Chat ekranı öyle bir ivmeyle akıyordu ki, kayan yorumlar monitörün sağ tarafında adeta morlu beyazlı bir ışık seline dönüşmüştü.
“Abi çocuk Butterfly’a laf soktu, banlayın şunu!”
“Yok yok, mükemmel ikili oldular, kim bu gizli ortak?!”
“Butterfly ilk defa bu kadar çok gülüyor, farkında mısınız?”
Enes koltuğunda iyice geriye yaslanmış, bir eli klavyede diğer eli farede, ekrandaki zombi dalgasına karşı amansız bir mücadele veriyordu. Ama ağzı bir an bile durmuyordu:
"Chat, bakın şimdi iyi izleyin. Soldan gelen üç tanesini tek mermi harcamadan indireceğim. Butterfly arkamdan izlesin de oyunculuk görsün."
"Enes, arkana bak arkana!" diye bağırdı Ece, kendini tutamayıp masaya hafifçe vurarak. Kulaklığın mikrofonundan odanın içine taşan o tanıdık, tiz ve neşeli kahkahası bütün yayına doldu. "Sol diyorsun, sağındaki koca dev mutant seni duvara yapıştıracak şimdi!"
"Nerede hani— Aaa, o ne öyle?!"
Ekranda Enes'in karakteri tek bir darbeyle savrulup yere yapışırken Enes ellerini kafasına götürdü. Ece'nin kahkahası odanın tavanında çınladı; artık o eski mesafeli, kontrollü halinden tek bir iz bile kalmamıştı. Dişlerini göstererek, omuzları sarsıla sarsıla gülüyordu.
"Gördünüz değil mi chat?" dedi Ece mikrofona eğilerek. "Büyük laflar, sıfır aksiyon. İşte benim her gün uğraşmak zorunda kaldığım ortak."
"Hile var o boss'ta, hitbox'ı bozuk!" diye savundu Enes kendini, göz ucuyla Ece'ye bakıp sırıtırken. "Hem ben sana alan açtım orada, taktiksel fedakarlık denir buna."
Saatler gece yarısını, ardından ikiyi, üçü gösterdiğinde ikisi de ne açtıkları oyunu bırakabilmiş ne de odayı dolduran enerjiyi düşürebilmişti. Saat üç buçuk sularında Nermin Hanım içeri sessizce süzüldü; elindeki tepside dumanı tüten iki kupa ıhlamur ve tabakta kalan kek dilimleri vardı. Parmak ucunda yürüyüp tepsiyi masanın köşesine bıraktı, iki gencin o omuz omuza vermiş, ekrana kilitlenmiş neşeli hallerine bakıp şefkatle başını iki yana sallayarak fısıldadı: "Çok bağırmayın komşular uyanacak, deli çocuklar..."
Enes mikrofona kısık sesle fısıldadı: "Chat, kraliçenin annesi rüşvet getirdi. Ihlamur molası veriyoruz."
Chat'te saniyeler içinde binlerce kalp emojisi patladı.
Korku oyunlarından yarışlara, nostaljik platform oyunlarından chat ile soru-cevaplara kadar yayın su gibi aktı. Aralarındaki o okulda başlayan tatlı didişme, ekranda yüz binlerce insanın önünde öyle doğal, öyle samimi bir gösteriye dönüşmüştü ki, izleyici sayısı sabahın dördünde bile elli binin altına inmedi. Enes bazen Ece'nin yayında yaptığı taklitlerle dalga geçiyor, Ece ise Enes'in her öldüğünde klavyeye söylenmesini tiye alıyordu.
Saat sabahın beşine doğru yaklaştığında oyunlar bitti. Ekranda sadece loş bir müzik ve chat'in yavaşlayan akışı kaldı.
"Evet arkadaşlar," dedi Ece, sesi artık yorgunluktan hafifçe buğulanmış, tatlı bir huzur tonuna bürünmüştü. "Bu geceyi burada noktalıyoruz. Döndüğüme değdi, kanatlarımı tekrar açtığım en güzel yayın oldu. Ve tabii ki... Yanımdaki noob'a katlandığınız için hepinize teşekkürler."
"Noob değil, gizli MVP diyeceksin," diye araya girdi Enes esneyerek. "İyi geceler millet, daha doğrusu günaydın."
Yayın kapatma butonuna bastıkları an, ekrandaki kırmızı 'CANLI' ışığı söndü.
Oda birden derin, neredeyse kutsal bir sessizliğe gömüldü. Kulaklıkları çıkardılar. Masadaki kupalar boşalmış, kek kırıntıları tabağın kenarına dağılmıştı. Pencerelerin stor perdelerinin kenarlarından,sabahın o ilk kurşuni maviliği odaya sızmaya başlamıştı.
Ece koltuğunda yan döndü, dirseğini masaya dayayıp çenesini avucuna aldı. Gözlerinin altı uykusuzluktan hafifçe kızarmıştı ama yüzündeki o dingin tebessüm paha biçilemezdi.
"Nasılmış Butterfly olmak?" diye sordu kısık sesle.
Enes başını koltuğun arkalığına yaslamış, tavandaki o mor ışık yansımalarına bakıyordu. Derin bir nefes verdi.
"Yorucuymuş," dedi başını Ece'ye doğru çevirerek. Göz göze geldiler. "Ama o kalabalığın içinde seninle gülmek... İnanılmazdı. Çok uzun zamandır seni böyle gülümserken görmemiştim."
Ece duraksadı. Bakışlarındaki o eski, buzdan kalkanın yerinde şimdi sadece yalın, korumasız bir şükran vardı. Parmak uçlarıyla masanın kenarına hafifçe vurdu.
"Ben de çok uzun zamandır böyle gülmüyordum Enes. Sayende."
İki genç, günün ilk ışıkları odayı tamamen doldurana kadar tek bir kelime daha etmeden öylece oturdular. Ne okul saatinin yaklaşması ne de uykusuzluk umurundaydı. Yıllardır kapalı kalan o kalın kapının eşiğinde, sabahın serinliğinde paylaştıkları bu sessizlik; gecenin bütün gürültüsünden ve alkışlarından çok daha gerçeğin ta kendisiydi.