İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 11 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 11

Kapının Ardındaki Sürpriz

Salonun ferah, düzenli havası Enes’in üzerindeki gerginliği dağıtmaya yetmiyordu. Tekli koltuğun ucuna oturmuş, ellerini dizlerine dayamış haldeydi; gözleri ise istemsizce koridora, o aralık kapının bulunduğu yöne kayıp duruyordu. Masanın köşesinden sızan o neon mor ışığın parıltısı zihninin bir köşesine çivi gibi çakılmıştı.

O sırada mutfaktan Nermin Hanım’ın cep telefonunun neşeli melodisi yükseldi.

"Ah, Sevim arıyor!" diye seslendi Nermin Hanım içeriden. Elinde dumanı tüten ince belli çay bardağı ve küçük bir tabak kurabiyeyle salona girdi. Tepsiyi Enes’in önündeki sehpaya bıraktıktan sonra telefonu kulağına götürdü.

"Alo, Sevimciğim! Hiç telaşlanma canım, Enes bende... Evet evet, kapıda kalmıştı çocukcağız, aldım içeri, şimdi çayını verdim... Yok ne zahmeti aşk olsun, komşuluk ne güne duruyor? Sen işini hallet rahat rahat... Ay sorma, dün bizim teyzenin kızı da anlattı aynı şeyi..."

Nermin Hanım yüzünde hararetli bir tebessümle, elindeki telefonu kulağına biraz daha bastırarak mutfak balkonuna doğru adımladı. Komşu sohbetlerinin o meşhur, bir başladığında en az yarım saat süren derin girdabına kapılmıştı bile.

Enes çayından bir yudum aldı. Çayın sıcaklığı boğazını ısıtırken evin içindeki derin sessizlik, dış kapının sertçe çalınmasıyla bölündü.

Tık, tık, tık.

Hemen ardından anahtar deliğinde dönen anahtarın sesi geldi ancak kilit içeriden emniyet mandalıyla kapalı olduğu için kapı sadece iki parmak kadar aralanıp takıldı.

Dışarıdan Ece’nin hafif söylenme tonu duyuldu:

"Anne? Mandalı kapatmışsın, açar mısın? Ellerim dolu."

Enes mutfak tarafına baktı; Nermin Hanım balkonda arkasını dönmüş, kahkahalar eşliğinde teyzesinin kızının düğün hikayesini anlatmaya devam ediyordu. Kapı zilini ya da tıkırtıyı duymasına imkan yoktu.

Enes oturduğu yerden hızla kalktı. Çoraplarının parkede çıkardığı hafif sesle antreye süzüldü. Kapının arkasındaki emniyet mandalını yavaşça yukarı doğru kaydırdı ve ahşap kapıyı ardına kadar açtı.

Ece, iki elinde market poşetleriyle eşikte duruyordu. Başını eğmiş, omzundaki çantanın askısını düzeltmeye çalışıyordu.

"Anne, vanilyayı son anda buldum, reyonda kalmamıştı..."

Cümlesi tam ortasında donup kaldı.

Ece başını kaldırdığında, karşısında annesini değil; elleri ceplerinde, kapının pervazına yaslanmış ve yüzüne o çok iyi bildiği muzip gülümsemesini yerleştirmiş Enes’i buldu.

Ece’nin koyu renk gözleri bir anda irileşti. Ağzı hafifçe aralandı, elindeki poşetlerden birindeki süt kutusu hafifçe hışırdadı. Birkaç saniye boyunca şaşkınlıktan tek bir kelime bile edemedi. Karşısında duran çocuk okulda koridorları birbirine katan, yan dairedeki komşusuydu; ama kendi evinin kapısını, sanki evin sahibiymiş gibi açıyordu.

"Sen..." dedi Ece, sesi hayretle hafifçe kısılarak. "Senin burada ne işin var?"

Enes hafifçe öne eğildi, gözlerini kısıp fısıldadı:

"Hoş geldin komşu. Vanilyayı bulmana sevindim, annemle çay keyfi yapıyorduk biz de."

Ece bir adım geri çekilip kapı numarasına, ardından tekrar Enes’e baktı. Yüzündeki o soğukkanlı zırh bir anda çatırdayıp yerini saf bir kafa karışıklığına bıraktı.

"Enes... Ciddi misin sen? Evimi mi bastın, ne oluyor?!"

"Sakin ol kraliçe," dedi Enes gülerek ve Ece’nin parmaklarını sıkan ağır market poşetlerine uzandı. "Anahtarımı evde unutmuşum. Nermin Teyze de beni sokakta bırakmaya kıyamadı, içeri buyur etti. Yani anlayacağın, şu an bu evin onur konuğuyum."

Poşetleri Ece’nin elinden alırken parmakları hafifçe birbirine değdi. Ece içeri doğru ilk adımını attığında bakışları Enes’in üzerinden hızla koridora, kendi odasının olduğu yöne kaydı.

Odanın kapısının iki karış kadar aralık olduğunu ve içerideki mor LED ışığın koridor zeminine vurduğunu fark ettiği saniyede...

Ece’nin bembeyaz teni bir anda kireç gibi bembeyaz oldu; kalbi boğazında çarpmaya başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.