Arkadaşların size kız gecesi adı altında gelip iyi polis-kötü polis gecesi yapsa ne yapardın sevgili yoldaşım?
A şıkkı, onlara katlanmak.
B şıkkı, onları evden şutlamak.
Bana kalsa b seçeneğini seçip keyfime bakardım ama arkadaşlarımı evden atabileceğimi sanmıyordum. Buna kalkışsam muhtemelen evden atılan ben olurdum çünkü annem, böyle bir durumda suçlunun ben olduğuna emin olurdu ve kızların tarafını tutardı. Bazen, annemin beni felaketler sebebi olarak gördüğüne dair inançlarım oluyordu ama kısa sürüyordu. Beni çağırıp ağzıma bir kaşık tatlı tıkana kadar kısa sürüyordu. Ne yapayım tatlıya hiç hayır diyemeyen bir zavallıydım.
"Anlat bakalım değişik, gelmem etmem diye bol keseden sallıyordun şimdi ne yapacaksın?"
"Seval, kızın üstüne gitme istersen? O da biliyor gibi durmuyor çünkü."
Beni bir hamlede yere serecek gibi duran kızıla karşın bir melek olan Defne'ye öpücük attım. Seval, kızıl saçları ve ela gözleriyle uyumlu olarak vahşi bir kişilikti. Seni, şu an da yaşadığım durum gibi, ateş hattında bırakabilirdi. Açıkçası, Defne'yle ikimiz arada onu kurtların yetiştirdiğini düşünüyorduk. Bana bakan gözleri beni çoktan karşı duvara atmış tokatlıyordu yani haksız da sayılmazdık.
"Bıraksana kızım ya! Tutma şunun tarafını, hep senden destek alıyor bak. Bizimle kıytırık telefon görüşmeleri yapa yapa yıllarını geçirdi, hem de ne için? Sarı kafalı bir çocuk için!"
Defne araya girerek, "Arada biz yanına gittik ya, onu unuttun." dediğinde iyice köpürdü. Onu anlıyordum, yanlarına gelmemem onu kırmıştı. Ara sıra yanıma gelmiş de olsalar fazla kalamıyorlardı çünkü adada hayat fazla hareketliydi. Çiftlikte işlere yardım ediyorlardı, bir yandan üniversite vardı derken bir iki gün anca kalabiliyorlardı. Seval bu kişiliğiyle en mantıklı tercihi yapıp hukuk okumuştu ve adanın en gözde avukatı olmuştu. Defne ise çocuklara olan aşırı sevgisi sebebiyle anasınıfı öğretmeniydi. İkisi de benden birkaç yaş büyüktü ve özellikle Seval bunu üstümde sonuna kadar kullanıyordu.
"Ya tamam, özür dilerim! Yağız yüzünden sizinle de eskisi kadar sık görüşemedik ama-"
"Bir yıldır seni kanlı canlı görmüyorum Ecem, bana bahane anlatma. Ayrıca sana bin kez dedim, Yağız'ın sevgilisi falan yok diye. Olsa bilmem mi ben? Burada olan biten benden sorulmuyor mu?"
Seval sözümü keserken buna hâlâ inanmadığımı biliyordum ama yine de başımı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım. Yağız'ın kardeşi yoktu bu bir, ikincisi kız kuzeni de yoktu. Yani o kız kesinlikle bir yabancıydı, Yağız'ın elini tutan bir yabancıydı. Ayrıca bizim gizli yerimize giren bir yabancıydı. Sadece elini tutsa sanırım o kadar üzülmezdim ama yıllarca sadece ikimizin bildiği bir yere başkasını götürmesi beni kırmıştı. Hele o yaşımda cidden alınmıştım, beş yıl adaya gelmeyecek kadar hem de.
Defne koluma elini koyup bana gülümserken başımı omzuna koydum. Seval sorunlu kız kardeşimse Defne de sığındığım ablam gibiydi. Bir şekilde beni nasıl iyi hissettireceğini biliyordu. Açık sarı saçları ve masmavi gözleriyle tam bir Barbie bebekti.
"Ne o? Bu sefer de bana mı aşık oldun kız, ne melül melül bakıyorsun?"
"Güzele bakmak sevaptır bebek, ne yapayım şu kızıl şeytana mı bakayım?"
Seval, bana elindeki yastığı fırlatırken annem de içeri girdi. Elindeki meyve tabağını aramıza bırakırken gözleri bendeydi. Yağız'lardan eve döndüğümden beri bendeki garipliği fark etmişti sanırım çünkü heyecanım geçmemişti ve önce vazoyu düşürmüş sonra halıya takılıp yere yapışmıştım. Annemin her şeyimi bu kadar çok takip ediyor olması bazen yorucu olabiliyordu ama bunca sene Yağız'ı sır olarak tutabilmiştim. Şimdi düşününce bir tuhafıma da gitti ama neyse. Bunu sonra dert edebilirdim şimdi kızları atlatsam yeterdi sanırım.
"Neyse ne, cidden ne yapmayı planlıyorsun? Arkadaş rolünde yola devam mı edeceksin yoksa ona hislerinden bahsedecek misin?"
Seval daha sakin bir sesle yanıma otururken omuz siktim. Bunun üzerine düşünmekten kaçınmıştkm çünkü bilmiyordum. Söylesem bile bana dürüst olmayacağından çekiniyordum sanırım. Bana o gözle hiç bakmamıştı hatta çoğu zaman kardeşi gibi bile görüyor olabilirdi. Hele yanında minicik kalıyor oluşum buna olan inancımı iyice kuvvetlendiriyordu. Tamam, güzel bir kız olduğum söylenebilirdi. Kendime çirkin demezdim yani. Kumral saçlarım vardı, koyu kahve gözlerim ve tatlı olduğunu düşündüğüm kahküllerim ama bir şekilde kendimi ona yakıştırmıyordum. Özgüvensiz biri de değildim ki ben, niye böyle oluyordu bilmiyordum. İnsan çocukluğunu geçirdiği kişi için ister istemez bu hisse kapılıyordu, beni hiç o şekilde düşünemezmiş gibi, olmazmış gibi.
"Hey hey, yüzünü düşürme kız! Sana yol yapayım ister misin? İkna yeteneğim yüksektir bak biliyorsun, bir bakmışsın 'evet' diye bağırıyorsun."
"Bilmiyorum ya. Biz hep böyle arkadaş kalırız muhtemelen, bana o şekilde bakmıyor."
Sesimin umutsuz çıkma şeklini gören de hoşlandığım kişiyi Teoman falan sanırdı. Ay, Allah korusun da neyse biz önümüzdeki kişiye bakalım en iyisi.
"Güzelim niye öyle bakmasın, tamam yedi yaşından beri arkadaşsınız ama erkek-kız arkadaşlıkları çoğu zaman karmaşıktır. Yani belki o da senden-"
"Lütfen Defne, cümleni tamamlama. Sonra umutlanıyorum, bana kanka ayağı çekince cumburlop tüm hayaller çöpe. Yaşanmadı sanki."
Defne dudağını büzüp, "Öncesi öncede kalmadı mı sence de? Beş yıl oldu Ecem, sen demedin mi böyle böyle diyor diye. Bence bunu da göz önünde tut, denemekten ne zarar gelir?" dediğinde anlamayarak ona baktım.
"Neyi deneyeceğim tam olarak?"
Seval başını iki yana sallayıp benim umutsuz vaka olduğumla ilgili atıp tutarken ona dil çıkartıp Defne'ye döndüm. O da aynı düşünüyor olacak ki neredeyse heceleyerek anlatmaya başladı.
"Bak canım arkadaşım, şimdi beş yıl geçti ya aradan. Diyorum ki belki bir şeyler değişmiştir, Yağız sen yokken farklı hissetmeye başlamıştır falan."
"Ay yok o imkansız, olamaz yani. Yok canım, ne alaka şimdi. Cık, değildir değil."
Kafam inen yastıkla elim başıma giderken, "Ne oluyor ya?" diye ciyakladığımda, evet resmen ciyaklamıştım, Seval sus işareti yaptı.
"Salak saçma konuşma da bir dinle!"
"Seval kız zaten salak gibiydi iyice beyni çalkalandı. Neyse, demem o ki çaktırmadan Yağız'ın senden hoşlanıp hoşlanmadığını öğrenebiliriz. Sormadan söylüyorum, bir iki deneme yapacağız ve bam!"
Kaşlarımı çatıp, "Bir iki denemeden kasıt ne?" diye sorduğumda Seval eliyle yüzünü sıvazladı. Olaya Fransız olan bir ben miydim yani? Ya cidden zeka problemi yaşıyordum ya da konu Yağız olunca fonksiyonlarım duruyordu. Bence ikincisi, normalde zeki biri olduğumu düşünüyordum. Yoksa değil miydim?
"Yani, mesela herkesçe bilinen ilk seçenek nedir?"
"Nedir?"
Seval, "Mal bu ya, vallahi mal!" diye gülmeye başladığında bu sefer de ben ona yastık attım.
"Ay yok artık Ecem! Romantik komedi filmi hiç mi izlemedin? Kıskandırmak tabii ki! Şimdi bu çocuk senin yanında hiç başka birini görmedi, neden? Çünkü hiç onun yanından ayrılmıyordun, kene gibi yapışıyordun Yağız'a."
"Haklı valla, bizim yanımıza kerpetenle çekip alıyorduk seni. Ne günlerdi ya."
Onlar kendi aralarında çocukluk anılarımızdan bahsetmeye başlayınca ben de Defne'nin dediklerini düşünmeye başladım. Haklı olabilir miydi? Yağız beni diğer türlü seviyor olabilir miydi? Yine boş yere mi umutlanıyordum yoksa bu sefer kalbim ait olduğu kişiye kavuşacak mıydı? İçimde binbir çeşit çelişki akmaya başladığında kafam fazlasıyla karışıktı. Yanımda sırf Yağız kıskansın diye birinin olması ne derece doğruydu, o kişiye haksızlık olmayacak mıydı? Hem Yağız'ı da kandırmış gibi olacaktım, bunu istemiyordum.
"Ay yok ben yapamam, hem insanları kendim için kullanamam."
İkisi birbirine bakıp sırıtırken ofladım. Bunların hayatı film izlemekle geçiyor olacak ki hayatı film sanıyorlardı ama değildi işte. Sekiz yıldır Yağız'dan hoşlanıyordum ve o çna göre ben arkadaşı tatlı, sevimli Ecem'dim. Bunun şak diye değişeceğini de hiç sanmıyordum, boşuna uğraşacaktık.
"Kızım zaten kimseyi kullanmayacaksın, yok mu bizim Fırat? O epeydir şehirden bir kızı seviyor, kız da bir kere turla geziye gelmiş mi ne. Sen ona şehirdeki kızı ayarlayacaksın, o da senin sevgilinmiş gibi yapacak. İkinizin de bu işten çıkarı olacağı içinde kimse kullanılmayacak."
Aklıma giriyorlardı sevgili yoldaşım, ben de ellerimi sonuna kadar açmış gelin diyordum. Emin olamasam da içimdeki o 'belki' kabul etmemi istiyordu. Elime yüzüme bulaştırma ihtimalim de vardı ama yine de denemek istiyordum. Sekiz yıldır içimde tuttuğum bu aşkı artık o da görsün istiyordum ve bu isteğin bu kadar güçlü olması beni açıkçası korkutuyordu. Gizlenmeye alışmışken nasıl yapacaktım?
"Senin pek bir şey yapmana gerek yok, arkadaşların halledecek küçüğüm. Zaten sana bıraksak batırırsın, boşver sen dur öyle varlığın yeter."
Övdün mü gömdün mü be Seval? Tilki Seval.
Fırat kısmını halletmek için kolları sıvayan Defne çok istekli duruyordu. Gerçi haksız da sayılmazdı. Yıllarca tek başıma aşk acısı çekmemiştim, arkadaşlarım da her kederli gecemde bana eşlik etmek zorunda kalmışlardı. Onlar bile bu platonik durumdan sıkıldıysa ben neydim? Sabır taşı falan mıydım ben de haberim yoktu? Yağız da biraz saftı sanırım. Her gördüğümde yüzümde güller açıyordu, dokunsa titriyordum, gülse eriyordum, üzülse dayanamayıp ben de ağlıyordum ama o bunda bir gariplik olduğunu düşünmüyordu ya cidden saftı. Bense bu saf çocuğu kandırarak bencillik edecektim ama işin tuhafı bunu cidden istiyor oluşumdu. Beni arkadaş gibi sevsin istemiyordum, benimki gibi bir aşkla sevsin istiyordum. Hatta benimki kadar büyük olmasa da olurdu, azıcık hoşlansa bile yeterdi ki bana. İleride artardı hem hisleri, ben sekiz yılda bu hâle gelmiştim. Hemen aşkından ölecek zaten değildi ama yine de az da olsa sevsin istiyordum. Kalbim kendi kendine çırpınmaktan yorulmuştu, onda dinlenmek istiyordu.
"Kızlar, o zaman göreve hazır olun! Bugünden itibaren Çilli Avlama Operasyonu 007'yi başlatıyorum, galibiyet bizimdir!"
"O değil de 007 ne alaka?"
"O yaşımızda tanıştık. Of aman neyse, yarın birinci planı devreye sokuyoruz. Herkes ayık olsun, su uyur düşman uyumaz."
Defne sessizce, "Düşman kim?" derken gözlerimi kısmış savaşa hazır şekilde dışarı bakıyordum.
"Düşman tek kişi değildir yavrucuğum. Yağız'ın elini tutma haddi gösteren kızdır, kahvaltı sofrasında benimle alay eden dedemdir, bende açık arayan annemdir ve Yağız'a azıcık beğeniyle bakan her hemcinsimdir."
Sonra gözlerimi onlara çevirip ekledim; "Kısaca yarın ilk iş Fırat, ben ve Yağız'ı ortak bir alanda bir araya getiriyoruz."
Ben, sekiz yıldır hoşlandığım çocuk ve rol icabı sevgilim Fırat. Biz kocaman bir aileyiz sevgili yoldaşım.