karşı mahcup hissetsem de gözlerimi Sarp'ın gözlerinden alamıyor, orada bir yanıt arıyordum. Oysa bu kadar takılmama lüzum yoktu belki de. Ben kendisinin asistanıydım ve akşamki davet işle alakalı olduğuna göre bana ihtiyacı olabilirdi.
Kandır kendini böyle.
Sarp da bakışlarımızın arasındaki köprüyü yıkmadı. Doruk'a tek bir bakış bile atmadı ve, ''Git,'' dedi sadece.
Göz ucuyla gördüğüm kıpırtının ardından saniyeler önce Doruk'un bulunduğu yeri bir boşluk karşıladı. Derin bir nefes aldım. Sarp ise daha fazla konuşmaya gerek duymamış olacak ki, daha fazla konuşmadan asansöre doğru adımlamaya başladı. Onun aksine benim aklımda daha cevaplanmamış sorular vardı. Arkasından ilerlemeye koyulurken, ''Sarp Bey,'' dedim farkıma varmasını umarak.
Başını hafifçe bana doğru çevirerek, ''Efendim,'' dedi.
''Akşam ben de mi geleceğim sizinle?'' diye sordum onun büyük adımlarına ayak uydurmaya çalışırken. Oysa neden sorduğumu da bilmiyordum. Adam az evvel zaten cevaplamıştı bu soruyu.
Sarp dudaklarımdan firar eden soruyla bana garipseyen bir bakış attı. Asansörün düğmesine basarken kaşları çatılmıştı. ''Bu soruyu cevaplamıştım zaten, Işıl,'' dedi. ''Evet.''
Suratım o an nasıl bir hal aldı bilmiyordum. Ama ifadem Sarp'ın pek hoşuna gitmemiş olacak ki, tek kaşı havada kalırken, ''Ne o?'' diye sordu hafif bir huysuzlukla. ''Başka bir işin mi var?''
''Hayır yok.''
''O halde sorun da yok, değil mi?'' diyerek açılan asansör kapılarından içeri girdi Sarp. Konuşmamız sonlanmadığı için ben de onu takip ettim.
Hoşlanmasam da daveti görevimin bir parçası olarak görüyor ve bu yüzden katılmakta bir sakınca görmüyordum. Buradaki görevimi kabulleneli uzun zaman oluyordu ve görevin getirilerine de itiraz etmemeyi uzun bir süre önce öğrenmiştim. Sadece aklıma yatmayan şeyler vardı ve ben eksik parçaları yerine koymaya oldukça hevesliydim.
''Tabii sorun değil de...'' diyordum ki, ''Ne?'' diyerek sözümü kesti Sarp.
Öyle bir bakıyordu ki, ürkek bir insan olsam bu bakışlarından korkabilirdim. Oysa bu asabiyetinin nedenini de anlayamıyordum. Dua etmeliydi ki, zihnimi kaplayan soru işaretleri beni yeterince oyalıyordu. Aksi takdirde şimdi çoktan dünki konuşmamızı unutarak pençelerimi çıkarmıştım.
Sarp'ın beklenti dolu gözlerine baktım. Benden net bir yanıt almaya ihtiyacı varmış gibi bir duruş sergiliyordu. Sakin bir nefes aldım ve konuya açıklık getirmek adına, ''Şu ana kadar haberim olmadı,'' diyerek az evvel yarıda kalan cümlemi tamamladım.
Karşımdaki adam bu sözümle afallamış gibi olsa da, duruşunu hızla düzeltti ve üste çıkmayı başararak, ''Bunu düşüneceğini sanmıştım,'' diyerek işin içinden sıyrılabilmek adına mantıklı bir adım attı. ''Sonuçta asistanımsın.''
Evet akşam ona eşlik etmek tahmin edemeyeceğim bir şey değildi de, insan bir kez olsun kesin bir dille belirtmez mi, be adam!
''Benim de gelmemi gerektirecek bir durum olduğunu tahmin etmemiştim,'' dedim asansörden inerken.
''Ama öyle.''
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Öfke bana el sallarken ben onu görmezden gelmeyi seçtim ve, ''Peki,'' dedim.
''Akşam sekizde hazır ol,'' dedi Sarp. Sonra yüzüne hızla bir gülümseme yerleştirerek, ''Lütfen,'' diye ekledi.
Adam edeceksin sen bu Sarp'ı. Ha gayret.
''Peki,'' diye mırıldandım bir kez daha.
Sarp aldığı yanıttan hoşnut bir şekilde baş salladı. İtiraz etmeyişim onun için akşam kendisine eşlik edeceğimin bir garantisi olmalıydı.
''Konum atarsın. Alırım seni.''
İşittiğim sözleri beklemiyordum. Gözlerim anlam veremediğim bir şekilde kocaman olurken, ''Ben kendim geli...'' diyordum ki, Sarp bir kez daha lafımı böldü.
İyi alıştı bu da ha.
''Sen beni iyice kaba saba bir adam olarak kodlamışsın galiba.''
Sarp'ın dudaklarından huysuzca dökülen bu kelimelerle ona garipyseyen bir bakış attım. Konuştuğumuzun kabalıkla ne alakası olduğunu çözememiştim. Sözlerinin benim için bir anlam kazanmasını umarak, ''O nereden çıktı?'' diye sordum.
''Benim yüzümden katılacağın bir davete bir de kendin gel diyecek değilim,'' diye açıkladı Sarp ve kesin bir dille ekledi. ''Ben alacağım seni.''
İtiraz etmek oldukça mantıksız geldi o an. Hem ne diye itiraz edecektim ki? Bulunmaktan pek hoşlanmadığım bir ortama yanımda tanıdık bir insanla gitmek benim de işime gelirdi. Bu yüzden daha fazla uzatmadım ve, ''Tamam ya,'' diye mırıldandım küçük bir çocuk gibi. Sonra Kaan'ın odasına ulaştığımızın farkına vardım ve, ''Sarp Bey?'' dedim sorarcasına.
Sarp benim aksime durumu yadırgamıyor olacak ki, ''Söyle,'' dedi rahatça.
Gözlerimle Kaan'ın kapısını işaret ettim. ''Ben niye sizinle geldim? Hani gelmeme gerek yoktu.''
Karşımdaki adam bu sözlerimle bir önünde bulunduğumuz kapıya, bir de bana baktı. Kendisi de nedenini bilmiyor olacak ki, üste çıkmayı amaçlayarak, ''Takıldın peşime,'' dedi hafif alaylı bir tonda. ''Ben ne bileyim.''
İşittiklerimle ona hayretle baktım. Parmağımla kendimi işaret ettim ve, ''Ben mi takıldım sizin peşinize?'' diye sordum bu defa.
Adamın arkasından asansöre dalan deden miydi?
''Evet,'' dedi Sarp.
İstem dışı dudaklarımı büzdüm. Diyecek bir şey bulamadım, zira konuşmamız bitmediği için Sarp'ı takip etmiş olan gerçekten de bendim. Hafif alınmış bir hale bürünürken, ''Gidiyorum,'' dedim ve kaşlarımı çatarak arkama döndüm. Daha öne doğru henüz bir adım atmıştım ki, kolumda bir el hissettim. ''Gitme,'' dedi Sarp.
Etraftaki bakışlar bize dönerken kendimi huzursuz hissettim ve, ''Ne oluyoruz be?'' dedim kabaca.
İstediğin kadar süslen, istediğin kadar rol yap. Hep kabasın, illa kabasın!
Dudaklarımdan istem dışı çıkan sözler karşısında Sarp'ın kalkık olan tek kaşıyla karşılaştım. Adamı kaba olmakla suçlayıp dururken sarf ettiğim sözler pek de doğru olmamıştı. Bu yüzden muhtemel bir tartışmayı önlemek adına, ''Ay şey,'' diye geveledim ve kendimi düzelttim. ''Bir şey mi vardı?''
Sarp'ın bakışları biraz daha yumuşarken kapıyı tıklattı ve araladıktan sonra içerisini işaret ederek, ''Gir sen de içeri,'' dedi.
Daha yirmi dakika önce yukarıda bana ihtiyacı olmadığını söyleyen adamın şimdiki isteğine bir anlam veremedim. Kaan'ın odasına girmek benim için akıla mantığa sığmayan bir şeymiş gibi, ''Ama...'' demiştim ki, bugün lafımı yarıda kesmeye pek bir meraklı olan Sarp, ''Işıl, içeri girer misin?'' diye sordu. ''Vazgeçtim. Sana ihtiyacım olabilir.''
Ay gir işte kız!
''Kapının önü güzel mi?'' diye bir soru yükseldi odadan. ''Ya girin, ya çıkın.''
Kaan'ın haklı sözler beni içeri girmeye teşvik ederken Sarp'a doğru baş salladım ve Kaan'ın odasına girdim. ''Girdik.''
Masasının ardında oturan adam başını kaldırarak gülümsedi. ''Hoş geldiniz.''
İlk defa çalışırken gördüğüm Kaan'a imalı bir şekilde bakarak, ''Hoş bulduk, Kaan Bey,'' diye sırıttım. ''Günaydın.''
Kaan elbetteki sesimdeki imayı kaptı ve aynı şekilde gıcıkça sırıtarak, ''Günaydın,'' dedi. Bakışlarını ardımdan gelen Sarp ve benim üstümde gezdirerek ekledi:
''Bir şey içer misiniz?''
''Hayır, sağ ol,'' dedi Sarp kendisini koltuklardan birine bırakarak ve sonra tuhaf bir şekilde gözlerini bana çevirerek, ''İçecek misin?'' diye sordu.
Bu sorusuna bir anlam veremeyerek garipseyen gözlerle ona baktım. Beni bu odaya getirmiş olmasına henüz tam akıl sır erdiremezken bir de sanki keyif için gelmişiz gibi bu soruyu sormasına karşılık aklımdaki soru işaretleri artarken, ''Yoo,'' dedim.
Bu sahneden keyif aldığı belli olan Kaan, ''İçmeyecekmiş,'' dedi.
''İçmeyeceğim,'' diye destekledim.
Sarp bir kuzenine, bir de bana baktı. Sonra eliyle karşısındaki koltuğu işaret ederek oturmamı ima etti. Burada bulunuyor olmak benim için git gide anlamsız bir hal alırken ayakta durmaktansa oturmayı tercih ederek kendimi Sarp'ın hemen karşısındaki koltuğa bıraktım.
Patronum olacak adam bu hareketimin ardından, ''Her neyse,'' diye mırıldanarak odağını Kaan'a çevirdi. ''Akşamı unutmadın değil mi?''
Kaan kendisine yöneltilen bu soruyla rahatça arkasına doğru yaslandı. Kollarını kaldırarak başının arkasında birleştirdi ve başını da kollarına yasladı. İki kuzen o kadar farklılardı ki, biri koltuğunda her şeye hükmeden bir kralı andırırken, diğeri plajdaki şezlongda uzanıyordu sanki.
Bu düşüncem gülmek adına dudaklarımı titretirken kahkahayı patlatmamak adına kendimi tuttum. Dikkatimi Kaan'dan gelecek olan sözlere verdiğimde, ''Unutur muyum,'' dedi.
''Güzel,'' diyerek baş salladı Sarp.
Kaan ise kaşlarını çattı ve, ''Gecikme sakın,'' dedi çocuksu bir edayla. ''Beni yalnız bırakma orada.''
İşittiklerime kıkırdamama neden olurken bu kez kendimi tutamamıştım. Kaan'ın işler konusunda Sarp'dan daha rahat olduğunu bilsem de, henüz çözemediğim bazı noktalar vardı. En basitinden, akşamki davetten hoşlanıp hoşlanmadığını anlayamamıştım.
Dudaklarımdan firar eden sesle iki adamın gözleri de beni bulurken, ''Komik mi kız?'' diye sordu Kaan göz kırparak.
Bana kızmadığını bildiğim için sadece genişçe gülümsedim.
Biz bu çocuğu birine ayarlayacaktık. Ne oldu o iş?
Sarp şahit olduğu sahneye karşılık bir şeyler homurdandı ve sonra, ''Biraz ağırdan al o zaman,'' dedi. ''Ben önce Işıl'ı alacağım.''
Kaan duyduklarıyla kaşlarını çattı. İşittiklerine anlam verememiş gibi bir Sarp'a bir de bana baktı. Bir tuhaflık olduğunu sezerek gözlerimi Sarp'a çevirdiğimde onun da gözlerini kuzeninden ayırmış, bakışlarını rahatça odanın içerisinde gezdirdiğini gördüm.
Bir şeyler dönüyordu ya, hadi hayırlısı.
''Işıl mı?'' dedi Kaan sorarcasına.
Elimi kaldırdım. ''Ben yani.''
Kaan kısaca sırıttı. Ama aklına takılan nokta eğlenmekden daha önemli olacak ki, kıstığı gözlerini dikkatle kuzenine çevirerek, ''Işıl ne alaka?'' diye sordu.
Merak dolu bu sorusu benim de merakımı körüklerlen çığlık çığlığa ayağa kalkmak istiyor, benim bu akşam neden Sarp'a eşlik edeceğimi sormak istiyordum.
Adam seni yanında istiyor işte. İş bahane.
Sarp, Kaan'ın bu sorusuyla kaşlarını çattı. Bana kaçamak bir bakış atarak tekrar kuzenine döndü ve, ''Nasıl ne alaka?'' diye sordu huysuzca. ''Asistanım.''
Kaan'ın gözlerindeki ifade değişti. Bakışlarında adeta bir aydınlanma olurken, ben de aydınlanmak istedim.
Senin beyninin o konulara bakan departmanı kapalı. İstesen de aydınlanamazsın.
İç sesimin bahsettiği o konuların ne olduğunu bilmiyordum. Bu yüzden küçük bir çocuk gibi somurtarak karşımda sergilenen sahneyi izledim. Bu sahnenin önemli bir parçası olsam da, benim kontrolüm dışında gerçekleşiyordu her şey.
Kaan, ''Kızı akşam akşam ne diy...'' diyordu ki, Sarp söz kesme işlemini sürdürerek, ''Kaan, iş daveti değil mi bu?'' diyerek araya girdi. Bana karşı kibarlaşmak bünyesine ağır gelmiş, kaba davranış sergileme ihtiyacını laf bölerek karşılıyor olmalıydı.
''Işıl'ın bana eşlik etmesinden daha doğal ne var?'' diye sordu Sarp.
Daha fazla sessiz kalamadım ve, ''Benim aslında gelmemem mi gerekiyor?'' diye sordum Kaan'a doğru. Onun bana asıl cevabı vermesini umuyordum. Ama işi eğlenceli bir hale çevirmeye yatkın olan Kaan beni şaşırtmayarak imalı bir bakış attı. Gözlerindeki parıltıları yorumlamaya çalışırken, ''Gerekiyor,'' dedi Sarp.
''O zaman Kaan Bey niye öyle dedi?'' diye sordum haklı olarak.
''Kaan Bey'i boşver sen,'' diyerek oturduğu yerden kalktı Sarp. Garip davranışları karşısında ona hayretle baktım. Kaan kahkaha atarken Sarp ona ters bir bakış yolladı.
Tebrikler, nur topu gibi bir deliniz oldu.
Sarp'ı gerçekten delirtmiş olmam artık benim için ihtimaller arasında yer edinirken ben de ayağa kalktım.
''Hadi, daha çok işimiz var.''
Sarp bu sözleri sarf ederek kapıya doğru yöneldi. Ben daha hareketlerini takip edemeden kapıyı araladı. Onun uzaklamış olduğunu fırsat bilerek ellerimi iki yanımda açtım ve, ''Ne oluyor buna?'' diye sordum kısık bir sesle.
Kaan terkar eğlenir bir halde arkasına yaslandı. Elindeki kalemi döndürürken, ''Sen oluyorsun,'' dedi.
İşittiğimi bir şeylere yormaya çalıştım, ama ben düşünmek adına daha bir adım dahi atamadan kapının önünden Sarp'ın huysuz sesi yükseldi. ''Işıl, seni bekliyorum.''
Gözlerimi devirdim ve Kaan'a doğru el sallarcasına bir hareket yaparak arkamı döndüm. ''Beklersen bekle,'' diye mırıldandım yüzümü buruşturarak.
Günün devamı her zamanki işlerle geçti. Öğle arasında Sena ile yemek yiyerek akşamki davete katılmamın normal olup olmadığını öğrenmeyi amaçlasam da, Sena bugün rahatsız olduğu için gelmemiş ve bu hayalim de suya düşmüştü. Sonuç olarak giyinmiş, kuşanmış saatin sekize doğru git gide yaklaşmasıyla beni evden dışarı çıkaracak olan son adımları atıyordum.
Telefonumu telefonumun kendisi kadar olan küçük çantanın içine sıkıştırdım ve anahtarımı da içine sokuşturarak kapattım.
''Çok güzel oldun.''
Annemin sesiyle gülümseyerek ona döndüm. ''Teşekkür ederim.''
Kapının hemen yanındaki aynaya döndüm. Askısız, üst kısmı toz pembe belden aşağısı siyah elbisem gerçekten de yakışmıştı. Başta kendimi içinde biraz rahatsız hissetsem de, şimdi gözüme gayet hoş geliyordu. Normalinin aksine biraz daha dikkat çekici olan makyajımın da yerinde olduğunden emin olduktan sonra, ''Saat sekiz,'' diyen anneme baktım. Dışarıdan gelen araba sesinin Sarp'a ait olduğuna inanarak anneme iyi akşamlar dileyerek evden çıktım.
Tahmin ettiğim gibi gelen Sarp idi. Büyük adımlarla bahçeden çıkarak arabasına doğru ilerlerken onun da arabasından inmiş olduğunu gördüm. Elindeki telefonu cebine attı ve sonra bakışlarını bana doğru kaldırdı. O, laciverte kaçan takım elbisesinin içinde her zamanki gibi bir tablo çizerken, benim bu halim ona farklı gelmiş olacak ki, bakışları tuhaf bir hal aldı. Özgüveni yerinde olan bir insan olsam da, o an kendimi huzursuz hisettim. Zira bu kılığım pek, hatta hiç tercih ettiğim bir tarz değildi. Yakışmamış mıydı?
Aksine fazla yakıştığı için öyle bakıyor olabilir mi akıllım? Ne dersin?
İç sesimin ortaya attığı bu ihtimal kendimi bir tuhaf hissetmeme neden olurken, ''İyi akşamlar,'' dedim içimde olup bitenleri bastırmak adına. Sarp ise yeniden ve yeniden beni baştan ayağa süzüyor, bir türlü dudaklarımdan kaçan iki kelimeye karşılık vermiyordu.
Nihayetinde sıkça unuttuğu nezaket kurallarını hatırlamış olacak ki, ''İyi akşamlar,'' dedi.
Bakışlarımız buluştu. Öyle bir haldeydik ki, ne o ne de ben, biz değildik sanki. Ne onun o kendinden emin duruşu vardı şu an, ne de benim kendine güvenen halim. İki beceriksiz gibi birbirimize bakıyor, belki hayatımızda oldukça nadir olduğu gibi diyecek bir şey bulamıyorduk. Ve itiraf etmeliydim ki, bu durum oldukça rahatsız ediciydi.
Sonunda bu havadan sıyrılmamıza katkıda bulunan ilk Sarp oldu. Saniyeler içerisinde kendisinde görmeye alışkın olduğum dik duruşuna bürünerek benim de alışılmış halime geri dönmemi sağlayarak, ''Çok beklettim mi?'' diye sordu.
''Hayır,'' dedim gülümsemeye çalışarak.
Bugün bol bol lafımı bölen Sarp bu kabalığını dengeleyerek şoför koltuğunun yanındaki koltuğa açılan kapıyı benim için araladı.
Bu nazik hareketiyle ona kaçamak bir bakış attım ve o beceriksiz gülümsemeyi tekrar takınarak, ''Teşekkür ederim,'' dedikten sonra vakit kaybetmeyerek arabaya bindim.
Sarp kapımı kapadıktan sonra büyük adımlarla arabanın önünden dolanarak kendi yerini aldı. Yanımdaki adamın havadaki oksijene ortak olduğundan mı, yoksa içimde anlam veremediğim bir heyecan olduğundan mıdır bilmem, nefes almak git gide zor bir hal alıyordu.
Yerini alan adam bir kez daha bana döndü. Bakışlarını üzerimde hissetmemle ona doğru döndüğümde göz göze geldik. Yine diyecek bir şey bulamadım. Aptal gibi gülümsemeye çalıştım. Sarp da aynı şekilde gülümsedi ve ilk kez karşımda bu kadar şapşal bir hal sergileyerek, ''Gidelim mi?'' diye sordu.
Gidin gidin. Direkt evlendirme dairesine gidin.
''Çöş!''
''Ne?''
''Ne?''
Yutkundum. Dudaklarımdan firar eden o kaba sözcük, ya da her neyse, tamamen iç sesime verilmiş bir tepki olsa da, Sarp'ın bunu üzerine alınmasıyla bir an afalladım ve hemen durumu toparlamaya çalışarak aklıma gelen ilk şeye tutundum.
''Kedi vardı da şu duvarın tepesinde,'' dedim Sarp'ın ardında kalan yüksek duvarı işaret ederek. ''Atladı oradan, baya yüksek ya. Şaşırdım.''
Sarp'ın çatık kaşları bu sözlerimle yatıştı. Arkasını dönerek biraz ilerideki duvara baktı ve ikna olmuş bir şekilde baş sallayarak hafifçe gülümsedikten sonra arabayı çalıştırdı. ''Anladım.''
Kanmış olmasıyla rahat bir nefes alarak arkama yaslandım. Bu akşam daha neler yaşayacağım ve beni neler bekliyor bilmiyordum.
Güzel güzel giyinip, prensesler gibi davetlere katılmak belki Sindirella'nın işiydi. Ama ben tam bir Pinokyo idim.
BİTTİ! Sevdiniz mi? Yorum isterim bol bol.
Bölüm 21
Bölüm 21
Bölüm sonu
2 yorum
X
Emeğine sağlık