İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 24 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 24

Kabuğun Çatlayışı

İlk hıçkırık, Ece'nin göğsünden bir çatlak gibi sızmıştı; fakat hemen ardından gelen şey bir sızıntı değil, yılların birikintisini taşıyan kontrolsüz bir sel oldu.

Boğazında günlerdir düğümlenen o taşlaşmış yumru, nefes borusunu tıkarcasına yukarı tırmandı. Ece ciğerlerine hava çekmeye çalıştı ama nafileydi; aldığı her soluk göğsüne binlerce iğne gibi batıyor, boğazındaki o kuru his onu adeta boğuyordu. Sessiz, usulca dökülen yaşlar birkaç saniye içinde yerini Ece'nin bile tanıyamadığı, etini yırtarcasına çıkan feryatlara bıraktı.

Odanın duvarları, aylardır ses geçirmeyen o süngerlerin aksine, bu çığlıkları yutamadı.

"Dayanamıyorum... İnci, nefes alamıyorum!"

Ece'nin sargılı kolları arkadaşının sırtını tırnaklarcasına sıktı. Başını İnci’nin omzuna vururcasına bastırıyor, göğsü delice inip kalkarken odayı inleten hıçkırıklarla sarsılıyordu. Çocukluğundan beri içine kilitlediği o küçük, alay edilen, yapayalnız bırakılan kızın bütün çaresizliği; perşembe akşamından beri sırtında taşıdığı o dehşet verici yükle birleşip bir çığlık olarak patlıyordu.

İnci kollarını Ece’nin titreyen bedenine biraz daha doladı. Bir elini kızın kuzguni siyah saçlarının arasına daldırıp başını şefkatle göğsüne bastırdı; kendi yanaklarından süzülen yaşlar Ece’nin saç diplerine damlıyordu.

"Buradayım birtanem... Ağla, hepsini bırak, tutma içinde," diye fısıldadı İnci, sesi kızın haykırışlarının arasında bir sığınak gibiydi. "Geçti, hepsi geride kaldı... Yanındayım, kimse sana dokunamaz artık."

Odanın ahşap kapısı hızla aralandı. Koridordaki o keskin feryatları duyan iki nöbetçi hemşire, yüzlerinde panikle içeriye doğru bir adım attı. Biri elindeki sakinleştirici ampulü hazırlamak için cebine uzanmıştı bile.

İnci, başını Ece’den ayırmadan boştaki elini hızla havaya kaldırdı. Avucunu hemşirelere doğru çevirip başını iki yana salladı; yüzündeki ifade o kadar net, o kadar yalvarır ama bir o kadar da kararlıydı ki, tek bir kelime etmesine gerek kalmadı: Bırakın, ben hallederim.

Hemşireler bir an birbirlerine baktılar. Bu ağlamanın tıbbi bir krizden çok, ruhun kendini temizleme çırpınışı olduğunu anlayınca sessizce bir adım geri çekilip kapıyı yavaşça, neredeyse tamamen kapattılar.

Dışarıdaki koridorda ise zaman tamamen donmuştu.

Ece’nin içeriden yükselen, insanın içini ezen o haykırışları koridorun fayanslarında yankılanıyordu. Enes sırtını dayadığı duvardan bir adım öne çıktı; dizleri çözülecek gibi oldu. İki elini şakaklarına bastırdı. O ses... Her zaman ekranda neşe saçan, en zor anlarda bile espri patlatan, okulda tek bir kaş hareketiyle dünyayı umursamaz görünen o kızın ciğerinden kopan bu acı, Enes’in göğsünü paramparça ediyordu.

"Ben yaptım..." diye fısıldadı Enes, sesi koridorun serinliğinde bir inilti gibi döküldü. Gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı. "Benim yüzümden... O kapıyı zorlamasaydım, o odaya bakmasaydım..."

Kendini duvara doğru bırakacakken, arkasından uzanan iki güçlü kol onu kavradı.

Mert, Enes’in sarsılan omuzlarını yakaladı ve çocuğu kendine doğru çekip sımsıkı sarıldı. Mert’in gözleri de kıpkırmızıydı; çenesi kilitlenmiş, dişlerini sıkmaktan şakaklarındaki damarlar fırlamıştı. Ama o an aralarındaki ne yabancılık ne de o mesafeli duruş kalmıştı.

"Senin suçun değil Enes," dedi Mert, sesi boğuk ama bir kaya kadar sağlam çıkarak. Enes’in sırtına elini sertçe vurup onu ayakta tuttu. "Duyuyor musun beni? Senin suçun değil. O yara çok eskiden açılmıştı... Ece bugün sadece o yaranın kabuğunu söküp atıyor. Kendine yüklenme."

Enes yüzünü Mert’in ceketinin omzuna dayadı. İçeriden gelen o çığlıklar her yükseldiğinde Enes’in omuzları hıçkırıklarla sarsıldı; iki genç çocuk, hastanenin o soğuk ve beyaz koridorunda, aynı kızın acısını paylaşarak sımsıkı kenetlendiler.

İçerideki fırtına dakikalarca sürdü. Ece haykırdı, içindeki tüm zehri, tüm o yıllanmış yalnızlığı ve korkuyu tüketti. Ağlaması yavaş yavaş şiddetini kaybedip kesik kesik iç çekişlere, yorgun hıçkırıklara dönüştüğünde, başı İnci’nin kucağına bir tüy gibi düştü.

Odanın havası nihayet durulmuştu. Ece tükenmişti ama o kaskatı, buzdan duvar artık yoktu; arkasında sadece nefes almaya çalışan, yaralı ama nihayet yaşayan bir kalp kalmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.