İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 4

Sıcak Bir Kase Çorba

Havanın tamamen karardığı, sokak lambalarının apartman sahanlığına sarı loş ışıklar düşürdüğü saatlerdi.

Enes odasındaki masanın başında oturmuş, açık duran bilgisayar ekranına dalgın dalgın bakıyordu. Normalde bir cumartesi akşamı Bora ve Ali ile Discord’da bağıra çağıra maç atıyor olması gerekirdi ama içi nedense bir türlü rahat etmemişti. Aklı ikide bir yan dairedeki sessizliğe ve eczanenin önünde sendelerken tuttuğu o buz gibi, titreyen kola kayıp duruyordu.

Derken apartman boşluğunda yankılanan asansör sesiyle irkildi. Asansörün 4. katta duruşunu, ardından ağır kapının açılıp kapanma sesini duydu.

Hemen ardından gelen yorgun, topuklu ayakkabı tıkırtılarını tanıdı: Ece’nin annesi Nermin Teyze.

Enes sandalyesinden fırladığı gibi koridora çıktı, kapının kilidini sessizce çevirip başını sahanlığa uzattı. Nermin Hanım, elindeki hastane çantası ve omuzlarına çöken nöbet yorgunluğuyla anahtarını çantasında arıyordu.

"Nermin Teyze, iyi akşamlar," dedi Enes, sesini koridoru inletmeyecek kadar alçak tutmaya özen göstererek.

Nermin Hanım şaşırarak başını kaldırdı, yüzüne yorgun ama şefkatli bir tebessüm yerleşti. "İyi akşamlar Enesciğim. Sen bu saatte ayakta mısın?"

Enes kapının eşiğinden bir adım dışarı çıktı, ellerini eşofmanının ceplerine soktu. Yüzündeki o her zamanki şakacı ifade yerini ciddi bir çekingenliğe bırakmıştı. "Şey için çıktım aslında... Haberiniz var mı bilmiyorum ama Ece bugün çok hastaydı. Akşamüstü eczaneden dönerken karşılaştık, yüzü kireç gibiydi, ayakta zor duruyordu. Bir bakın istedim, tek başınaydı evde."

Nermin Hanım’ın yorgun gözleri anında bir annenin telaşıyla irileşti. "Nasıl yani? Sabah çıktığımda hiçbir şeyi yoktu... Ah deli kız, aramadı da beni nöbetteyim diye telaşlandırmamak için!"

Tam o sırada Enes’lerin aralık duran kapısı ardına kadar açıldı. Arkadan Enes’in annesi Sevim Hanım, elinde üzeri şık bir porselen tabakla örtülmüş, dumanı tüten derin bir çorba kasesiyle belirdi.

"Hoş geldin Nermin," dedi Sevim Hanım sıcacık bir ses tonuyla. "Enes eve geldiğinden beri 'Ece çok fena üşütmüş anne, rengi bembeyazdı' diye başımın etini yedi. Ben de hemen tavuk suyuna bol limonlu, karabiberli bir şehriye çorbası kaynattım. Midesine sıcak bir şey girsin yavrucağın."

Nermin Hanım duygulanarak elini göğsüne koydu, uzatılan kaseyi iki eliyle kavradı. Çorbanın sıcağı koridorun serinliğini bir anda kırdı. "Sevimciğim, inan ne diyeceğimi bilemiyorum... Nöbetten yeni çıktım, evde bir lokma sıcak yemek yoktu. Çok sağ olun, ikiniz de harikasınız."

"Lafı mı olur komşuluk ne güne duruyor," dedi Sevim Hanım gülümseyerek. "Hadi sen hemen içeri gir, içir şunu kıza, terlesin biraz."

Enes arkada durmuş, hafifçe gülümseyerek olan biteni izliyordu. "Zencefil bal da yapın Nermin Teyze, iyi gelir," diye ekledi usulca.

Nermin Hanım anahtarla kapıyı açarken Enes’e minnetle baktı: "Tamam canım, çok teşekkür ederim haber verdiğin için."

Kapı kapandığında Sevim Hanım oğluna dönüp imalı bir bakış attı, tek kaşını kaldırdı: "Bakıyorum da pek bir ince düşüncelisin bu akşam Enes Bey? Hani okulda sürekli atışıp duruyordunuz bu kızla?"

"Anne ya!" dedi Enes kızararak başını yana çevirip içeri adımlarken. "İnsanlık öldü mü? Kız düşüp bayılacaktı neredeyse sokak ortasında. Komşumuz sonuçta."

"İyi yaptın oğlum, aferin," dedi annesi sırtını sıvazlayarak mutfağa geçerken.

Yan dairede ise Ece, yatağında battaniyesine sarınmış, boğazındaki yangını hafifletmeye çalışarak hafif hafif titriyordu. Odanın kapısı yavaşça aralandığında annesini gördü.

"Anne? Geldin mi..." Sesi fısıltıdan farksızdı.

Nermin Hanım elindeki dumanı tüten kaseyi komodinin üzerine bırakıp hemen yatağın kenarına oturdu. Elini kızının alnına koyduğunda hafifçe cıkladı: "Ateşin var senin Ece! Niye aramadın beni güzel kızım?"

Ece gözlerini hafifçe araladı, komodinden yayılan nefis çorba kokusunu içine çekti. "Nöbettesin diye telaşlandırmak istemedim... Çorba mı yaptın bu yorgunlukla?"

"Ben yapmadım birtanem," dedi annesi tabağı kaldırıp kaşığı çorbaya daldırırken. "Kapıda Enes karşıladı beni. Akşam senin eczaneden dönerken ne kadar kötü olduğunu görmüş, çok endişelenmiş çocuk. Annesine de söylemiş, Sevim Hanım senin için kaynatmış taze taze."

Ece bir an donakaldı. Göğsünde garip, ılık bir dalgalanma hissetti.

"Enes mi söyledi?"

"Evet," dedi Nermin Hanım ilk kaşığı kızına doğru uzatırken. "Hatta arkamdan 'Zencefil ballı su da yapın' diye tembihledi durdu. Haylaz falan ama altın gibi kalbi var çocuğun, nasıl da düşünmüş seni."

Ece annesinin uzattığı sıcak çorbadan küçük bir yudum aldı. Boğazındaki acıyı dindiren bu sıcaklık, nedense kalbine kadar ulaştı.

Okulda her gün onunla dalga geçen, koridorları kahkahalarıyla inleten, sabahları merdivenleri ikişer ikişer inen o gürültücü çocuk... Tüm o tasasız, umursamaz görüntüsünün altında, onun solgun yüzünü dert edip annesine çorba kaynattıracak kadar ince bir yürek taşıyordu.

Ece gözlerini odasındaki ses yalıtımlı duvara çevirdi. O kalın süngerlerin hemen ardında Enes vardı. Ece kaşığı yavaşça yutkunurken dudaklarının kenarında, haftalardır ilk defa alaydan ve savunmadan tamamen uzak, kırılgan ve samimi bir tebessüm belirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.