İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 26 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 26

Yeni Bir Eşik

Hastanenin o keskin kokulu beyaz koridorları geride kaldığında, dördüncü katın loş sahanlığı ilk kez bu kadar huzurlu bir sessizliğe bürünmüştü.

Ece’nin eve döndüğü ilk gün, Mert ve Enes sabahın erken saatinde daireye gelmiş, kırılan kapı pervazını marangozdan aldıkları yeni ahşap çıtalarla onarmışlardı. Odanın zeminindeki son cam kırığına kadar her köşe temizlenmiş, kırılan bibloların yerine pencere önüne küçük bir sukulent saksısı konmuştu.

Ece için geçen bir hafta, hayatının en sessiz ama en onarıcı günleri oldu.

Artık o odanın kapısı kilitlenmiyordu; hatta çoğu zaman aralık duruyordu. Akustik süngerler ve mor ışıklar hala oradaydı ama artık bir saklanma hücresi değil, sadece sevdiği bir hobinin çalışma alanı gibi görünüyordu. Enes her akşam okul çıkışında ders notlarını getiriyor, Nermin Hanım’ın ikram ettiği kurabiyeleri yerken Ece’ye günün dedikodularını anlatıyordu. Aralarında ne Butterfly’ın adı geçiyordu ne de o kriz gecesinin ağırlığı. Sadece iki komşu, iki sınıf arkadaşı ve birbirinin en derin yarasına dokunmuş iki dost olarak o aradaki boşluğu kelimelerle dolduruyorlardı.

Ve nihayet, kasım ayının serin bir salı sabahı, okula dönüş vakti geldi.

Saat 07.40.

Dördüncü katın sahanlığında bu kez bekleyen değil, adımı atan taraf Enes’ti. Kendi kapısını kapattıktan sonra sırt çantasını omzuna sabitledi, iki adımda 12 numaranın kapısının önüne geldi. Üzerine okul ceketini geçirmiş, yakasını düzeltmişti. Yüzünde haftalardır ilk defa o eski, enerjik ve muzip ışıltı vardı ama bu kez çok daha olgun, çok daha şefkatli bir gülümsemeyle harmanlanmıştı.

Eski günlerdeki gibi tesadüfen aynı anda çıkmayı beklemedi.

Elini kaldırdı. Ahşap kapının ziline değil, tam ortasına üç kez ritmik ve neşeli bir şekilde vurdu:

Tık, tık, tık.

İçeriden hafif adımların sesi geldi. Kilit dili yumuşak bir mekanik sesle geri çekildi ve kapı ardına kadar açıldı.

Eşikte Ece duruyordu.

Üzerinde okul forması vardı; kollarındaki ince koruyucu bantlar, uzun kollu beyaz gömleğinin manşetlerinin altında tamamen gizlenmişti. Kuzguni siyah saçlarını ensesinde zarif bir atkuyruğu yapmıştı; tenine hafif bir pembelik geri dönmüş, koyu renk gözlerindeki o donuk korku tamamen silinip yerini berrak bir aydınlığa bırakmıştı. Boynunda o meşhur siyah kulaklığı asılıydı.

Enes kapının pervazına hafifçe yaslandı, gözlerini kısıp baştan aşağı kızı süzdü.

"Günaydın kraliçe," dedi, sesi sabahın serinliğinde sıcacık bir melodi gibi çınlayarak. "Baktım hanımefendi teşrif etmiyor, bizzat kapısına kadar servis yapayım dedim. Yolculuğa hazır mıyız?"

Ece’nin dudaklarında o tanıdık, hafif alaycı ama içi bütünüyle parıldayan bir tebessüm kıvrıldı. Çantasını omzuna astı, vestiyerden kabanını alırken Enes’e doğru yarım adım attı.

"Kapıyı kırmadan çalmayı öğrenmişsin komşu, tebrik ederim," dedi Ece, sesindeki o tatlı rekabetçi tonla. "Bir an yine omuz atacaksın diye korkmadım değil."

Enes elini kalbine götürüp hafifçe başını eğdi: "Asla. O kapı artık sadece ricalarla açılır. Ama acele etmezsen Mert aşağıda motorun gazını köklemekten mahalleyi ayağa kaldıracak."

"Mert'e söyle, motoru bugün kenara çeksin," dedi Ece, kapıyı anahtarla kilitlerken. Başını çevirip doğrudan Enes’in açık kahverengi gözlerine baktı. "Bugün seninle otobüsle gitmek istiyorum. Tabii fazla desibel yapmayacaksan."

Enes’in yüzünde kocaman, durdurulamaz bir gülümseme yayıldı.

"Anlaştık ortak," dedi ve merdivenlere doğru ilk adımı attı. "Söz, otobüste sadece fısıltıyla konuşacağım."

İki komşu, haftalar önce birbirine yabancı ve şüpheyle baktıkları o basamakları bu kez omuz omuza, yan yana ve aralarındaki tüm görünmez duvarları geride bırakarak inmeye başladılar. Dışarıda onları bekleyen okul koridorları ne kadar kalabalık olursa olsun, ikisi de artık aynı taraftaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.