İçeriğe geç

Kelebeği Sevmek

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Kelebeği Sevmek

Bölüm 11

Cırtlak Yeşil Şalvar

Son iki gündür Yağız'la görüşmüyorduk. Bunun tek nedeni neredeyse gerçekleşecek olan öpücük değildi elbette. Hasat işleri biraz yoğun gidiyordu. Üstümde şalvar, başımda örtüyle epey bir köy kızı olmuştum kısaca. Bugün de el arabasıyla sebzedir meyvedir kamyonlara taşıyordum. Yorulmuştum ama bizim çilliyle görüşmemek için sebebim olduğundan rahattım.

"Kız Ecem! Nerede kaldı el arabası, haydi!"

"Getiriyorum!"

Dediğim gibi adada hayat hareketliydi, hem de fazlasıyla. Tabii bizimki işler biriktiğinden biraz fazla yoğun geçiyordu ama olsundu. Halledecektik artık. El arabasını hızlıca sürerek değişik hareketlerle bizim işçi ablalara götürdüğümde bir an korktular. Baş parmağını çok uyumlu şekilde damağına götüren ablalardan acayip sesler çıkarken ben gülüyordum.

"Kız Allah iyiliğini vermesin e mi? Yüreğim çıktı valla."

"Aman abla, iki değişiklik olmasın mı? Topla topla nereye kadar."

Ellerimi sallayıp kendim çalıp kendim oynamaya başladığımda bir ikisi bana katılmıştı. İş güç sayemde dağılırken bunu fark eden Vasfi Amca, koşarak yanımıza geldi. O dedemden sonraki yetkili kişiydi, bir nevi dedemin sağ koluydu. O yüzden ablalar sağa sola kaçışırken bense tatlı tatlı gülümsüyordum.

"Ecem? Bak kızıyorum artık, ya yardım et ya insanları da oyalama. Hem sen yorulmadın mı?"

"Yok canım amcam benim, ne yorulması? Pehlivan gibi kızım ben!"

Ben kollarımı sıkıp gücümü kanıtlamaya çalışırken, "Tabii pehlivan! Bilmiyor musun sanki Vasfi amca, kaç bilek büktü bizim kelebek." diye bir ses işittiğimde ağzımdan istemsiz bir 'hiii' sesi çıktı.

Yağız yanımıza geldiğinde gözlerimi büyütmüş ona bakıyordum. Vasfi amcaysa ona beni şikâyet ediyordu. Yok hiç durmamışım, laf dinlememişim, bir de erik dalı oynamışım. Allah için, erik dalı oynanmaz mıydı be? Vallahi mis gibi de oynanırdı!

"Ben kaçırıyorum o zaman bu yaramazı amca, haydi size kolay gelsin."

"Aman götür oğlum, iş erken biter en azından."

Ulan Vasfi amca, sen de kalleş çıktın!

Kolumdan tutulup götürülürken bir anda kolumu tutan el, elime kaymıştı. Ben gözümü birleşen ellerimize dikmiş peşinde sürüklenirken o gayet sıradan bir durummuş gibi devam ediyordu. Yanından geçtiğimiz işçi ablalar kıkırdayıp yazmalarını dudaklarına örterken onları görmüyor gibi yapmaya karar verdim. Biz böyle el ele bahçeden çıkarken neden ağzımı açıp da konuşmadığımı fazlasıyla merak ediyordum. Susmam normal bile değildi.

"Ya çilli nereye gidiyoruz? Farkındaysan üstümde şalvar var, hem de cırtlak yeşil. O değil de, cırtlak yeşil şalvar nedir ya?"

"Bence yakışmış ayrıca kırmızı goncalı yazmayla ayrı bir tarz yaratmışsın."

"Of dalga geçmesene! Hem sen beni nereye götürüyorsun?"

Dudağına fermuar çekip beni peşinden sürüklemeye devam etmesiyle oflasam da peşinden gitmeye devam ettim. Sahile gittiğimizi anlamamdan beş dakika falan sonra yine ve yine Hayriye teyze ile karşılaştık. Bizi el ele tutuşarak giderken görünce sırıtmasına içten içe ah vah ettim. Şimdi tüm mahalle cidden evleniyoruz sanacaktı. O değil de düşünsene sevgili yoldaşım, mahalleli kırılmasın diye Yağız'a gidiyorum ve;

"Yağız, evlenmemiz lazım zavallı Hayriye teyze kalpten gider bak evlenmezsek."

Ve o da diyor ki;

"Evet Ecem, evlenmeliyiz. Ben dayanamam Hayriye teyzeme! Evet, evet, evet!"

Nasıl güzel hayaldi ama be!

Ben böyle hayallere dalmış gidiyorken bizim de durmuş olduğumuzu fark ettim ve Hayriye teyzenin tam karşısında! Yağız tatlı tatlı kadınla konuşuyordu, hâlâ elimi bırakmamıştı, ama bilmiyordu ki başına neler gelecek?

"Oğlum o değil de siz ne zaman düğün yapıyorsunuz? Feraye ablanlan iddiaya girdik bak, ben evlenir bunlar dedim on para saydım. O da evlenirler dedi ama az para saydı. Neyse, siz gene de evleniverin e mi çocuğum?"

"Yalnız teyzem benim, sen beni on parayla mı denk tuttun? Ayıp vallahi, onluk kız mıyım ben? Yüzlüğüm var yani Allah var?"

Teyze eliyle ağzını tutup, "Kız yavrum, bende yüzlük olsa gider kendim yerim. Herif onluk verdi onu koydum, ben ne yapayım?" dediğinde hak vererek başımı salladım. Tabii bu ara Yağız'a sorulan sorunun farkına vararak dudaklarımı birbirine bastırdım. Ona döndüğümde boş boş yere baktığını gördüm. Ay Allah için çocuğa inme inmiş olmasındı?

"Yağız? Yağız, ne oldu?"

"Evleniyor muyuz Ecem?"

"Ay yok, manyak mısın? Ne evliliği, evlensek bilmez misin? Ne oluyorsun ya? Neyse teyze biz meşguldük, gidelim."

El sallayarak onu da peşime taktım. Bizi o götürüyordu ama sahile gittiğimizi çoktan anlamıştım. Kumsala inince elini bırakıp suyun dibine çöktüm. O da yanıma gelince, "Niye buraya geldik?" diye sordum. Sahilde tek tük insanlar vardı. Kimi yüzüyordu kimi kendi halinde oturuyordu. Huzurlu bir saatti anlayacağınız ve yana döndüğümde güneşin yansıdığı yüzünü görmek daha büyük bir huzur veriyordu.

"Denizden korkmuyorum ama denize yüzmeye sık gitmediğimi fark ettim. Hele seninle hiç yüzmedik, yüzelim mi?"

"Şalvar ve yazmamla mı?"

Gülüp, "Hem de cırtlak yeşil şalvar artı kırmızı goncalı yazmayla." dediğinde ben de güldüm. Cidden vasattım ama Yağız'ın istiyor olması tüm tabuları yakardı benim için. O yüzden ayağa kalkıp bu sefer ben onun elini tuttum. Gözleri ellerimize giderken onu gerisin geri çekiştirip sırıttım. Koşmaya başladığımda zıplayarak denize atladım. Yağız'sa öylece girmekle yetinmişti. Ben sırılsıklam olurken onun sadece eşofmanı ıslanmıştı. Onun ilerlemeyeceğini anlayarak kolundan çekerek derinlere götürmeye başladım. Ara ara da yüz ifadesini kontrol ediyordum, korkuyor mu veya bir sıkıntı var mıydı diye ama epey eğleniyor gibiydi. Su kısa boyumdan sebep boynuma geldiğinde durdum. Onunsa göğsüne ancak geliyordu. Zıplayıp hoplayarak dalgalara çarpmama gülerken kolumdan tutup başımdan düştü düşecek olan ıslak yazmayı alıp bileğine bağladı. Başımı iki yana sallayıp yazmayı işaret edince, "Sen denizde kaybedersin şimdi, bende dursun." diyerek omuz silkti.

Sonrasında ben onu birkaç kez boğmaya çalışmış, sırtına atlayıp devirmeyi denemiştim ama başarılı olamamıştım. Ondan sonraysa suyun altında nefes tutma yarışı yapmıştık ama o benim üstün yeteneklerimden bir haber olduğu için ölüyorum sanıp kafamı havaya dikmişti. Bir de bu yüzden denizde birbirimizi kovalamamızın ardından ikimiz de yorulmuş suyun üstüne yatmıştık. Gökyüzüne bakarken o da yanımdayken her şey harikaydı ama kulağım sudan tıkanmıştı.

"Biliyor musun ben seni şu an havada tutabilirim."

"En son gücünü kanıtlama girişimin kötü sonuçlanmıştı sanki? Bence hiç deneme."

"Yok, bak vallahi kaldırırım. Haydi kırma beni lütfen, bir kez kaldırayım bir daha istemem."

Bana bir bakıp, "Tamam, neyse haydi kaldır." dediğinde bir kolumu bacaklarının altından diğerini sırtından geçirip suyun gücüyle onu kaldırdım. Denizi bir diğer sevme sebebim bana kattığı extra güçtü. Yağız bu sefer kucakta giden kendisi olduğu için şaşkınlıkla bn bakıyordu. Tabii bu ani mesafeyle kolyeler yine ortada birleşivermişti ama Yağız'ın kolyeler pek umrund değil gibiydi. Şaşkın şaşkın bana bakıyordu.

"Kelebek? Nasıl yaptın? Cidden pehlivan mı oldun kızım görüşmeyeli?"

Ben onun saf haline gülerken bir yandan halter gibi aşağı yukarı yapıyordum. Onun kucağında gitmek ayrı bir olaydı ama şu halimize de bayılmıştım. Gülerek değişik yüz tiplerine girerken aklıma sosyal medyada gördüğüm Winx editinin gelmesiyle gülmeye başladım.

"Merak etme, beni hiç yormadın Stella."

Hâlâ gülüyordum ve bu pek de onu hoşnut eder gibi değildi. Gülmelerimin arasında ellerini boynumda hissedip şak diye durdum. Gözlerimi kırpıştırarak ona bakarken onun da hali pek farklı değildi. İkimiz de gözlerimizi çekmezken aklıma bakkalın önündeki an geldi. O ara kucağımdan inmesiyle 'acaba yine kaçacak mı' diye düşünürken başını bana doğru yaklaştırdığını fark ettim. Ellerim titremeye başlarken kalp atışlarımsa kulaklarımdaydı. Oluyor muydu cidden yoksa bu bir rüya mıydı? Oluyorsa bile neden üstümde bu lânet olasıca şalvar vardı?!

Çok çok fazla yakınımdaydı ve ben şu an onun dışında bir şeyi hissetmiyordum. O benim en yakın arkadaşımdı ve ben sanırım bu gidişle onu öpecektim. Burnu burnuma dokununca içimdeki aptal cesaret dedi ki; öp kız, bir daha öpemezsin! Öp ki pişmanlıklarını yoldaş edip evi kırk kediyle doldurma! Ve ben de onu dinledim. Aramızdaki mesafeyi kapatıp onu öptüğümde denizde tsunmi oldu sanki. Dalgalar beni savurdu ve dünya sarsıldı sanki. Sonra o beni öptü ve her şey durdu. Tüm fırtınam dindi ve ben geri dönüşü olmayan bir hayal alemine daldım.

Üstümde cırtlak yeşil şalvarla hem de! Nerede benim Paris moda haftası tuvalet kombinim?

Bölüm sonu

1 yorum

  • Ayyy kitap o kadaarrrrr guzelkiiiii dördüncü okuyusum fln galiba çok seviyorummmm canım sıkıldıkça gelip okuyorumm ellerinee saglikk