İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 10 · 4 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 10

Eşikte Kalan Şüphe

Perşembe günü öğleden sonra tarih dersinde hava iyice ağırlaşmıştı. Hoca tahtada Islahat Fermanı maddelerini sıralarken, Enes arka sırada çenesini avucuna dayamış, önündeki defterin köşesine anlamsız çizgiler karalıyordu.

Gözleri gayriihtiyari iki sıra öndeki Ece’ye kaydı.

Ece dinlediği maddeleri defterine geçirirken yine o alışıldık hareketini yapıyordu: Düşündüğü anlarda sağ elinin işaret parmağı sıranın ahşabına hafifçe, ritmik bir şekilde çift tıklıyordu. Enes kaşlarını hafifçe çattı. Dün gece Butterfly yayında yeni haritanın harita menüsünü açıp kapatırken kulaklığa gelen o seri tıkırtılar kulağında canlandı.

Sonra zihni geriye doğru küçük bir sıçrama yaptı. Cumartesi günü Butterfly'ın yayını iptal ettiği saatlerde Ece'nin eczaneden dönen o solgun hali, Butterfly'ın yayında "zombi gibi hırıldıyorum" dediği akşam Ece'nin kısılmış sesi ve kütüphanede Ece'nin ağzından kaçan o "stratejik sis bombası" lafı...

Enes başını iki yana sallayıp hafifçe gülümsedi. "Saçmalama oğlum," diye geçirdi içinden. "Kız alt tarafı not tutuyor. Bütün dünyayı oyun sanmaya başladın iyice. Ece nereye, yüz binlerin takip ettiği çılgın Butterfly nereye..."

Zaten kafasındaki Ece portresi; okulun en sakin, kuralcı, felsefe ve edebiyat düşkünü kızıydı. Butterfly ise ekranda fırtınalar estiren, kahkahalarıyla chat'i yıkan bir enerji bombasıydı. İkisinin aynı kişi olması, Enes için fizik kurallarına aykırı bir tezat gibiydi. Yine de bu minik benzerlikler zihninde tatlı, rahatsız edici bir merak bırakmıyor değildi.

Zil çaldığında sınıfta bir anda hareketlenme oldu. Bora, Enes’in sırasına bir şaplak indirdi:

"Hadi kalk kanka, okul çıkışı bizim kafede bir iki el bilardo atalım."

"Bugün pas geçiyorum Bora," dedi Enes çantasını toparlarken. "Bayağı uykusuzum, eve gidip biraz yayılacağım."

Sınıftan çıkarken Ece’nin çantasını omzuna takıp İnci ile vedalaştığını gördü. Mert bu sabah motoru servise bıraktığı için Ece tek başınaydı.

Enes adımlarını hızlandırıp kapı önünde ona yetişti:

"Komşu, beraber mi dönüyoruz durağa?"

Ece başını çevirip gülümsedi. O eski soğuk ifadesinin yerinde artık samimi bir aydınlık vardı. "Benim aşağı mahalledeki büyük markete uğramam lazım Enes. Annem tatlı için birkaç malzeme istedi, biraz oyalanırım orada. Sen bekleme."

"Tamamdır, iyi alışverişler o zaman," dedi Enes el sallayarak. "Akşama tatlıdan komşu payı beklerim ama!"

"Hak edersen bakarız," diye takıldı Ece göz kırparak ve merdivenlere yöneldi.

Yarım saat sonra Enes apartmanın dördüncü katına çıktı. Merdivenleri ikişer ikişer tırmanmanın verdiği hafif nefes nefeselikle elini montunun cebine attı.

Boş.

Diğer cebe baktı; pantolon ceplerini yokladı, sırt çantasının ön gözünü panikle altüst etti. Anahtarlık yoktu.

"Hadi ama..." diye homurdandı Enes, alnına hafifçe vurarak. Sabah çantayı değiştirirken anahtarı çalışma masasının üzerinde bıraktığını o an hatırladı.

Zile bastı, içeriden ses gelmedi. Telefonunu çıkarıp annesini aradı.

"Alo, anne? Evde değil misin?"

"Enesciğim, teyzenlere geçtim ben acil bir iş için. Akşam altıdan önce dönemem. Anahtarın yok mu yanında?"

Enes derin bir nefes verdi. "Masada unutmuşum..."

"İlahi çocuk! Kapıda mı kaldın? Dur bakayım, Nermin Hanım evdeydi galiba, git çal kapısını, ben arayayım şimdi onu."

"Gerek yok anne, ben merdivende bek..."

Daha cümlesini bitiremeden 12 numaranın kapısı açıldı. Nermin Hanım üzerinde ev hırkası, yüzünde her zamanki müşfik tebessümüyle eşikte belirdi. Telefonun hoparlöründen gelen sesi duymuştu.

"Enesciğim? Ne oldu oğlum, kapıda mı kaldın?"

Enes mahcup bir şekilde ensesini kaşıdı: "Şey... Nermin Teyze, anahtarı içeride unutmuşum da. Annem de yokmuş. Ben merdiven basamağında oturup beklerim biraz, sorun değil."

"Olur mu öyle şey hiç!" dedi Nermin Hanım kapıyı ardına kadar açarak. "Buz gibi taşta mı oturacaksın koca çocuk? Geç içeri hemen. Ben de tam çay demlemiştim, Ece de markete gitti birazdan gelir. Hadi, çekinme gir içeri."

Enes Nermin Hanım’ın samimi ısrarına karşı koyamadı. Ayakkabılarını çıkarıp ilk kez 12 numaralı dairenin eşiğinden içeri adımını attı.

Dairenin planı kendi evleriyle neredeyse tıpatıp aynıydı ama içi çok daha derli toplu, hafif lavanta ve taze demlenmiş çay kokuluydu. Nermin Hanım önden mutfağa doğru yönelirken, Enes antrede yavaş adımlarla ilerlemeye başladı. Tam o sırada gözü, sağ taraftaki aralık duran kapıya kaydı. Kendi odasının tam karşı duvarına denk gelen, Ece'nin odasıydı bu.

Kapı yaklaşık iki karış kadar açıktı. İçerisi loştu ve perdeler yarıya kadar kapalıydı.

Aralıktan sızan görüntüde ilk göze çarpan şey, masanın köşesinden yayılan hafif mor bir ışıktı. Enes duraksadı. Merakı bir anda bütün benliğini sardı; kalbi nedense hızlanmaya başladı. Başını hafifçe eğip aralıktan içeri doğru bir adım atmak, masanın üzerinde ne olduğunu tam olarak görmek için kapının koluna doğru uzandı.

"Enesçiğim, açık çay mı içersin yoksa demli mi?"

Nermin Hanım’ın mutfaktan yankılanan neşeli sesiyle Enes adeta elektrik çarpmış gibi yerinde sıçradı. Uzanan eli havada asılı kaldı.

"A-açık olsun Nermin Teyze, açık içerim!" diye seslendi telaşla, ses tonundaki titremeyi toparlamaya çalışarak.

Hızla kapı aralığından geri çekilip ellerini ceplerine soktu ve sanki dakikalardır duvardaki tabloyu inceliyormuş gibi bir tavırla salona doğru adımlarını hızlandırdı. İçeriye bakamamıştı ama o aralıktan gördüğü o loş mor ışık huzmesi, zihnindeki o bastırmaya çalıştığı şüphe kıvılcımını tamamen alevlendirmeye yetmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.