İçeriğe geç

Kelebeği Sevmek

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Kelebeği Sevmek

Bölüm 6

Battı Balık Yan Gider

Etrafa attığım tedirgin bakışlarım arkadaşlarımı bulduğunda Seval elini boynuna götürüp muhtemelen beni kesip parçalara ayırmakla ilgili bir şeyler ima etmeye başladı. Defne'yse eliyle sakin kalmamı işaret edip Seval'i de yanına çekip ellerindeki gazeteye odaklandılar. Evet, ellerinde gazete üstlerinde de trençkot vardı. Arkadaşlarım diye söylemiyorum akli melekeleri pek yerinde değildi.

"Ee Ecem? Bayadır yoksun buralarda, nasılsın?"

Karşımda oturan Fırat'a gülümseyip, "Ay nasıl olayım be Fırat, okuyan adam ne kadar iyi olursa öyleydim. Sen neler yapıyorsun?"

O bana çiftlik işlerinden başlayıp sahilde yüzme dersi vermeye başlamasına kadar anlatırken bir yandan onu dinliyor diğer yandan Yağız geliyor mu diye bakınıyordum. Meydanda takıldığımız bir kafe vardı, genellikle buraya gelirdik eskiden. Dün Seval süt bırakmak için Yağız'lara gitmiş, o ara yarın burada bir arkadaşıyla buluşacağını öğrenmişti. Sonrasında biz Fırat'ı buraya çağırmış ve hızlıca koordine olmuştuk. Şimdiyse Fırat'la geçmişten laf açmaya başlamıştık.

"Ay hele senin bakkal Osman amcanın kafasına o uyurken dondurma sürmen yok mu? Arada aklıma gelir de gülerim."

Ben kahkahalarımın arasında bir yandan konuşup bir yandan da Fırat'ın omzuna vuruyordum. Ne yapayım, ben de o gülerken milleti dayaktan geçiren tiplerdendim işte. Engel olamıyordum, sevgili yoldaşım.

Fırat da benim gibi gülüp, "Yok yok, senin minarenin mikrofonundan Tarkan söylemen daha komik. Mahalleli ilk başta ezan sanıp camiye kalkmıştı da sonra öylece kalmışlardı ya! Hâlâ ara ara müezzin seni anar da 'ah o yaramaz kız' der." dediğinde iyice kendimizi kaptırdık. Minareye çıkıp 'Kuzu Kuzu' söylemem pek de müthiş bir anı değildi ama sekiz yaşında bir çocuk olduğum için görmezden geliyordum. Cidden bir ara müezzin kafayı benle bozmuş, gördüğü yerde ağzının içinden söylenmeye başlamıştı çünkü mahalleli ilk o söylüyor sanıp adamı kovdurtmaya kalkmıştı.

Annem boş yere felaket abidesi olduğumu düşünmüyordu sanırım sevgili yoldaşım.

"Ooo Fırat! Naber abi ya, hiç görüşemiyoruz?"

Fırat zar zor gülmeyi bırakıp başını kaldırdığında aşkından öldüğüm sarı bukleleri gördü. Yağız tepemizde dikilip Fırat'a bir iki şey sorarken o kadar normal ve sakindi ki, ne bekledin Yurdagül ne bekledin, omuzlarım hafiften düşmüştü. Sonrasında bana dönen Yağız gülümseyerek saçlarımı karıştırdığında moralim iyice bozuldu. Lan ben senin kız kardeşin değilim, lanet olasıca çilli! Şişşh sakin ol Ecem, sakin ol. Ne yaptığını hatırla, bak Fırat'ı unutma.

"Sen ne yapıyorsun buralarda bakalım?"

"Elinin körünü yaparım Safiye, elinin körünü."

"Ne dedin, ne dedin?"

Ağzımın içinden söylenmemi tam anlayamamış olacak ki başını omzuna doğru eğmişti.

"Diyor ki kardeşim, buluşmamızı bölüyorsun uza. Harbiden bir geldin gidemedin, biz seninle sonra konuşuruz şimdi Ecem'le konuşacaklarımız var."

Fırat araya girerken ona teşekkür dolu bir yüz ifadesiyle bakıp gülümsedim. Yağız kolunu omzuma doğru atıp, "E, konuş abi. Ecem'le bizim gizlimiz saklımız mı var ki?" dediğinde Defne el kol yapıp kolunu itmemi işaret etmeye başladı. Bir Yağız'a bir koluna bakarken kararsızdım. Kolunu itersem bana kırılırdı, bunu biliyordum ama bu oyunu oynayacaksak kurallarına göre oynayacaktık mecbur. Affet, Yağız'ım affet!

Kolunu sakince tutup omzumdan aldığımda bu duruma üzüldüğümü saklamaya çalışıyordum. Bu hareketimle Yağız'ın yüz ifadesi değişirken gözleri bana döndü. Göz göze geldiğimizde bana kırgın bakıyordu, niye böyle yaptığımı anlamamış gibi bakıyordu. Çünkü dediği gibiydi, gizlimiz saklımız yoktu. Küçüklüğümüzden beri başka birinin birimizle ayrı bir konuşma yaptığı olmamıştı çünkü gerek yoktu. Herkes de bunu biliyordu ama şu an olan şey her açıdan ilkti. Yağız da bunun farkındaydı ve ben, bu bakışları hak etmiştim.

"Kelebek? Ne oluyor, ne konuşacaksınız ki beni istemiyorsun?"

Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kaçırdığımda yapamayacak gibiydim. Fırat'a yardım ister gibi baktığımda boğazını temizleyip Yağız'ın ona bakmasını sağladı. Gerginlikten ellerim terlemeye başlamıştı ve açıkçası pek de iyi hissetmiyordum. Yağız'la aramızın eskisi gibi olmayacağından korkarken sanırım bunu ben bozmak üzereydim.

"Ya aslında ben bir süredir Ecem'den hoşlanıyordum, onun için çağırdım onu da. Sen de tam konuşmanın ortasında geldin gibi oldu."

"Öyle mi?"

Şimdi bu nasıl bir 'öyle mi' sorusuydu? Bana ne sanki tarzında mıydı yoksa of kızı kapan Bağdat'ı geçti tarzında mıydı?

"Biz seninle sonra konuşuruz Fırat, dağıldı konu da zaten. Ben gideyim, dedemle doktor kontrolüne gideceğiz."

Apar topar masadan kalkıp Fırat'a el sallayarak çıkışa giderken Seval'in bu durumdan hoşlanmadığı bana el kol yapmasından belli oluyordu. Onlara kısaca bakıp başımı iki yana salladıktan sonra kafeden çıktım. Yağız peşimden geliyordu ama ne söyleyecektim bilmiyordum. Normalde birbirimizden böyle şeyleri saklamazdık. Lisede çıkma teklifi edenlerden bahsederdik ya da buna benzer olaylardan işte ama bu sefer o bunu söylerken kolunu itmiş olmam aramızdaki yakınlığı söndürecek bir davranıştı. O bana yapmış olsa kalbim cidden fena kırılırdı, biliyordum. Demek ki, o da benim kırılabileceğim kadar kırılırsa benden hoşlanma ihtimali var demekti. Ani aydınlanmayla gereksiz empati yapmayı bırakıp durdum. Şimdi foyanı ortaya çıkarttım mı Yağız efendi? Sen dur, bu işi çözüyor muyum çözmüyor muyum şimdi ben?

"Ne oldu orada Ecem? Biz bunları birbirimizden saklar mıydık, niye gitmemi ister gibi davrandın? Yoksa aradan geçen yıllar arkadaşlığımızı da mı etkiledi?"

"Kolunu itmem benimle ilgili değildi, Fırat rahatsız hissetmesin diyeydi. Geldiğinde de tam cevap vermek üzereydim, yanımızda durman hoş olmazdı."

Kaşları hafifçe çatılırken, "Ne cevap verecektin ki?" dediğinde içten içe sinsice sırıttım. Pekâlâ, bu nasıl yapılıyordu bilmiyordum ama öyle olmuş varsayalım.

"Bilmiyorum, neden olmasın ki? Fırat iyi biri, işi gücü de yerinde maşAllah. E yakışıklı da şimdi."

Gözleri etrafta gezinirken eli ensesine gitti. Bense sakince onu gözlemleyip anlamaya çalışıyordum. Ne düşündüğünü anlamak niye bu kadar zordu ki?

"Hımm. Haklısın, evet. Fırat iyidir, iyi olmasına da işi gücü ne alaka?"

Ona saçmalıyormuş gibi bakıp omzundan ittirdiğimde, "Gönül mü eğlendireceğim bu yaşta?" dediğimde içimden tövbeler ediyordum.

"Evlenecek misin bir de? Fırat'la evleneceksin?"

"Bunda nasıl bir sorun var ki Yağız?"

Kafası karışmış gibi bakıp başını iki yana salladı. Bir süre öylece durup, "Yok, yok tabii. Neyse ben bir arkadaşla görüşecektim, ona gelmiştim. Bekliyordur şimdi, sonra görüşürüz." diyerek kafeye doğru yürümeye başladı. Arkasında kaldığımda kafamda ölçüp tartıyordum. Ne olmuştu şimdi? Ya da ne olması gerekiyordu? Kenardaki banka geçip oturduğumda kaldırıma bakmaya başladım. Kaldırım çizgileri de nasıl yardımcı olurdu ama bana! Kaldırım yardım destek timi!

"Kız! Ay ne konuştunuz, anlat çabuk!"

"Ne konuşacaklar Defne? Bu salak durdu mu sanki iki dakika? Yok, bundan bir baltaya sap olmaz."

Onlar iki yanıma geçip otururken, "Ben anlamadım ki ne oldu?" dedim. Acaba, sorun cidden bende miydi?

Kısaca olanları onlara anlattığımda biri benden hoşlandığına neredeyse eminken diğeri kararsızdı. Seval'e kalsa çocuğun bir beni nikah dairesine götürmediği kalmıştı ama Defne aynı şekilde düşünmüyordu. Bu çelişki de kalıp yan yana otururken Seval ayağa kalkıp ellerini çırptı.

"Haydi kızlar! Hemen omuzları düşürmeyin bakayım, daha hiçbir şey bitmiş değil. Sırada diğer görevimiz var; gizli görüşme."

Somurtarak ona bakarken, "Nasıl yapacağız ki ben bir şey anlamadım?" dediğimde Defne de anlamamış olacak ki başını salladı.

"Şimdi şöyle yapıyoruz..."

Galiba kaderim Seval'in elindeydi ve bu dürüst olmak gerekirse pek de güven vermiyordu, her ne kadar karşımda bir avukat olsa bile.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.