Saray bahçesinde akşam güneşi yavaş yavaş çekiliyordu.
Mihrisu vişne rengi elbisesinin eteklerini düzeltirken gülümsedi.
“Bir fotoğraf daha çekelim.”
Karşısında duran Şehzade Beyazıt kaşlarını kaldırdı.
“Yine mi o… telefonla?”
Mihrisu güldü.
“Evet.”
Telefonu kaldırdı.
“Yanıma gel.”
Beyazıt bir an tereddüt etti.
“Nasıl durmam gerekiyor?”
Mihrisu omuz silkti.
“Normal.”
Beyazıt yanına geldi.
Mihrisu kamerayı açtı.
“Bak buraya.”
“Bu küçük cam parçasına mı?”
“Evet.”
Fotoğraf çekildi.
Mihrisu heyecanla ekrana baktı.
“Oldu!”
Beyazıt merakla sordu.
“Görebilir miyim?”
Mihrisu telefonu gösterdi.
Beyazıt şaşkınlıkla baktı.
“Gerçekten ikimiz de içindeyiz.”
Mihrisu güldü.
“Fotoğraf bu işte.”
Bir süre daha bahçede dolaştılar.
Mihrisu gülleri gösterdi.
“Şuna bakın.”
Beyazıt gülü koparıp ona uzattı.
“Senin elbisenle aynı renkte.”
Mihrisu gülü aldı.
“Teşekkür ederim.”
Bir süre sessiz yürüdüler.
Sonra tekrar odaya döndüler.
Mihrisu aynayı görünce heyecanlandı.
“Dur!”
Beyazıt şaşırdı.
“Ne oldu?”
Mihrisu telefonu kaldırdı.
“Aynadan da fotoğraf çekelim.”
“Nasıl yani?”
Mihrisu aynanın karşısına geçti.
“Gel yanıma.”
Beyazıt yanına geldi.
Ama bu sefer çok yakındı.
Mihrisu’nun kalbi hızlandı.
Aynada göz göze geldiler.
Mihrisu fısıldadı.
“Biraz daha yaklaşın.”
Beyazıt bir adım yaklaştı.
Şimdi neredeyse omuz omuzaydılar.
Mihrisu fotoğraf çekecekti ama…
Beyazıt’ın bakışlarını fark etti.
Beyazıt gözlerini ondan ayıramıyordu.
Mihrisu da bakıyordu.
Sessizlik oldu.
Bir an sonra Beyazıt elini duvara koydu.
Mihrisu duvarla onun arasında kaldı.
Beyazıt yavaşça konuştu.
“Sen gerçekten başka bir zamandan mı geldin?”
Mihrisu fısıldadı.
“Evet.”
Beyazıt gözlerine baktı.
Uzun uzun.
Mihrisu’nun nefesi hızlandı.
“Şehzadem…”
Tam o anda kapı sertçe çalındı.
İkisi de irkildi.
Kapı açıldı.
İçeri Dilruba girdi.
Gözleri hemen onları buldu.
Mihrisu’nun Beyazıt’a ne kadar yakın olduğunu görünce yüzü gerildi.
“Şehzadem…”
Beyazıt sinirlendi.
“Kapıyı çalmadan girme!”
Dilruba başını eğdi.
“Ama ben—”
“Çık!”
Dilruba gözleri dolarak geri çekildi.
“Emriniz olur…”
Kapıyı kapatıp çıktı.
Ama gözleri öfke doluydu.
Bir süre sonra Beyazıt bahçede yürümeyi teklif etti.
Birlikte yürüdüler.
Mihrisu sordu.
“Az önceki kimdi?”
“Dilruba.”
“Size çok… yakın davranıyor.”
Beyazıt kısa bir cevap verdi.
“Artık davranmayacak.”
Mihrisu içten içe rahatladı.
Bir süre sonra bir yeniçeri yaklaştı.
Başını eğdi.
“Şehzadem.”
Beyazıt döndü.
“Ne var?”
“Divandan haber geldi. Sizi çağırıyorlar.”
Beyazıt başını salladı.
“Geliyorum.”
Sonra Mihrisu’ya döndü.
“Biraz bekle.”
“Tamam.”
Beyazıt odadan çıktı.
Kapı tekrar açıldı.
İçeri Dilruba girdi.
Bu sefer yüzü öfkeliydi.
Mihrisu gerildi.
“Bir şey mi istiyorsun?”
Dilruba ona yaklaştı.
“Senden uzak durmanı istiyorum.”
Mihrisu kaşlarını çattı.
“Ne?”
Dilruba dişlerini sıktı.
“Şehzadeden.”
Mihrisu sakin kalmaya çalıştı.
“Benim böyle bir niyetim yok.”
Dilruba alay etti.
“Yalan.”
Sonra daha da yaklaştı.
“Sen geldiğinden beri bana bakmıyor.”
Mihrisu geri çekildi.
“Bu benim suçum değil.”
Dilruba gözlerini kısarak konuştu.
“Eğer burada kalmaya devam edersen…”
“Ne olacak?”
“Pişman olursun.”
Tam o sırada kapı tekrar açıldı.
Beyazıt geri gelmişti.
Dilruba hemen sustu.
Beyazıt sertçe sordu.
“Burada ne yapıyorsun?”
Dilruba başını eğdi.
“Şehzadem…”
“Çık.”
Dilruba dişlerini sıktı ama çıktı.
Beyazıt Mihrisu’ya döndü.
“Bir şey söyledi mi?”
Mihrisu tereddüt etti.
“Biraz.”
Beyazıt’ın yüzü sertleşti.
Sonra masanın üzerindeki küçük bir kutuyu aldı.
“Bir şey göstereceğim.”
Kutuyu açtı.
İçinde lale şeklinde bir kolye ve küpe vardı.
Mihrisu hayran kaldı.
“Bu çok güzel.”
Beyazıt konuştu.
“Manisa’da bir mezarlık var.”
Mihrisu dikkatle dinliyordu.
“Orada işlemeli küçük bir taş var.”
“Nasıl bir taş?”
“Lale desenli.”
Mihrisu kolyeye baktı.
Beyazıt devam etti.
“Bu desen yalnızca hanedan için yapılır.”
Mihrisu şaşırdı.
“Yani bunu…”
“Senin için yaptırdım.”
Mihrisu nefesini tuttu.
Tam o sırada kapı açıldı.
Dilruba içeri girdi.
Kolyeyi görünce gözleri büyüdü.
“Bu…”
Beyazıt cevap verdi.
“Mihrisu’nun.”
Dilruba çıldırdı.
“Hayır!”
Mihrisu geri çekildi.
Dilruba kolyeyi almaya çalıştı.
“Bu benim olmalı!”
Mihrisu engellemeye çalıştı.
Dilruba onu sertçe itti.
Mihrisu dengesini kaybedip duvara çarptı.
“Ah!”
Dilruba bağırdı.
“Bu kolye senin olamaz!”
Tam o anda kapı açıldı.
Beyazıt içeri girdi.
Gördüğü manzara yüzünü kararttı.
“Dilruba!”
Dilruba dondu.
Beyazıt öfkeyle konuştu.
“Bunu nasıl yaparsın?!”

