Şarkı: Neon Jungle - Trouble
Keyifli okumalar :)
*
Kaan'ın odasında karşılaşmayı hiç beklemediğim bir manzarayla karşılaşmış olsam da dudaklarımdan firar eden sorunun ardından toparlanmam uzun sürmemişti. Beklenmedik her olay benim için tehlike ifade ederdi ve tehlikenin var olduğu yerde şaşkınlığın eline gereğinden fazla düşmek gibi bir lüksüm yoktu.
Kıstığım gözlerle karşımdaki adama bakmayı sürdürürken ona doğru adımlamaya da devam ediyordum. Kaan'ın çalışma masasının hemen ardındaki adam Cahit Beyler ile gelen Berkay'dan başkası değildi. Benden biraz önce izin isteyerek çıkmıştı odadan. Görünen oydu ki, odayı terk etmekteki amacı pek temiz değildi. Onu Kaan'ın çalışma masasının hemen ardında yakalamasam bu durumu yine anlayışla karşılayabilir, katları karıştırmış olduğuna bile inanabilirdim. Ama bu durumda karşı karşıya kaldığım bu manzaraya karşı gösterebileceğim bir anlayış yoktu. Bundan güç alarak karşımdaki adama daha şimdiden suçlu damgasını yapıştırdım ve aradaki resmiyeti kaldırarak, ''Sana sordum,'' dedim. ''Ne işin var senin bu odada?''
Bana yakalanmış olmanın şokunu henüz üzerinden atlatamamış olacak ki, birkaç adım da masanın ardından bana doğru gelerek yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi ve, ''Kapıları karıştırdım,'' dedi tahmin ettiğim gibi.
Bu kız bunu yer mi?
Berkay'a garipseyen bakışlarımı yolladım. Buna inanmamı bekliyorsa eğer, bunu kesinlikle bir hakaret olarak kabul ederdim. Sesli bir nefes alarak birkaç adımda ona doğru yaklaştım ve Kaan'ın koltuğunun olduğu tarafı işaret ederek, ''Ta masanın ardına kadar ilerleyince mi anladın yanlış odada olduğunu?'' diye sordum.
Köşeye sıkıştıran bu soru karşısında ne cevap vereceğini merak ediyordum ki, ben zafer çığlıları atmaya hazırlanmışken Berkay zekamı hafife alan yeni bir cümle daha sarf etti.
''Dışarı çıktınız sandım.''
İşittiğim şeyle sesli bir kahkaha attım. Ellerimi iki yanıma yerleştirerek daha ciddi bir ifade takındım ve parmağımla yüzümü işaret ederek, ''Bana baksana sen,'' dedim. ''Sence ben bunu yer miyim?''
''Yemez misin?''
''Yemem.''
Berkay derin bir nefes aldı. Maskesi ağır ağır düşerken beni saniyeler içerisinde alt edilebilecek olan bir rakip olarak gördüğü belliydi. En büyük hata da daima bu oluyordu zaten.
''Ye bence,'' dedi Berkay tam karşımda durarak. ''Güzelce çiğne, sonra yut, sonra unut.''
Dudaklarımı düşünceli bir şekilde büzdüm ve, ''Yok ya,'' diye mırıldandım.
Karşımdaki adam tekrar sesli bir nefes aldı. Yüzündeki sahte gülümseme varlığını zar zor korurken, ''Bak,'' dedi ve uyarıcı bir tonda devam etti. ''Sen beni burada gördüğünü unut. Sorun çıkmasın.''
Yine o düşünceli ifademe büründüm. Sonra başımı sağa sola salladım ve gözlerimi kısarak, ''Alzheimer için fazla gencim,'' dedim.
Berkay bana doğru tehditkar bir adım attı. ''Unut gördüklerini.''
Gerilemek yerine ben de ona doğru bir adım attım. Duruşum dikleşirken yüzüme de kendinden emin bir ifade yerleştirdim. Berkay'ın tam karşısında durdum ve, ''Unutmazsam ne olur?'' diye sordum meydan okurcasına.
Benden bu hareketi beklemiyor olacak ki, önce bir an afalladı. Muhtemelen üstüme yürümenin beni korkutacağına inanıyordu.
Çok bekler.
Bu tür durumlarda tarafımdan ayrılmayan iç sesimi tüm tezahuratlarını benim için ortaya atarken Berkay git gide sıkılır bir hale geldi.
''Ne olurunu boşver şimdi,'' dedi. ''Sana zarar vermek istemem.''
Umursamazca omuz silktim. ''İste iste,'' dedim gülümseyerek.''Haksızlık olmasın. Ben sana aşırı derecede zarar vermek istiyorum mesela.''
Berkay'ın dudaklarından alaylı bir gülüş firar etti. Kollarını önünde bağladı ve beni baştan ayağa küçümseyici bir şekilde süzerek, ''Ne yapabilirsin ki?'' diye sordu.
Gülümsemeye devam ettim. Tıpkı onun gibi kollarımı önümde bağladım ve, ''Neler yapamam ki?'' diyerek sorusuna soruyla karşılık verdim.
Beni henüz bir tehlike olarak görmüyor olacak ki, küçümseyici sözlerine yenilerini eklemek gibi bir hata yaparak, ''Şu kadarcık bir şeysin zaten,'' dedi ve gülerek ekledi. ''Polisi mi arayacaksın?''
Kulaklarımı dolduran alaylı kelimelerle başımı ciddi bir şekilde sağa sola sallayarak itiraz ettim. Önümde bağladığım ellerim çözdüm ve cıkcıkladıktan sonra, ''Polisimizi senin için yormak istemem,'' diye yanıtladım. ''Senin hakkından kendim de gelirim.''
Öne doğru gelen saçlarımı omuzlarımdan geriye doğru atarak içten içe kendimi hazırlarken Berkay bir kez daha süzdü beni. Yine gülerek başını geriye doğru attı ve, ''Bak bak hareketlere bak,'' dedi.
Az sonra bu kızın yumrukları atacak o kafanı geriye.
İç sesimin sözleriyle sinsice sırıttım. Heyecandan yumruklarımın kaşındığını söylesem, psikopat damgası yer miydim?
Sesli bir nefes aldım. Tekrar ciddi bir ifade takındım ve Berkay'ın alaylı tutumunu görmezden gelerek kendi işime odaklandım. ''Şimdi anlat bakalım,'' dedim. ''Ne işin var bu odada?''
''Sana ne?''
Başımı salladım. Tek sorumla anında dökülmeyeceği zaten ortada olan bir şeydi. Neyse ki sabırlıydım.
Gaz verdik diye abartma sen de.
İçimdeki sesi duymazdan gelerek, ''Kime çalışıyorsun sen?'' diye sordum bir kez daha ve göz önünde bulundurmam gereken diğer ihtimale de değindim. ''Yukarıdakiler de mi bu işin içinde?''
Berkay bu sözlerimle sırıttı. ''Kusura bakma ama bunlara cevap verecek değilim.''
Başımı salladım. ''İlla dayak istiyorsun yani?''
Karşımdaki adam bu sözlerime sesli bir kahkaha attı ve, ''Komik,'' diye mırıldandı.
Beni küçük görüyor olması beni hem öfkelendiriyor, hem keyiflendiriyordu. Kızıyordum, çünkü beni hafife almalarından nefret ediyorum. Eğleniyordum, çünkü bu adamı alt ettiğimde yüzünde oluşacak olan o ifade oldukça güzel olacaktı.
''Birazdan seni palyaçoya çevireceğim,'' dedim. ''Evet, komik olacaksın.''
Sözlerim Berkay'ın hoşuna gitmedi. Kendime güvenmesem bu tür sözler etmeyeceğim belliydi. Bunun o da farkına varmış olacak ki, duruşunu dikleştirdi ve bu kez öfkeli bir ifadeye bürünürken, ''Bana bak kızım,'' dedi, ''Asabımı bozma. Yürü git işine, belanı bulma.''
Ciddiyetimi bozmayarak başımı sağa sola salladım. ''Ben bela bulmam, bela olurum.''
Yapmacık bir şekilde güldü. ''İddialı.''
Ben de güldüm. Başımı bu kez onaylayıcı bir biçimde salladım ve, ''Sen bir de yumruğumu gör,'' diyerek yumruk haline getirdiğim elimi karnına geçirdim.
Berkay bu hareketimle iki büklüm olarak öne doğru eğilirken bunu fırsat bilerek onu yakasından kavradığım gibi arkasındaki duvara doğru ittim. Adamı duvarla kendim arasında sıkıştırırken, ''Ne yapıyorsun lan?'' diye sordu kabalaşarak.
Yüzümü buruşturdum ve, ''Terbiyesiz,'' dedim. Başını iyice duvara doğru yasladım ve, ''Konuşacak mısın?'' diye sordum.
İçinde bulunduğu duruma rağmen kolay kolay geri adım atmadı ve, ''Rüyanda görürsün,'' dedi gıcık bir sırıtma eşliğinde. Sonra birden içinde olduğumuz pozisyona el atarak yerlerimizi değiştirdi. Bu kez o benim sırtımı duvara yasladı ve eli boynuma yapışırken sinsice güldü. Bu gülüşü uzun sürmeyecekti.
''Haine bak güçlü çıktı,'' diye mırıldandım. Pislik Berkay iyice keyiflendi ve, ''Ne sandın?'' dedi.
Zor bir durumda gibi dursam da gülümsememden taviz vermedim. Gözlerimi kırpıştırdım ve, ''Aferin,'' dedim. Sonra elime geçen ilk fırsatı değerlendirerek kırdığım dizimi sertçe Berkay'ın üst bacağına geçirdim. Bir deri ve bir kemikten oluşuyorsanız, tek hamlede karşınızdakine acı vermek hiçte zor olmuyordu.
''Ah ne oluyor be!''
Berkay tekrar iki büklüm olurken bir yumruğumu da yüzüne doğru savurdum. O dizlerinin üzerine çökerken çenesini kavrayarak başını hafifçe kaldırdım ve, ''Bak,'' diyerek bana bakmasını sağladım. ''Bu daha hiçbir şey tamam mı? Birazdan gelecekler, seni alacaklar. Bana konuşmazsan onlar konuşturur.''
Kimden bahsettiğimi bilmeyen adam tek kaşını soru sorarcasına kaldırdı ve, ''Onlar kim?'' diye sordu.
Sırıtarak omuzuna vurdum ve, ''Merak etme,'' diye şakıdım. ''Bu odaya girdiğin anda onlarla tanışmaya hak kazandın.''
Söylediklerimden bir şey anlamamak Berkay'ın kesinlikle hoşuna gitmiyordu. Bana öfkeyle baktı ve, ''Ne saçmalıyorsun sen?'' diye söylendi. Sonra yüzü aklına bir şey gelmiş gibi aydınlandı. Bana bir den alayla baktı ve, ''Hem asistan değil misin sen?'' diye sordu. ''Sarp biliyor mu senin bu marifetlerini?''
Haklı sorusunun ona artı puan kazandırmasına izin vermedim. Doğru noktaya parmak basmış olmasının onu keyiflendirmesine fırsat tanımadan, ''İzinsizce başkalarının odasına girdiğini görmedim hiç,'' diye açıkladım. ''Yani bilmiyor.''
Berkay sinsice güldü. ''Öğretiriz.''
''Güldürme beni.''
Sözleriyle beni korkutamamak Berkay'ı iyice hırslandırdı. Gözlerine bakınca oradaki ateşi, beni alt etmeye dair olan o kocaman isteği görebiliyordum. Kazanmak istiyordu, ama ne yazık ki şansı yoktu. Yine de pes etmedi ve birden saçlarıma doğru asıldı. Saç diplerimde hissettiğim acıyla dişlerimi birbirine bastırdım ve gözlerimi hayretle araladım. Adam resmen saçımı çekiyordu ya!
Aksiyon var diye geldik, kız kavgasına döndü.
''Oha, saçımdan ne istiyorsun hayvan!'' diye adeta haykırdım. Ama acının beni etkilemesine izin vermedim. Berkay son hamlesinden faydalanarak ayağa kalkmaya başardı ve hâlâ elinde olan saçlarımı iyice pisleşerek parmaklarına doladı. Acımadan bana kattığı acıyı yok saymaya çalıştım. Berkay başımı aşağıya doğru çekerken gözlerim artık karnının hizasındaydı. Dişlerimi birbirine bastırdım ve başımı var gücümle Berkay'ın karnına doğru yaslayarak onu geriye doğru attım. Sırtı tekli koltuklardan birine yaslanırken ellerimle boştaki kolunu kavradım ve aynı şekilde çirkinleşerek kolunu ısırdım.
Berkay'dan acı dolu bir inleme yükseldi. Bu psikopat yanımı keyiflendirirken, ''Kızım bıraksana,''diyen sesi keyfime keyif kattı. Duymazdan geldim ve Berkay'ın elinden kurtulmayı başararak doğruldum. Bir elim boğazına yapışmışken diğer kolumu da karnının üzerine engel yapıp, doğrulmasına mani oluyordum.
Onu defalarca alt edebilecek olmama rağmen karşımdaki adamın da pes etmeye niyeti yoktu. Bu kez koluma doğru asılarak beni bedeninden uzaklaştırmaya çalıştığında, kulaklarımı 'caaaart' diye bir ses doldurdu.
Caaaart diye yırttın mı yoksa ağzını?
Dudaklarım hayretle aralanırken bakışlarımı ağır bir şekilde sol omuzuma doğru çevirdim. Elimin altındaki pislik resmen üzerimdeki blazer ceketin kolunu yırtmıştı!
Dehşete kapılmış bakışlarımı tekrar Berkay'a çevirdim. Dilime düşen ilk kelimelerin oradan firar etmesine fırsat verdim ve, ''Moda katili seni!'' diye bağırarak yumruğumu Berkay'ın yüzüne geçirdim. İkinci bir yumruk için harekete geçmiştim ki, kulaklarımı açılan kapının sesi doldurdu. Hemen ardından da Kaan'ın meraklı sesini duydum.
''Işıl, nerede kaldın?''
Yumruğum havada kalırken bakışlarımı Kaan'a çevirdim. İçeri girip bizi bu halde görmesiyle gözlerini hayretle araladı ve ardındaki kapıyı hızla kapatıp kilitledi. Yüzüme masum bir ifade yerleştirdim ve, ''İlgilenmem gereken bir konu oldu,'' diye kısaca açıkladım.
Kaan şaşkın bakışlarından sıyrılmaya başaramayarak bize doğru ilerledi. Ben ise kapının kilitlenmiş olduğundan faydalanarak Berkay'ın üzerinde çekildim. Kaan ise bir bana, bir de Berkay'a bakarak, ''Ne yapıyorsun sen adama?'' diye sordu.
Berkay onu sıkıştırdığım yerden doğrularak elini patlayan dudağına doğru götürdü. Söz verdiğim gibi palyaçoya benzettiğim yüzüne baktım ve, ''Hain bu!'' dedim suçlayıcı bir tonda. ''Odana girmiş, burada yakaladım.''
''Ne?'' diye sordu Kaan inanamayan bakışlarıyla Berkay'a bakarken.
Kız, sen olmasan hepsi harcanacak bunların.
Bugün beni şımartmakta sınır tanıyaman iç sesim araya girse de teşekkürlerimi sonraya erteleyerek Kaan'ın aklında soru işaretlerini gidermeye odaklanarak, ''Sen beni dosyayı almaya yollamadın mı?'' diye hatırlattım. ''İçeri bir girdim bunu gördüm. Senin masanı kurcalıyordu.''
Kaan bu işittikleriyle saniyeler içerisinde daha farklı bir tutum sergiledi. Bakışları bu kez asabi bir hal alırken Berkay'ın üzerine doğru yürüyerek yakasına yapıştı. ''Kime çalışıyorsun oğlum sen?''
Berkay gıcık bakışlarla Kaan'a bakarken, Kaan'ın da kendini kaybesini önlemek adına kolunu kavrayarak Berkay'ın üzerinden çekilmesini sağladım. Bakışlarını bana çevirdiğinde ben de ekşittiğim yüzümle Berkay'a baktım ve, ''Konuşmuyor,'' dedim.
Karşımızdaki düşman suçunun farkında bir şekilde arkasındaki duvara sinerken, Kaan da elini saçlarından geçirdi. Derin bir nefes aldı ve ters bakışlarını birkaç saniye boyunca Berkay'ın üzerinde gezdirdikten sonra bana doğru döndü. ''Ne olacak şimdi?''
Ben de derin bir nefes aldım. Dağılan saçlarımı ellerimle düzelterek görünüşümü eski haline getirmeye çalıştım ve, ''Ben dayımı arayacağım,'' dedim hızlı düşünerek. ''Bir şekilde bu adamı buradan çıkarmaları lazım. O zamana kadar bunu burada tutmalıyız,'' diye ekledim ve küçümseyici bakışlarımı yine Berkay'ın üzerinde gezdirdim.
Kaan işittiklerini anladığını belli edercesine başını salladı. Her zaman takındığı havai tavrın aksine bu kez ciddiyete büründü ve, ''Tamam,'' diyerek onayladı sözlerimi. ''Senin ortadan kaybolman iyi olmaz,'' dedi ve tüm bunlara yol açan dosyayı alarak bana uzattı.
''Sen al dosyayı, Sarp'ın yanına dön. Benim de acil işim çıktığını söyle. Ben burada kalayım. Amcam da geldi zaten, onlar hallederler.''
Kaan'ın planı onayımı kazanırken başımı salladım. Berkay'a doğru temkinli bir bakış attım ve onu işaret ederek, ''Ama dikkatli ol,'' dedim Kaan'a hitaben.
Canına susayan Berkay ise sessizliğini bozdu ve planımızı beğenmediğini belli ederek, ''Salak mısınız siz?'' diye sordu alayla.
Ben de tıpkı onun gibi alaylı bir ifade takındım ve, ''Hayır, akraban değiliz,'' dedim. Kaan bu sözümle kıkırdarken tekrar ona döndüm ve asıl meseleye odaklanarak, ''Ben Sarp'ı oyalıyorum o halde,'' dedim ve başımla duvara sinen adamı işaret ettim. ''O yemek için çıktığında şununla ilgilenirim.''
Kaan onaylayıcı bir şekilde bakarak, ''Peki,'' diye mırıldandı. Tam arkam dönmüş, kapıya yönelecektim ki, ''Işıl?'' dedi bu defa.
Artık üzerime alındığım isim durmama neden olurken Kaan'a baktım ve, ''Ha?'' dedim kabaca. Kaan ise parmağını kaldırarak sol omuzumu işaret etti. Bakışlarım o noktaya kayarken yırtılmış olan kolumu hatırladım. Berkay'a doğru ters bir bakış atarak, ''Pislik,'' diye mırıldandım ve sonra ceketin yarısı yırtılmış olan kol kısmını geri kalan kısımdan ayırdım. Elimi diğer omuzuma atarak aynını diğer kola da uyguladığımda sabah giydiğim blazer ceket artık bir yeleğe dönüşmüştü. Yırttığım yerler mükemmel görünmüyor olabilirdi, ama en azından modaya yeni bir soluk katarak tek kolla gezmekten daha iyiydi.
Odadaki iki adam da garipseyen gözlerle bana bakarken aklıma gelen şeyle Kaan'a döndüm ve, ''Oturtalım şunu sandalyeye,'' diyerek Berkay'ı işaret ettim.
Kaan bu sözümü hiç ikiletmedi. Benden evvel Berkay'a doğru atıldı ve onu sandalyelerden birine sürükleyerek oturmasını sağladı. İkimize karşı bir şansı olmadığını anlayan Berkay ise çoktan beyaz bayrağı çekmişti.
Elimdeki kumaş parçalarını biraz daha yırtarak istediğim şekile getirdim ve Kaan'ın da yardımıyla Berkay'ı kollarından sandalyeye bağladım. İşim bittiğinde alaylı bir ifadeyla yüzüne baktım ve, ''Uslu dur tamam mı?'' diye sordum.
Bana nefret dolu bir bakış attı. Biraz daha keyiflenmiş bir şekilde doğruldum ve Kaan ile bakıştıktan sonra kilitli olan kapıyı açarak odadan çıktım. Odayı terk etmeden önce almayı ihmal etmediğim dosyayı tekrar sıkıca kavradım ve Sarp'ın odasının yolunu tutarken dayımları haberdar etmeyi de unutmadım. Mükemmel sayılmasa da, en azından önümüzdeki bir saati idare edecek şekilde toparlayabilmiştim durumu.
Sarp'ın odasına ulaştığımda son ellerimle saçlarımı düzelttim ve derin bir nefes alarak kapıyı tıklattım. İçeriden gelen komutla kapıyı aralayarak içeri girdim ve bakışların bir kısmı bana dönerken kendi gözlerimi Sarp'a yönelterek, ''İstediğiniz dosyayı getirdim,'' dedim. Ona doğru ilerlerken beklenen dosyayı kendisine uzattım ve Cahit Bey'e doğru dönerek gülümsedim.
''Bu arada koridorda Berkay Bey'e rastladım. Kendisi rahatsızlanmış. Geri döndüğünü iletmemi istedi.''
Cahit Bey bu sözlerimle hafif endişeli bir ifadeye büründü. Şaşkın bakışlarını gizlemedi ve, ''Hay Allah,'' dedi.
Bir kez daha Sarp'a doğru dönerek gülümsedim ve kendimi dakikalar önce boş bıraktığım sandalyeye bıraktım. Sarp bu bakışlarımla bana garipseyen bakışlar atsa da burada kalmama ses etmemesini umarak ona doğru fısıldadım. ''Kaan Beyin de acil bir işi çıkmış Sarp Bey, bir telefon aldı. O da gitti. Beni yolladı.''
Patronum olacak adam bununla ikna olmuş bir şekilde başını sallasa da, kaşlarını çatması uzun sürmedi. Tek kaşı soru sorarcasına havada kalırken, ''Senin gelmen niye bu kadar uzun sürdü?'' diye sordu aynı fısıldayan tonda.
Beceriksizce gülümseyerek masumu oynadım. ''Bir takım komplikasyonlar oldu.''
''Komplikasyon?'' dedi Sarp sorarcasına. Havada kalan o tek kaşı dikkatimi dağıtıyordu.
Başımı salladım ve, ''Komplikasyon,'' diye tekrarladım.
Komplikasyon: Berkay'a atılan yumruklar, tekmeler, koluna bırakılan diş izleri.
Sarp sanki odada başka kimse yokmuş gibi yüzümü inceledi. İfademden bir şeyler çıkarmaya çalıştığı belliydi. Ben ise bir şey çaktırmamak adına öylece bakıyordum.
Karşımdaki adamın gözleri bu kez kıyafetime kaydı. Bakıları saniyeler içerisinde tekrar yüzüme tırmanırken, ''Senin ceketin uzun kolluydu,'' dedi. Erkeklerin bu tür ayrıntıları fark etmemeleri gerekmiyor muydu?
Sarp'ın zekasını küçümseme hatası yapmadım ve başımı olumlu anlamda sallayarak, ''Ha evet,'' diye onayladım ve sakin bir hale büründüm. ''Sıcak bastı bana, ben de yırttım.''
Sözlerim Sarp'ın afallamasına neden oldu. Bir ceketin omuz kısmına, bir de yüzüme baktı. Gözleri şaşkınlıkla hafif bir şekilde büyürken, ''Normal değilsin sen,'' diye mırıldandı.
Değildim. Ben normal değildim. Onun yüzündeki bu ifade ve habersiz olduğu onca şey gülmeme neden olurken sesimin misafirlere duyulmaması adına parmaklarımla dudaklarımı örttüm. Sarp'ın bakışlarıysa hala bendeydi.
Gözlerimle soru sorarcasına Sarp'a baktım ve, ''Güzel olmamış mı?'' diye sordum.
Tekrar omuzuma sonra yine bana baktı. Sonra gözleri gülen dudaklarıma orada da gözlerime kaydı. Bense bir kez daha sessizce kıkırdadım. Sarp önüne döndü. Aklımsa yüzünü benden saklamadan önce takındığı o küçük gülümseme de kaldı.
BİTTİ! Sevdiniz mi? Yorum isterim!
Defne'nin ara ara gücünü göstermesini seviyor musunuz bu bölümde olduğu gibi?
Bu tür küçük aksiyonlu bölümler olacak hikaye boyunca. Ama kurgu gereği daha aksiyonlu ve daha vurdulu kırdılı bir bölüm sadece bir kez olacak hikayede. Onun için de bir müddet daha bekleteceğim, zira hikayemizin dönüm noktalarından biri olacak o bölüm :)
İnstagram: seymaendless
Yeni bölümde çabucak buluşalım. Sevgilerimle trong>
