İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 31 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 31

Sayfaların Arasındaki Kuşatma

Pazartesi sabahı okul panosuna asılan beyaz A4 kağıdı, koridordaki bütün o neşeli havayı tek bir saniyede dondurmaya yetti.

Kırmızı büyük harflerle yazılmıştı: 1. DÖNEM ORTAK SINAV TAKVİMİ.

Hemen panonun önünde toplanan kalabalığın içinden Bora’nın feryadı yükseldi:

"Pazartesi matematik, salı fizik, çarşamba kimya... Hocam bizi doğrudan infaz edin, niye böyle taksit taksit öldürüyorsunuz?!"

Murat elindeki tostu yarıda bırakmış, listedeki tarihleri incelerken başını iki yana sallıyordu: "Kimya bende tamamen yok. Periyodik cetvelde oksijeni bulursam şükredeceğim."

Masanın diğer ucunda duran Ece, elindeki fosforlu sarı kalemi parmaklarının arasında çevirerek takvimi küçük ajandasına not ediyordu. İki hafta önceki o fırtınalı günlerden eser kalmamıştı; yüzü dinlenmiş, bakışları toparlanmıştı ama şimdi o meşhur, disiplinli öğrenci ciddiyeti geri dönmüştü.

Enes ise hemen yanında, tek omzuna astığı sırt çantasıyla duvara yaslanmış, panoya dehşetle bakıyordu.

"Ece," dedi Enes, ses tonunu sanki bir felaket senaryosu anlatıyormuş gibi alçaltarak. "Fizikten sonra iki gün ara vermeleri gerekirdi. Kuantum fiziği ile trigonometriyi aynı haftaya koymak insan haklarına aykırı değil mi?"

Ece başını ajandasından kaldırmadan hafifçe gülümsedi. "Sınav haftası geldi çattı Enes. Yayında zombilere kafa tutarken iyiydi, şimdi türev ve integralle yüzleşme vakti."

"Zombiler en azından kuralına göre saldırıyordu," diye homurdandı Enes, ensesini kaşıyarak. "Trigonometride sinüsle kosinüsün ne zaman arkamdan vuracağı belli olmuyor."

İnci arkadan gelip Ece’nin koluna girdi: "Kızlar kütüphaneye mi geçiyor, yoksa bir kurtarma planı yapacak mıyız?"

Mert kaskını masaya bırakıp derin bir nefes aldı: "Bence tek çare toplu çalışma kampı. Tek başımıza kalırsak Bora yarım saat sonra pes edip oyun açar, Ali felsefe yapmaya başlar, Enes de tavana bakar."

"Bana niye laf atıyorsun oğlum?" dedi Enes sahte bir alınganlıkla. "Benim çalışma stratejim tamamen odaklanma üzerine kurulu."

"Aynen, uykuya odaklanma," dedi Ece göz ucuyla ona bakıp lafı yapıştırarak.

Öğleden sonra okul çıkışında, dördüncü katın sahanlığı bu kez farklı bir kuşatmaya sahne oldu.

Nermin Hanım’ın "Aç karnına ders çalışılmaz!" ısrarıyla 12 numaranın geniş salon masası, adeta bir sınav karargahına dönüştürüldü. Masanın üzeri kalın test kitapları, renkli yapışkan notlar, açacak talaşları ve dumanı tüten çay kupalarıyla dolup taşmıştı.

Enes masanın bir ucunda, dirseklerini masaya dayamış vaziyette önündeki kalın fizik fasikülüne boş gözlerle bakıyordu. Sayfadaki eğik düzlem ve sürtünme katsayısı formülleri birbirine girmişti.

"Ece," diye inledi Enes, kalemi masaya bırakıp alnını doğrudan açık kitaba dayayarak. "Sürtünmesiz ortam neresiyse beni oraya ışınla. Beynim iflas etti."

Ece masanın diğer ucunda, saçlarını tepeden bir tokayla toplamış, gözlüklerini takmış vaziyette kendi defterini inceliyordu. Enes’in bu perişan haline bakıp başını iki yana salladı ama gözlerindeki o sıcak tebessümü saklayamadı. Önündeki not kağıdını çekip Enes’in önüne doğru kaydırdı.

"Kafanı o kitaptan kaldır önce," dedi Ece, parmağıyla kağıttaki sadeleştirilmiş formülü göstererek. "Bak buraya. O karmaşık integralleri kafanda büyütüyorsun. Formülü bir oyun haritası gibi düşün; başlangıç noktası burası, engeller sürtünme, varış noktası da ivme. Yayında 'soldan dolaşın' demeyi biliyordun, burada da denklemi soldan açacaksın."

Enes kafasını kitaptan kaldırdı. Saçları darmadağın olmuştu. Ece’nin el yazısıyla tertemiz çıkarılmış özet kağıdına, ardından kızın yüzündeki o sabırlı ifadeye baktı.

"Bunu yayında bana anlatsaydın chat bile fizikten yüz alırdı," dedi Enes, kalemi yeniden parmaklarının arasına alarak. "Tamam, baştan anlat. Ama çok hızlı konuşma, işlemcim ısınıyor."

Ece sandalyesini hafifçe Enes’e doğru çekti. İki komşu, sayfaların arasına gömülürken dışarıda erken kararan sonbahar akşamı pencerelere vurdu. Birkaç hafta önce kapıların ardından birbirine ulaşamayan iki insan, şimdi aynı masanın başında, önlerindeki kağıtlara dökülen sayılar ve kelimeler arasında omuz omuza vermiş, yaklaşan o büyük fırtınaya birlikte göğüs geriyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.