Çarşamba sabahı dördüncü katın koridoru, sonbaharın ilk kez bu kadar cömertçe sunduğu ılık bir güneş ışığıyla aydınlandı.
Enes kapısını açtığında her zamanki telaşlı adımları yoktu. Üzerine geçirdiği koyu yeşil kapüşonlu hırkasının yakasını düzeltirken, 12 numaranın kapısı neredeyse aynı saniyede aralandı. İki kapı komşusu göz göze geldiğinde, aralarındaki o eski buzdan duvarların izi bile kalmamıştı.
Ece, kuzguni siyah saçlarını bu sabah açık bırakmıştı; omuzlarına dökülen parlak tutamlar bembeyaz tenine tezat oluşturuyor, yüzündeki hafif dinlenmiş pembe ton onu her zamankinden çok daha ışıltılı gösteriyordu.
"Günaydın," dedi Ece. Sesi pürüzsüz, yumuşak ve içtendi.
"Günaydın," diye gülümsedi Enes. Bakışları gayriihtiyari kızın gözlerinde bir saniye fazla asılı kaldı. "Rengin tamamen yerine gelmiş. Salı günkü kütüphane havası iyi geldi galiba."
"Kütüphanenin değil, sessizliğin şifasıdır o," diye takıldı Ece, kapısını kilitlerken dudaklarında beliren o zarif tebessümle.
Merdivenleri yan yana, acele etmeden indiler. Apartman kapısından çıktıklarında Mert her zamanki gibi motorunun başında bekliyordu. Ancak bu kez Enes’e karşı selamı sadece baş hareketiyle sınırlı kalmadı: "Selam Enes, nasılsın?"
"İyidir Mert, motorun anahtarını bana bırakmadığın sürece her şey yolunda," dedi Enes gülerek.
Ece kaskı takmadan önce Enes’e döndü: "Derste görüşürüz o zaman, ortak."
"Görüşürüz."
Okul günü, sanki havanın güzelliğine ayak uydurmuş gibi akıp gitti. Edebiyat dersinde Nedim Hoca ödev taslaklarını kontrol ederken Enes ve Ece’nin masasına uğradığında kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Fevkalade," dedi hoca, gözlüklerinin üzerinden ikisine bakarak. "Modern insanın sanal persona ile gerçekliği arasındaki çelişkiyi çok iyi çerçevelemişsiniz. Cuma günkü sunumu sabırsızlıkla bekliyorum."
Hoca uzaklaştığında Enes sıranın üzerinden Ece’ye eğilip fısıldadı: "Gördün mü? Ben sana dedim, bizden iyi bir ikili çıktı."
Ece kalemiyle defterin kenarına küçük bir onay işareti koyarken başını hafifçe yana yatırdı. "Metni ben toparlamasaydım hoca sadece 'gürültülü fikirler' görecekti Enes, unutma."
"Ama fikirler benimdi kraliçe!"
Öğle arasında kantinde, Bora ve Ali ile otururken bile Enes’in gözü arada bir bahçede İnci ve Mert ile yürüyen Ece’ye kayıyordu. Ece yanından geçerken hafifçe başını eğip ona belli belirsiz tebessüm ettiğinde, Bora masaya sertçe vurdu:
"Oğlum Enes, sen bu kızla ne ara bu kadar samimi oldun? Kız okulun yarısına selam vermiyor, sana gülümsüyor lan!"
"Komşuluk hakkı oğlum, abartmayın," dedi Enes, içinde kabaran o tatlı gururu bastırmaya çalışarak tostuyla ilgilendi.
Saat 20.00.
Mahalle akşamın karanlığına teslim olurken, 4. kattaki iki odada da ışıklar eşzamanlı olarak kısıldı.
Enes odasındaki oyuncu koltuğuna yerleşmiş, çift ekranını açmıştı. İki günlük aradan sonra YouTube bildiriminde parlayan o neon mor kelebek simgesi içini kıpır kıpır etmişti: Butterfly Canlıda: Geri Döndük! Zombiler Saklansın!
"Sonunda be," dedi Enes kulaklığını kafasına geçirerek. "Bakalım bizim kızın sesi nasılmış."
Yan dairede ise Ece, mor ve turkuaz LED ışıklarla parıldayan akustik süngerli odasında derin bir nefes alıyordu. İki günlük dinlenme, nane-limonlar ve hepsinden öte dün akşam Enes’le attığı o yavaş adımlar ona inanılmaz bir enerji yüklemişti. Mor kapüşonlusunun kollarını sıvazladı, mikrofonu kendine çekti.
Kulak içi monitörden Mert’in sesi geldi: "Giriş yap Ece, rekor sayıda insan bekliyor."
Ece ekrana tıkladı: YAYINI BAŞLAT.
Hareketli synthwave melodisi başladığı anda Enes’in odası kulaklıktan gelen neşeyle doldu. Ece’nin o tanıdık, kıpır kıpır, esprili sesi mikrofondan fırladı:
"Selam millet! Ben Butterfly! Yokluğumda haritayı özleyenler, bensiz zindanlarda kaybolanlar ve geçmiş olsun mesajlarıyla bildirim kutumu patlatan muazzam chat... Hepiniz evinizin kraliçesine yeniden hoş geldiniz! İki gün yattım, enerjimi topladım; bu gece bu oyunu bitirmeden hiçbirimiz uyumuyoruz!"
Enes koltuğunda geriye yaslanıp kahkahayı bastı. "İşte bu ya! Vallahi özlemişim o enerjiyi."
Yayın adeta bir şölen gibi akıyordu. Ece oyunda harikalar yaratıyor, karakterini kıvrak manevralarla yönetirken araya kattığı esprilerle chati kırıp geçiriyordu. Enes bir yandan cipsini atıştırıyor, diğer yandan ekrandaki aksiyonu pürdikkat izliyordu.
Fakat bu gece onda garip bir his vardı. Normalde sadece ekrandaki oyuna ve Butterfly'ın sesine odaklanan zihni, ikide bir yan daireye kayıp duruyordu. Kulaklığındaki ses ne zaman neşeyle bir espri patlatsa, Enes'in aklına dün kütüphanede filtre kahvesini içerken hafifçe kıkırdayan Ece geliyordu.
"Kafayı yedin oğlum Enes," diye mırıldandı kendi kendine, başını iki yana sallayarak. "Kızla iki saat ders çalıştın diye her yerde onun sesini arıyorsun."
Oyunun ellinci dakikasında Butterfly, karakteriyle dar bir köprüden geçerken arkasında beliren devasa bir yaratıktan son saniyede sıyrıldı. Ece mikrofona doğru zafer dolu bir çığlık attı:
"Gördünüz mü o sıyrılışı?! Bu refleksler doğuştan gelir gençler, antrenmanla falan olmaz!"
Enes sırıttı. Klavyeye uzanıp sohbete her zamanki neşeli mesajlarından birini bıraktı:
Enes_07:"Kraliçe sahalara fırtına gibi döndü! Formundan hiçbir şey kaybetmemişsin, nazar değmesin."
Yan ekranda hızla akan binlerce mesajın arasında bu tanıdık kullanıcı adını gören Ece, mikrofonun arkasında istemsizce gülümsedi. Karşısındaki ses yalıtımlı duvara, yani Enes’in odasının olduğu yöne doğru kısa bir an sıcacık bir bakış fırlattı.
"Teşekkürler Enes_07! Formumuz yerinde, merak etme. Bu gece kimse beni durduramaz!" dedi canlı yayında, sesine tatlı bir meydan okuma katarak.
Enes kulaklıktan kendi adını duyunca yüzünde kocaman bir gülümsemeyle arkasına yaslandı. İçindeki iki farklı dünya—ekrandaki gizemli kahramanı ve yan dairede her geçen gün kalbini biraz daha ısıtan o siyah saçlı komşusu—kendi halinde, birbirine çarpmadan ama Enes'in ruhunda tatlı bir neşe bırakarak akmaya devam ediyordu.