İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 35 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 35

Zırhı Çözülen Savaşçı

Cuma gününün son ders zili, okulun hoparlörlerinden adeta bir esaretin bitiş marşı gibi yankılandı:

DIIIIIIIN!

Sınıf kapıları birer birer gürültüyle açılırken koridorlar sanki savaştan sağ çıkmış askerlerin sevinç çığlıklarıyla dolup taştı. Kimi merdiven korkuluklarına sarılıyor, kimi sırt çantasını havaya fırlatıyor, Bora ise arka sıradan fırlayıp amfinin ortasında zafer turu atıyordu:

"Bitti be! Fizik bitti, kimya bitti, canım çıktı ama ben bitmedim!"

Birkaç saniye sonra Enes, sınıfın kapısından koridora doğru adeta sendelercesine çıktı.

Görüntüsü tam anlamıyla bir felaket bölgesini andırıyordu: Beyaz okul gömleğinin üst iki düğmesi çözülmüş, kravatı tamamen gevşeyip omzunun kenarına kaymış, ceketinin bir yakası içeri kıvrılmıştı. O her zamanki havalı saçları ise son kimya sorusundaki bileşik denklemini çözerken kafasını kaşımaktan darmadağın olmuş, adeta elektrik çarpmış gibi her bir yana dağılmıştı. Sırt çantasını tek koluna takmış, sırtını koridorun serin duvarına dayayarak derin, ciğerlerini yırtan bir nefes bıraktı.

"Beynim..." dedi Enes, boşluğa doğru bakıp inleyerek. "Bütün nöronlarım az önce o son organik kimya sorusunda tek tek istifa etti. Biri beni eve kargolasın, yürümeye mecalim yok."

Hemen ardından kapıdan Ece çıktı.

Sanki koca bir hafta boyunca o ağır ortak sınavlara giren o değilmiş gibiydi. Üzerindeki okul forması tek bir kırışık bile barındırmıyordu; siyah kabanı kolunda asılı, defteri ve kalemliği göğsüne yaslıydı. Yüzünde ise koca bir haftanın yükünü arkasında bırakmış olmanın getirdiği o berrak, son derece huzurlu tebessüm parlıyordu.

Koridorda adeta can çekişen Enes’i görünce adımlarını yavaşlattı. Başını hafifçe yana eğip çocuğun o darmadağınık haline baktı; koyu renk gözlerinde saklayamadığı sıcacık, şefkatli bir ışıltı belirdi.

Yavaş, sessiz adımlarla Enes’in tam önüne kadar yürüdü.

Enes kafasını duvardan hafifçe ayırıp baygın bakışlarla kıza baktı: "Dalga geçme komşu... Yemin ederim şu an tek bir lafını bile savuşturacak takatim kalmadı."

Ece tek kelime etmedi.

Elindeki defteri ve kabanını tek kolunun altına sıkıştırdı. Ardından iki elini birden kaldırdı.

Önce parmak uçlarıyla Enes’in göğsüne doğru kaymış olan kravatın gevşek düğümünü yakaladı. İnce parmaklarıyla kumaşı zarifçe toparlayıp düğümü tam boğazının hizasına, gömleğin yakasının ortasına doğru milim milim kaydırdı. Ceketinin içeri kıvrılmış olan sağ yakasını iki eliyle tutup dışarı doğru açtı ve kumaşın üzerindeki görünmez tozları silkelercesine omzunu düzeltti.

Enes kıpırdamadan durdu. Az önceki yorgunluğu, kızın parmaklarının göğsüne ve boynuna her dokunuşunda yerini derin, huzurlu bir dinginliğe bırakıyordu.

Ama Ece durmadı.

Bir adım daha yaklaştı; aralarındaki mesafe neredeyse yok oldu. Başını hafifçe kaldırıp gözlerini Enes’in açık kahverengi gözlerine dikti. İki elini bu kez Enes’in darmadağın olmuş saçlarına uzattı.

Parmakları, çocuğun gür saç tellerinin arasına yumuşacık bir şefkatle daldı. Alnına düşen, birbirine girmiş tutamları parmak uçlarıyla sakince geriye doğru taradı; şakaklarındaki dağınıklığı yatıştırıp saçlarını özenle yerine oturttu. Dokunuşu o kadar narin, o kadar sahipleniciydi ki, Enes’in boğazındaki bütün o sınav gerginliği bir anda buharlaşıp gitti.

Ece ellerini çocuğun saçlarından yavaşça indirip hırkasının yakasına koydu. Gözlerinin içine bakarak dudaklarının kenarında koca bir haftanın yorgunluğunu silip süpüren o sıcacık tebessümüyle fısıldadı:

"Bak... Sınavlar bitti çok şükür Enes."

Enes derin bir nefes aldı. Kızın yüzüne, o koyu renk gözlerindeki derin rahatlamaya baktı. Yüzüne yavaş yavaş o çok iyi bildiği, hafif serseri ama bu kez kalbinin en dibinden gelen o içten gülümsemesi yayıldı.

"Bitti değil mi?" dedi Enes, sesi kısık ve yumuşak çıkarak.

"Bitti ortak," dedi Ece başını hafifçe sallayarak. "Ve ikimiz de hala ayaktayız."

Enes elini ensesine götürüp kızın düzelttiği saçlarına dokundu, göz kırptı:

"Sen yanımdayken ayakta kalmama gibi bir ihtimalim var mıydı sanki? Hadi kraliçe, mahalleye dönelim. Bu zaferin şerefine Nermin Teyze’nin böreklerini hak ettik bence."

Ece kısık bir kahkaha atarak başını iki yana salladı ve kolunu Enes’in ceketinin koluna hafifçe değdirerek merdivenlere doğru yöneldi. Arkalarındaki okul binası geride kalırken, haftalardır omuzlarında taşıdıkları bütün o yükler, cuma öğleden sonrasının serin rüzgarında çoktan uçup gitmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.