İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 12 · 2 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 12

Panik Butonu

Ece’nin gözleri, koridorun zeminine mor bir çizgi gibi vuran o ışık huzmesine çivilenmişti.

Bir an için zaman durdu, apartman sahanlığından gelen rüzgarın sesi bile kesildi. Zihninde tek bir kırmızı alarm çalıyordu: Oda açık! Yayın masası açık! Paneller ortada!

Enes tam poşetleri mutfağa taşımak için bir adım atacaktı ki, Ece elindeki son bez çantayı da çocuğun kucağına adeta fırlattı.

"Ece, yavaş ne oluyor—"

Enes daha cümlesini tamamlayamadan, Ece çoraplarının üzerinde kayarcasına ileri atıldı. Bir kaplan çevikliğiyle koridoru geçti, aralık duran kapıyı iki eliyle kavrayıp sertçe çekti: KÜÜÜT!

Kapı öyle bir şiddetle kapandı ki, antredeki vestiyerin askıları birbirine çarptı. Ece sırtını hızla kapının beyaz ahşabına yasladı, iki elini arkaya doğru kilidin üzerine bastırdı. Göğsü çılgın gibi inip kalkıyor, kuzguni siyah saçlarının birkaç tutamı alnına yapışmış duruyordu.

Enes iki elinde poşetler, kucağında vanilya ve süt kutularıyla koridorun ortasında taş kesilmişti. Kaşları çatıldı, başını hafifçe yana eğip kıza baktı. Bakışlarında az önceki kaygısız neşenin yerini, giderek derinleşen yoğun bir şüphe almıştı.

"Ece?" dedi Enes, ses tonunu kısık ve dikkatli tutarak. "İçeride nükleer reaktör falan mı saklıyorsun? Ne bu panik?"

Ece durumun ne kadar absürt göründüğünü o an fark etti. Yanaklarına hücum eden sıcaklığı durduramadı ama yüzüne anında yapay, zorlama bir tebessüm oturttu. Dişlerini göstererek kocaman gülümsedi; fakat gözlerindeki dehşet parıltısı o gülümsemeyi tamamen ele veriyordu.

"Yok canım!" dedi nefes nefese, sesi bir iki perde tizleşerek. "Ne nükleeri... Şey... Odam inanılmaz dağınık! Yani... Çamaşırlar falan yerlerde, yatak toplanmamış. Misafir varken öyle görünmesini istemedim, bilirsin işte... Mahremiyet!"

Enes adımını yavaşça kapıya doğru bir santim attı. Gözlerini kapının ahşap pervazında gezdirdi. "Az önce aralıktı ama... İçeriden mor bir ışık geliyordu sanki?"

Ece’nin kalbi adeta boğazına fırladı. Beyni saniyede yüz takla atıyordu. Eğer Enes o masayı, mikrofonu ya da duvardaki ses süngerlerini görürse her şey biterdi.

Beklemeden kapının önünden fırladı. İki adımla Enes’in yanına ulaştı, çocuğun kucağındaki poşetlerin arasından kolunu kavradı. İnce parmaklarıyla Enes’in ceketinin kolunu olanca gücüyle çekiştirmeye başladı.

"Aman mor ışıktır o, masa lambam işte... Sen bırak şimdi benim odamı!" dedi aceleyle, çocuğu mutfağa doğru sürüklemeye çalışırken. "Annem çay koymuştu değil mi? Çayın soğumasın! Hem poşetler çok ağır, mutfak tezgahına bırakalım, hadi hadi!"

Enes kızın bu beklenmedik telaşı karşısında istemsizce sürüklendi ama gözlerini bir an bile Ece’nin üzerinden ayırmadı. Ece onu resmen ite kaka mutfağa doğru yönlendiriyordu; yüzü kıpkırmızıydı, nefesi hala düzene girmemişti ve dudaklarındaki o titrek gülümseme her an çatlayacak bir porselen gibiydi.

"Tamam Ece, çekme kolumu koparacaksın!" dedi Enes mutfak kapısının eşiğinde durup poşetleri tezgaha bırakırken.

Doğrulup ellerini ceplerine soktu. Ece tezgahın kenarına yaslanmış, derin bir nefes almaya çalışıyordu. Enes bir adım yaklaştı; yüzündeki o muzip gülüşün ardında, ilk defa parçaları gerçekten birleştirmeye çalışan o keskin bakış vardı.

"Sen," dedi Enes fısıltıyla, kıza doğru hafifçe eğilerek. "Benden bir şey mi saklıyorsun komşu?"

Ece yutkundu. Balkondan annesinin kahkahası yükselirken, mutfaktaki havanın bir anda ne kadar ısındığını hissetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.