İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 14 · 25 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 14

Bölüm 14

Keyifli okumalar :)

*

''Kimmiş o düşmanlar?''

Kulaklarımı dolduran tanıdık ses benim için birçok şeyin resmiydi. Saklanmayı başaramayan küçük bir kızın masum bakışları beliriyordu gözümün önünde. Ya da uzun bir yolun sonunda uçurumun ucuna gelmiş bir insan veya çıkmaz bir sokak, köşeye sıkışmış bir kız ve ona sinsice bakan bir adam.

Kızın döktüğü ecel terlerinde boğulmasalar bari.

İç sesimin saçma yorumu yüzüme ekşitmeme neden olurken dayımlara tedirgin bir bakış attım. Dayım ve benim aksime, Ferit Bey oldukça rahat görünüyordu. Bundan güç alarak bir bildiği olduğu gerçeğine tutundum ve aynı şekilde oldukça rahat görünmeye gayret ederek oturduğum yerde arkamı döndüm.

Tepemde dikilmekte olan adamın varlığı benim için canımı almaya gelen Azrail ile neredeyse aynı hissettirirken bozuntuya vermeyerek derin bir nefes aldım. Yüzüme geniş bir gülümseme yerleştirdim ve Ferit Bey'den önce davranarak, ''Kaan Bey?'' dedim sorarcasına.

Kaan bana kaşlarını gıcıkça kaldırarak baktı. Yüzünde gördüğüm sinir bozucu sırıtış ise masada bulduğum her şeyi başına geçirme isteğimi körüklüyordu.

''Aa Kaan, sen de mi buradaydın?''

Ferit Bey'in araya giren sorusuyla Kaan bakışlarını bu kez amcasına çevirdi. Onaylayıcı bir biçimde başını salladı ve, ''Evet,'' dedi. ''Eski bir arkadaşımla buluşacaktım. Sizi görünce bir selam vereyim diye düşündüm.''

Yeğeninin sözleri karşısından gülümsemesinden taviz vermeyeren Ferit Bey başını anladığını belli edercesine salladı ve, ''İyi yaptın,'' dedi. Ben sessizliğimi koruyarak Ferit Bey'in, Kaan'ı idare ederek durumu toparlamasını beklerken, ''Seni yakın arkadaşım İlhan ile tanıştırayım,'' diyerek devam etti karşımdaki adam. ''Kendisi aynı zamanda Işıl'ın dayısı olur.''

Dayımın yeğeni olduğum gerçeğinin ortaya çıkması benim için kırılan bir pot olurken, muhtemelen benimle hemfikir olan dayım bozuntuya vermemekle meşguldü. Kaan'ın, Sarp'ın yanında dayımdan bahsetmesi kendisinin babamı bulmasına ve böylece kimliğimi ortaya çıkarmasına yarardı.

Dua et de işler o raddeye gelmesin.

Ederim çok zeki iç sesim.

Kaan bakışlarını dayıma çevirerek genişçe gülümsedi. Saygılı bir şekilde elini dayıma uzatarak, ''Memnun oldum, efendim,'' dedi.

Dayım da aynı şekilde nezaketinden ödün vermeyerek, ''Ben de memnun oldum,'' diye karşılık verdi.

Bu kısa tanışma faslının ardından tepemde dikilmeyi sürdüren Kaan'ın bakışları masada oturan bizlerin üstünde gezinmeye devam etti. Kafasının içinde neler dönüyordu bilmiyordum, ama kendi aklıyla bir şeyler üretmesine fırsat vermek yerine sözü ele almayı tercih ettim.

''Ben dayımla sözleşmiştim de,'' diyerek açıklamaya koyuldum. ''Ferit Bey de bizi görünce katıldı bize.''

Bizi kurtarmasını umduğum sözler dayım tarafından bir baş sallayışla onaylanırken, Ferit Bey beni sözlü olarak tastikledi. ''Aynen öyle oldu. Güzel de oldu.''

Kaan sarf ettiğimiz sözlerin ardından bana alaylı bir bakış attı. Eliyle masayı ve bizi işaret ettikten sonra dudaklarını düşünceli bir biçimde büzdü ve sonra bakışlarını kısarak, ''Ve tesadüfen karşılaşmışken düşmanlardan bahsedelim dediniz,'' dedi alaylı bir tonda. ''Öyle mi?''

Rahat duruşumdan taviz vermemem gerektiğinin farkında olarak dikleştirdiğim duruşumu korudum. Yine de içimde kuvvetli bir yanım bu durumdan hiçte hoşnut değildi. Kaan kesinlikle aptal değildi ve onu ikna etmek için birkaç basit bahaneden fazlasının gerekli olduğu belliydi.

En kötü ihtimalle Kaan her şeyi öğrenir.

''Ay ağzını hayra aç!''

Bana dönen garipseyen bakışlarla kendi gözlerim kocaman olurken, bu bakışların nedenini anlamak adına dayıma döndüm. İç sesime verdiğim yanıtlara alışmış olan adam beni başını sağa sola sallayarak kınadığında yine olur olmaz bir anda sesli düşündüğümü anlayarak hızla Kaan'a döndüm. ''Yani hayır, hayır.''

''Ben sadece Işıl'ı uyarma gereği duydum,'' diyerek araya girdi doğuştan rahat olan Ferit Bey ve sonra bilmişçe sırıtarak ekledi. ''Sen iyi bilirsin bu rakip işlerini.''

''Bilirim,'' dedi Kaan aynı bilmişlikle. Elinde tuttuğu güneş gözlüğünü yakasına takarken imalı bir tonda sordu. ''Bilmez miyim? Senin Sarp'ı koruma dürtünü de bilirim.''

Ferit Bey yeğeninin bu imalı sözlerini şakaya vurmayı seçerek, ''Kıskandın mı?'' diye sordu.

Kaan, amcasının bu sorusuna karşılık olarak gülerken, dayım da tedirgince masanın üzerinde kıpırdaşıp duran elimi kavrayarak, ''Kalksak mı?'' diye sordu.

Bu asla reddedemeyeceğim bir teklifti. Yüzümün ayın on dördü gibi aydınlandığından emin bir şekilde, ''Olur dayıcığım,'' diye atıldım hemen. Kalkmak için yeltenmiştim ki, Kaan'ın eli omuzuma nazik bir baskı uygulayarak ayaklanmama mani oldu.

Soru soran bakışlarımı anında Kaan'a çevirdiğimde o sinir bozucu gülüşünden taviz vermeyerek, ''Daha yeni geldim ama ben,'' dedi.

Gülümsememi tekrar takındım ve, ''Siz arkadaşınızla görüşecektiniz,'' diye hatırlattım.

Kaan dudaklarını birbirine bastırdı ve masum bir ifadeye bürünerek başını sağa sola salladı. Sonra ellerini iki yanına açarak, ''Hiçbir zaman dakik olmadı,'' dedi. Yüzüne yine o sinsi gülüş hakim olurken boştaki sandalyelerden birini geri çekerek oturdu. Koyu gözleri sırasıyla Ferit Bey, dayım ve benim üzerimde gezinirken, bakışlarının yolculuğu benim üzerimde son buldu. ''Siz bana şu düşmanlardan bahsedin.''

Hiçbir yalanımıza kanmamıştı. Sözlerimize haklı olarak inanmıyordu ve yetmiyormuş gibi açıklamayı da benden bekliyordu.

Ayıkla bakalım pirinçin taşını.

Düştüğüm durumdan açıkça keyif alan iç sesimi duymazdan geldim ve gözlerimi dayıma çevirdim. Soru soran gözlerle ona bakarak bu durumu çözmemize yarayacak bir yol göstermesini bekledim. Benimkini andıran kahverengi harelerinde açık bir tereddüt vardı. Zira bu konuda son kararı Ferit Bey verecekti. Yeğeninin gerçekleri bilmesine razı gelirse bize göre hava hoştu.

Bu kez soru soran gözlerimi Ferit Bey'e çevirdim. Kaan ise yanımdaki sandalyeye yayılmış, bizi köşeye sıkıştırdığından aldığı zevki gizleme gereği duymuyordu. Resmen pişmiş kelle gibi sırıtıyordu!

Ferit Bey önce dayıma, sonra bana dönerek güven verici bir şekilde baktı ve, ''Konu Sarp olunca Kaan'a şüphesiz güvenirim,'' dedi.

İşittiklerim benim için bir onay olsa da, son kez dayıma döndüm. Onun gözlerinde de onaylayıcı bir ifade görmemle benden bir açıklama bekleyen Kaan'a baktım.

Bu güzel gülümseme boşa gitmemeli, Defne. Kime ayarlasak bu çocuğu?

İç sesim beni bir kez daha yorarken onu bir kez daha usanmadan yok saydım ve dayımlara dönerek, ''Siz kalkın isterseniz,'' dedim.

İki adam da buna dünden razıymış gibi başlarıyla onayladılar. Onlara hayretle baktım ve, ''İyi akşamlar,'' diyerek yanımızdan ayrılmalarını ağzım açık izledim.

Bu eski kuşak da az değil ha.

Günde iki kez doğru gösteren bozuk saat gibi, günde birkaç defa doğru konuşan iç sesime hak verdim ve dikkatimi tekrar beni süzmekte olan Kaan'a çevirdim. Şeytan diyordu ki, geçir o sırıtan yüzüne yumruğunu!

Şeytanı dinleme sen, beni dinle. Kime yapacağız bu çocuğu?

Esra Erol olmaya can atan iç sesime karşılık olarak bıkkın bir nefes aldım. Tüm gün Sarp'ın işlerine koşmak yorucuydu. İşlere koşarken bir de onu korumak adına özellikle dikkatli olmak daha da yorucuydu. Ama bir de kafamın içinde dır dır dır susmayan şu ses yok muydu? En yorucusu oydu!

''Anlatın bakalım Işıl Hanım. Kimmiş bu düşmanlar? Amcam sana detaylıca anlattı anlaşılan.''

Kaan'ın sözleri kulaklarımı doldurduğunda öylece yüzüne baktım. Sakladığımız bir şeyler olduğunu sezmiş olabilirdi, ama bu şansımı sonuna kadar denemeyeceğim anlamına da gelmezdi.

''Sadece dikkatli olmamı söyledi,'' diyerek bir kez daha durumu toparlamayı denedim. Yüzüme samimi gözükmesini umduğum bir gülümseme yerleştirdim ve ekledim:

''Olası bir tehlikede korkmamamı ve sizin bu tür şeylere neredeyse alışık olduğunuzu anlattı.''

Ben bir umuda tutunup Kaan'ı bu kez kandırabilmeyi ummuş olsam da, şans tabii ki bana gülmedi. Kaan tek kaşını soru sorarcasına kaldırdı ve akıllanmaz bir çocuğa bakarmış gibi bakarak, ''Işıl?'' dedi sorarcasına.

Adımı bir soru gibi dillendirmesinin anlamını bilsem de bozuntuya vermemeyi tercih ederek, ''Kaan Bey?'' dedim aynı tonda.

Kaan ise sıkça takındığı o gülüşü takındı. Oturduğu yerde sandalyesini benimkine yaklaştırdı ve hafifçe öne doğru eğilerek parmağıyla kendi yüzünü işaret etti. ''Baksana sen bir bana,'' dedi. ''Bir bak.''

İfademi korudum. ''Bakıyorum.''

Karşımdaki adamın gözleri kısılırken, ''Bak...'' diye tekrar etti. ''Sence ben bunları yer miyim?''

''Acıkmışsınız siz,'' dedim birden. ''Arkadaşınızı beklemeyin de yiyin bence.''

''Işıl!'' dedi Kaan bu kez sert bir tonda.

Bakışlarım anında değişti. Tıpkı onun gibi ben de yüzüme katı bir ifade yerleştirdim. İşini kaybetmekten korkan gerçek bir asistan olsam onun bu halinden korkabilirdim belki, ama içimdeki Defne bu hallerine gülmekten başka bir şey yapmıyordu.

Kaan'ın az evvel yaptığı gibi öne doğru eğilerek kendimi işaret ettim ve sözlerini taklit ederek, ''Baksanıza siz bir bana,'' dedim kendimi işaret ederek. ''Bir bakın.''

Karşımdaki adamın yüzüne eğlenir bir ifade hakim olurken, ''Bakıyorum,'' dedi.

''Bakın... Sizce ben korkak mıyım?''

Sorduğum soru Kaan'ın başını sağa sola sallamasına neden oldu. Tekrar arkasına doğru yaslanarak sandalyesine yayıldı ve, ''Değilsin,'' diye yanıtladı sorumu. Beni baştan ayağa süzdü ve ekledi. ''Hatta bence fazlasıyla korkak değilsin.''

İşittiklerim kendimden emin bir şekilde gülümsedim. ''Değilim.''

Aramızdaki konuşma bizi hiçbir noktaya ulaştırmadı. Benim açımdan hava hoştu, Kaan henüz gerçeği bilmiyordu. Ama onun gözleriyle bakınca durum pek iç açıcı değildi. Zira istediğini alamamıştı.

Nihayetinde Kaan sesli bir nefes aldı ve yüzüne ciddi bir ifade yerleştirerek, ''Olayın ne senin?'' diye sordu. ''Amcam şimdiye dek Sarp'ın bir tek asistanını bile uyarmadı, 'dikkatli ol' demedi. Piyango sana mı çıktı?''

Pes etmeyerek direndim ve umursamazca omuz silkerek, ''Arkadaşının yeğeniyim,'' diye hatırlattım Ferit Bey'in hassasiyetini normal karşıladığımı gösterircesine. ''Ondan dolayı böyle bir babasal tavırla yaklaşıp korumak istemesi normal bence.''

Babasal?

''Babasal?'' diye sordu Kaan yüzünü ekşiterek.

Uydurduğum tuhaf kelime nedeniyle kendim de yüzümü ekşittim ve, ''Ay aman anlayın işte!'' dedim huysuz bir tonda.

Kaan tekrar sabırlı bir nefes aldı ve, ''Işıl?'' dedi bir kez daha.

Yolun sonuna geldiğimi git gide daha çok hissederken, Kaan'ın pes etmeyen bu yanını da bir yandan takdir ediyordum.

''Hmm?''

Karşımdaki adam başını ağır ağır sağa sola salladı. ''Yemiyorum,'' dedi ve ses tonu uyarıcı bir hal alırken, ''Dikkatimi çeken bu garip sahneyi Sarp'a anlatayım mı?'' diyerek resmen beni tehdit etti.

Hoşuma gitmeyen bu hareketini karşısında içimde ufak bir öfke yer edinirken dişlerimi birbirine bastırdım ve, ''Sakın ha!'' diye itiraz ettim gereğinden yüksek bir tonda.

İçime derin bir nefes çektim. Ferit Bey'in gitmeden önce sarf ettiği sözler zihnimde yankılanırken dikkatli bakışlarım Kaan üzerinde geziniyordu. Demek konu Sarp olunca oldukça güvenilirdi. Yani Kaan da Sarp'ın başına bir kötülük gelmesini doğal olarak asla istemiyordu. Kaan'ın tek erkek, Sarp'ın da tek çocuk olduğunu göz önünde bulundurursak ikisi kardeş gibi büyümüş olmalıydılar.

Gözlerimi devirdim ve dayımla Ferit Bey'den aldığım onaya tutunarak beyaz bayrağı salladım.

''Ben asistan değilim,'' diyiverdim. ''Yani asistanım da, asıl işim bu değil. Ferit Beyin isteği üzerine dayım tarafından Sarp'ı korumak için görevlendirildim.''

Kaan birden gelen açıklamamla sırıttı. Yüzünde sinsi bir ifade belirirken hiç ummadığım bir noktaya parmak basarak, ''Sarp?'' dedi sorarcasına.

Rol icabı 'bey' diyordum zaten. Demediğim zaman niye takılıyordu buna bu millet?

''Takıla takıla buna mı takıldın be?''

Bu Kaan'ı tuttum ben.

Kaan bana bilmişçe baktı. Beni süzerken yüzüne alaylı bir ifade hakim oldu ve, ''Resmiyet de kalktı,'' dedi. ''Ben de Kaan mı oldum şimdi?''

Ben de ona alayla baktım. Öne düşen saçlarımı geriye doğru attım ve bilmişçe sırıtarak,''Hep öyleydiniz ki zaten düşüncelerimde,'' dedim. ''Şimdi asıl kimliğimi bildiğine göre rüyanda görürsün resmiyeti, saygıyı. Patronum değilsin. İkimiz de sıradan insanlarız.''

Karşımdaki adam bu ayrıntıya pek aldırmışa benzemiyordu. Benden özel bir saygı beklemediği belliydi. Beklese de oldukça gereksiz ve saçma olurdu. Başını takdir edercesine sallayarak parmağını da uyarıcı bir biçimde kaldırdı ve dudakları ağır bir şekilde bir gülümseme tarafından ele geçirilirken, ''Sarp'ın yanında unutma ama,'' diye hatırlattı.

Bu tutumu beni bir an için afallattı. Kaan olaya çabuk hakim olmuştu ve bu benim için bizim tarafımızda olduğunun göstergelerinden biriydi.

Tek kaşımı kaldırdım. Parmağımı ikimizin ortasında havaya kaldırdım ve, ''Bu, bizi ispiyonlamayacağın anlamına mı geliyor?'' diye sordum emin olmak istercesine.

Sorduğum soruyla dudaklarını düşünceli bir şekilde birbirine bastıran Kaan ellerini saçlarının arasından geçirdi. Birkaç saniye sessiz kaldı ve, ''Sarp'ın arkasından iç çevirmeyi sevmiyorum,'' diye itiraf etti kendisinde nadiren rastlanan bir ciddiyetle. Sonra sesli bir nefes aldı ve, ''Ama ona kafaya takanlar var, o yüzden amcam doğru bir karar almış,'' dedi ve sırıttı. ''Yalnız asistan kılığında koruma, ha? Güzel.''

Sahte bir gülüşle baş salladım. Güzel ya. Bayılıyorum bu göreve.

Kaan beni bilmem kaçıncı kez süzdü. Bakışları tereddütlü bir hal alırken gözleri de usulca yüzüme geri tırmandı. Söylemekten çekindiği bir şeyler olduğunu anlayarak ona 'ha gayret' dercesine baktığımda mesajı aldı ve, ''Yalnız sen...yanlış anlama da...'' diyerek lafı ağzında geveledi.

Ne söylemek istediğini anladım. En azından başkalarının aksine Kaan bunu açıkça söyleyerek beni küçümsemekten kaçınıyordu. Bu yüzden cümlesini tamamladım ve, ''Hiçte koca bir adamı koruyabilecekmişim gibi durmuyorum, değil mi?'' diye sordum.

Kaan mahcup gözlerle bana baktı. Ensesini kaşıdı ve beceriksiz bir gülümseme takınarak, ''Afedersin de, öyle,'' dedi.

Yine sesli bir nefes aldım. Varlığını hatırladığım meyve suyumdan bir yudum aldım ve ciddi kalmaya çalışarak, ''Seni sevdim Kaan,'' diye itiraf ettim. ''O yüzden bunu duymazdan geleceğim. Hain şoför Sami bu tarz şeyler söylediği için ekstradan fazla yumruk yemişti.''

Dudaklarımdan dökülenler Kaan için pek bir bana ifade etmedi. ''Hain Sami?'' diye sormasıyla bomba meselesinden sadece Ferit Bey'in haberi olduğunu hatırladım ve geçen hafta atlattığımız olayı kısaca özetledim.

Kısa ama aksiyonlu hikayenin sonunda geldiğimde, ''Vay be!'' dedi Kaan. ''Ben de diyordum bu kız ne diye yapıştı Sarp'ın eline de aldı geldi adamı benim arabaya.''

İşittiklerimle aklım, Sarp'ın elini tutarak adeta bir skandalı hayata geçirdiğim güne giderken bu anıdan memnun olmayarak somurttum. Kolumda hafif bir yumruk hissetmemle gözlerimi hayretle tekrar Kaan'a çevirdim.

''Helal kız!'' dedi Kaan. ''Boşuna kanım ısınmadı demek sana.''

Bu an sağlam bir arkadaşlığın başlangıçı gibi hissettirirken içime dolan güzel duygularla gülümseyerek, ''Eğitimliyim,'' diye anlattım Kaan'ın aklında soru işaretlerini tahmin ederek. ''Dört senedir dayım için çalışıyorum.''

Kaan duyduklarıyla önce baş sallasa da sonrasında kaşlarını çattı ve, ''O halde senin yaşın da yalan,'' dedi. ''Ya da baya küçük yaşta başladın.''

''Yirmi altı'yım. On yedi yaşından beri eğitiliyorum.''

''Vay be!'' dedi Kaan bir kez daha ve keyifli bir şekilde sırıtarak devam etti:

''Bu öz güven de oradan geliyor kesin. Sarp'dan bu yüzden çekinmiyorsun,'' dedi ve sesli bir kahkaha atarak eğlendiğini belli etmekten geri durmadı. ''Sarp seni bilse o senden çekinir.''

Gülüşüne eşlik ettim. Sarp öyle veya böyle kolay kolay birilerinden çekinecek bir insana benzemiyordu. Ama hakkımdaki gerçeği öğrense büyük bir şaşkınlığa uğrayıp bir müddet kabullenemeyeceği açıktı. ''Aynen öyle.''

Kaan'a işittiklerini sindirmesi için zaman tanıyarak sessiz kaldım. Oysa Kaan süper kahramanların gerçek olduğunu umut eden küçük bir çocuğun hayaline kavuştuktan sonraki hali gibi kolayla sindirmişti bu gerçeği.

''Yaşın yalan,'' dedi bu defa ve soru sorarcasına ekledi. ''Adın?''

Adım konusunda da şüpheye düşmekte haklıydı. Sonuçta bir nevi sahte bir asistan sayılırdım. Sırrımı birilerine anlatmak bana bile iyi gelmiş olacak ki, yine bir detay atlamadan yanıtladım. ''Işıl ikinci adım. Ben Defne'yi tercih ediyorum. Soy adım da Özalp değil, Akkaya.''

''Defne Işıl Akkaya.''

''Öyle.''

Kaan'ın sorularını cevapladım. Aklında soru işaretlerinin kalmadığına emin olurken, fazla ayrıntıya girmediğim tek nokta bizim kuruluştu. Anlatabileceğim her şeyi anlattıktan sonra soru soran bakışlarımı Kaan'a diktim ve, ''Sırrımızı koruyacaksın değil mi?'' diye sordum merakla. Oysa alacağım yanıtın olumlu olacağına adım kadar emindim.

Üstüne alınmadığın bir ismin varken adın kadar emin olma bence.

''Sen kardeşimi koruduğun müddetçe, evet.''

İşittiğim 'kardeşim' kelimesi Sarp ve Kaan'ın yakınlığı konusundaki tahminimi güçlendirirken içten bir şekilde gülümseyerek baş salladım. ''Gözün arkada kalmasın.''

Kaan birkaç saniye sessiz kaldı. Bana anlam veremediğim, ama kesinlikle rahatsız edici olmayan bir şekilde baktı. O an aklından geçenleri merak ettim. ''Çok havalısın,'' dedi sonra.

İşittiklerime karşılık sadece güldüm.

Karşımdaki adam ise derin bir nefes aldı ve elini havaya kaldırarak bana döndü. ''Arkadaşım geldi,'' dedi mekana giriş yapan adamı işaret ederek. Sonra yüzüne yine o bilindik sırıtışını yerleştirdi ve yan masadaki küçük vazoda duran çiçeği çıkararak bana uzattı.

''Her hangi bir sorun, oyun dolabın, üç kağatçılığın olursa bana danışabilirsin. Size yardımcı olmak benim için bir şereftir hanımefendi.''

Sözleri beni bir kez daha güldürmeye yetti. Hafta boyunca sıkça muhatap olduğum önemli bir kişinin gerçekleri öğrenmesi nedense omuzumdaki yükü biraz olsun hafifletirken, bana uzattığı çiçeği aldım.

''Teşekkür ederim,'' dedim. Hem çiçek için, hem de bana desteğini sunduğu için.

Kaan da içten bir şekilde gülümsedi ve güneş gözlüğünü gözlerine geçirip yanımdan ayrılmadan önce son kez bana döndü. ''Kendini de koru, kız.''

Baş salladım. ''Korurum,'' diye mırıldandım ve Kaan yanımdan uzaklaşırken derin bir nefes aldım.

Bir kişiye açık vermiştik. Sarp'a yakalanmadan bu işi bitirebilecek miydik?

Keyifli okumalar :)

*

''Kimmiş o düşmanlar?''

Kulaklarımı dolduran tanıdık ses benim için birçok şeyin resmiydi. Saklanmayı başaramayan küçük bir kızın masum bakışları beliriyordu gözümün önünde. Ya da uzun bir yolun sonunda uçurumun ucuna gelmiş bir insan veya çıkmaz bir sokak, köşeye sıkışmış bir kız ve ona sinsice bakan bir adam.

Kızın döktüğü ecel terlerinde boğulmasalar bari.

İç sesimin saçma yorumu yüzüme ekşitmeme neden olurken dayımlara tedirgin bir bakış attım. Dayım ve benim aksime, Ferit Bey oldukça rahat görünüyordu. Bundan güç alarak bir bildiği olduğu gerçeğine tutundum ve aynı şekilde oldukça rahat görünmeye gayret ederek oturduğum yerde arkamı döndüm.

Tepemde dikilmekte olan adamın varlığı benim için canımı almaya gelen Azrail ile neredeyse aynı hissettirirken bozuntuya vermeyerek derin bir nefes aldım. Yüzüme geniş bir gülümseme yerleştirdim ve Ferit Bey'den önce davranarak, ''Kaan Bey?'' dedim sorarcasına.

Kaan bana kaşlarını gıcıkça kaldırarak baktı. Yüzünde gördüğüm sinir bozucu sırıtış ise masada bulduğum her şeyi başına geçirme isteğimi körüklüyordu.

''Aa Kaan, sen de mi buradaydın?''

Ferit Bey'in araya giren sorusuyla Kaan bakışlarını bu kez amcasına çevirdi. Onaylayıcı bir biçimde başını salladı ve, ''Evet,'' dedi. ''Eski bir arkadaşımla buluşacaktım. Sizi görünce bir selam vereyim diye düşündüm.''

Yeğeninin sözleri karşısından gülümsemesinden taviz vermeyeren Ferit Bey başını anladığını belli edercesine salladı ve, ''İyi yaptın,'' dedi. Ben sessizliğimi koruyarak Ferit Bey'in, Kaan'ı idare ederek durumu toparlamasını beklerken, ''Seni yakın arkadaşım İlhan ile tanıştırayım,'' diyerek devam etti karşımdaki adam. ''Kendisi aynı zamanda Işıl'ın dayısı olur.''

Dayımın yeğeni olduğum gerçeğinin ortaya çıkması benim için kırılan bir pot olurken, muhtemelen benimle hemfikir olan dayım bozuntuya vermemekle meşguldü. Kaan'ın, Sarp'ın yanında dayımdan bahsetmesi kendisinin babamı bulmasına ve böylece kimliğimi ortaya çıkarmasına yarardı.

Dua et de işler o raddeye gelmesin.

Ederim çok zeki iç sesim.

Kaan bakışlarını dayıma çevirerek genişçe gülümsedi. Saygılı bir şekilde elini dayıma uzatarak, ''Memnun oldum, efendim,'' dedi.

Dayım da aynı şekilde nezaketinden ödün vermeyerek, ''Ben de memnun oldum,'' diye karşılık verdi.

Bu kısa tanışma faslının ardından tepemde dikilmeyi sürdüren Kaan'ın bakışları masada oturan bizlerin üstünde gezinmeye devam etti. Kafasının içinde neler dönüyordu bilmiyordum, ama kendi aklıyla bir şeyler üretmesine fırsat vermek yerine sözü ele almayı tercih ettim.

''Ben dayımla sözleşmiştim de,'' diyerek açıklamaya koyuldum. ''Ferit Bey de bizi görünce katıldı bize.''

Bizi kurtarmasını umduğum sözler dayım tarafından bir baş sallayışla onaylanırken, Ferit Bey beni sözlü olarak tastikledi. ''Aynen öyle oldu. Güzel de oldu.''

Kaan sarf ettiğimiz sözlerin ardından bana alaylı bir bakış attı. Eliyle masayı ve bizi işaret ettikten sonra dudaklarını düşünceli bir biçimde büzdü ve sonra bakışlarını kısarak, ''Ve tesadüfen karşılaşmışken düşmanlardan bahsedelim dediniz,'' dedi alaylı bir tonda. ''Öyle mi?''

Rahat duruşumdan taviz vermemem gerektiğinin farkında olarak dikleştirdiğim duruşumu korudum. Yine de içimde kuvvetli bir yanım bu durumdan hiçte hoşnut değildi. Kaan kesinlikle aptal değildi ve onu ikna etmek için birkaç basit bahaneden fazlasının gerekli olduğu belliydi.

En kötü ihtimalle Kaan her şeyi öğrenir.

''Ay ağzını hayra aç!''

Bana dönen garipseyen bakışlarla kendi gözlerim kocaman olurken, bu bakışların nedenini anlamak adına dayıma döndüm. İç sesime verdiğim yanıtlara alışmış olan adam beni başını sağa sola sallayarak kınadığında yine olur olmaz bir anda sesli düşündüğümü anlayarak hızla Kaan'a döndüm. ''Yani hayır, hayır.''

''Ben sadece Işıl'ı uyarma gereği duydum,'' diyerek araya girdi doğuştan rahat olan Ferit Bey ve sonra bilmişçe sırıtarak ekledi. ''Sen iyi bilirsin bu rakip işlerini.''

''Bilirim,'' dedi Kaan aynı bilmişlikle. Elinde tuttuğu güneş gözlüğünü yakasına takarken imalı bir tonda sordu. ''Bilmez miyim? Senin Sarp'ı koruma dürtünü de bilirim.''

Ferit Bey yeğeninin bu imalı sözlerini şakaya vurmayı seçerek, ''Kıskandın mı?'' diye sordu.

Kaan, amcasının bu sorusuna karşılık olarak gülerken, dayım da tedirgince masanın üzerinde kıpırdaşıp duran elimi kavrayarak, ''Kalksak mı?'' diye sordu.

Bu asla reddedemeyeceğim bir teklifti. Yüzümün ayın on dördü gibi aydınlandığından emin bir şekilde, ''Olur dayıcığım,'' diye atıldım hemen. Kalkmak için yeltenmiştim ki, Kaan'ın eli omuzuma nazik bir baskı uygulayarak ayaklanmama mani oldu.

Soru soran bakışlarımı anında Kaan'a çevirdiğimde o sinir bozucu gülüşünden taviz vermeyerek, ''Daha yeni geldim ama ben,'' dedi.

Gülümsememi tekrar takındım ve, ''Siz arkadaşınızla görüşecektiniz,'' diye hatırlattım.

Kaan dudaklarını birbirine bastırdı ve masum bir ifadeye bürünerek başını sağa sola salladı. Sonra ellerini iki yanına açarak, ''Hiçbir zaman dakik olmadı,'' dedi. Yüzüne yine o sinsi gülüş hakim olurken boştaki sandalyelerden birini geri çekerek oturdu. Koyu gözleri sırasıyla Ferit Bey, dayım ve benim üzerimde gezinirken, bakışlarının yolculuğu benim üzerimde son buldu. ''Siz bana şu düşmanlardan bahsedin.''

Hiçbir yalanımıza kanmamıştı. Sözlerimize haklı olarak inanmıyordu ve yetmiyormuş gibi açıklamayı da benden bekliyordu.

Ayıkla bakalım pirinçin taşını.

Düştüğüm durumdan açıkça keyif alan iç sesimi duymazdan geldim ve gözlerimi dayıma çevirdim. Soru soran gözlerle ona bakarak bu durumu çözmemize yarayacak bir yol göstermesini bekledim. Benimkini andıran kahverengi harelerinde açık bir tereddüt vardı. Zira bu konuda son kararı Ferit Bey verecekti. Yeğeninin gerçekleri bilmesine razı gelirse bize göre hava hoştu.

Bu kez soru soran gözlerimi Ferit Bey'e çevirdim. Kaan ise yanımdaki sandalyeye yayılmış, bizi köşeye sıkıştırdığından aldığı zevki gizleme gereği duymuyordu. Resmen pişmiş kelle gibi sırıtıyordu!

Ferit Bey önce dayıma, sonra bana dönerek güven verici bir şekilde baktı ve, ''Konu Sarp olunca Kaan'a şüphesiz güvenirim,'' dedi.

İşittiklerim benim için bir onay olsa da, son kez dayıma döndüm. Onun gözlerinde de onaylayıcı bir ifade görmemle benden bir açıklama bekleyen Kaan'a baktım.

Bu güzel gülümseme boşa gitmemeli, Defne. Kime ayarlasak bu çocuğu?

İç sesim beni bir kez daha yorarken onu bir kez daha usanmadan yok saydım ve dayımlara dönerek, ''Siz kalkın isterseniz,'' dedim.

İki adam da buna dünden razıymış gibi başlarıyla onayladılar. Onlara hayretle baktım ve, ''İyi akşamlar,'' diyerek yanımızdan ayrılmalarını ağzım açık izledim.

Bu eski kuşak da az değil ha.

Günde iki kez doğru gösteren bozuk saat gibi, günde birkaç defa doğru konuşan iç sesime hak verdim ve dikkatimi tekrar beni süzmekte olan Kaan'a çevirdim. Şeytan diyordu ki, geçir o sırıtan yüzüne yumruğunu!

Şeytanı dinleme sen, beni dinle. Kime yapacağız bu çocuğu?

Esra Erol olmaya can atan iç sesime karşılık olarak bıkkın bir nefes aldım. Tüm gün Sarp'ın işlerine koşmak yorucuydu. İşlere koşarken bir de onu korumak adına özellikle dikkatli olmak daha da yorucuydu. Ama bir de kafamın içinde dır dır dır susmayan şu ses yok muydu? En yorucusu oydu!

''Anlatın bakalım Işıl Hanım. Kimmiş bu düşmanlar? Amcam sana detaylıca anlattı anlaşılan.''

Kaan'ın sözleri kulaklarımı doldurduğunda öylece yüzüne baktım. Sakladığımız bir şeyler olduğunu sezmiş olabilirdi, ama bu şansımı sonuna kadar denemeyeceğim anlamına da gelmezdi.

''Sadece dikkatli olmamı söyledi,'' diyerek bir kez daha durumu toparlamayı denedim. Yüzüme samimi gözükmesini umduğum bir gülümseme yerleştirdim ve ekledim:

''Olası bir tehlikede korkmamamı ve sizin bu tür şeylere neredeyse alışık olduğunuzu anlattı.''

Ben bir umuda tutunup Kaan'ı bu kez kandırabilmeyi ummuş olsam da, şans tabii ki bana gülmedi. Kaan tek kaşını soru sorarcasına kaldırdı ve akıllanmaz bir çocuğa bakarmış gibi bakarak, ''Işıl?'' dedi sorarcasına.

Adımı bir soru gibi dillendirmesinin anlamını bilsem de bozuntuya vermemeyi tercih ederek, ''Kaan Bey?'' dedim aynı tonda.

Kaan ise sıkça takındığı o gülüşü takındı. Oturduğu yerde sandalyesini benimkine yaklaştırdı ve hafifçe öne doğru eğilerek parmağıyla kendi yüzünü işaret etti. ''Baksana sen bir bana,'' dedi. ''Bir bak.''

İfademi korudum. ''Bakıyorum.''

Karşımdaki adamın gözleri kısılırken, ''Bak...'' diye tekrar etti. ''Sence ben bunları yer miyim?''

''Acıkmışsınız siz,'' dedim birden. ''Arkadaşınızı beklemeyin de yiyin bence.''

''Işıl!'' dedi Kaan bu kez sert bir tonda.

Bakışlarım anında değişti. Tıpkı onun gibi ben de yüzüme katı bir ifade yerleştirdim. İşini kaybetmekten korkan gerçek bir asistan olsam onun bu halinden korkabilirdim belki, ama içimdeki Defne bu hallerine gülmekten başka bir şey yapmıyordu.

Kaan'ın az evvel yaptığı gibi öne doğru eğilerek kendimi işaret ettim ve sözlerini taklit ederek, ''Baksanıza siz bir bana,'' dedim kendimi işaret ederek. ''Bir bakın.''

Karşımdaki adamın yüzüne eğlenir bir ifade hakim olurken, ''Bakıyorum,'' dedi.

''Bakın... Sizce ben korkak mıyım?''

Sorduğum soru Kaan'ın başını sağa sola sallamasına neden oldu. Tekrar arkasına doğru yaslanarak sandalyesine yayıldı ve, ''Değilsin,'' diye yanıtladı sorumu. Beni baştan ayağa süzdü ve ekledi. ''Hatta bence fazlasıyla korkak değilsin.''

İşittiklerim kendimden emin bir şekilde gülümsedim. ''Değilim.''

Aramızdaki konuşma bizi hiçbir noktaya ulaştırmadı. Benim açımdan hava hoştu, Kaan henüz gerçeği bilmiyordu. Ama onun gözleriyle bakınca durum pek iç açıcı değildi. Zira istediğini alamamıştı.

Nihayetinde Kaan sesli bir nefes aldı ve yüzüne ciddi bir ifade yerleştirerek, ''Olayın ne senin?'' diye sordu. ''Amcam şimdiye dek Sarp'ın bir tek asistanını bile uyarmadı, 'dikkatli ol' demedi. Piyango sana mı çıktı?''

Pes etmeyerek direndim ve umursamazca omuz silkerek, ''Arkadaşının yeğeniyim,'' diye hatırlattım Ferit Bey'in hassasiyetini normal karşıladığımı gösterircesine. ''Ondan dolayı böyle bir babasal tavırla yaklaşıp korumak istemesi normal bence.''

Babasal?

''Babasal?'' diye sordu Kaan yüzünü ekşiterek.

Uydurduğum tuhaf kelime nedeniyle kendim de yüzümü ekşittim ve, ''Ay aman anlayın işte!'' dedim huysuz bir tonda.

Kaan tekrar sabırlı bir nefes aldı ve, ''Işıl?'' dedi bir kez daha.

Yolun sonuna geldiğimi git gide daha çok hissederken, Kaan'ın pes etmeyen bu yanını da bir yandan takdir ediyordum.

''Hmm?''

Karşımdaki adam başını ağır ağır sağa sola salladı. ''Yemiyorum,'' dedi ve ses tonu uyarıcı bir hal alırken, ''Dikkatimi çeken bu garip sahneyi Sarp'a anlatayım mı?'' diyerek resmen beni tehdit etti.

Hoşuma gitmeyen bu hareketini karşısında içimde ufak bir öfke yer edinirken dişlerimi birbirine bastırdım ve, ''Sakın ha!'' diye itiraz ettim gereğinden yüksek bir tonda.

İçime derin bir nefes çektim. Ferit Bey'in gitmeden önce sarf ettiği sözler zihnimde yankılanırken dikkatli bakışlarım Kaan üzerinde geziniyordu. Demek konu Sarp olunca oldukça güvenilirdi. Yani Kaan da Sarp'ın başına bir kötülük gelmesini doğal olarak asla istemiyordu. Kaan'ın tek erkek, Sarp'ın da tek çocuk olduğunu göz önünde bulundurursak ikisi kardeş gibi büyümüş olmalıydılar.

Gözlerimi devirdim ve dayımla Ferit Bey'den aldığım onaya tutunarak beyaz bayrağı salladım.

''Ben asistan değilim,'' diyiverdim. ''Yani asistanım da, asıl işim bu değil. Ferit Beyin isteği üzerine dayım tarafından Sarp'ı korumak için görevlendirildim.''

Kaan birden gelen açıklamamla sırıttı. Yüzünde sinsi bir ifade belirirken hiç ummadığım bir noktaya parmak basarak, ''Sarp?'' dedi sorarcasına.

Rol icabı 'bey' diyordum zaten. Demediğim zaman niye takılıyordu buna bu millet?

''Takıla takıla buna mı takıldın be?''

Bu Kaan'ı tuttum ben.

Kaan bana bilmişçe baktı. Beni süzerken yüzüne alaylı bir ifade hakim oldu ve, ''Resmiyet de kalktı,'' dedi. ''Ben de Kaan mı oldum şimdi?''

Ben de ona alayla baktım. Öne düşen saçlarımı geriye doğru attım ve bilmişçe sırıtarak,''Hep öyleydiniz ki zaten düşüncelerimde,'' dedim. ''Şimdi asıl kimliğimi bildiğine göre rüyanda görürsün resmiyeti, saygıyı. Patronum değilsin. İkimiz de sıradan insanlarız.''

Karşımdaki adam bu ayrıntıya pek aldırmışa benzemiyordu. Benden özel bir saygı beklemediği belliydi. Beklese de oldukça gereksiz ve saçma olurdu. Başını takdir edercesine sallayarak parmağını da uyarıcı bir biçimde kaldırdı ve dudakları ağır bir şekilde bir gülümseme tarafından ele geçirilirken, ''Sarp'ın yanında unutma ama,'' diye hatırlattı.

Bu tutumu beni bir an için afallattı. Kaan olaya çabuk hakim olmuştu ve bu benim için bizim tarafımızda olduğunun göstergelerinden biriydi.

Tek kaşımı kaldırdım. Parmağımı ikimizin ortasında havaya kaldırdım ve, ''Bu, bizi ispiyonlamayacağın anlamına mı geliyor?'' diye sordum emin olmak istercesine.

Sorduğum soruyla dudaklarını düşünceli bir şekilde birbirine bastıran Kaan ellerini saçlarının arasından geçirdi. Birkaç saniye sessiz kaldı ve, ''Sarp'ın arkasından iç çevirmeyi sevmiyorum,'' diye itiraf etti kendisinde nadiren rastlanan bir ciddiyetle. Sonra sesli bir nefes aldı ve, ''Ama ona kafaya takanlar var, o yüzden amcam doğru bir karar almış,'' dedi ve sırıttı. ''Yalnız asistan kılığında koruma, ha? Güzel.''

Sahte bir gülüşle baş salladım. Güzel ya. Bayılıyorum bu göreve.

Kaan beni bilmem kaçıncı kez süzdü. Bakışları tereddütlü bir hal alırken gözleri de usulca yüzüme geri tırmandı. Söylemekten çekindiği bir şeyler olduğunu anlayarak ona 'ha gayret' dercesine baktığımda mesajı aldı ve, ''Yalnız sen...yanlış anlama da...'' diyerek lafı ağzında geveledi.

Ne söylemek istediğini anladım. En azından başkalarının aksine Kaan bunu açıkça söyleyerek beni küçümsemekten kaçınıyordu. Bu yüzden cümlesini tamamladım ve, ''Hiçte koca bir adamı koruyabilecekmişim gibi durmuyorum, değil mi?'' diye sordum.

Kaan mahcup gözlerle bana baktı. Ensesini kaşıdı ve beceriksiz bir gülümseme takınarak, ''Afedersin de, öyle,'' dedi.

Yine sesli bir nefes aldım. Varlığını hatırladığım meyve suyumdan bir yudum aldım ve ciddi kalmaya çalışarak, ''Seni sevdim Kaan,'' diye itiraf ettim. ''O yüzden bunu duymazdan geleceğim. Hain şoför Sami bu tarz şeyler söylediği için ekstradan fazla yumruk yemişti.''

Dudaklarımdan dökülenler Kaan için pek bir bana ifade etmedi. ''Hain Sami?'' diye sormasıyla bomba meselesinden sadece Ferit Bey'in haberi olduğunu hatırladım ve geçen hafta atlattığımız olayı kısaca özetledim.

Kısa ama aksiyonlu hikayenin sonunda geldiğimde, ''Vay be!'' dedi Kaan. ''Ben de diyordum bu kız ne diye yapıştı Sarp'ın eline de aldı geldi adamı benim arabaya.''

İşittiklerimle aklım, Sarp'ın elini tutarak adeta bir skandalı hayata geçirdiğim güne giderken bu anıdan memnun olmayarak somurttum. Kolumda hafif bir yumruk hissetmemle gözlerimi hayretle tekrar Kaan'a çevirdim.

''Helal kız!'' dedi Kaan. ''Boşuna kanım ısınmadı demek sana.''

Bu an sağlam bir arkadaşlığın başlangıçı gibi hissettirirken içime dolan güzel duygularla gülümseyerek, ''Eğitimliyim,'' diye anlattım Kaan'ın aklında soru işaretlerini tahmin ederek. ''Dört senedir dayım için çalışıyorum.''

Kaan duyduklarıyla önce baş sallasa da sonrasında kaşlarını çattı ve, ''O halde senin yaşın da yalan,'' dedi. ''Ya da baya küçük yaşta başladın.''

''Yirmi altı'yım. On yedi yaşından beri eğitiliyorum.''

''Vay be!'' dedi Kaan bir kez daha ve keyifli bir şekilde sırıtarak devam etti:

''Bu öz güven de oradan geliyor kesin. Sarp'dan bu yüzden çekinmiyorsun,'' dedi ve sesli bir kahkaha atarak eğlendiğini belli etmekten geri durmadı. ''Sarp seni bilse o senden çekinir.''

Gülüşüne eşlik ettim. Sarp öyle veya böyle kolay kolay birilerinden çekinecek bir insana benzemiyordu. Ama hakkımdaki gerçeği öğrense büyük bir şaşkınlığa uğrayıp bir müddet kabullenemeyeceği açıktı. ''Aynen öyle.''

Kaan'a işittiklerini sindirmesi için zaman tanıyarak sessiz kaldım. Oysa Kaan süper kahramanların gerçek olduğunu umut eden küçük bir çocuğun hayaline kavuştuktan sonraki hali gibi kolayla sindirmişti bu gerçeği.

''Yaşın yalan,'' dedi bu defa ve soru sorarcasına ekledi. ''Adın?''

Adım konusunda da şüpheye düşmekte haklıydı. Sonuçta bir nevi sahte bir asistan sayılırdım. Sırrımı birilerine anlatmak bana bile iyi gelmiş olacak ki, yine bir detay atlamadan yanıtladım. ''Işıl ikinci adım. Ben Defne'yi tercih ediyorum. Soy adım da Özalp değil, Akkaya.''

''Defne Işıl Akkaya.''

''Öyle.''

Kaan'ın sorularını cevapladım. Aklında soru işaretlerinin kalmadığına emin olurken, fazla ayrıntıya girmediğim tek nokta bizim kuruluştu. Anlatabileceğim her şeyi anlattıktan sonra soru soran bakışlarımı Kaan'a diktim ve, ''Sırrımızı koruyacaksın değil mi?'' diye sordum merakla. Oysa alacağım yanıtın olumlu olacağına adım kadar emindim.

Üstüne alınmadığın bir ismin varken adın kadar emin olma bence.

''Sen kardeşimi koruduğun müddetçe, evet.''

İşittiğim 'kardeşim' kelimesi Sarp ve Kaan'ın yakınlığı konusundaki tahminimi güçlendirirken içten bir şekilde gülümseyerek baş salladım. ''Gözün arkada kalmasın.''

Kaan birkaç saniye sessiz kaldı. Bana anlam veremediğim, ama kesinlikle rahatsız edici olmayan bir şekilde baktı. O an aklından geçenleri merak ettim. ''Çok havalısın,'' dedi sonra.

İşittiklerime karşılık sadece güldüm.

Karşımdaki adam ise derin bir nefes aldı ve elini havaya kaldırarak bana döndü. ''Arkadaşım geldi,'' dedi mekana giriş yapan adamı işaret ederek. Sonra yüzüne yine o bilindik sırıtışını yerleştirdi ve yan masadaki küçük vazoda duran çiçeği çıkararak bana uzattı.

''Her hangi bir sorun, oyun dolabın, üç kağatçılığın olursa bana danışabilirsin. Size yardımcı olmak benim için bir şereftir hanımefendi.''

Sözleri beni bir kez daha güldürmeye yetti. Hafta boyunca sıkça muhatap olduğum önemli bir kişinin gerçekleri öğrenmesi nedense omuzumdaki yükü biraz olsun hafifletirken, bana uzattığı çiçeği aldım.

''Teşekkür ederim,'' dedim. Hem çiçek için, hem de bana desteğini sunduğu için.

Kaan da içten bir şekilde gülümsedi ve güneş gözlüğünü gözlerine geçirip yanımdan ayrılmadan önce son kez bana döndü. ''Kendini de koru, kız.''

Baş salladım. ''Korurum,'' diye mırıldandım ve Kaan yanımdan uzaklaşırken derin bir nefes aldım.

Bir kişiye açık vermiştik. Sarp'a yakalanmadan bu işi bitirebilecek miydik?

Bölüm sonu

3 yorum