İçeriğe geç

Kelebeği Sevmek

Bölüm 9 · 6 dk okuma

Kelebeği Sevmek

Bölüm 9

Aşkotrum Büyüsü

Her gizli iş çeviren insanın A'dan Z'ye kadar planı olurdu ama benim neden böyle planlarım yoktu onu bilmiyordum. Yağız bana yaptığım saçma oyun için sebep sorarken gergin bir sırıtışla yüzüne bakıyordum ve beynim gece açılan buzdolabı kadar boştu. Ben de o yüzden en iyi yaptığım şeyi yaptım; konuştum. Biliyorsun ki zaten sessiz kalmam pek mümkün değildi.

"Şimdi Yağız kankam benim, biz geçen toplandık kızlarla baktık çok sıkılıyoruz. Of ama çok çok sıkılıyoruz. Dedik ki iki insanlara değişik hareketler yapalım da gülelim. Mesela ben Şükriye Tutku oldum, flörtöz kaçık kadın rolüm de. Kızları daha düşünmedik, inşAllah onlar da benim kadar acayip olabilirler, amin."

Yağız buruşturduğu yüzüyle bu saçmalıktan bir şey anlamamış gibi dursa da onu önemsemeyip yanına gittim ve şap diye yanağından öpüverdim. Şimdi diyeceksin alakaya maydanoz, bu ne biçim lacivert diye ama ne yapayım? İki kucakta taşındık diye beynim şerbet olmuştu, öpesim gelmiş ve öpmüştüm. Tabii onun da bunu beklemediği ortadaydı. En yakın arkadaşlar da olsak birbirmizi nadiren yanaktan öylesine bir öperdik. O yüzden durduk yere gelen öpücük çocuğun zaten muşmulaya dönen yüzünü iyice yalap şalap etmişti.

"Ay neyse biz gidelim de başkalarıyla da eğlenelim, görüşürüz yine çilli!"

Arkamı dönmüş bahçemden içeri giriyordum ki Yağız kolumdan çekip beni gerisin geri karşısına çekti. Saçlarım yüzüme yapışırken yaz sıcağından terle kaplanan yüzüme sövüyordum. Belirtmek isterim de dudağımda ruj, yüzümde badana boya tarzı şeyler vardı. Bu sebepten bezgince nefeslendim ancak nefesimi hık diye tıkayan bir olay yaşandı. Yağız yüzümdeki saçları yavaşça çekip elleriyle düzelttiğinde bu sefer eblek bir suratla kalan ben oldum.

"Umarım sen sadece benimle eğleniyorsundur kelebek. Şükriye Tutku'yu başkalarıyla paylaşmak istemem."

Başımı eğip tipimi toplamak için kendime verdiğim birkaç saniyeden sonra kaldırdım. Ona şebek bir gülümsemeyle bakıp burnuna bir fiske vurduğumda, "Şükriye Tutku bugünden itibaren sonsuz izne ayrılmıştır Yağız Bey, kendisine ilerisi olmayan hayatına doğru veda ediyor kalan yarışmacılara başarılar diliyoruz." dedim. Hostes tarzı ses tonumla konuşmama gülerken başını salladı.

"Bence de izne ayrılması güzel olmuş, özellikle lenslerin tekrarı olmazsa müthiş olur."

"Aaa! Beğenmedin mi şimdi sen bu hâlimi? Bence su gibiyim hatta nehir, dere, deniz ve okyanus gibiyim. Bak bir leğen olmadığım kalmış, muhteşemim yani. Ayıp değil mi beğenmemek?"

Biri koli bant desteği atsın, ağzımın kapanması lazım böyle olmuyor.

"Beğenmemek değil de, o kahve boncuklar olmayınca insan kendini eksik hissediyor. Beni onlardan mahrum bıraktın zaten beş yıl, bırak da buradayken rahatça bakabileyim."

Vazgeçtim, biri bandı Yağız'a yapıştırsın kalbim dayanmıyor.

Boğazımı temizleyip, "Evet evet öyle." diye saçma bir tepki verip alelacele bir vedalaşmayla ondan ayrıldım. Elim göğsümde eve doğru giderken kalp atışlarım elime ramazan davulcusu gibi vuruyordu. Derin nefesler alarak eve girdiğimde dedem beni görüp sırıttı.

"Ne o kız, çocuğu farklı kılıklarda mı etkilemeyi deniyorsun şimdi de? Tabii kim baksın senin haspam hâline?"

"Bana konuşacağına farklı giydiğin çoraplarla, kavanoz dibi gözlüklerine bak sen. Ben sana bin basarım."

Elini havada sallayıp, "Senin yaşında böyle miydim ben? Ah ah, yoldan bir geçsem kızlar camlara koşar analar damatları olayım diye ellerime yapışırdı. Rahmetli babaannen mesela, on ay kapımıza süt yoğurt bitti bahanesiyle gelip peşimden ayrılmadıydı." diye geçmişe daldığında inanmadığımı belli ederek başımı salladım.

"En son babaannem, 'herif beni komşulara rezil kepaze ediyordu mecbur he dedim' diyordu ama bakış açısı önemli tabii."

Onu dinlemeyerek yukarı odama çıkarken annemler ortalıkta gözükmüyordu. Merdiven korkuluğundan sarkıp, "Bizimkiler nerede?" diye seslendiğimde dolaşmaya çıktıklarını öğrenerek odama girdim.

Aynaya umutsuz bakışlar atıp şu tipten kurtulmak adına kolları sıvadım. Bakalım bizim kızlarda başka plan kalmış mıydı? Makyajı silerken onu öptüğüm anın bin tekrarını hafızamdan geçerken acayip çığlıklar atıyordum. İçimden bir ses umutlarımda yanılmadığımı söylüyordu ama bunu zaman gösterecekti.

•

"Ne yani? Kokundan tanıdı mı seni bu çocuk?"

"Defne'm, canım daha kaç kez açıklayacağım? Evet, öyle ama düşününce çok acayip değil yani. Siz benim nasıl koktuğumu bilmiyor musunuz mesela?"

Seval dudak büzüp, "Bilmem, nasıl koktuğun üzerine düşünmedim. Valla ne yalan söyleyeyim, kokusundan anam olsa tanımam ben. Helal olsun, çocuğu Mecnun etmişsin." dediğinde gülüp saçma bir kırıtışla tepki verdim.

"Kız ne oluyorsun, tuvaletin varsa git yap."

Seval beni ittirirdikten sonra geçip yatağa oturdum. Ayaklarımı sallarken durum değerlendirmesine devam ediyorduk. Kokumdan beni tanıması olayı kalbimde gonca güller açtırıyordu ancak bu benden hoşlanıyor demek değildi. Tamam, belki öykeydi, ay inşAllah, ama buna kesinkes emin olamazdık. Bize bunu ispatlayacak bir şey lazımdı ama ne?

"Valla bendeki planlar bu kadardı, sıfırlandım. Yine de geçen bir gündüz kuşağı programında birinin sizden hoşlandığını anlamanın yollarını söylüyorlardı, bak senin için not aldım."

Defne telefonunu bana uzatırken sırlanan maddelere bakıyordum;

1-Size sık sık temas ediyorsa.

Açıkçası bunu ondan çok ben yapıyordum, geç.

2-Sizi başkalarından sakınıp kıskanıyorsa.

Bu bir dursundu, Yağız'ın kıskançlığı ayrı bir insan gibiydi çünkü.

3-Sizinle ilgili en ufak detayları hatırlıyorsa.

Ay bir dakika! Koku, büyük mü küçük mü detay oluyor?

4-Sizinle sıradan konulardan konuşabiliyorsa.

Dedemin terzi Raziye teyze ile ilişkisi hakkında çekirdekli sohbetimiz gibi mi?

Maddeler bitince de tam emin olamamıştım, bence maddeler yeterince açık değildi. Biraz açılması lazımdı, belki öyle net bir karar verebilirdim.

"Eee, ne düşünüyorsun? Mecnun gibi mi Ferhat gibi?"

"Bence Arı Maya gibi."

"Ne alaka be!"

"O da sarışın ya, geldi aklıma işte ne bileyim."

Saçma diyaloğumuz burada biterken hepimiz sessizce düşünmeye başladık. Yağız'ın hislerini, ki varsa eğer, o söylemeden böyle öğrenmeye çalışmamalıydım belki de. Akışına bırakmam için göklerden bir işaretti sanırım bu planlarımın bir sonuca varmaması. Zaten niye peşine düştüysem, çocuk beni Fırat'la beraber görmüş kanka ayağına yatmıştı. Fırat benden hoşlandığını söylemişti ama dizilerdeki gibi ortalığı ayağa kaldırmamıştı. En basitinden ben, o bana dokunsa yaz günü eriyen dondurma gibi oluyordum ama o normal durmaya devam ediyordu. Yanlış fikirlere mi kapılıvermiştim o küçücük umutla yoksa? Arkadaşlarıma uyup az kalsın arkadaşlığımızı mı bozacaktım? Kendimi saçma sapan durumlara sokmuştum ama ortada hiçbir şey yoktu. Benim saf salak kalbim dışında.

"En iyisi bırakalım kızlar bu numaraları. Olacak olanın önünde dağ olsa duramaz zaten. Benden hoşlanıyorsa bir şeyler olur illa ki, ben daha fazla üzülmek istemiyorum. Böyle olmuyor."

Defne yanıma yaklaşıp kolunu omzuma attığında, "Oy benim aşık kelebeğim! Nasıl istersen öyle yap, biz de sen üzülme hislerine karşılık bul artık istediğimizden yapıyorduk. Böyle istiyorsan duralım canım." diyerek bana sarıldı.

Saçma sapan burnunu çekme efektiyle, "Bana kelebek deme ama, Yağız öyle diyor." dediğimde Seval de parmağıyla yanağımdan ittirip diğer tarafıma oturdu.

"Biraz salaksın ama canımsın ne yapalım? İstersen Yağız'ı kalp hırsızlığından dava edeyim, hakim bir ikna olur ki sorma hapse don atlet taşırsın vallahi!"

Seval'e beraber güldüğümüz dakikalardan sonra üçlü sarılmamızdan sıkılan Seval ayağa kalkıp diğer tarafa geçti. Temastan hoşlanmıyor oluşu benim mıncırmalarımla tetiklenip durduğu için laf etmedik. Defne'yle birbirimize baktığımızda aklımıza gelen hainlikle koşarak Seval'in üstüne atladık. Kızı sımsıkı sarmamızla çığlıklar atarak bizi savurmaya çalıştıysa da olmadı. Odada koşturmaya başladığımızda yastıklar, pikeler etrafta uçuşuyordu. Bir de bu ara odaya giren annem, beni elim Defne'nin saçında kafamda yastıkla ve yastığı tutan Seval'le beraber görünce dilini damağına şaklatıp gitmişti. Giderken, "Demezsin ki yirmi üç yaşında kız var burada, beş yaşında anam bunlar beş." diyordu.

En son yorulunca yatağa yatmış tavan filmi izlemeye başlamıştık. Uzun zamandır böyle eğlenmediğim için gereksiz kahkahalar atıyordum. Yağız ve kalp yaram şimdilik derinlerde kalırken anı yaşamaya karar verdim. Ne demişler her özlü sözü söylemiş büyüklerimiz, hayat sana limon veriyorsa limonata yap. Hayat da bana sarı bukleli dalyan gibi bir delikanlı vermişti artık mecbur kocam yapacaktım.

Biliyor musun sevgili yoldaşım, küçükken Harry Potter çok severdim. Belki de aşk büyüsü yapmalıydım, bir Aşkotrum derdim ve çocuk pervanem olurdu. Olmaz mıydı ki?

Bölüm sonu

6 yorum