İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 27 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 27

Yeni Bir Çember

Okulun demir bahçe kapısından içeri adım attığı an, Ece adımlarını bir anlığına yavaşlattı.

Sonbahar rüzgârı bahçedeki çınar yapraklarını savururken, banklarda oturanların, kantin girişinde toplananların bakışları ağır ağır kapıya doğru döndü. İki hafta boyunca ortalarda görünmeyen, yokluğuyla okul dedikodu ağını fazlasıyla meşgul eden Ece geri dönmüştü.

Ama bu kez tek başına değildi. Boynundaki kulaklığıyla kimseye bakmadan, adeta görünmez bir zırhın içinde yürüyen o eski Ece’nin etrafında bambaşka bir çember vardı.

Hemen sağında Enes yürüyordu; elleri okul hırkasının ceplerinde, hafifçe Ece’ye doğru eğilmiş, sabah otobüsteki yaşlı teyzenin anlattığı hikâyeyi abartılı el hareketleriyle canlandırarak kızı güldürmeye çalışıyordu. Solunda Mert, kaskını bir elinde sallayarak sakin ve korumacı bir gölge gibi ilerliyordu. İnci ise Ece’nin koluna girmiş, adımlarını arkadaşının ritmine uydurmuştu.

Hemen arkalarından ise grubun yeni, fazlasıyla gürültülü üyeleri geliyordu: Bora, elindeki basketbol topunu parmağında çevirerek Ali’yle dün geceki maç üzerine iddialaşıyor, Murat ise her zamanki dağınık kravatıyla kantin tostu hayalleri kuruyordu.

"Oğlum Ali, sana diyorum," dedi Bora sesini yükselterek. "Son saniye üçlüğü bende diyorum, nesini anlamıyorsun?"

"Top çembere bile değmedi Bora, neyi anlatıyorsun sen?" diye lafa girdi Ali gülerek.

Enes arkasını dönüp geri geri yürümeye başladı, parmağını Bora’ya salladı: "Bora'nın tek isabetli atışı sabah alarmı kapatırken yaptığı hamle, fazla ciddiye almayın."

Ece başını hafifçe yana eğip kısık bir kahkaha attı. Dudaklarından dökülen o samimi, telaşsız gülüş, bahçedeki birkaç gözün daha onlara kilitlenmesine yetti.

Koridora girdiklerinde hava bir anda ağırlaştı. İki yanındaki dolapların önünde fısıldaşmalar başladı. İnsanların gözleri önce Ece’ye, sonra Enes’e, ardından okulun en popüler, en hareketli erkek grubunun nasıl olup da o "buzlar kraliçesi"nin etrafında pervane olduğuna kayıyordu.

“Baksana şunlara…”

“Ece değil mi o? Kimseyle konuşmazdı bu kız, Bora’larla ne ara bu kadar samimi oldu?”

“Enes’le bir şeyler var kesin, sabah da beraber geldiler durağa…”

“Mert de yanlarında ama baksanıza, nasıl koruyorlar kızı.”

Fısıltılar koridorun duvarlarında yankılanırken Ece’nin parmakları refleks olarak hırkasının kolunu sıktı. Geçmişin o acımasız ortaokul koridorları, dedikodu sayfaları ve arkasından dönen o iğrenç alaylar bir anlığına zihninde şimşek gibi çaktı. Adımları hafifçe tereddüt etti.

Tam o anda Enes durdu.

Geri geri yürümeyi bırakıp Ece’nin tam hizasına geçti. Göz ucuyla koridordaki meraklı bakışları taradı, ardından yüzüne o pervasız, umursamaz gülüşünü yerleştirerek Ece’nin hizasına eğildi.

"Komşu," dedi Enes, sesini bilerek koridorda duyulacak kadar rahat bir tonda tutarak. "Bence bu kalabalık senin dönüşünü kutlamak için bando takımı falan ayarlamalıydı. Çok sönük bir karşılama oldu bu, ne dersin?"

Ece bakışlarını Enes’in kahverengi gözlerine çevirdi. Oradaki o sarsılmaz güveni, o korumacı sıcaklığı gördüğü an göğsündeki o eski gerginlik aniden söndü.

"Bando takımı eksik kalsın Enes," dedi Ece, başını dikleştirip gözlerini kısıp gülümseyerek. "Senin ses desibelin zaten koca bir orkestraya bedel."

Bora arkadan atıldı: "Bak işte bu çok doğru! Kız haklı Enes, sabah sekizden beri kafamızı şişirdin!"

Öğle arasında kantinin en büyük masasına tam kadro çöktüler. Normalde kimsenin yanına oturmaya cesaret edemediği, köşedeki masada tek başına oturan Ece; şimdi masanın tam ortasındaydı. Bir yanında İnci patates kızartmalarını paylaşıyor, diğer yanında Enes tepsisine ekstra meyve suyu bırakıyordu. Mert masanın başına geçmiş, Ali ve Murat’ın saçma felsefi tartışmalarına hafif bir tebessümle hakemlik yapıyordu.

"Şimdi dinleyin," dedi Bora, ketçap paketini açarken gözlerini masadakilerde gezdirdi. "Cuma günkü edebiyat sunumu yalan oldu sanıyorduk ama Nedim Hoca bu hafta kesin yapacakmış. Ece, Enes... Siz hazır mısınız? Bizim konu hala patlak, slaytlar nerede bilmiyorum."

"Bizimki haftalar öncesinden hazırdı Bora," dedi Ece bardağındaki pipeti düzeltirken. Sesinde o eski, mesafeli ama bu kez sıcacık bir özgüven vardı. "Metinleri ben toparladım, sunumu da Enes yapacak. Tabii sahnede dili tutulmazsa."

"Bende dil tutulması mı?" Enes elini kalbine koyup sahte bir kırgınlıkla arkasına yaslandı. "Aşk olsun ortak. Ben o tahtaya çıktığımda Nedim Hoca bile ayağa kalkıp alkışlayacak, göreceksin."

Bütün masa aynı anda kahkahayı bastı. Kantindeki meraklı bakışlar hala onların üzerindeydi; dedikodular, fısıltılar okulun havasında dolaşmaya devam ediyordu.

Ama Ece artık o fısıltıları duymuyordu. Masadaki gürültünün, kahkahaların ve Enes’in ona doğru kaçamak bir gülümsemeyle bakan gözlerinin arasında ilk defa gerçekten ait olduğu, güvende olduğu bir kalenin tam ortasında oturuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.