İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 13 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 13

Maskenin Dağıldığı An

Enes’in "Benden bir şey mi saklıyorsun?" sorusu mutfak tezgahının üzerinde ağır bir sis gibi asılı kalmıştı. Bakışlarındaki o meraklı, didikleyen ifade Ece’nin tam göğsünün ortasına bir ok gibi saplandı.

Fakat Ece için şu an durup açıklama yapmanın, hele ki açık vermenin sırası hiç değildi. Zihnindeki o yangın alarmı susmak bilmiyordu.

Enes’in sorusunu adeta hiç duymamış gibi yaptı. Çocuğun gözlerinin içine bile bakmadan, iki eliyle birden Enes’in ceketinin koluna tekrar yapıştı. Parmakları kumaşı öyle bir hırsla kavradı ki, Enes dengesini toparlayamadan kendini bir kez daha sürüklenirken buldu.

"Ece, ne yapıyorsun yahu? Bırak kolumu—"

"Anne! ANNE!"

Ece’nin sesi mutfağın fayanslarında yankılanıp balkona taştı. Sesi her zamanki o ölçülü, tane tane ve pürüzsüz tondan fersah fersah uzaktı; panikten hafifçe çatallanmış, bir iki perde yukarı fırlamıştı.

Balkonun cam kapısını ayağının ucuyla iterek Enes’i de peşinden dışarı çekti. Çocuk neredeyse balkon eşiğine takılıp tökezleyecekti.

"ANNE DİYORUM! Ben geldim! Baksana bir buraya!"

Nermin Hanım kulağındaki telefonu indirip irkilerek arkasını döndü. Karşısındaki manzara karşısında bir an donakaldı. Kızı, saçları hafifçe dağılmış, yanakları al al olmuş, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi bakan bir halde Enes’in kolunu iki eliyle birden kavramış, çocuğu adeta bir suçlu gibi önüne katmış bekliyordu.

"Ay! Ne bağırıyorsun kızım, ödümü kopardın!" dedi Nermin Hanım telefonu göğsüne bastırarak. "Sevimciğim dur iki dakika, bizimki geldi de... Ne oldu Ece, yangın mı var?"

"Yok bir şey anne!" dedi Ece nefes nefese, ses tonundaki o yüksek ritmi bir türlü düşüremiyordu. "Ben geldim diyorum! Aldım malzemeleri işte, mutfaktalar! Enes de kapıda kalmış ya hani, çayı da içeride soğuyor, ona bakıyorduk biz de!"

Cümleleri birbirine ulayarak, kelimeleri neredeyse çiğneyerek konuşuyordu. Enes ise bu sırada kolunu yavaşça kızın parmaklarının arasından kurtardı.

Ama tek bir kelime bile etmedi.

Gözlerini kısmış, hayretle ve pürdikkat Ece’yi izliyordu.

Bu kız kimdi?

Okul koridorlarında yanından geçerken başını bile çevirmeyen, insanlarla arasına görünmez bir buzdan duvar ören, her lafı milimetrik hesaplarla söyleyen o 'erişilmez' Ece gitmişti. Yerine; eli ayağına dolaşan, gözlerini nereye kaçıracağını bilemeyen, sesini kontrol edemeyip annesine çocuk gibi bağıran, kıpır kıpır ve inanılmaz derecede savunmasız bir kız gelmişti.

Ve işin en çarpıcı yanı... Bu telaşlı, yüksek tempolu, panik halindeki konuşma tarzı Enes’in kulağına o kadar tanıdıktı ki.

Butterfly’ın canlı yayında canavarlar köşeye sıkıştırdığında panikle "Chat, bomba nerede?! Hayır hayır, sağa dön, sola dön, masayı kıracağım şimdi!" diye bağırdığı o anlardaki tonlama, nefes alışverişi, o kelimeleri art arda yuvarlayışı... Birebir aynıydı.

Nermin Hanım kızının bu hallerine anlam veremeyerek başını iki yana salladı. "İlahi Ece, market seni bu kadar mı yordu yavrum? Tamam, ben kapatıyorum şimdi telefonu, geliyorum içeri."

Ece derin bir nefes alıp arkasını döndüğünde, Enes’in yüzündeki o büyülenmiş gibi duran ifadeyle burun buruna geldi.

Enes ellerini ceplerine sokmuş, başını hafifçe yana eğmişti. Yüzünde o eski alaycı sırıtış yoktu; dudaklarının kenarında çok daha yumuşak, ilk defa gerçekten keşfetmiş olmanın getirdiği derin bir tebessüm kıvrılıyordu.

"Demek mahremiyet," diye fısıldadı Enes, ses tonu balkonun serinliğinde sadece Ece’nin duyabileceği kadar alçak ama net çıktı. "Ve demek odan çok dağınık."

Ece’nin boğazı kurudu, gözlerini kaçırıp hızla mutfağa doğru bir adım attı. Ama Enes’in o kahverengi gözlerinde yanan kıvılcımı görmüştü; şüphe artık sadece bir fikir değil, somut bir gerçeğe dönüşmek üzereydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.