İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 8 · 4 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 8

Sarı Camlar ve Yavaş Adımlar

Kütüphanenin merdivenlerinden inerken caddenin serin rüzgarı ikisinin de yakalarını savurdu.

Ece, çantasının yan gözünden telefonunu çıkarıp ekran kilidini hızla açtı. Saat sekize geliyordu ve normal şartlarda şu an odasındaki ses yalıtım panellerinin karşısında, ekranların mavi ışığı altında son kontrolleri yapıyor olmalıydı. Parmakları Discord simgesine dokundu. İnci’den gelen "Mert lobiyi kurdu, neredesin?" mesajını görünce adımlarını bir saniyeliğine yavaşlattı.

Hemen yanında yürüyen Enes’e kaçamak bir bakış attı. Enes ellerini montunun ceplerine sokmuş, akşam trafiğinin gürültüsüne aldırmadan adımlarını kasten ağırdan alıyordu. Yüzündeki o tasasız, huzurlu gülümseme hala oradaydı.

Ece klavyeye hızla dokundu:

Ece: "İnci, bu akşam da yayın açamayacağım. Henüz tam toparlanamadım, boğazım hala batıyor. Topluluğa kısa bir not geçiver lütfen."

Telefonu cebine atıp derin bir nefes verdiğinde içinde yükselen garip hafifliği fark etti. Vicdanı izleyicilerine karşı hafifçe sızlasa da, bu akşam aceleyle odaya kapanıp mikrofonun ardına gizlenmek istemiyordu.

"Otobüs durağına kadar yarışalım mı diyecektim ama..." dedi Enes başını Ece’ye çevirip sırıtarak. "Hala nekahat dönemindesin, sana kıyamam."

"Çok centilmence," dedi Ece, dudaklarında hafif bir tebessümle. "Hem bir otobüs için koşuşturmaya hiç gerek yok, gelir elbet."

Durağa vardıklarında çok beklemediler. Şehir merkezinden mahalleye giden sarı belediye otobüsü tıslayarak önlerinde durdu. Akşam yoğunluğu dağılmaya başladığı için içerisi şaşırtıcı derecede tenhaydı. Enes kartını basıp kenara çekildi ve Ece’nin geçmesine izin verdi. Arka kapıya yakın, cam kenarındaki boş ikili koltuğa geçip oturdular.

Ece çantasını kucağına alıp başını hafifçe soğuk cama çevirdi. Dışarıda akan sokak lambaları, vitrinlerin neon ışıkları ve karanlığın içine karışan arabalar sarı bir şerit gibi kayıp gidiyordu. Yanındaki koltukta Enes’in varlığı, aralarındaki o daracık boşlukta belirgin bir sıcaklık yaratıyordu.

"Bugün gerçekten çok iyi çalıştık," dedi Enes, omzunu koltuğun arkalığına hafifçe yaslayarak. "Yani ödev bahane oldu ama... Seni biraz daha yakından tanımak güzeldi."

Ece başını camdan ayırıp Enes’e baktı. Loş otobüs ışığı Enes’in açık kahverengi gözlerini daha yumuşak, daha derin gösteriyordu. "Ben de seni hep sadece sınıfta gürültü çıkaran o çocuk sanıyordum," dedi Ece sesini alçak tutarak. "Fena değilmişsin."

"Fena değil mi?" Enes elini kalbine koyup sahte bir kırgınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Notumu yükseltmen için daha ne yapmam lazım komşu? Kütüphanede sessiz nefes aldım resmen."

Ece kendini tutamayıp hafifçe güldü. Bu kez yüzündeki tebessüm tamdı; saklanmayan, ardında hiçbir zırh taşımayan dupduru bir kahkaha döküldü dudaklarından. Enes o an donup kaldı. Ece’nin gülerken kısılan gözleri, yanağında beliren o minik çizgi ve bembeyaz tenine yayılan o içten sıcaklık...

O an Enes’in zihninde tuhaf bir şimşek çaktı. Bu kahkahanın tınısı, o tiz neşe... Butterfly’ın canlı yayında zor bir bölümü geçtikten sonra attığı o meşhur rahatlama kahkahasına akıl almaz derecede benziyordu.

Enes gözlerini birkaç saniye boyunca Ece’nin yüzünden ayıramadı. Boğazı hafifçe düğümlendi.

"Ne oldu?" dedi Ece, gülüşü yavaşça silinirken. Enes’in bu kadar pürdikkat ona bakması kalbini yine hızlandırmıştı. "Yüzümde bir şey mi var?"

"Yok... Hayır," dedi Enes toparlanmaya çalışarak, bakışlarını kaçırıp karşıdaki tutamağa dikti. "Sadece... İlk defa böyle içten güldüğünü gördüm. Yakışıyormuş."

Ece’nin yanaklarına ani bir sıcaklık bastı. Çantasının askısını iki eliyle sıkıca tutup tekrar cama döndü. Otobüsün motor homurtusu, aralarındaki sessizliği örten tek şeydi ama ikisi de o dar koltukta kalplerinin aynı ritimle çarptığının farkındaydı.

Mahalle durağına geldiklerinde otobüs sarsılarak durdu. İkisi birden ayağa kalkıp kapıya yöneldiler. Dışarı çıktıklarında sokak lambalarının aydınlattığı boş cadde ve sonbaharın serin yaprak kokusu karşıladı onları.

Apartmana giden yokuş normalde yürüyerek beş dakikalık bir mesafeydi. Fakat bu akşam ikisi de adımlarını sanki görünmez bir anlaşma yapmış gibi kasten yavaşlattı. Yaprakların hışırtısı adımlarına eşlik ediyordu.

"Hava iyice soğumuş," dedi Enes, ellerini ceplerine biraz daha gömerek.

"Evet, sonbahar bitti sayılır," diye yanıtladı Ece.

Ne internetten bahsettiler ne kaçırılan yayınlardan ne de okuldan. Sadece sokağın sessizliğini, adımlarının temposunu ve yan yana yürümenin verdiği o tarifsiz güveni paylaştılar. Her gün aceleyle çıkılan, koşarak inilen o tanıdık sokak, sanki ilk defa bu kadar geniş ve bu kadar huzurlu görünüyordu.

Apartmanın demir kapısına geldiklerinde Enes kapıyı açıp tuttu. Ece içeri girerken başını hafifçe eğip Enes’e baktı.

"Güzel bir akşamdı Enes. Her şey için sağ ol."

"Ben teşekkür ederim komşu," dedi Enes kapıyı yavaşça arkalarından kapatırken. "Kahve borcumu da ödemiş oldun böylece."

Merdivenleri bu kez tamamen yan yana, tek bir kelime etmeden ama aralarındaki sessizliği hiç bozmadan çıktılar. Dördüncü kata vardıklarında iki kapının önünde durdular. Ece 12 numaranın anahtarını kilide soktu, Enes ise kendi kapısının kolunu tuttu.

"İyi geceler Ece."

"İyi geceler Enes."

Kapılar aynı anda kapandı. Ece sırtını kapısına yaslayıp karanlık koridorda derin bir nefes aldı; telefonunu çıkardığında topluluk sekmesine düşen "Butterfly bu akşam da dinleniyor" duyurusunu gördü. Ama içi hiç olmadığı kadar rahattı.

Karşı dairede ise Enes odasına girmiş, ışığı bile açmadan oyuncu koltuğuna oturmuştu. Bilgisayar ekranı kapalıydı. Karanlık odada başını duvara doğru çevirip fısıldadı:

"O kahkaha... Cidden çok benziyordu."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.