Keyifli okumalar :)
*
''Ne yapıyorsun sen?''
Sarp'ın sorusuyla başımı ona doğru çevirdim. Koyu gözlerim onun koyu gözleriyle buluştuğunda bakışlarındaki soru işaretlerini görmem de uzun sürmedi. Muhtemelen buraya döndüğüm son on dakikada neler yapıyor olduğumu soruyordu kendine.
Sorar tabii. Normal hareketler sergilemiyorsun ki.
İç sesimi duymazdan gelerek Sarp'ın sorusuna odaklandım. Buna rağmen kendisine mantıklı bir yanıt veremeyecektim. Zira oturmuş ortaklarını gözlemlediğimi, onların muhtemel düşman olup olmadıklarını anlamaya çalıştığımı nasıl açıklayabilirdim ki?
Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve sesimi en az Sarp kadar kısık tutmaya gayret ederek, ''Ne yapıyormuşum ben?'' diye sorusuna soruyla karşılık verdim.
Sarp bu sorumla öylece yüzüme bakmaya devam etti. Bana açıkça kızamayacağı veya sesini yükseltmek isteyip de yapamadığı anlarda hep böyle bakıyordu.
''Işıl?'' dedi bu kez soru sorarcasına. Kulağa öyle gelse bile sesinin altında yatan uyarıyı seçebiliyordum.
Hiç bozuntuya vermedim. ''Buyrun.''
Başını iyice bana doğru çeviren Sarp derin bir nefes aldı. Sakin kalmakta zorlandığı her halinden belli olurken durumu abarttığını düşünmeden edemedim. Bir şey yapmıyordum ki ben.
Gözlerini kısmış karşındaki adamları inceliyorsun. Cidden masumsun.
Kabul ediyordum, karşıdan bakan biri için pek iç açıcı bir manzara sergilemiyor olmalıydım. Ama yapacak bir şey yoktu. İşime fazla odaklanınca kontrolü kolay kaybedebiliyordum.
Bana tek kaşını kaldırarak bakan Sarp, ''Akıllı dur,'' diyerek uyarısını yaptı. Bunu kendisinden günde en az üç kez duyan birisi olarak bıkkın bir nefes almak istiyordum. Yine de gülümsememi korudum ve, ''Peki,'' diye mırıldandım.
Aldığı yanıta rağmen Sarp bakışlarını benden ayırmadı. Biri beni izlediğinde ya da bana baktığında utanıp sıkılan ve anında gözlerini kaçıran bir insan değildim. Aksine inadına ben de o kişiye bakmaya devam ederdim. Ama bu durumda, şu an bu odada bir kez daha dışarıdan bakana doğru bir sahne göstermiyorduk. Kendimi geçtim, bu Sarp bana bakacağına işine baksaydı ya!
Sen kendini geçtin de, Sarp seni geçemiyor.
''Bir sussana sen!''
Dudaklarımdan dökülenlerle Sarp büyüttüğü gözleriyle bana baktı. Lanet iç sesim sağ olsun bir kez daha pot kırmış, sesli konuşmuştum. Karşımdaki adam öfkesini gizlemeyerek gözlerime bakmayı sürdürürken bir şey söylemek için dudaklarını aralamıştı ki, ''Bir su alabilir miyim?'' diyen bir ses işittim.
Ferit Bey'in sorusu aramızdaki gerginliği bıçak gibi keserken Sarp'ın saniyeler önceki davranışımla alakalı soru sormasını engellemek adına da büyük bir yardım olmuştu bu. Muhtemelen o da aramızda bir şeylerin geçtiğinin farkına varmış, bunun Cahit Bey'lerin de dikkatini çekmesini önlemek için araya girme gereği duymuştu. İyi de yapmıştı.
''Tabii,'' diyerek aceleyle oturduğum yerden kalktım. Bu sırada Lara'nın da ayaklandığını görmemle, ''Siz de mi su istiyorsunuz?'' diye sordum.
Genç kız hafif çekingen bir tavırla bana dönerek, ''Yok,'' dedi. Sonra masadakilere dönerek nazik bir şekilde gülümsedi ve, ''İzninizle,'' diyerek kapıya yöneldi.
Muhtemelen lavaboya gidecekti. Bilinmezdi, belki de Berkay'ın ortağıydı ve Berkay bana yakalanınca işi Lara ele almak zorunda kalmıştı. Bu ihtimali göz önünde bulundurarak gözlerimi kocaman açtım ve Ferit Bey'in suyunu uzattıktan sonra masadakilere, daha çok Sarp'a hitaben, ''Ben de izninizle,'' diye anlamsız bir cümleye imzamı attım ve kendisinin bir karşılık vermesine fırsat tanımadan hızla odadan çıktım.
Odadan çıkar çıkmaz etrafıma bakındım ve Lara'nın henüz birkaç adım uzaklaşmış olduğunu görmemle aceleyle arkasından gittim. Yanında birinin varlığını hissetmesiyle başını hafifçe bana doğru çevirdiğinde beni görmesiyle gülümsedi. Ona aynı şekilde karşılık verdim ve, ''Lavaboya mı gideceksin, tatlım?'' diye sordum normalde kullanmadığım bir üslupla.
Lara başını olumlu anlamda salladı. ''Evet.''
''Gel ben sana eşlik edeyim.''
''Kendim bulurum,'' diye itiraz etti. ''Yorulma sen.''
Bu itirazın sadece beni daha fazla işkillendirmeye yettiğini bilse, böyle davanır mıydı acaba?
''Olur mu öyle şey?'' dedim abartılı bir neşeyle. Yüzümdeki zoraki gülümsemeyi silmedim ve ekledim. ''Hem ben de saçlarımı düzeltecektim.''
Karşımdaki kız düzgün olan saçlarıma bir bakış attı. Ama kendisi de düzgün saçı günde yirmi kez düzeltiyor olacak ki, hiç yadırgamadı ve omuz silkerek, ''Peki,'' dedi.
Onu lavaboya doğru yönlendirirken konuşturmak adına soracak bir soru arıyordum ki, o benden önce davranarak, ''Ne zamandır burada çalışıyorsun?'' diye sordu.
O kara günü hiç hatırlatmasan daha iyiydi.
İç sesime hak verme zamanı gelmişti. Aklım buradaki ilk günüme kayarken kendimi somurtmaktan son anda korudum ve, ''Yeniyim daha,'' diye açıkladım. ''Birkaç hafta oluyor. Sen?''
''Ben eski sayılırım. Üç sene dolmak üzere.''
Yapmacıkça sırıtmaktan az sonra tüm yüzüm ağrıyacak gibi olsa bile aldırmadım ve otuz iki dişimi de sergilemekten çekinmeyerek, ''Baya tecrübelisindir de o zaman,'' diye bir tahminde bulundum.
''Ee yani.''
Kızla az da olsa bir dialoga girmek benim için kapıları aralamış olurken bu fırsatı kaçırmadım ve, ''Açıkçası Cahit Beylerin tekrar görüşmek için geleceklerine şaşırdım,'' diye bir itirafta bulundum. Sözlerimin ardından da Lara'nın işittiklerine verdiği tepkileri gözlemlemeyi ihmal etmeyerek, ''Baya garantici ve titizler galiba,'' diyip kıkırdadım.
Karşımdaki kız sözlerim karşısında hiç bozulmadı. İfadesinde bir endişe veya bir ciddiyet aradım, ama o kıkırtıma eşlik ederek dudaklarını parmaklarıyla örttü ve patronunun arkasından konuşmaya meraklı bir şekilde bana doğru eğilerek, ''Dürüst olmak gerekirse ben de şaşırdım,'' dedi. ''Normalde rahattır Cahit Bey.''
Kulaklarımı dolduranlar ilgimi çekerek benim için yeni ihtimalleri önüme sererken oyuncu bir tavıra bürünerek kahkaha attım. ''Bize mi güvenmedi yoksa?''
Lara bu gülüşüme de katılırken ben kendimi sırıtmaya zorluyor, Lara'nın ise bir an önce aslında hiçte komik olmayan sözlerime gülmeyi kesmesini bekliyordum.
Nihayetinde karşımdaki kız gülüşüne bir son verebildiğinde, ''Yok, Berkay Bey biraz etkili oldu galiba,'' diyerek önüme işe yarar bir şeyler attı. ''O sürekli üstünde durulması gereken ayrıntılara değinip durdu.''
Duyduklarım Cahit Bey ve oğluna karşı duyduğum şüpheyi azaltmak için yeterli oldu. Muhtemelen Berkay şirkete bir kez daha ayak basabilmek için bahaneler yaratmaya çalışmış, sonunda da Cahit Bey'in aklına girmeyi başararak tekrar buraya gelmişti.
İstediğimi almış olmanın verdiği rahatlamayla hafif derin bir nefes aldım. Şüphelerim azalmış olsa da silinmemişti ve ne olur ne olmaz biraz daha konunun üzerinde durmam gerektiğini biliyordum. Konuyu kapamak adına gülümsedim ve, ''Her neyse,'' dedim geçiştirici bir şekilde. ''Vardır elbet bir bildikleri.''
Sarp'ın odasına geri dönmemiz fazla uzun sürmedi. Lara ya konuşmayı seviyordu, ya da gerçekten fazla arkadaşı yoktu. Geri dönüş yolunda o birkaç adım boyunca susmak bilmemişti.
Belki o da bu işin içinde. Belki bir ayağını buraya atmaya çalışıyor.
İç sesimin aklıma soktuğu ihtimalin kendisi hoşuma gitmese de, her hissime karşı çıkan iç sesin şu işi biraz olsun öğreniyor olmasından memnun kaldım. İç sesime bu kez övgüler yollarken karşımdaki kapıyı aralayarak Lara'nın içeri girmesi için kenara çekildim.
Ben senin işleri öğreniyorum da, sen de bazı şeyleri öğrensen?
İç sesimle olan konuşmalarımdan ötürü yakın zamanda tımarhaneye kapatılmamayı umarak içeri girdim ve kapıyı ardımdan kapadım. Gözlerim nedense ilk olarak Sarp'ı ararken bakışlarımızın buluşması uzun sürmedi. Beni hiç şaşırtmayacak bir şekilde kaşlarını çatmış bir vaziyette ters ters bakıyordu. Onların gözünde lavaboya gitmiş olan bir insandım oysa, yine ne yapmıştım da bu gözlerle bakıyordu bana?
Bıkkın bir nefes alarak ayaklarımı yere vura vura söylenmek istiyordum.
Hadi bir yapsana.
Bu kışkırtmayı duymazdan gelerek yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve Sarp'ın yanında beni bekleyen sandalyeme doğru ilerleyerek yerimi aldım. Yanımdaki adamın dikkati elbette anında bana döndü. İşinin benim sergilediğim davranışlarından daha önemli olduğunu unutmuş bir vaziyette, ''Ne işler karıştırıyorsun sen?'' diye sordu.
Bu suçlayıcı cümlesi hiç hoşuma gitmezken, ''Sarp Bey...'' diyerek çıkışacaktım ki, beni durduran gerçekler oldu. Gerçekten de bir işler karıştırıyorken üste çıkmak için Sarp'a meydan okuyamazdım. Dilimin ucuna gelen sözleri geri yuttum ve, ''Neyse,'' diyerek geçiştirdim. Yine de oyunculuğu elden bırakmadım ve daha fazla üstüme gelmesini önlemek adına bir umut alıngan bir ifade takınarak önüme döndüm. Bakışları yüzümde gezinmeye devam etse de gözlerindeki ifadenin yumuşadığını hissedebiliyordum. Bu hissim yalan söylememiş olacak ki, birkaç saniye sonra Sarp önüne döndü.
Tam onun bakışlarından kurtulmuş ve sorgusunu en azından şimdilik ertelemişken ortaya onu meraklandıracak veya kızdıracak yeni şeyler atmak ne kadar doğruydu bilmiyordum, ama peşinden gitmem gereken diğer bir işim daha vardı. Bu yüzden yüzüme tekrar bir gülümseme yerleştirdim ve oluşan sessizlikten faydalanarak, ''Umarım aklınızdaki tüm soru işaretlerini giderebilmişizdir,'' dedim konuya doğru bir giriş yaparak. ''Siz ne kadar titizseniz biz de o kadar dikkatliyiz. Hiç şüpheniz olmasın.''
Sen konuya doğru giriş yapsan ne olur? Az sonra batırırsın.
Ferit Bey sözlerimden memnun bir şekilde gülümserken Sarp'ın bakışları da şaşkın bir hal almıştı. Kendisine kahve getirmeye bile üşenen asistanının birden bu tarz cümleler kurması belki gözlerini bile yaşartacaktı.
Sözlerime ilk atılan Cenk oldu. Artık iyice sinirlerimi geren gülüşünü takınarak odağını bana çevirdi ve, ''Size güvenimiz sonsuz,'' dedi.
İşittiklerimle gülümsememi genişlettim. ''Bunu duymak güzel,'' diyerek başımı salladım ve dirseklerimi masaya yaslayarak ellerimi birleştirdim. Karşımdaki adamlara da birer bakış attım ve sonunda dikkatimi Cahit Bey'e yönelterek, ''Açıkçası geçen toplantıda her konuya açıklık getirmiş olduğumuz için bugünki ziyaretinize biraz şaşırdım,'' diye bir itirafta bulundum.
Bu kadar açık konuşmamı kimse beklememişti. Zira bu tarz bir cümle pek kurulacak gibi de değildi, ama başka çarem yoktu. İşi biraz saflığa vurarak üstesinden gelecektim.
Bilen billiyor saf olmadığını.
Zihnimde yankılanan bu sözler bir yandan teselli olurken, bir yandan da Ferit Bey'in kaşlarını çatmış bir şekilde bana baktığını gördüm. Ona doğru birkaç kez gözlerimi kırpıştırarak bunun işimle alakalı olduğu mesajını vermeye çalıştım. Ne söylemek istediğimi az da olsa anlamış olacak ki, ifadesi hafif endişeli bir hal aldı. En azından ona bu soruyu aptallığımdan sormadığımı göstermeyi başarmış olmakla tekrar karşımdaki adamlara dönmüştüm ki, Sarp araya girme gereği duydu. ''Yani Işıl Hanımın demek istediği, yeterli hazırlanamamış olduğumuzu düşünerek biraz üzüldü.''
Bu noktada Sarp'a belki de teşekkür etmeliydim. Zira farkına varmadan bana yardımcı oluyordu. Onun sözlerini desteklercesine başımı salladığımda benimle konuşmaya oldukça hevesli olan Cenk, ''Siz hiç üzülmeyin, Işıl Hanım,'' dedi. ''Benim aklımda tek bir soru dahi kalmadı.''
İşittiğimden memnun kalmış gibi baş salladım. Cenk'i bilmem ama biraz da Cahit Beyi konuşturarak bir fikir edinebilmek adına, ''Güzel,'' diye mırıldandım ve Sarp az evvel sarf ettiğim sözleri toparlamış olsa bile devam ettim:
''Bu kez her şey tamam ama değil mi?'' diye sordum ve bu kez direkt olarak Cahit Bey ile muhatap oldum. ''Yani Cahit Bey tam olarak bilmek istediğiniz şey neydi? Bir kez daha üzerinden geçelim isterseniz. Siz söyleyin bana...'' dedim ve sonra utangaç bir şekilde gülerek ekledim:
''Kusura bakmayın ben yeniyim biraz, tecrübesizim. Öğrenmeye çalışıyorum.''
Dikkatli bakışlarımı karşımdaki adamın üzerinde gezdirdim. Kendimi bu kadar ön plana atmaktan hoşlanmamış olsam da buna mecburdum. Zira Cahit Bey sorularıma rahatça cevap verebilirse bu adını şüpheli listesinden silmem adına büyük bir adım olacaktı.
''Hiç belli olmuyor.''
Cenk bir kez daha araya girmeyi başardığında bakışlarımı ona çevirmedim. Saçma sapan iltifatlarla beni etkileyebileceğini falan mı sanıyordu?
Sarp varken seni ne yapsın bu kız?
''Aynen.''
İç sesime kontrolsüzce verdiğim bu yanıt Cenk'in sorusuna cevapmış gibi gözükürken aptal lakabını taşımaya hak kazanan Cenk güldü. Yine gözlerimi ona çevirmeden Cahit Beye beklenti dolu bakışlar atmayı sürdürdüm. Oysa adam konuşsa da dinleyebilecek halde değildim. Ben iç sesimin sözünü niye desteklemiştim ki? Sarp'dan niye etkilenecektim ben be!
Cahit Bey kendi şansına soruma mantıklı bir cevap verebildi. Anlattığı noktalar muhtemelen Berkay'ın içine düşürdüğü kurtlardı. Kendi kanaatim bu adamın her şeyden habersiz bir masum olduğunu söylese de, onca eğitimi alan yanım bu durumun Cahit Beyin masumluğunu kanıtlamadığını söylüyordu. Ne olur ne olmaz takip edilmesi belki de en doğrusuydu.
''Işılcığım.''
Dikkatli bir şekilde Cahit Beyi dinlerken Sarp'ın sesinin araya girmesiyle dalgın bir şekilde ona döndüm.
''Efendim, Sarpcı...,'' diyordum ki, büyüyen gözlerimle hemen kendimi düzelttim. ''Bey. Sarp Bey. Efendim.''
Gözlerim Sarp'ın yüzüne kayarken bana bakmakta olan ters bakışlarla karşılaşmayı beklesem de, var olan ters bakışların hedefinde ben değil bir başkası vardı. Sarp'ın bakışlarını takip ederek odağında Cenk'in olduğunu fark etmemle, kendisinin bana yine oldukça dikkatli baktığını da görmüş oldum. Gözlerimi tekrar Sarp'a çevirdiğimde, ''Sen sıradaki görüşme için toplantı odasını hazırlamaya geç istersen,'' dedi.
İşittiğime bir anlam veremedim. Sabah Sarp'ın programına göz atmıştım ve az sonra bir toplantısı yoktu. Bunun verdiği şaşkınlıkla kaşlarımı çattım. ''Toplantı mı odası?''
Sarp delici bakışlarını bana çevirdi. ''Toplantı odası.''
Tek kaşım havada kalırken Sarp'ın yüzüne öylece bakmaya devam ettim. Bildiğim kadarıyla bir toplantı yoktu, ama olaya başka bir açıdan bakınca Cahit Bey'in geleceğinden de haberim olmamış, Sarp söylediğinde öğrenmiştim. Yani bu da demek oluyordu ki, her görüşme illaki benim üzerimden ayarlanmıyordu. Bu ihtimale tutunarak oturduğum yerden kalktım. ''Peki, tamam.''
Adam seni Cenk'in bakışlarından kaçırmaya çalışıyor, aptal!
İç sesimin bu sözlerine kaşlarımı çatarken çok şükür ki çeneme hakim olmayı bu kez başardım. Yüzüme bir gülümseme yerleştirdim ve misafirlerimize iyi günler diledikten sonra vakit kaybetmeden alt kattaki toplantı odasına indim. Sarp beni gerçekten toplantı için mi, yoksa iç sesimin senaryolarına uyacak bir şey için mi odadan çıkarmıştı bilmiyordum, ama bu hareketinin Berkay'ı buradan çıkarma işini organize etmeme büyük katkısı olmuştu. Öğle arası zamanı geldiğinde Kaan şirkete geri dönmüş gibi davranarak Sarp'ı yemeğe çıkaracak, böylece ben de Sarp'ın haberi olmadan Berkay'ı buradan çıkarabilecektim.
İşime odaklanmış bir şekilde içecekleri masanın ortasına yerleştiriyordum ki, işittiğim sesle birden arkamı döndüm.
''Ne yapmaya çalışıyorsun sen?''
Sarp'ın ne ara içeri girdiğini anlamamıştım. Hem bundan dolayı, hem de sözlerine bir anlam veremeyerek ona şaşkınca baktım ve elimdeki son şişeleri de masaya konumlandırırken, ''Toplantı odasını hazırlıyorum,'' dedim samimi bir masumiyetle. Adamın isteğini yerine getirirken bile suçlu oluyordum ya!
Karşımdaki adam sabırsız bir nefes aldı. Bakışları git gide karanlık bir hal alırken olası bir tartışmaya hazır bir şekilde duruşumu dikleştirdim. Ellerimi iki yanıma yerleştirdim ve Sarp'tan gelecek olan sözleri bekledim.
''Az önceki davranışların.''
Patronum olacak adamın öfkesi artık bir anlam kazanırken ona hayretle baktım ve, ''Anlattım ya,'' diyerek savunmaya geçtim. ''Öğrenmeye çalışıyordum.''
Bu sözlerime Sarp'ın bana doğru bir adım atmasına neden oldu. Bu kez baya kızmış olacaktı ki, öfkesinden elini ayağını nereye koyacağını bilemez bir hale gelmişti.
Bravo, Defne. Delirttin adamı.
Sarp bana ters bir bakış attı. Tüm hiddetine rağmen kendine hakim olmaya çalışıyormuş gibi bir duruş sergilerken, ''Ne öğreneceksen bana sor,'' dedi. ''Ben anlatırım sana.''
İşittiklerimle sırıtmadan edemedim. Elimde olmadan işi dalgaya aldım ve iki elimi de kaldırarak, ''Koca yürekli patronum,'' dedim.
Dudaklarımdan dökülenler Sarp'ın sesli bir nefes almasına neden oldu. Ellerini yolmak istercesine saçlarından geçirdi ve gözlerini yumdu. ''Ya sabır!''
''Yalnız, Sarp Bey,'' dedim öne doğru bir adım atarak.
''Ne var?'' dedi oldukça kaba bir şekilde.
Bu tavrı bana anında ne demek istediğimi unuttururken küçük bir alkış tuttum ve çeneme hakim olamayarak, ''Yine her zamanki gibi çok kibarsınız,'' dedim alaylı bir tonda.
İyice sinirlenmiş olan Sarp bana oldukça ters bir bakış attı ve, ''Sana mı soracağım?'' diye karşılık verdi.
Ona alayla baktım. Yüzümü ekşittim ve, ''Bana sorsanız da bu saatten sonra bir şey değişmez,'' dedim.
Sözlerim elbette ki hoşuna gitmedi. Bir asistana göre fazla ileri gidiyor olabilirdim, ama ben asistan değildim ki.
Onun gözünde öylesin. Hem de sınırlarını oldukça aşan bir asistan.
''Işıl!'' dedi Sarp neredeyse bağırırcasına. Bakışlarım toplantı odasının cam duvarlarından dışarı kaydığında birkaç meraklı ve şaşkın gözle karşılaştım, ama aldırmadım.
Geri adım atmayı başaramayarak omuz silktim ve, ''Kabasınız işte,'' dedim. Başımı belli belirsiz salladım ve, ''Tamam ben burada size yardımcı olmak için bulunuyorum,'' diye devam ettim ve kaşlarımı alınganca çatarak ekledim:
''Ama bu kaba olabileceğiniz anlamına gelmez ki!''
Sarp bu sözlerime inanamıyormuş gibi baktı. O da duruşunu dikleştirerek ellerini iki yanına yerleştirdi ve, ''Babama güveniyorsun sen,'' dedi öfkeli bir gülüşle. Sonra parmağını bana doğru kaldırarak git gide yükselen bir sesle devam etti:
''Uzayan bu dilinin başka anlamı olamaz!''
Ferit Bey'e güvendiğim bir gerçekti. Zira Sarp'ı ne kadar çileden çıkarırsam çıkarayım, buradan atılmayacaktım. Atılsam da umurumda olmazdı, zira benim asıl işim bu değildi ki, korumak için çaba göstereyim. Karşımdaki adamı bu kadar öfkelendirmeye hakkım olmasa da kendimi tutamıyor, dayıma verdiğim sözü sıkça unutuyordum. Yine de bir gerçek vardı ki, bu işe ihtiyacım olsa ve arkamda Ferit Bey olmasa bile ben lafımı esirgemezdim. Bunu bir de seslice dile getirme gereği duyarak, ''Öyle veya böyle söylerdim ben size bunları,'' diye bir itirafta bulundum.
Bunu beklemeyen Sarp bana hayretle baktı ve, ''Sen yakında aradan resmiyeti de kaldırırsın,'' dedi alayla.
''Kaba ve saygıs...'' diyordum ki, aralanan kapıyla sözüm yarıda kaldı.
İyi de oldu bence.
''Çocuklar ne oluyor burada?''
İçeri giren Ferit Bey ile bakışlarımız ona döndü. İkimiz de bir birbirimize, bir de Ferit Beye baktık ve sonra aynı anda konuştuk.
''Oğlunuz çok kaba!''
''Bu kızın dili çok uzun!''
Ne Sarp benden son sözlerimi, ne ben ondan işittiklerimi bekliyor olacağım ki, ikimizin de şaşkın bakışları karşımızdakine dönerken konuşan ilk Sarp oldu. ''Beni babama mı şikayet ediyorsun sen?'' diye sordu sertçe.
''Siz de ettiniz,'' dedim küçük bir çocuk gibi.
Sarp bunu kabul etmedi. Bana doğru öyle hiddetli bir adım atarak, ''O benim babam,'' dedi ki, bir an koskoca adamın babasını kıskandığını düşündüm. Ona hayret dolu kısa bir bakış attım ve sonra tıpkı onun gibi ona doğru adımlayarak, ''Benim de Ferit amcam,'' dedim.
Defne, kendine gel. N'apıyorsun?
Sarp son sözümle bana oldukça garipseyen bir bakış atarken, ''İyice çocuklaştınız,'' dedi Ferit Bey iç sesime destek olurcasına. Sonra oğluna döndü ve ona uyarıcı bir bakış atarak, ''Sarp, kendine gel!'' diye ekledi.
Patronum babasının bu uyarısıyla derin bir nefes aldı. Benim aksime o benden daha çabuk sakinleşmeyi başararak yine benden önce davranıp yaşını hatırladı ve, ''Afedersin, baba,'' dedi.
Ferit Bey bir müddet oğluna baktı. Sonra bakışlarını ikimiz arasında gezdirdi ve, ''Kedi köpek gibi birbirinizi yemeye bir son verin artık,'' diye söylendi. ''Koskoca insanlarsınız. Haftalardır alışamadınız mı birbirinize?''
Sarp alayla tısladı. ''Bu çeneye kim alışır ya!''
Kulaklarımı dolduran sözlerle gözlerimi kocaman araladım ve dişlerimi birbirine bastırarak sahte bir gülüşle, ''Asıl sizin dengesizliklerinize kim alışır?'' diye sordum gerçekten bir cevap beklemeyerek ve yüzümü ekşiterek elimi havada çevirdim. ''Bir öyle, bir böyle.''
Sarp dilinin ucundaki sözleri serbest bırakacak gibi olmuştu ki, ikimizin arasında Ferit Bey'in yüksek ve sert sesi yükselince bir an irkildim. ''Yeter!''
Yutkunarak bir adım geriledim. Tamam, kimseden ve hiçbir şeyden korkmuyor olabilir, Sarp'a karşı oldukça rahat davranıyor olabilirdim. Ama o an Ferit Bey'in karşısında kendimizi, kendi adıma, kendimi kaybetmiş olmam için utanç ve mahcubiyet hissettim. Başımı eğerek geri doğru bir adım attığımda, ''Ben size yapacağımı biliyorum,'' dedi Ferit Bey başını sallayarak. Sonra bana döndü. ''Işıl.''
Başımı hemen ona doğru kaldırarak dikkatle baktım. ''Buyrun, Ferit Bey amca,'' dedim gereğinden fazla motive olmuş bir şekilde.
''Kızım, yarın Sarp'ın ne kadar görüşmesi varsa iptal et.''
İşittiğim şeyle aklıma tek bir ihtimal gelirken, ''Kovuyor musunuz onu?'' diyerek Sarp'ı işaret ettim. Bunu sorarken gözlerimin parladığına emindim. ''Hay hay!''
Daha on saniye önce utanan kıza da bakın.
Sarp bana oldukça sert bir bakış atarak, ''Saçmalama,'' dedi ve tek eli pantolonunun cebinde kalırken diğer elini hafifçe havaya doğru kaldırarak, ''Bu ne demek baba?'' diye sordu babasına doğru.
Ferit Bey temkinli bakışlarını ikimiz arasında gezdirerek, ''Göreceksiniz yarın,'' dedi ve tekrar bana döndü.
''Ayrıca diğer arkadaşlarına da söyle, herkes kendi patronunun görüşmelerini iptal etsin.''
Ferit Bey'in dudaklarından dökülen kelimeler git gide ilgimi çekip merakımı körüklerken başımı sallamaktan başka bir şey yapamadım. Neler geçiyordu bu adamın aklından?
''Baba,'' dedi Sarp. Ama Ferit Bey aldırmadı. Odadan çıkmadan önce ikimize de birer bakış attı ve ardından şirinlere yeni bir tuzak kuran Gargamel kadar sinsice bir gülümseme sergiledi.
''Yarın başka bir programımız var.''
Bitti! Sevdiniz mi? Yorum isterim.
Ay bir sonraki bölüm bence çok eğlenceli olacak. Yazmak için sabırsızım diyebilirim. O yüzden yıldızlara yorumlara yüklenin de hafta sonu yayınlamak için nedenim olsun. Ne dersiniz? *_*
Ferit Beyin aklında neler olduğuna dair tahminlerinizi buraya bırakabilirsiniz.
İnstagram: seymaendless
Arayı açmayalım ha, yeni bölümde çabucak buluşalım. Sevgilerimle trong>

