Keyifli okumalar :)
*
''Önemli olan empati arkadaşlar. Kendinizi karşınızdakinin yerine koymalı, ben onun durumunda olsam nasıl hissederdim diye sormalısınız kendinize.''
Karşımdakinin ne hissettiğini bilmem, ama bizde durum şu an buydu. Şirketin küçük konferans salonlarından birinde toplanmış, sayımız normalinde daha büyük olsa da beş patron-asistan çiftinden oluşan onar kişilik bir grup oluşturmuştuk. Bu seçilmiş on kişi, Ferit Bey'in arkadaşı Adnan Bey'in kurbanları olmaya hak kazanmıştı.
Adnan Bey bir psikologdu ve Ferit Bey'in isteği üzerine bugün buraya gelmiş, iş yerindeki atmosferi yumuşatmak adına bir şeyler anlatıyordu. Anladığım kadarıyla Adnan Bey bunu bir süre önce kendine görev edinmiş ve Ferit Bey'e de yardımlarını teklif etmişti. Ferit Bey bugüne kadar böyle bir şeye gerek duymasa da Sarp ile aramızdaki çekişme ona böyle bir şeyin faydalı olabileceği hissini vermiş olacaktı ki, arkadaşının teklifini kabul etmiş ve bize yardımcı olmasını rica etmişti.
Bu Ferit Bey de rica ede ede gelmiş herhalde bu günlere.
Bu odaya tıkıldığımızdan beri iç sesimi dinlemeye bile oldukça razı olan yanım ona hemen hak verdi. Sonuçta ben de Ferit Bey'in dayıma olan ricası sonucunda burada bulunuyordum. Bu adam rica etmeyi cidden seviyor olmalıydı.
''Tüm gün boyunca siz de yoruluyorsunuz evet,'' dedi Adnan Bey gülümseyerek. Konuşmasına uzun sayılacak bir ara verdi ve yüzündeki tebessümle gözlerini sıra sıra, kimseyi atlamadan üzerimizde gezdirdi. ''Ama karşınızdaki de en az sizin kadar yoruluyor.''
İçerideki küçük kalabalıktan birkaç onaylayıcı mırıltı yükselirken hemen yanımda oturan Sarp bıkkın bir nefes aldı. Bu davranışı karşısında ne hissedeceğimi bilemeyerek başımı ona doğru çevirdim. Yerinde rahatsızca oturuyor, anlatılanlara odaklanmakta muhtemelen zorluk çekiyordu. İşkolik bir adam olarak işten kaytarmış olmak hiç ama hiç hoşuna gitmiyor olmalıydı.
Sarp, üzerinde gezinen bakışlarımın farkına varmış olacak ki, gözlerini bana doğru çevirdi. Bakışlarımız çarpıştığında koyu harelerindeki belirsizliği gördüm. Kendi gözlerimin de onunkilerin bir yansıması olduğunu tahmin edebiliyordum. Karşımdaki adam bana nasıl bakacağını bilmiyordu sanki. Gözlerindeki ifade bir an sakin bir hal alsa da, saniyeler sonra gizlediği öfkeyi gün yüzüne çıkardı. Altta kalmaktan kaçınan yanım kendini belli ederek Sarp'a aynı şekilde karşılık verirken, ''Ne hallere düşürdün bizi,'' diye söylendi patronum olacak hassas.
İşittiklerimle dudaklarım hayretle aralandı. Ona şaşkınca baktım ve, ''Benim mi suçum?'' diye sordum fısıldayarak.
Sarp bu sözümle Adnan Bey'e kaçamak bir bakış attı ve, ''Tabii ki,'' dedi suçlayıcı bir tonda.
''Ben ne yaptım ya!''
''Ne yapmadın ki?'' diyerek soruyla karşılık verdi Sarp. Beni suçluyor olduğunu saklama gereği duymuyordu. Ferit Bey'in bu yola başvurma nedeni ben olabilirdim. Ama kendi kendime tartışmamıştım ya sonuçta. Sarp da en az ben kadar bu işin bir parçasıydı.
Bu düşüncemi ondan gizlemedim ve, ''Suçu benim üzerime atamazsınız,'' dedim neredeyse sesli bir fısıltıyla. ''Siz de en az benim kadar suçlusunuz!''
''Beni delirten kimdi?'' diye sordu Sarp haklı olarak.
''Ee beni delirten kimdi?''
Sorduğum soru Sarp'ın dişlerini birbirine bastırmasına neden oldu. Sinirlenmişti. Ya fazla ileri gittiğimden, ya da haklı olduğumdan. İkimiz de masum değildik. Bunu kabullenmeliydi. O, patron olduğu için saygı görmek zorunda olduğunu savunurken, ben konumlarımıza rağmen ikimizin de sadece birer insan olduğunu savunmaya devam ediyordum.
Bazen fazla abartıyorsun sanki.
''Bir sorun mu var?''
İşittiğim sesle bakışlarımı Sarp'dan ayırarak Adnan Bey'e çevirdim. Bizi duymuştu işte. Şimdi bir de bu adama sorunlarımızdan bahsetmek, onun muhtemelen hiçte işe yaramayacak çözüm önerilerini duymak istemiyordum. Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdiğimde benimkinden kat kat daha gerçek bir gülüşle karşılık verdi.
Sorusuna olumsuz bir karşılık vermek adına dudaklarımı aralamıştım ki, ''Bu onların doğal hali,'' diyerek araya girdi Kaan. ''Çok da takılmayın.''
İçeride birkaç kıkırtı duyulurken kendimi lise yıllarımda hissettim. Sınıfın komik çocuğu rolünü üstlenen Kaan ile göz göze geldim ve ona görüşeceğiz anlamına gelen kısık bakışlarımla baktıktan sonra tekrar Adnan Bey'e döndüm.
Kaan'ın dudaklarından dökülenler karşımdaki adam için güzel malzeme olmuştu sanırım, zira hoşnut bir ifadeyle Sarp ile bana bakıyor, ağır adımlarla bize yaklaşıyordu. Birkaç adım önümüzde durdu ve, ''Demek sıkça atışan bir patron asistan çifti ile karşı karşıyayız?'' dedi soru sorarcasına.
Ne diyeceğimi bilemedim. Ben, benden hiç beklenilmeyecek bir şekilde olduğum yerde yerin dibine doğru çekilirken Sarp, Adnan Bey'in bakışlarından ve sözlerinden hiç etkilenmemiş gibiydi. Kendinden emin duruşu hakimiyetini sürdürürken, ''Seni biliyorum, Sarp,'' diyerek bana döndü Adnan Bey. ''Adınızı öğrenebilir miyim?''
İçimdeki Defne ters bakışlarını karşımdaki adama yollarken, Işıl zoraki bir şekilde gülümsedi. ''Işıl,'' diye mırıldandım.
''Işıl,'' diyerek baş salladı Adnan Bey. ''Memnun oldum.''
''Ben de.''
Adnan Bey gülümseyerek tekrar Sarp'a döndü ve, ''Sarp,'' dedi. ''Seni Işıl'da en çok rahatsız eden veya en çok kızdıran şey ne?''
Kulaklarımı dolduran soruyla meraklı bakışlarımı hızla Sarp'a çevirdim. Oturduğu yerde kıpırdanarak bana kaçamak bir bakış attı. Sonra kaşlarını çattı ve bakışlarını sabit bir noktaya dikti. Muhtemelen sayacağı şeyleri toparlamaya çalışıyor, vücudumda konuşmama katkı sağlayan ne kadar parça ve organ varsa hepsinden rahatsız oluyor, hatta nefret ediyor olmalıydı!
Sarp sesli bir nefes aldı ve, ''Dili çok uzun,'' dedi ve daha çok benimle konuşurmuş gibi gözlerini bana çevirdi. ''Sürekli bana karşı geliyor, söyleniyor, yaptığı işten memnun olmuyor.''
Duyduklarımla dudaklarım aralanırken vücudumu ona doğru çevirdim ve, ''Ben mi?'' diye sordum.
''Evet, sen.''
Ona şaşkınca baktım. Dudaklarım açılmış, gözlerim de kısılmış bir vaziyette onu izlerken, ''Ben kahvemi, suyumu kendim alamıyor muyum?'' diye sordu ve bakışlarını Adnan Bey'e çevirerek resmen şikayetçi oldu:
''Dosya istiyorum surat asıyor, çay istiyorum ona da kızıyor. Zor şeyler mi bunlar? Hayır, değil,'' dedi ve sonra gözlerini tekrar bana çevirerek ekledi. ''Sen olmasan da üstesinden gelirim ben bunların. Olmasan da olur.''
İşittiklerimle yumruk yaptığım ellerimi saklamaya çalıştım. Zira Sarp'ın yüzüne bakınca resmen az sonra yumruğumun buluşabileceği muhtemel bölge parlıyordu. Dişlerimi birbirine bastırdım ve iyice ona doğru dönerek parmağımla kendimi işaret ettim.
''Ben sizin için her şeyim tamam mı? Ben olmasam hiçte kolay olmaz işiniz.''
''Yoo,'' dedi Sarp alayla. ''Hatta belki daha kolay olur.''
Bu sözü nedense ağırıma gitti. Şundan on gün önce bana bu tarz bir söz etse, gidiyorum o zaman der, güle oynaya sırtımı döner giderdim. Ama şimdi nedense tuhaf hissetmeme neden olmuştu sözleri. Dudaklarımı birbirine bastırdım ve yüzüme yayılan alınmış ifade bu kez kasıtlı değil de, kontrolüm dışında olunca yüzümü saklama gereği duyarak başımı çevirdim. Sarp'ın birden değişen bakışlarıysa umurumda değildi.
''Peki, tamam,'' diyerek araya girdi Adnan Bey.
Sen önce ortalığı karıştır, sonra peki tamam.
''Işıl, seni rahatsız eden davranışlar nedir?''
Bakışlarımı Sarp'a değdirmeden Adnan Bey'e döndüm. Alıngan halimden sıyrılmaya çalışarak duruşumu dikleştirdim ve, ''Hiçbir şeyi güzellikle söylemiyor,'' dedim. ''Sürekli buyurgan konuşuyor, emrediyor,'' diye ekledim ve sesimi hafifçe kalınlaştırarak devam ettim:
''Su getir, Işıl. Kahvem nerede, Işıl? Işıl, Işıl, Işıl... dosyalarım, Işıl!'' dedim ve sonra aklıma gelen şeyle hayretle Adnan Bey'e bakarak Sarp'ı işaret ettim. ''Yaptığım kahveyi de beğenmiyor biliyor musunuz?'' diyerek yüzümü ekşittim. ''Soğukmuş.''
Sarp bu sözlerimle öncelikle Adnan Bey'a baktı ve, ''Abi duyuyorsun değil mi?'' diye sordu. ''Utanmadan beni taklit ediyor.'' Sonra tekrar bana döndü. ''Her getirdiğin kahveye soğuk mu diyorum Allah aşkına?''
Sarp'ın bu sorusuyla gözlerimi ona çevirdim. Hakkını yiyemezdim. Dürüst oldum ve, ''Hayır bir kere oldu,'' dedim. ''Ama bir soğuk bin sıcağı götürür.''
Birkaç kıkırtı duydum. Sarp ise hayret dolu gözlerle bakıyordu bana. Gözlerimizin çatışması devam ederken Adnan Bey'in sözleri araya girdi.
''Dürüstlüğünüz için teşekkür ederim arkadaşlar,'' dedi ve bizden uzaklaşarak dikkatini tekrar kalabalığa verdi. ''Gördüğünüz gibi, çeşitli nedenlerden dolayı birbirinin davranışlarından rahatsızlık duyan iki kişi var. Biri yağdırılan emirlerden rahatsız olurken, diğeri de karşısındakini saygısızlıkla suçluyor...Eminim ki ikisi de bilinçli olarak yapmıyor bunu.''
Sarp meçhul, ama Defne gayet de bilinçli.
Uzun uzun konuşmayı ve araya cümleleri kadar uzun boşluklar sığdırmayı seven Adnan Bey devam etti:
''Bu durumda ihtiyacınız olan yine ve yine empati.''
Adamın yüzünde git gide oluşan sırıtış bir şeylerin habercisiyken tek elini cebinden çıkardı ve ellerini avuç işleri değecek şekilde birbirine vurarak, ''Gelelim işin pratik kısmına,'' dedi. ''İki gün boyunca rolleri değişeceksiniz.''
İlk itiraz Sarp'dan geldi. ''Ne?... Olmaz öyle şey.''
Adnan Bey gülümsedi. ''Olur. Olacak.''
Sarp'ın hoşuna gitmeyen bu sözler benim içimdeki cadının uyanması için yeterli oldu. Sinsi parıltıların istilasına uğrayan bakışlarımı hevesle Adnan Bey'e çevirdim ve, ''Yani iki gün boyunca ben mi Sarp Bey'e emredeceğim?'' diye sordum. ''O mu bana kahve getirecek?''
Dudaklarımdan dökülen soru Adnan Bey'in gülmesine neden oldu. Sorumun cevabını herkesin duyabileceği şekilde vererek, ''Öyle,'' diye destekledi beni. ''Hem karşınızdakine size davrandığı gibi davranarak kendisini sizin gibi hissetmesini sağlacaksınız, hem de onların görevlerini üstelenerek karşınızdakinin çektiği zorluğu çekeceksiniz.''
Kalabalıktan kısmen olumlu, kısmen olumsuz sözler yükselirken, Adnan Bey'in anlattıklarını bir de bir numaralı patron olarak emreden Ferit Bey'in ardından kimsenin bir itiraz etme şansı kalmadı. Yüksek pozisyonlardan birini dolduran Kaan için bu iş bir nevi tatil olurken, işkolik Sarp muhtemelen işlerini berbat edeceğimden korkuyordu. Neyse ki buna da bir çözüm bulunmuştu. Asistanların patronlarının işlerinin üstesinden gelememesi durumuna karşılık Adnan Bey gün boyu birlikte çalışmalarını veya aksamalar olduğu takdirde cumartesi günü de çalışmamızı önermişti. Bizim hangi yolu izleyeceğimizse henüz belli değildi. Zira konferans salonu boşalıp, herkes bugün başlayacak olan bu etkinlik için hazırlanırken, Sarp muhtemelen itirazlarını sunmak için babasının yanına gitmişti.
Yarım saattir odasında onu bekliyor, kaderine razı olmuş olmasını diliyordum. O yokken odasındaki toplantı masasına birkaç eşyamı taşımış, Sarp için rahat olmasını umduğum bir çalışma alanı oluşturmuştum.
Dakikalar sonra odanın kapısı açılıp içeri öfkeli bir Sarp girdiğinde ben keyifle sırıtıyordum.
''Ne yapıyorsun sen burada?'' diye sordu Sarp.
İşittiklerimle kaşlarımı çattım ve kollarımı önümde bağlayarak, ''Siz, diyecektin galiba,'' dedim.
Okun ucu dönüp, resmiyetin hedefi değiştiğinde Sarp dişlerini sıktı. Ellerini sertçe saçlarından geçirdi ve sonra parmağını uyarıcı bir şekilde bana doğru sallayarak, ''Bana bak, Işıl,'' dedi. ''O aklından ne geçiyorsa hemen sil. Bu saçmalığı kabul etmiş olabilirim, ama bu beni delirtebileceğin anlamına gelmez.''
Başımı sağa sola sallayarak Sarp'a tersçe bakmayı sürdürdüm ve, ''Nasıl konuşuyorsun sen benimle?'' diye sordum ciddi bir şekilde. ''Işıl Hanım, diyeceksin.''
''Işıl!''
''Hanım.''
Karşımdaki adam sakinleşmek adına derin nefesler alırken hemen ardında kalan toplantı masasını işaret ettim ve rolleri değişme oyunumuza kısa bir ara verdim. ''Siz orada çalışın, Sarp Bey. Büyük patronsunuz sonuçta,'' dedim ve içten bir şekilde gülümsedim. ''İki günlüğüne de olsa öyle göz önünde asistan masasına oturmayın...Karizmanız çizilmesin.''
Sarp bunu beklemiyor olacak ki, ardındaki masaya bir bakış attı. Bu fikri reddetmeyeceği belliydi. Yine de bana ters bir bakış attı ve, ''Sağ olun, Işıl Hanım,'' dedi alayla. ''Çok düşüncelisiniz.''
Sırıttım. ''Ne demek.'' Sonra aslında Sarp'a ait olan masaya bir bakış attım ve, ''Burası da benim,'' dedim melodik bir sesle.
Karşımdaki adam bana delici gözlerle bakmayı sürdürdü. Gözlerinin içine baka baka ağır adımlarla koltuğuna doğru ilerledim ve bakışlarımı git gide kararan ifadesinden ayırmadan kendimi koltuğuna bıraktım. Oturur oturmaz derin bir nefes alarak gözlerimi yumup açtım ve, ''Baya da rahatmış,'' dedim. Beni izleyen gözlerin sahibine doğru döndüm ve ekledim. ''Oturmaz mısın?''
Sarp bu sorumla tekrar arkasındaki sandaleyelere baktı ve, ''Çok düşüncelisiniz,'' diye mırıldandı alayla.
''Öyleyim,'' diye destekledim. Sarp ağır adımlarla masaya yaklaşmış, kendini sandalyeye bırakacaktı ki, ''Dur oturma,'' diyerek buna engel oldum.
Bakışları beni buldu. Gülmemek için kendimi tuttum ve, ''Kahve getir bana,'' dedim. ''Sütlü.''
Sözlerimle yadırgayan bakışları beni buldu. Kaşlarını anlam veremez gibi çatmış, resmen uzaylı görmüş gibi bakıyordu bana.
Kahveci güzeli olmayı beklemiyordu tabii adam.
Gülümsemek için can atan dudaklarıma hakim oldum ve, ''Neyi bekliyorsun?'' diye sordum tersçe.
Sarp derin bir nefes aldı. Gözlerini kısarak bana dikkatle baktı ve, ''Kahve?'' dedi sorarcasına.
Başımı salladım. ''Kahve.''
''Ben sa...'' diyordu ki, sinirli bir gülüş atarak önce kendini sonra beni işaret ederek düzeltti. ''Size?''
Bu kez kendime gülümseme izni verdim. Dudaklarım hafif bir şekilde yukarı doğru kıvrılırken, ''Aynen öyle,'' diye destekledim. Saniyeler içerisinde tekrar biraz ciddiyete büründüm ve dirseklerimi masaya yaslayarak önde doğru eğildim. ''Tekrar edeyim mi?'' dedim ve aklıma gelen şeyle elimi telefona doğru attım. ''Arayayım mı Ferit Bey'i?''
Bu sorumla Sarp bana asabi bir bakış attı. Üzerindeki ceketi ağır hareketlerle çıkarıp ardındaki sandalyeye atarken, ''Lüzumu yok,'' diye mırıldandı.
''İyi hadi. Bekli yorum.''
Yine ters bir bakış bahşetti ve kapıya yönelirken son kez bana döndü. ''Bekleyin.''
Sarp'ın yokluğu sadece on dakika sürdü. On dakikanın sonunda tekrar odasına girip kahve dolup kupayı önüme bıraktı. Dudaklarından tek kelime dökülmeden arkasını döndüğünde hızla kahveye uzanarak bir yudum aldım. Sıcak sıvı dilimi yakmış olsa da, ''Bu kahve soğuk,'' dedim.
İlla ki acısını çıkaracaksın değil mi?
Sözlerim Sarp'ın bana doğru dönmesine neden oldu. Ağır bir şekilde omuzunun üzerinden bana baktı ve, ''Soğuk mu?'' diye sordu gözlerini kısarak.
Duruşumu hiç bozmadım ve kendimden emin bir şekilde yanıtladım. ''Soğuk.''
Bu durum karşımdaki adamın hiç hoşuna gitmedi. Ben burada onun koltuğuna yayılmış, karşımda duran Sarp'a iş buyurmaktan ne kadar keyif alıyorsam, o da tahtından inip benimle emirlerimi yerine getirmek zorunda olmaktan nefret ediyordu.
''Işıl Hanım!'' dedi Sarp dişlerinin arasından. Onu tanıdığım süre boyunca sıkça bana kızmıştı, ama bugün sinirlendiği kadar sinirlenmiş oluşu ilkti.
''Sarp!'' dedim aynı tonda.
Ona ismiyle hitap edişim bir an afallamasına neden olmuş olacak ki, önce bana garipseyen bir bakış attı ve sonra kendi kendine sessizce mırıldandı. ''Ya sabır.''
Ne söylediğini zor da olsa işitmiş olsam bile öne doğru atıldım ve, ''Küfür mü ettin sen bana?'' diye sordum huysuzca.
Kendi sözlerini adama bir bir iade etmeye niyetlisin galiba?
''Ne alaka?'' dedi Sarp hayretle. Bugün ben sağ olayım, defalarca şaşırmış, defalarca hayrete düşmüştü.
Kaşlarımı çatarak omuz silktim ve, ''Kendi kendine mırıldanıyorsun orada öyle,'' diyerek Sarp'ın günler önceki sözlerini taklit ettim.
Tıpkı benim de bu tür durumlarda yaptığım gibi Sarp da bu sözlerimin üzerinde fazla durmadı ve kaçışı aramayı tercih ederek tekrar ele geçirdiğim masaya doğru yaklaştı. Dolu olan kahve kupasını aldı ve, ''Yeni kahve getireyim ben size,'' dedi imalı bir tonda. Siz sözcüğü dudaklarından neredeyse bir hakaret gibi dökülüyordu.
''Bir zahmet,'' dedim ve aklıma gelen ve aslında oldukça önem taşıyan ayrıntıyla, ''Ha bir de şey,'' diye ekledim.
Kapıyı açmak üzere olan Sarp bana döndü. ''Ne?''
Dudaklarından kabaca dökülen bu söze karşı ona tersçe baktığımda, bana tehdit dolu bir bakış attı. Bunu hemen alaylı ve yapmacık bir ifadeyle sakladı ve, ''Buyurun, Işıl Hanım,'' dedi.
Hoşnut bir ifadeyle geriye doğru yaslandım ve, ''Bir de dosyalarımı getir de çalışalım,'' diyerek masamı işaret ettim. ''İşim yok resmen.''
Bu bir nevi içine su serpmiş olacak ki, ''Peki,'' dedi Sarp.
''Hadi.''
Son sözüm üzerine bana yine delici bir bakış attı. Ama bir şey deme gereği duymadı ve kapıyı açarak odadan çıktı.
Yalnız kalmış olmamı fırsat bilerek dakikalardır bastırdığım kahkahayı serbest bıraktım ve kollarımı koltuğun iki yanına yerleştirerek geriye doğru yaslandım. Derin bir nefes aldım ve kendi kendime mırıldanmadan edemedim.
''Gör sen daha neler yapacağım ben sana.''
BİTTİ! Sevdiniz mi? Sevdiyseniz devamı yeni bölümde efendim. Sarp tabii ki bu kadarıyla kurtulamaz.
