Pazar akşamının serinliği sokağı sararken, Ece masasının başındaki deri koltuğa oturmuş, üçlü monitörün kapkara camlarına bakıyordu.
Haftalardır basmadığı o güç düğmesine uzandı parmakları. Tek bir dokunuşla üç ekran birden parıldadı; kasanın içindeki fanlar usulca dönmeye başladı ve duvarlardaki akustik süngerlerin kıvrımlarına o tanıdık, neon mor ışık yayıldı.
Eskiden bu ışık odayı dünyadan koparan soğuk bir fanus gibi hissettirirdi. Şimdiyse odanın kapısı koridora doğru sonuna kadar açıktı; mutfaktan Nermin Hanım’ın fırından çıkardığı kekin vanilya kokusu süzülüyordu içeri. Ece gülümsedi. Artık saklanacak bir şey kalmamıştı, korkunun yerini tatlı bir heyecan almıştı.
Telefonunu eline alıp sohbet ekranını açtı.
Ece: "Komşu, müsaitsen 12 numaraya teşrif eder misin? İade-i ziyaret vakti."
İki dakika sonra kapının zili iki kez çaldı. Enes kapıyı açıp başını içeri uzattığında üzerinde gri eşofmanı ve dağınık saçlarıyla her zamanki telaşsız halindeydi.
"Beni mi çağırdınız kraliçe? Kek kokusunu ta bizim salondan aldım, rüşvetle mi çalıştıracaksınız beni yine?"
Ece koltuğundan kalkıp çocuğun yanına geldi, kolundan tutup onu doğrudan kendi odasına, o bir zamanlar kapısına kilit vurulan sığınağa doğru çekti. Enes odaya ilk kez bu kadar serbest, suçluluk hissetmeden adım atıyordu. Masanın üzerindeki yayın kurulumunu, mikrofonun üzerindeki o parıldayan kelebek amblemini görünce duraksadı.
"Ece... Yayını mı açacaksın yoksa?"
"Evet," dedi Ece, gözlerinde muzip bir pırıltıyla Enes’e bakarak. "Tam iki buçuk haftadır kanalda tık yok. Chat beni öldü sanıyor. Ama bu akşam tek başıma dönmüyorum."
Enes kaşlarını çattı, anlamaya çalışarak masaya baktı: "İnci mi geliyor?"
"Hayır Enes. Sen geliyorsun."
Enes bir adım geri çekildi, ellerini havaya kaldırıp hayretle güldü: "Ben mi? Saçmalama, yüz bin kişinin önüne mi çıkacağım ben? Hem hani yüzünü göstermiyordun, gizlilik falan ne olacak?"
Ece masanın altından ikinci oyuncu koltuğunu çekip Enes’in önüne doğru itti.
"Yüzümüzü göstermeyeceğiz yine salak," dedi gülerek. "Sadece sesimiz olacak. Zaten sen yayındayken chat'te bana 'Yanındaki o noob kim?' diye sorup duruyordun ya hani... İşte o yanındaki çocuk bu akşam resmi olarak kanala konuk oluyor. Bana yaptığın her şey için... Kapının önünde beklediğin o geceler, omuz attığın o pervaz, bana verdiğin güven için... Sana küçük bir teşekkür hediyesi."
Enes koltuğa, sonra monitördeki açık yayın paneline baktı. Göğsünde tarif edemediği sıcacık bir gurur dalgası kabardı. Günlerce hayranlıkla izlediği o efsanevi masanın diğer ucuna oturmak, üstelik Ece’nin bizzat davetiyle o dünyayı paylaşmak...
"Yani diyorsun ki," dedi Enes koltuğa kurulup kulaklığı boynuna geçirirken, "Butterfly'ın yanına nihayet hak ettiği kalitede bir partner geliyor?"
"Gaza gelme hemen, ilk hatanda mikrofonunu mute'larım," diye takıldı Ece.
Kendi koltuğuna oturup kulaklığını taktı. Yayın başlatma tuşuna bastığında ekranın köşesindeki kırmızı bildirim yandı: CANLI YAYIN.
Saniyeler içinde ekrandaki izleyici sayacı patlama yaşadı. On bin, yirmi bin, elli bin... Chat kutusu öyle bir hızla akmaya başladı ki kelimeler gözle seçilemiyordu:
“BUTTERFLY DÖNDÜ! NEREDEYDİN KRALİÇE?!”
“Öldük meraktan!”
“Ses ver, iyi misin?!”
Ece profesyonel mikrofona doğru hafifçe eğildi. O berrak, enerjik ve herkesin özlediği ses tonuyla odayı doldurdu:
"Selam chat! Çok uzun bir mola oldu biliyorum... Kanatları biraz dinlendirmem, gerçek hayatın bazı fırtınalarını atlatmam gerekti. Ama merak etmeyin, eskisinden çok daha güçlüyüm. Ve bu akşam... Yanımda çok özel bir konuk var. Bana uçmayı yeniden hatırlatan, fırtınalarda kapımı kıran gizli ortağım."
Ece başıyla Enes’e işaret verdi.
Enes mikrofona doğru hafifçe yaklaştı. Yüzündeki o serseri gülümseme sesine de yansıdı:
"Selam ahali. Butterfly’a söyleyin, bu akşam bütün kill'leri ben toplayacağım, arkamda dursun yeter."
Chat o anda adeta alev aldı:
“BU KİM?!”
“SES TONUNA BAK, ÇOK İYİ!”
“Yeni duo mu geldi?!”
“Butterfly arkanda dursun mu dedi? ÇOCUKTAKİ ÖZGÜVENE BAK!”
Ece başını çevirip Enes’e baktı. Neon mor ışıkların altında iki çift göz buluştuğunda, Ece hayatında ilk kez o mikrofonun arkasında yapayalnız olmadığını, artık hiçbir fırtınanın bu odayı yıkamayacağını biliyordu. İkisi aynı anda gülerken oyunun giriş melodisi odayı inletti.