Akşamın ilerleyen saatlerinde ev sessizdi.
Azra mutfaktan bağırdı.
“Mihrisu! Yüzüğe bakıyor musun yine?”
Mihrisu masanın üzerinde duran yüzüğe dalmıştı.
“Bir şey var gibi hissediyorum.”
Defne kitap kapattı.
“Ne gibi?”
Mihrisu yüzüğü eline aldı.
“Bilmiyorum… sanki çağırıyor.”
Tam o anda yüzüğün içindeki yazı parladı.
Mihrisu’nun nefesi kesildi.
“Yazı…”
Azra hemen yanına geldi.
“Ne yazıyor?”
Mihrisu fısıldadı.
“Gel.”
Gül gözlerini büyüttü.
“Yine mi?”
Defne hemen ayağa kalktı.
“Dur! Tek başına gitme.”
Mihrisu yüzüğe baktı.
“Merak etmeyin. Hemen dönerim.”
Azra kollarını bağladı.
“Her seferinde öyle diyorsun.”
Mihrisu gülümsedi.
“Bu sefer dikkatli olacağım.”
Derin bir nefes aldı.
Ve fısıldadı.
“Kehribar.”
O anda oda rüzgârla doldu.
Kızlar gözlerini kapattı.
Açtıklarında…
Mihrisu yoktu.
Mihrisu gözlerini açtığında tekrar saraydaydı.
Güneş avlunun taşlarına vuruyordu.
Birinin sesi duyuldu.
“Geldin.”
Mihrisu başını kaldırdı.
Karşısında yine Şehzade Beyazıt vardı.
Mihrisu hafifçe gülümsedi.
“Evet.”
Beyazıt dikkatle ona baktı.
“Bu sefer korkmuş görünmüyorsun.”
Mihrisu başını eğdi.
“Biraz alıştım galiba.”
Beyazıt hafifçe gülümsedi.
“Güzel.”
Mihrisu etrafa baktı.
“Burası yine çok etkileyici.”
Beyazıt başını salladı.
“Fakat senin kıyafetlerin dikkat çekiyor.”
Mihrisu kendi kıyafetlerine baktı.
“Evet… biraz farklı.”
Beyazıt yanındaki hizmetkâra döndü.
“Hazırladığım elbiseyi getir.”
Mihrisu şaşırdı.
“Benim için mi?”
“Evet.”
Bir süre sonra bir sandık getirildi.
Hizmetkâr kapağını açtı.
İçinde muhteşem bir elbise vardı.
Vişne renginde ipek bir elbise.
Mihrisu’nun gözleri büyüdü.
“Bu…”
Beyazıt sakin bir sesle konuştu.
“Beğenmedin mi?”
Mihrisu hemen başını salladı.
“Hayır! Çok güzel.”
Elbiseye dokundu.
“Üstelik…”
Durdu.
“Benim en sevdiğim renk.”
Beyazıt hafifçe gülümsedi.
“Öyle mi?”
Mihrisu elbiseyi eline aldı ama gözlerini Beyazıt’tan ayıramıyordu.
Sonra tekrar elbiseye baktı.
“Bu gerçekten benim mi?”
“Evet.”
Mihrisu heyecanla konuştu.
“Giyebilir miyim?”
“Tabii.”
Bir süre sonra Mihrisu elbiseyle geri geldi.
Elbise üzerine tam oturmuştu.
Ayna karşısında kendine bakarken gülümsedi.
“İnanamıyorum.”
Beyazıt onu görünce bir an sessiz kaldı.
Mihrisu fark etti.
“Nasıl olmuş?”
Beyazıt yavaşça konuştu.
“Çok yakıştı.”
Mihrisu utandı.
“Teşekkür ederim.”
Sonra cebinden telefonunu çıkardı.
Kamerayı açtı.
“Bir fotoğraf çekmeliyim.”
Beyazıt kaşlarını çattı.
“Elindeki nedir?”
Mihrisu güldü.
“Telefon.”
“Ne işe yarar?”
“Fotoğraf çeker.”
Beyazıt şaşkınlıkla baktı.
“Görebilir miyim?”
Mihrisu telefonu uzattı.
Beyazıt dikkatle inceledi.
Ekrana dokundu.
“Bu nasıl çalışıyor?”
Mihrisu güldü.
“Şöyle…”
Kamerayı açtı.
Beyazıt daha da şaşırdı.
“Bu… aynaya benziyor.”
“Evet ama görüntüyü saklıyor.”
Beyazıt telefonu biraz kurcaladı.
“Gerçekten ilginç.”
Mihrisu gülümsedi.
“Kızlara göstereceğim.”
Beyazıt başını salladı.
“Göster.”
Onlar konuşurken uzak bir köşede biri onları izliyordu.
Aynı cariye.
Bakışları kıskançtı.
Bir süre sonra dayanamadı.
Yürüyerek yanlarına geldi.
“Şehzadem.”
Beyazıt yüzünü çevirdi.
“Ne var?”
Cariye Mihrisu’ya kısa bir bakış attı.
Sonra Beyazıt’a yaklaştı.
“Size bir şey söylemek istiyordum.”
Beyazıt sabırsız görünüyordu.
“Sonra söyle.”
Ama cariye daha da yaklaştı.
Elini Beyazıt’ın koluna koydu.
“Şehzadem…”
Ve sarılmaya çalıştı.
Beyazıt hemen geri çekildi.
“Elini çek.”
Cariye şaşırdı.
“Şehzadem ben sadece—”
Beyazıt sertleşti.
“Yeter.”
Cariye utançla geri çekildi.
“Affedin.”
Beyazıt kısa bir şekilde konuştu.
“Odana dön.”
Cariye başını eğdi.
Ama giderken Mihrisu’ya nefret dolu bir bakış attı.
Mihrisu ne yapacağını bilemedi.
Sessiz kaldı.
Beyazıt ona döndü.
“Rahatsız oldun mu?”
Mihrisu başını salladı.
“Biraz…”
Beyazıt sakin bir sesle konuştu.
“Gel.”
Mihrisu şaşırdı.
“Nereye?”
“Bahçeye.”
Birlikte sarayın bahçesine çıktılar.
Rüzgâr gülleri hafifçe sallıyordu.
Mihrisu etrafa hayranlıkla baktı.
“Burası…”
“Güzel mi?”
“Çok güzel.”
Beyazıt yanında yürüyordu.
“Senin dünyan nasıl?”
Mihrisu gülümsedi.
“Çok farklı.”
“Nasıl?”
Mihrisu telefonu kaldırdı.
“Bunun gibi şeyler var.”
Beyazıt hafifçe güldü.
“Garip bir dünya.”
Mihrisu ona baktı.
“Belki ama…”
“Evet?”
“Senin dünyan daha ihtişamlı.”
Beyazıt kısa bir süre sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
“Sen geldiğinden beri daha ilginç.”
Mihrisu’nun kalbi hızlandı.


