İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 7

Zamanın Dışında Bir Köşe

Şehir kütüphanesinin yüksek kemerli pencerelerinden süzülen solgun ikindi güneşi, cilalı meşe masanın üzerine altın sarısı çizgiler çekiyordu. İçerideki derin sessizlik; sadece ara sıra çevrilen sayfaların hışırtısı, uzaktaki ahşap zeminin hafif gıcırtısı ve Enes’in parmakları arasındaki tükenmez kalemin ritmik tıkırtısıyla bölünüyordu.

Masanın köşesinde, söz verildiği gibi iki karton bardak duruyordu. Ece gerçekten de kütüphanenin girişindeki kafeden filtre kahveleri almış, tek kelime etmeden birini Enes’in önüne bırakmıştı.

"Sürekli o kalemi oynatmak zorunda mısın?"

Ece’nin fısıltısı o kadar alçak ve kadifemsiydi ki, Enes bir an irkilerek kalemi havada tuttu. Başını önündeki makale özetinden kaldırıp karşısında oturan kıza baktı.

Ece, siyah kaşe kabanını sandalyesinin arkasına asmış, üzerindeki ince dökümlü antrasit kazağın kollarını dirseklerine kadar sıyırmıştı. Bembeyaz bileğindeki ince gümüş bileklik, önündeki deftere notlar alırken hafifçe parıldıyordu. Kuzguni siyah saçlarının bir tutamı önüne düşmüş, kızıl güneşte parlayan koyu renk gözleri ciddiyetle satırları tarıyordu.

"Düşünürken ritim tutmazsam beynim duruyor komşu," diye fısıldadı Enes, sandalyesinde biraz öne doğru kaykılarak. "Hem bak, üçüncü maddeyi bitirdim bile. 'Sanal benliğin gerçek ilişkiler üzerindeki gölgesi'. Bayağı edebi yazdım bence, Nedim Hoca gözyaşlarını tutamayacak."

Ece başını ağır ağır kaldırıp Enes’in karaladığı satırlara göz gezdirdi. Dudaklarının kenarında zorlukla bastırdığı küçük bir tebessüm kıvrıldı. "Fena değil. Hatta senin standartlarına göre bir mucize."

"Övgülerin beni benden alıyor Ece Hanım," dedi Enes fısıltıyla gülerek.

Gözü duvardaki antika sarkaçlı saate kaydı: 18.40.

Normal şartlarda Enes bu saatte kütüphaneden fırlamış, eve doğru depar atıyor olurdu. Salı günleri Butterfly’ın sekizdeki yayını için en geç yedide odasında olmalı, bilgisayarı açmalı, Bora ve Ali ile Discord’da yer kapmalıydı. Yayından önceki son bir saat onun için kutsal bir geri sayım töreni gibiydi.

Ama şu an... İçinde en ufak bir telaş kırıntısı bile yoktu.

Hatta tam tersine, saatin akrebi ve yelkovanı her ilerlediğinde içinde hafif, anlamsız bir sızı beliriyordu. Kütüphanenin bu loş, kahve kokan sessiz köşesinde, Ece’yle karşılıklı oturup aynı kâğıda eğilmek, kızın her cümle bitiminde hafifçe kalkan kaşını izlemek, onunla göz göze gelip gizlice gülüşmek garip bir şekilde Enes’in bildiği tüm rutinlerin önüne geçmişti. Ekranda yüzünü görmediği bir sesin peşinde koşmak yerine; hemen bir masa ötesinde, saçının kokusu kahve buharına karışan bu kızı izlemek çok daha sahici, çok daha çekici geliyordu.

Ece, Enes’in sessizleştiğini fark edip başını kaldırdı. Enes’in açık kahverengi gözlerindeki o alışılmadık derin bakışla karşılaşınca bir an duraksadı. Yanaklarına hafif bir sıcaklık hücum etti, parmakları elindeki kurşun kalemi istemsizce biraz daha sıktı.

"Ne oldu?" diye fısıldadı Ece, sesinin titrememesine özen göstererek. "Niye öyle bakıyorsun?"

"Hiç," dedi Enes usulca. Sesi her zamanki patırtılı tonundan o kadar uzaktı ki, Ece’nin kalbi göğüs kafesinde sebepsizce hızlandı. "Sadece... Okulda neden bu kadar uzak durduğunu merak ediyorum. Yani, şu anki halinle okul koridorundaki o 'herkese yukardan bakan' kız arasında dağlar kadar fark var."

Ece gözlerini masaya indirdi, karton bardağının kenarını parmak uçlarıyla çizdi. "Okul kalabalık Enes. İnsanlar birbirini gerçekten tanımak istemiyor; sadece konuşacak bir dedikodu, yargılayacak bir etiket arıyorlar. Ben sadece... Kendimi koruyorum."

"Benden de mi?"

Bu soru havada asılı kaldı. Kütüphanenin tavanındaki loş lambanın altında iki çift göz birbirine kilitlendi.

Ece yutkundu. Birkaç gün öncesine kadar "Evet, en çok da senden" derdi hiç düşünmeden. Ama cumartesi günü düşerken onu tutan o güçlü elleri, annesini ayağa kaldırıp çorba gönderen o düşünceli çocuğu hatırladıkça dilinin ucundaki o eski savunma kalkanı bir türlü çalışmadı.

"Sen... O kadar da tehlikeli değilmişsin," dedi Ece, dudaklarında neredeyse fısıltı gibi beliren tatlı bir itirafla. "Biraz fazla gürültülüsün sadece."

Enes sırıttı; bu kez alaydan tamamen uzak, sıcacık ve içi kıpır kıpır bir gülümsemeydi bu. "O gürültüye alışacaksın komşu, kaçışın yok."

Ece saatine baktığında küçük bir şokla kaşlarını kaldırdı: 19.15.

İçi bir anda panikle doldu. Sekizde yayın vardı! Mert ve İnci yarım saattir Discord’dan mesaj yağdırıyor olmalıydı; ses ayarlarını kontrol etmesi, sunucuya bağlanması ve yayını başlatması için kırk beş dakikadan az bir zamanı kalmıştı.

"Kalkmamız lazım," dedi Ece aceleyle defterini kapatıp çantasına tıkarken. "Geç oldu."

Enes ise sanki dünyanın en geniş zamanına sahipmiş gibi yavaşça gerindi. "Acelen ne ya? On beş dakika daha baksaydık son kısma."

"Olmaz, evde... yapacak çok işim var," dedi Ece montunu giyerken. Enes’in bu kadar rahat davranması onu şaşırtmıştı. Normalde çocuğun bu saatlerde Butterfly’ın yayını için sabırsızlıktan tırnaklarını kemiriyor olması gerekirdi. "Senin de işin yok muydu? Hani şu YouTube yayınları falan..."

Enes ayağa kalkıp çantasını tek omzuna astı. Bardağındaki soğumuş kahveden son bir yudum aldı, göz ucuyla Ece’nin montunun fermuarını çekerkenki telaşına baktı. Kendi kendine bile itiraf edemediği o gerçeği ilk kez o an, göğsünün tam ortasında hissetti: Yayın umurunda bile değildi.

"Aman," dedi Enes omuz silkerek, dudaklarında kaygısız bir tebessümle. "Yayın kaçmıyor ya. İzlemesem de olur bu akşam. Seninle çalışmak daha eğlenceliydi."

Ece sırt çantasının askısını tutarken donakaldı.

İzlemesem de olur...

Enes_07, kanalın en sadık, her yayında ilk yorumu atan, bildirimleri sonuna kadar açık tutan o fanatik çocuk... Şimdi, Butterfly’ın canlı yayınını kendi komşusu Ece ile biraz daha vakit geçirebilmek için bir çırpıda gözden çıkarıyordu.

Ece’nin içinde garip, tatlı ama aynı zamanda tehlikeli bir karmaşa koptu. Kendi alter-egosunu kendi gerçek kimliğine kıskanacak duruma gelmişti.

Kütüphanenin ağır kapısından çıkıp sonbaharın serin karanlığına adım attıklarında, Ece yüzüne çarpan rüzgarla derin bir nefes aldı. Yanında yürüyen Enes ellerini ceplerine sokmuş, adımlarını bilerek yavaşlatıyordu.

Ece eve yetişip Butterfly olmak zorundaydı; ama ilk defa, hayatında ilk defa sadece "Ece" olarak o kaldırımda Enes’in yanında kalmayı daha çok istiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.