İçeriğe geç

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 10 · 12 dk okuma

Kelebeğin Sırrı (Sahte Bela Serisi 1)

Bölüm 10

Bölüm 10

Şarkı: Miss Li - Plastic Faces

*

''Arabada bomba var... Sarp arabayı çalıştırdığında patlayacak.''

Bol bol tehlike barındıran sözler zihnimin içerisinde defalarca yankılanırken yakalarından sıkıca kavradığım adamın yüzüne bakmayı sürdürüyordum. Bu uğursuzun uğursuz dudaklarından neler firar ediyordu böyle?

Bir an önce işi ele almamı söyleyen yanım sesini git gide daha çok duyururken bir kez daha hain şöförün sırtını duvara vurdum. ''Ne diyorsun sen ya?''

''Duydun,'' dedi çektiği acıdan dolayı nefes nefese kalan adam. ''Ne biliyorsam söyledim. Başka da bir şey bilmiyorum.''

İşittiklerimle kıskaçım altındaki adama öfkeyle bakmaya devam ettim. Hızlı hareket etmem gerekiyordu. Neyseki işittiklerinin etkisi altında kalıp bir de sindirmekle uğraşan bir kişilik değildim. Bu huyum o an işime yararken aceleyle cep telefonumu çıkararak dayımı aradım.

''Her şey yolunda mı?'' diye sorarak yanıtladı dayım telefonu.

Duvara yasladığım adamın yüzüne ters bakışlar atmaya devam ederken konuştum. ''Yoluna sokmaya çalışıyorum. Şöför tahmin ettiğim gibi çıktı. Ekip hazır mı?''

''Yoldalar. Tahminimden hızlı çıktın ve onlar da trafiğe takıldılar,'' dedi dayım.

Dakikalar sonra omuzlarımdan bir yükün daha eksileceğini biliyordum. Buna tutunarak sakin bir nefes aldım ve, ''Peki,'' diye mırıldandım. ''En fazla yarım saat daha idare edebilirim. Dışarıda işimiz var. Sarp gelecek.''

''Halledeceğiz.''

İşittiğim sözle sakin kalmaya gayret ettim. Ekip en azından yeni haberdar olmamış, çoktan yola çıkmıştı. Tek ihtiyacım olan trafiğin açılmasıydı. Ayrıca ekibin vakitlice buraya ulaşmaması durumunda bir şekilde Sarp'ın arabaya binmesine engel olmalıydım.

Derin bir nefes aldım. Karşımdaki pislik plana uyup rahatsız olduğunu iddia edebilir, anahtarları Sarp'a verebilirdi. O an zihnimin içinde yanan ışıkla büyüttüğüm gözlerle adını bilmediğim adama döndüm ve, ''Şimdi usluca tekrar arabaya döneceğiz,'' dedim.

Gözleri korkuyla aralanırken, ''Ne yapacaksın?'' dedi. ''Arabayı ben mi çalıştıracağım yoksa?''

Kulaklarımı dolduranlarla genişçe sırıttım. Oldukça cezbedici bir fikir olsa da benim görevim kurtarmaktı, yakmak değil. Üzülerek de olsa başımı sağa sola salladım ve, ''Maalesef hayır,'' diye mırıldandım. Sonra yakalarından tuttuğum adamın omuzundan öne çekerek önümden yürüyeceği şekilde ittim. ''Sakın yanlış bir hareket yapma. Arabaya yürü.''

Bir şey söylemedi. Sözüme itaat ederek adımlarını az evvel yanında durduğumuz arabaya yönlendirdiğinde ben de onu takip ediyordum. Sarp'ın o arabaya binmesini nasıl engelleyeceğimi biliyordum. Aklıma gelen şeyle, ''Kaan'ın da mı şöförü var?'' diye sordum. Zira durum öyleyse tedbiri elden bırakmayarak, muhtemelen suçsuz olan bir şöförün daha günahını almalıydım. Bugün öğrenmek zorunda kalmıştım ki, bu şöför milletine güven olmayabiliyordu.

''Hayır,'' dedi hain şöför. ''Kaan Bey arabasını kendi kullanıyor.''

Kaan Güvener için bir artı puan daha.

''Peki,'' diye mırıldandım. Zihnimin içerisindeyse türlü tilkiler dönmeye başlamıştı bile. O halde Kaan'a musallat olacak, onunla gitmeyi ortaya atacaktım. Bu soruya da bir cevap bulduğumda plan hazırdı.

Arabaya ulaştığımızda tekrar şöföre döndüm ve elimi ona doğru uzatarak, ''Anahtarlar,'' dedim.

Gözleri bir kez daha endişeyle aralanırken bir adım geriledi. O an onu baştan ayağa süzerek biraz dağıldığının farkına vardım. Rahatsız olmaktan ziyade hırpalanmış gibi duruyordu.

Çünkü onu hırpaladın.

''Ne yapacaksın?''

''Sana ne?'' dedim ve elimi birkaç kez açıp kapar gibi yaptıktan sonra ben de ona doğru bir adım atarak tekrar gerilemesine neden oldum. Sırtı hemen ardındaki arabaya çarptığında sinsice sırıttım ve, ''Ver,'' diye buyurdum.

Yutkundu. Onu hırpalamış olmam gözünü baya korkutmuş olmalıydı. Muhtemelen kendisini öldüreceğime inanıyordu. İnansındı.

Bana doğru uzattığı anahtarı elime aldım ve karşımdaki adama uyarıcı bir bakış atarak, ''Kıpırdama,'' dedim. ''Tamam mı?''

Başını hızla aşağı yukarı salladı. ''Tamam.''

''Aferin.''

Arka tekerlerden birine doğru yaklaşarak dizlerimin üzerine eğildim ve elimdeki anahtarı var gücümle lastiğin hassas bir noktasına geçirdim. Birkaç denemenin sonunda nihayet lastik patlayıp içindeki havayı dışarı bıraktığında gördüklerimden memnun bir şekilde sırıtarak tekrar doğruldum. Şöförün sırtını ve avuç içlerini arabaya yaslamış bir vaziyette korkulu gözlerini bana dikmiş olduğunu görmemle sırıttım ve, ''Aynını gözlerine de yapmamı ister misin?'' diye sordum.

''Ha-hayır!'' diye kekeledi.

Garibim, bir daha asla kimseye ihanet edemeyecek!

İç sesime hak verdim. Adamın gözlerinde öyle bir korku vardı ki, alacağı cezadan ziyade şu son on beş dakikada yaşadıkları bile bir daha kimseye ihanet etmemesi için yeterli olacak gibiydi. Kendimi övmek gibi olmasın.

''Çok oyasım var ama gözlerini,'' dedim karşımdaki adamı biraz daha ürkütmekte bir sakınca görmeyerek.

''Psikopat mısın kızım sen?'' diye sordu hafif bağırır bir tonda.

Bu hoşuma gitmemiş gibi hafif yapmacık bir şekilde kaşlarımı çattım ve, ''Canımı sıkıyorsun,'' dedim. ''Benimle iyi geçin.''

Başını bir kez daha hızla olumlu anlamda salladı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim ve elimdeki anahtarı ona doğru salladıktan sonra, ''Al bunu,'' dedim. Onu bir kez daha baştan ayağa süzdüm ve, ''Şu üstünü başını bir düzelt,'' diye ekledim. ''Sarp geldiğinde yine hasta olduğunu söyleyeceğiz, tamam mı?''

''Bırakacak mısın beni?'' diye sordu yersiz bir umutla. Umudun da bir sınırı olmalıydı oysa.

''Bir insanın ölümünde ciddi bir rol oynamak üzereydin. Sence seni salar mıyım?''

''Salmazsın.''

''Salmam.''

Şöför yüzünü ekşitti. Gözlerinden geçip giden pişmanlıksa dikkatimden kaçmadı. Muhtemelen bu işten kolaylıkla sıyrılacağına inandırılmıştı. Büyük aptallık.

Birkaç saniye sessiz kaldık. Kolumdaki saate sabırsız bakışlar atarken, ''Kimsin sen?'' diye sordu karşımdaki adam. İşittiğim sesle bakışlarımı yüzüne çevirdim ve, ''Sizin arkanızı toplamaya gelen kişiyim,'' diye yanıtladım yapmacık bir gülümseme eşliğinde.

''Polis misin?''

''Hayır,'' dedim. ''Kim olduğum önemli değil. Sen bir pislik yaptın. Ben de engel oluyorum.''

Bıkkın bir nefes aldım. Kolumdaki saate bir bakış atmıştım ki, cebimde titreşen telefonu hızla elime alarak Çisem'den gelen aramayı yanıtladım.

''Alo?''

''Defne,'' dedi hattın diğer ucundaki arkadaşım. ''Biz geldik. Birkaç sıra gerideyiz. Sizi görüyoruz. Yaklaşalım mı?''

Vaktinde yetişmiş oldukları için rahat bir nefes alırken, ''Gelin,'' dedim. Ama hemen sonra biraz ileride farkettiğim şeyle hızla, ''Hayır,'' diye düzelttim. ''Yaklaşmayın. Sarp burada.''

Çisem kontolünü kaybetmedi. Zira o da işinde oldukça iyiydi. ''Peki,'' dedi. ''Tüm giriş ve çıkışlar kapalı. Yanındaki adamı bırakabilirsin. Sen Sarp'ı uzaklaştırdıktan sonra alırız. Kaçamaz.''

İşittiklerimle arkadaşlarıma olan güvenim bir kez daha tazelendi. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünerek birbirimize kolaylık sağlamak gibi güzel bir huyumuz vardı. Karşımdaki adama doğru sırıttım ve, ''Tamamdır,'' diyerek aramayı sonlandırdım. Ekip arkadaşlarımın yakınlarda olduğunu bilmek bana daha çok güven verirken bize doğru gelen Sarp'a kaçamak bir bakış attım ve şöföre dönerek, ''Ben Işıl'ım,'' dedim. ''Sadece Işıl. Sıradan bir asistan. Aksini iddia edersen ciğerlerinin kaderi arabanın lastikleriyle aynı olur,'' diye ekledim ve Sarp'ın yanımıza yaklaşmasıyla yüzüme endişeli bir ifade yerleştirerek, ''Gerçekten çok geçmiş olsun,'' dedim.

Sarp yanımıza ulaştı. Bakışları bir şöföre, bir de bana kayarken, ''Sami?'' dedi sorarcasına. ''Işıl?'

''Sarp Bey?''

Sert bakışlarını bana çevirdi. Burnundan soluduğu belli olurken, ''Yanımdan ayrılalı kırk dakika oldu, Işıl,'' dedi. ''Kırk dakika.''

O kadar oldu mu ya?

''Ne oluyor burada?'' diye sordu Sarp.

Adının Sami olduğunu öğrendiğim hain şöföre bir bakış attım. Adam tam bir pislik çıktı Rıza baba!

Yüzüme mahcup bir ifade yerleştirerek Sarp'a döndüm ve, ''Afedersiniz,'' diye mırıldandım masumca. ''Ben ihtiyacımız olabilecek dosyaları da yanımıza alalım diye önceden arabaya yerleştirecektim,'' dedim ve Sarp işittikleriyle tek kaşını soru sorarcasına kaldırırken, ''Sonra Sami'yi buldum,'' diye ekledim.

Sarp bana doğru bir adım attı. Soru soran bakışları varlığını korurken, ''Ee?'' dedi bu kez. Soru işaretlerinin yok olmak yerine çoğaldığı aşikardı.

''Dosyaları arabaya bırakmak için Sami'den yardım istemiştim, ama Sami rahatsızmış.''

Benim üzerimde olan dikkatli bakışlar biraz daha yumuşayarak Sami'yi buldu. ''Öyle mi?'' diye sordu Sarp. Hızla şöföre dönüp uyarı dolu bir bakış atarak başını olumlu yönde sallamasını sağladım. ''Evet, efendim,'' dedi hain Sami. ''Araba kullanabilecek durumda değilim.''

Sarp işittikleriyle birkaç saniye sessiz kaldı ve sonra başını ağır ağır salladı. ''Peki,'' dedi. ''İyi değilsen söyle arkadaşlarına eve bıraksınlar seni. Anahtarları da ver, kendim kullanayım.''

Sami bu noktada bana soru soran bir bakış attı. Anahtarları verip vermemesi gerektiğini bilmiyordu. Onu yönlendirmek adına başımı hafifçe salladığımda, ne yapması gerektiğini anlayarak anahtarları cebinden çıkarıp Sarp'a uzattı.

''Sen gidebilirsin,'' dedi Sarp. ''Geçmiş olsun.'' Ben de Sami'nin görebileceği bir şekilde başımla onayladım. Nasıl olsa etrafı sarılıydı ve buradan çıkamayacaktı.

Sami de aynı şekilde baş sallayarak teşekkür etti ve bana yalvaran bir bakış atsa da, karşılığında ters bir bakış alarak ağır adımlarla yanımızdan uzaklaştı. Hızla az evvel biraz ileride gördüğüm Çisem'e doğru başımla bir işaret vererek harekete geçmelerini istedim.

Patronum olacak adamın bakışlarını bir kez daha üzerimde hissederken, ''Hemen gidiyor muyuz?'' diye sordum. O ise bu soruma aldırmadı ve, ''Neden kafana göre iş yapıyorsun?'' diyerek soruma alakasız bir soruyla karşılık verdi.

''Anlamadım.''

''Sana arabaya dosya indir diyen oldu mu? Tamam, yerinde bir düşünce. Ama önceden indirmeye ne gerek var? İki dosya değil mi? Yola çıkarken alırdın.''

Art arda dizdiği haklı sorularla dudaklarımı büzdüm. Umuyordum ki bu masum hareketler işe yarasındı. Aksi takdirde fazlasıyla üsteleyeceğini tahmin edebiliyordum. Yine de o an aklıma düşen ilk bahaneye tutundum ve, ''Toplantıdan sonra bir de dosya alacağım desem ona da kızardınız,'' dedim suçlayıcı bir tonda. Yapmacık bir şekilde takındığım alıngan bakışlarımı da Sarp'dan esirgemedim. Sözlerim bana hayretle bakmasına neden olurken, ''Ben mi kızıyorum?'' diye sordu kendini işaret ederek.

Yok, dedem.

Sözlü bir cevap vermek yerine sadece başımı sallamakla yetindim.

Sarp bezgin bir nefes aldı. Elini saçlarından geçirdi ve, ''Sen beni deli edeceksin,'' dedi.

''Sen zaten delisin,'' diye mırıldandım kendi kendime. Neyseki bu sırada Sarp'ın telefonu çaldığı için sözlerimi işitmedi. Birkaç dakika hattın diğer ucundaki kişiyle konuştuktan sonra telefonu kapatarak bana döndü.

''Yukarıdan ne alacaksan al, Kaan ortaklarla birlikte geliyor.''

Sarf ettiği bu sözlerin ardından arabaya yönelmişti ki, ''Aa, Sarp Bey!'' diyerek tekrar ilgisini üzerime çektim. Soru soran gözlerini bana çevirdiğinde bakışlarımı patlak olan lastiğe çevirdim ve elimi küçük bir çocuk edasıyla o noktaya doğru kaldırırken, ''Lastik,'' dedim.

Sarp dikkatini işaret ettiğim noktaya verdi ve, ''Hay Allah,'' dedi. ''Nasıl oldu bu?''

''Bilmem.''

''Değiştirmem lazım,'' dedi Sarp sıkıntılı bir tonda.

Anında itiraz ettim. ''Olmaz. Üstünüz batar. Ayıp misafirlere.''

Dudaklarımdan dökülen bu sözler Sarp'ın bana onaylayan gözlerle bakmasına neden oldu. Ellerini ceketinin altından beline yerleştirerek baş salladı ve, ''Haklısın,'' dedi. ''Şöförlerden birinden rica edelim, onlar yapsın.''

Demek canın isteyince rica etmeyi biliyorsun, ha?

Benim için önemli, insanlık için gereksiz olan noktaya kulak vermedim ve bir kez daha itiraz etmekten geri durmayarak, ''Olmaz, Sarp Bey,'' dedim. ''Çok zaman kaybederiz.''

Sarp bana ters bir bakış attı. Adama yardımcı olunca bile gıcık bakışlarla karşılaşıyor olmam inanılır gibi değildi!

''Ne olacak peki?'' diye sordu huysuzca. ''Kaan gidiyor zaten. Biz de biraz gecikelim.''

''Adamları ikna etme aşamasındayken dakik olmamaktan mı kaybedelim, bunu mu istiyorsunuz?''

Dudaklarımdan dökülen kelimeler Sarp'ın bana garipseyen bakışlar atmasına neden oldu. Bunu anlayabiliyordum. Zira öne sürdüğüm şey pek mantıklı sayılmazdı. Sonuçta yetişeceğimiz yer bir toplantı değildi ki, biraz geç geldik diye işi bitirsinler.

''Bence hiç vakit kaybetmeyelim biz. Ne olur ne olmaz,'' diye mırıldandım ve Kaan'ın otoparka inmiş olduğunu görmemle hızla Sarp'ın elini kavradığım gibi onu peşimde sürükledim.

''Kaan Bey,'' diye seslendim Kaan'a doğru. Bir de öyle kendimden geçmiştim ki, aptal gibi boştaki elimi havada sallıyor, muhtemelen dışarıdan bakanlar için yolda tanıdığını görüp kendini kaybeden insanlara benziyordum. Aldırmadım. Önceliğim Sarp'ın o arabaya binmesine engel olmaktı.

Misafirlerin bindiği arabanın otoparkı terk etmekte olduğunu görmemle yanına ulaştığımız Kaan'a bir kez daha seslendim ve, ''Biz de sizinle gelelim mi?'' diye sordum. ''Sarp Bey'in arabasının lastiği hakkın rahmetine kavuşmuş da.''

Kaan sözlerimi işitti mi bilmiyordum. Ama gözü her ne görüyorsa, bakışlarını bir noktaya dikmiş, oradan ayırmıyordu. Koyu gözlerinin odağını takip ederek baktığı yere baktığımda, gördüğüm şey cidden dehşet vericiydi. Sarp ve ben, el eleydik.

Düğün ne zaman?

Yavaş!

İnanamadığım tabloyla birlike kaşlarımı çattım ve ikimizin birbirine kenetlenmiş ellerini havaya kaldırarak hayretle baktım.

''Tövbeler olsun!'' diye adeta haykırdım ve Sarp'ın elini bırakarak ateşe değmiş gibi bir adım geriledim. ''Niye tutuyorsunuz siz benim elimi?''

Sarp'ın bakışları hayretle büyüdü. Gözlerindeki afallamışlık hafif bir öfkeye bulanırken, ''Ben mi tuttum?'' diye sordu.

''Ben tutmad...'' diyordum ki aklıma dank eden gerçekle yumruk yaptığım elimi havaya kaldırarak dişlerimin arasından konuştum:

''Tuttum. Ben tuttum da, siz niye bırakmıyorsunuz? Desenize, Işıl desenize. Ne yapıyorsun, desenize!

''Evet, Sarp,'' diyerek sessizliğini bozdu Kaan. ''Bıraksana kızın elini.''

Kaan'ın yüzündeki eğlenir ifade de dikkatimden kaçmazken nedense kendimi açıklama gereği duydum ve hafifçe Sarp'a dönerek, ''Ben aceleden tuttum elinizi. Sizi buraya getirmek için,'' dedim. ''Böyle fark etmeden oldu... Bilmeyerek.''

Bir de bilerek olsaydı.

Sarp bu sözlerimin ardından derin bir nefes aldı. Gözleri gözlerimi bulduğunda bundan nedense rahatsız oldum. Oysa ben kimsenin gözlerine bakmaktan çekinmezdim. Rahat bir insandım da, ama sanırım şu an biraz utanmıştım. Buna rağmen gözlerimi kaçırmadım.

Patronum olacak adam başını anlayışla salladı. Rahatsızlığımı anlamış olacak ki, üstelemeyerek, ''İnsanlık hali,'' dedi. ''Olur böyle şeyler.''

Hayır, olmaz.

''Kaç asistanın elini tuttun bugüne kadar?''

Kaan'ın bu sorusuyla şaşkınca ona baktım. Gözlerim yanımdaki ikili arasında gelip giderken Sarp sert bakışlarını kuzenine çevirdi ve, ''Sen susacak mısın?'' diye sordu tehditkar bir tonda.

Kaan ise gıcıkça sırıttı. Ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı ve, ''Peki,'' dedi. Sonra arabasının kapılarını açarak, ''Hadi atlayın o zaman,'' diye ekledi ve alaylı bakışlarını bana çevirdi. ''Vakit kaybetmemeliymişiz ya.''

Ona masum bir öfkeyle baktım. O ise küçük bir kahkaha attı ve şöför koltuğuna geçti. Ben de Sarp'a döndüğümde gözlerinin bende olduğunun farkına vardım. Aldırmamaya çalıştım.

''Eşyalarını almayacak mısın?'' diye sordu Sarp. Başımı sağa sola salladım. ''Hafızamın kuvvetli olduğunu kanıtlamış olmam gerekiyor,'' dedim daha önceki konuşmalarımıza değinerek. ''Yok illa not et derseniz de teknoloji ilerledi. Telefonuma not ederim.''

Sözlerim Sarp'ın bana birkaç saniye bakmasına neden oldu. Sonunda, ''Öyle olsun,'' diye mırıldandı ve Kaan'ın camı açarak, ''Bekliyorum,'' demesiyle benim için arka kapıyı açtı. Bakışlarıyla içeri geçmemi işaret ettiğinde ikiletmedim ve başımla teşekkür ederek arka koltuklara yerleştim. Patronum kapıyı kapattı ve saniyeler sonra Kaan'ın yanındaki koltuğa geçti. Herkes yerini aldığında Kaan gaza basarak arabayı otopark çıkışına doğru sürdü.

Titreşen telefonumu elime alarak, Çisem'den gelen mesajı açtım.

Şöförü aldık. Sıra bombada. Olay büyümeden kapanacak. Yine de dikkatli ol, yedek planları olabilir.

Okuduğum cümlelerle rahat bir nefes aldım. Birkaç can sıkıcı aksilik dışında tehlike ortadan kalkmıştı en azından. Tek dileğim arkadaşlarımın bombayı sorunsuz bir şekilde imha edebilmeleriydi. Muhtemelen bomba, patladığı takdirde sadece Sarp'a zarar verecek olan bir bombaydı.

Arkama yaslandım. Bakışlarım bu kez istem dışı Sarp'ın elini tutmuş olan elime kaydığında kaşlarımı çattım. Zihnime birden tek bir kelime düştü. Nar. Elimdeyse bir sıcaklık hissettim.

İçimde birden yer edinen rahatsız edici hislerle başımı kaldırdım ve pencereden dışarı baktım. Otoparktan çıkmadan evvel başka bir arabanın ardında, siyah kapüşonlu bir adam dikkatimi çekti.

Oflamamak için kendimi zor tuttum. Yedek plan belki gerçekten vardı. Ve belki pek uzakta değildi.

BİTTİ! Sevdiniz mi? Yorum isterim!

Bir sorun bitmeden yenisi mi başlıyor, ne dersiniz?

10. Bölümlerimin klasik sorusu: Favori karakteriniz var mı? Varsa kim?

Başta belirttiğim gibi hedefimiz 125 yıldız ve bol yorum olsun. Bakarsınız perşembe veya cuma çalarız kapınızı :)

İletişim için İnstagram hesabım: seymaendless

Arayı açmadan yeni bölümde buluşalımmmm. Sevgilerimle trong>

Bölüm sonu

7 yorum