İçeriğe geç

Kelebeği Sevmek

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Kelebeği Sevmek

Bölüm 10

Yağmurlu Kalp Çarpıntısı

Bisikletimi garajdan çıkartırken babam da az ilerimde dedemin küçük traktörünü yıkıyordu. Dedem hastalık zımbırtılarını kestirip atmış çalışmaya başlamaya karar vermişti. İşçiler de izinleri bittiği için biraz üzgün gibilerdi ama dedeme laf söz geçmiyordu. Yarın başlanacak olan bilmem kaçıncı tarla, ekin, hasat üçlemesine maalesef ben de davetliydim. O yüzden bugün Yağız'ın boş gününü yakalamış olarak bisiklet sürmeyi teklif etmiştim.

Her fırsat değerlendirmek içindir sevgili yoldaşım, bil bunları.

"Yarın ortadan kaybolayım deme ha! Vallahi deden çıramızı yakar, ilk iş günü kutsal biliyorsun."

"Aman baba bilmez olur muyum? Merak etme sen."

O bana başını sallarken pek hoşnut olmayarak kocaman tekerlerin çamurunu çıkarmaya devam etti. Kurumuş çamurdan daha iğrenç olan nedir biliyor musunuz?

YAĞIZ'A YAKLAŞMIŞ HÂLDE BİR KIZ!

Kapıdan çıktığım gibi cinlerimi tepeme çıkartan olay gözlerimin önündeydi. Yağız, elinde bisikletle karşımdaydı ama yanında sen de Angelina Jolie ben diyeyim Selena'daki Fitnat, öyle bir kız vardı. Kızın hâlini gören dedem bile derdi ki bu kız yavşıyor. O yüzden bisikleti sıka sıka yanlarına yürürken sinirime hâkim olmak oldukça zordu.

Şimdi ben seni limon gibi sıkıp portakal gibi soymaz mıyım? Soyarım ama terbiyem el vermez işte ne yaparsın?

İçimden yükselen 'yırt onu yırt yırt' seslerini kulak ardı edip gerçekçi bir gülümsemeyle, "Yağız kankam, bu el alem kız kim?" dediğimde ancak bu kadar medeni olabilmiştim.

"Yalnız, ben buradayım ama neyse. Tanışalım şekerim, ben Hayat."

Kıza, "Pek de yaşıyor gibi değilsin ama." dediğimde dilimi yakasım geliyordu ama ne yapayım?

"Ay ne diyorsun sen be? Yağız, canım, arkadaşın pek kibar biri değil sanırım?"

"Ay canım göz altı torbaların yüzünden diyorum, ölü gibisin şekerim."

Kız cırlayarak eline aynasını alırken ben de Yağız'a yaklaştım. "Kim bu şeker küpü?" dediğimde neredeyse sırıtan bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu.

"Hayat, bizim gezi rehberlerinden biri. Bu tarafa gelirken karşılaştık da seninle tanışmak istiyordu, beklerken bana eşlik etti sağolsun."

Anlamış şekilde başımı salladığımda kızın benimle tanışmaktan çok Yağız'la vakit geçirme derdinde olduğu belliydi. Açıkçası kızın Yağız'la aynı yerde çalışıyor olmasına kıl olsam da Yağız'ın yüz vermiyor oluşu içime su serpmişti.

"Neyse Yağız, iş beklemez ben gideyim artık. Görüşürüz Ecem, memnun oldum."

"Aynen, ben de."

Hayat, el sallayarak giderken Yağız da başını bana doğru eğmiş gülümsüyordu. Şimdi bu gülüş gözlerimin önündeyken ne kadar sinirli olabilirdim ki? Yine de gözlerimi kısıp alnından yüzünü ittirdim.

Bisikletimi kendime çekip üstünde binerken de yüz ifademi bozmadım.

"Kıskanç kelebek."

Yağız'ın yanıma gelip kendi bisikletine binmesiyle ona döndüm.

"Ne kıskanması ya? Kızı görmedin mi, şekerim mekerim diyor. Uyuz oldum."

Pedalları çevirmeye başlamamla onun beni geçmesi bir oldu. Ben de hızlanınca hafifçe arkasınu döndü.

"Yarışalım mı?"

Bana doğru bağırmasına başımı sallarken, "Bu sefer düşme ama bak, tutamam." diye bana laf atmasına sadece dil çıkardım. Neredeyse yan yana gidiyorduk. Pek hızlı gittiğimiz söylenemezdi zaten ama amaç yarışmış olmaktı. İkimiz de saçma bile olsa pek çok konuda yarışmayı severdik. Yediğini önce bitirmek, en uzağa terlik atmak, bayramda en çok şekeri toplamak, uzun süre gözlerini açık tutmak gibi liste uzayıp gidiyordu. Genelde tüm yarışlar da kavga etmemizle bitiyordu ama Yağız, benim aksime alttan alabildiği için sessiz kaldığı çok oluyordu.

Sahile inen yola döndüğümüzde bizi gören komşulara ara ara korna çalmaya başladık. Nedensizce onlar bize el salladıkça kendimi ünlü bir gibi hissediyordum. Acayip bir özgüven gelmişti! Acaba akrobatik hareketler de mi yapsaydım? Neyse o da başka bir zamana kalsındı. Bisikleti Yağız'ın dibinden geçirip önüne geçtiğimde tek elimi kaldırıp ona el salladım. Gülerek kenarda oturan Neriman ablaya da el salladığımda bana iki işaret parmağını yan yana sürtüp bir de gözleriyle Yağız'ı işaret ettiğinde kaşlarımı yukarı kaldırdım. O ise hâlâ sırıtarak teyze baş sallaması yapıyordu. Hani olur ya, sizi yakıştıran teyze dudaklarını bastırarak başını tahterevalli gibi sallardı. İşte öyle bir sallamaydı, vahimdi ve kendimi Yağız'a karşı açığa çıkmış gibi hissettirmişti. Aslında Neriman abla bilmiyordu, hislerimi bilen pek kişi de yoktu ya neyse. Kızlar ve dedem vardı sadece. Şehirde buradan fazla kalıyor bile olsam oradaki arkadaşlıklarım böyle olamamıştı. Öylesine muhabbet ediyorduk, o sıcaklığı Defne ve Seval'den alabilmiştim zaten sadece. Şehirde hayatım buradaki kadar canlı değildi anlayacağınız ama ben yine aynı bendim. Sadece hayat akışı sakindi, ben değildim.

"Yavrum, sizin düğün ne zamana inşAllah?"

"Ay teyzem ne düğünü? Biz evlenmiyoruz ki."

Sesimi içime tıkan soruyla frene bastığım gibi durduğumda öylece kadına bakıyordum. Yağız biraz ilerimde kaldığı için soruyu duymamış durduğumu fark edince de beni beklemeye başlamıştı.

"Ee yavrum siz hep birbirinize yapışık gezmiyor musunuz? Mahalleliyle hep evleneceğinizi düşünürdük biz de, artık yaşınızda geldi ya ondan sordum. Evlenmiyor musunuz yani?"

Surat asmamaya çalışarak, "Yok yok, arkadaşız biz." dediğimde daha fazla durup da teyzeye kendimi açık etmemek için yanından ayrıldım. Yağız'ın yanına geldiğimde kaş gözle teyzeyi işaret etti.

"Hayırdır? Ne soruyor bizim Hayriye teyze?"

"Aman hiç, ne yapmışım nerelerdeymişim falan. Bu arada kazandım sanma, teyzeye saygısızlık olmasın diye durdum. Bizim barakanın orada bitecek."

Ellerini teslim olur gibi kaldırıp, "Ne münasebetle seni yendiğimi düşünürüm ki? Tövbeler olsun, mümkün değil." dedi.

Gülüşümü bastırmaya çalışarak bisiklete tekrar binerken onun hâlâ bana baktığını fark ettim. İstemsizce gözlerim onu bulurken teyzenin dedikleri geldi aklıma. Evet, yapışık ikiz gibi geziyorduk. Evet, ben onunla evlenmek için kurşun atar kurşun yerdim. Ve demek ki mahalleli de az çok bunun hayalini kurmuştu. Ben olsam ben de bizi shiplerdim. Onun sarı saçları ve yeşil gözlerine karşın benim kahverengiliğim bence çok uyumluydu. Birlikte cıvıl cıvıl bir orman resmi çiziyorduk sanki. Güneş, ağaçlar ve toprak. Bu düşünce yüzüme de yansırken tatlı bir tebessüm dudaklarımı yakaladı. Gözlerim hâlâ gözlerinde olduğundan bir an için yanaklarım ısınsa da onun da bana güzel bir tebessümle karşılık vermesiyle daha çok gülümsedim. Gülüşü pamuş şekerdi çocukluğumdan beri benim için. Hâlâ daha öyleydi, öylesine sıcaktı ki kalbimi ısıtıyordu.

"Yarışa başlamak istemiyor gibisin? Duralım burada istersen, ben halimden memnunum."

Yanaklarımın ısısı gelirken, "Yok yok, gidelim. Hem yarışı kazanırsam bana dondurma ısmarlayacaksın ya dondurma çekti benim canım. Haydi, bin bin." diyerek pedallara asıldım. Beynimde rezillik alarmı öterken başımı direksiyona vurasım vardı. Hızlı gitmeye çalışarak barakanın önüne kadar onunla yüz göz olmamaya dikkat ettim. Barakanın önünde durduğumda maalesef ki yarışı ben kazanamamıştım çünkü geldiğim sıra bana dönecek gibi olunca durmuş saçımı düzeltiyor gibi yapıp yola öyle devam etmiştim. Genel olarak harika bir insandım bence ama utanınca ben, ben değildim. O yüzden bana sırıtmasına yüzümü buruşturarak tepki verdim. O ise saçlarımı karıştırmıştı. Yapma lan, yapma! Biz bacı-kardeş değiliz oğlum etme eyleme ya!

"Yağmur yağacak gibi, dönelim mi yavaştan?"

"Olur, dönelim. Bizimkiler de hasat hazırlığı yapıyordu, yardımım dokunur."

Başını sallamasıyla geldiğimiz yoldan geri dönerken daha sakin gidiyorduk. Yan yana yavaşça sürmeye devam ederken mahalle bakkalının önünde durmasıyla ben de durdum. O ise bana bakmadan içeri girip beş dakika kadar sonra elinde iki dondurmayla çıktı. Aslında canım dondurma çekmemişti ama bunu düşünmesiyle saçma utancı bir kenara bırakarak dondurmayı elinden kaptım.

"Yaaa! Muzlu karamelli almışsın!"

"Hâlâ onu sevip sevmediğini bilmiyordum ama aklımda kalmış. Neyseki seviyormuşsun."

"Sen de hâlâ çilekli seviyorsun sanırım?"

Gülerek, "Bana birini hatırlatıyor, bırakamıyorum." dediğinde sorar gibi baksam da omuz silkerek cevap vermedi. Bakkalın önündeki kaldırıma oturup dondurmamızı yerken ikimiz de sessizdik. Sonrasında burnuma damlayan yağmur damlasıyla elimi havaya doğru uzattım. Sanırım cidden yağmur yağacaktı.

"Neden gelmedin onca yıl Ecem?"

"Söyledim ya, öyle gerekti. İşte sınavlar-"

"Bahanelerini değil, asıl sebebi soruyorum. Önemli olmasaydı gelirdin çünkü biliyorum. Birbirimizden hani sır saklamayacaktık?"

Gözlerimi ayaklarıma dikip, "Ama sen sır saklıyorsun Yağız." dediğimde anlamayarak bana baktı.

"Ne sırrıymış o?"

"Deniz fobin. Annemle alaklı dedin ama fazlasını söylemedin bana hiç. Demek ki sır saklayan tek ben değilim."

Kırgın tavrıma karşın hâlâ anlamıyor gibi bakıyordu. Bir süre sadece bakıştıktan sonra omuzlarını düşürüp, "Sanırım hatırlamıyorsun Ecem ama ben sana anlattım. Annemin beni terk ettiğini anlattım. Anlatınca çok ağladığın için de bir daha lafını açmadım." dedi.

Bu sefer anlamayan bendim. Hatırlamıyor muydum? Kendimi düşünmeye zorlarken hiçbir şey bulamadım. Küçükken mi anlatmıştı? Ben niye unutmuştum, niye unutmuştum? Böyle bir şeyi hem nasıl unutabilmiştim? Yağız'ın hayatındaki en üzücü olayı? O da gerçekten unuttuğumu anlamış olacak ki yüzü asılmıştı.

"Biz şehirdeyken normal bir aile gibiydik ya da ben öyle sanıyordum ama hiç sorunumuz olmamıştı. Sonra bir gün okuldan geldiğimde annemi elinde bavulla evden çıkarken buldum. Apartmanın bahçesine kadar ağlayarak peşinden koşturdum ama beni itip duruyordu. Kapıya bir adam geldi, annemi arabaya bindirdi. Annem çoktan beni unutmuştu, gizlice çocuk aklımla ben de bindim arabaya. Bir baktım sahildeyiz, onlar inip bir gemiye gidiyor. Atladım hemen koşarak gemiye gittim ama normal tipler yoktu gemide. Üstleri yırtık pırtık, bakışları bir farklı insanlar vardı. Öylece durdum. Adam annemi gemiye itekleyip başka bir adama para sayarken sadece izledim. Çocuk aklımla anlamamıştım ama sonradan anladım. Annem yanlış yollara girmiş ve o yolları bize tercih ederek gitmişti. Gemi uzaklaşırken annemin gitmesini izledim. Ağlamadım ama canım acımıştı. Birkaç saat sonra polislerle gelip babam beni aldı ama ben uzun bir süre annemi benden uzaklaştıran geminin görüntüsünü unutamadım."

Sanki gelenler benim başıma gelmiş gibi birkaç gözyaşı yanağımdan süzülürken ona bakıyordum. Sonra o da bana döndü, gözleri nemli gibiydi ama belki kendi gözyaşlarımdan öyle görmüştüm. Elini uzatıp yanağımdaki yaşları silerken, "Ağlama kelebek, geçti gitti. Denizden korkmuyorum ama gemiye adım atamıyorum. Kalbim sıkışıyor sadece gemi bile görsem." dedi.

"Unuttuğum için özür dilerim, sana dair bir şeyş nasıl unuttum inan aklım almıyor."

Bu dediğime gülümserken elinin hâlâ yanağımda olduğunu fark ettim. Gözleri hâlâ gözlerimdeyken kalbim hızlanmaya başladı. Nefeslerim sıklaşırken dudaklarımı araladım. Gözleri bir an için dudaklarıma kaydığında yutkundum. Sonrasında ikimiz de elektrik çarpmış gibi birbirmizden ayrılıp dondurma çöplerini atarak bisekletlerimize gittik. O kendi evine giden yola bense kendiminkine dönerken ikimizin de hâli tuhaftı. Saçma bir el sallamayla ayrılırken içim bir acayipti.

Biz az kalsın... NE!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.