İçeriğe geç

Kehribar

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Kehribar

Bölüm 2

2 Bölüm: Şehzade

2. Bölüm – Şehzade

Mihrisu hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Biraz önce Topkapı Sarayı bahçesindeydi.

Ama şimdi karşısında taş duvarlarla çevrili bir avlu vardı.

Üstelik önünde duran adamın bakışları sertleşmişti.

Genç adam bir adım daha yaklaştı.

“Cevap ver!” dedi sertçe.

“Sen kimsin?”

Mihrisu’nun boğazı kurumuştu.

“Ben… ben…”

Sesi titredi.

“Ben buraya nasıl geldim bilmiyorum.”

Adam kaşlarını çattı.

“Yalan söyleme.”

Mihrisu geriye bir adım attı.

“Gerçekten bilmiyorum.”

Adamın sesi daha da sertleşti.

“Burası saraydır. Buraya herkes giremez.”

Mihrisu’nun kalbi hızla atıyordu.

“Ben… az önce bahçedeydim.”

“Ne bahçesi?”

“Güllerin olduğu yer…”

Adam bir an durdu.

Mihrisu devam etti.

“Bir yüzük buldum.”

Adamın bakışları bir anda Mihrisu’nun eline kaydı.

Mihrisu da fark etti.

Yüzük hâlâ parmağındaydı.

Adam yavaşça konuştu.

“Yüzüğü göster.”

Mihrisu tereddüt etti.

Adamın sesi tekrar sertleşti.

“Göster dedim.”

Mihrisu titreyen eliyle yüzüğü gösterdi.

Adamın yüzünde şaşkınlık belirdi.

“Bu…”

Mihrisu korkuyla sordu.

“Ne oldu?”

Adam yavaşça elini kaldırdı.

Parmağındaki yüzüğü gösterdi.

Mihrisu’nun gözleri büyüdü.

Aynı yüzük.

Aynı kehribar rengi.

Mihrisu fısıldadı.

“Bu… imkânsız.”

Adam sakin ama otoriter bir sesle konuştu.

“Ben…”

Bir an durdu.

Sonra kendini tanıttı.

“Şehzade Beyazıt.”

Mihrisu’nun dizleri titredi.

“Şeh… şehzade mi?”

Beyazıt dikkatle ona bakıyordu.

“Şimdi sen anlat.”

“Ne anlatayım?”

“Buraya nasıl geldin.”

Mihrisu derin bir nefes aldı.

“İnanmayacaksınız.”

“Sen yine de anlat.”

Mihrisu yavaş yavaş konuşmaya başladı.

“Ben… başka bir zamandan geliyorum.”

Beyazıt kaşlarını kaldırdı.

“Başka zaman mı?”

“Evet.”

“Nasıl yani?”

Mihrisu yüzüğü gösterdi.

“Bunu buldum. İçinde yazı vardı.”

“Ne yazıyordu?”

“Kehribar.”

Beyazıt’ın gözleri bir an parladı.

Mihrisu devam etti.

“Sonra yazı değişti.”

“Ne yazdı?”

“Tak.”

“Ve sen taktın.”

Mihrisu başını salladı.

“Evet.”

Beyazıt yüzüğüne baktı.

“Demek sonunda…”

Mihrisu şaşkınlıkla sordu.

“Ne demek sonunda?”

Tam o sırada arkadan ince bir kadın sesi duyuldu.

“Şehzadem?”

İkisi de döndü.

Zarif giyimli bir kadın yaklaşmıştı.

Kadının bakışları Mihrisu’nun üzerinde durdu.

Bir an dondu.

Sonra yüzü gerildi.

“Bu kim?”

Beyazıt sakin bir sesle konuştu.

“Misafirim.”

Kadının kaşları çatıldı.

“Misafir mi?”

Mihrisu kadının bakışlarını fark etti.

Soğuk ve kıskançtı.

Kadın yavaşça konuştu.

“Şehzadem… bu kızın kıyafetleri çok garip.”

Beyazıt kısa bir cevap verdi.

“Farkındayım.”

Kadın Mihrisu’ya yukarıdan aşağı baktı.

“Onu tanıyor musunuz?”

“Hayır.”

Kadının dudakları gerildi.

“Öyleyse sarayda ne işi var?”

Beyazıt sertleşti.

“Yeter.”

Kadın hemen başını eğdi.

“Emriniz olur şehzadem.”

Ama giderken Mihrisu’ya öyle bir baktı ki…

O bakış açıkça kıskançtı.

Mihrisu yavaşça Beyazıt’a döndü.

“Ben gitmeliyim.”

Beyazıt başını eğdi.

“Evet.”

“Nasıl?”

Beyazıt yüzüğünü gösterdi.

“Kelimeyi söylemen gerekiyor.”

“Hangisini?”

“Kehribar.”

Mihrisu şaşırdı.

“Yani sadece söylemem yeterli mi?”

“Evet.”

Mihrisu bir an durdu.

“Peki tekrar gelebilir miyim?”

Beyazıt’ın gözleri ona kilitlendi.

“Gelmek istersen…”

“Evet?”

“Yüzük sana yolu gösterir.”

Mihrisu yüzüğe baktı.

Sonra yavaşça fısıldadı.

“Kehribar.”

Bir anda rüzgar tekrar yükseldi.

Görüntü bulanıklaştı.

Beyazıt’ın sesi son kez duyuldu.

“Tekrar görüşeceğiz.”

Mihrisu gözlerini açtığında tekrar bahçedeydi.

Azra ona doğru koşuyordu.

“Mihrisu!”

Defne panikle bağırıyordu.

“Az önce burada yoktun!”

Gül neredeyse ağlayacaktı.

“Bir anda kayboldun!”

Mihrisu nefes nefese kaldı.

“Ben…”

Azra omzunu tuttu.

“Nereye gittin?”

Mihrisu yavaşça söyledi.

“Geçmişe.”

Üçü birden bağırdı.

“NE?!”

Akşam.

Dört kız evdeydi.

Yüzük masanın ortasında duruyordu.

Gül kahveleri getirdi.

“Alın.”

Azra sabırsızdı.

“Şimdi baştan anlat.”

Defne ciddi görünüyordu.

“Hiçbir detayı atlama.”

Mihrisu kahvesinden bir yudum aldı.

“Tamam…”

Derin bir nefes aldı.

“Oraya gittiğimde…”

Gözleri dalıp gitti.

“Her şey çok ihtişamlıydı.”

Azra merakla sordu.

“Şehzade nasıl biri?”

Mihrisu hafifçe gülümsedi.

“Güçlü.”

Defne kaş kaldırdı.

“Yani yakışıklı mı?”

Mihrisu utandı.

“Biraz…”

Gül güldü.

“Biraz mı?”

Mihrisu devam etti.

“İlk başta çok korktum.”

“Niye?”

“Beni casus sanabilir diye.”

Azra merakla sordu.

“Sonra?”

“Sonra yüzüğünü gösterdi.”

Defne hemen eğildi.

“Ne yüzüğü?”

Mihrisu fısıldadı.

“Onun da aynısı var.”

Üçü aynı anda sustu.

Azra şaşkınlıkla konuştu.

“Yani…”

“Evet.”

Mihrisu yüzüğe baktı.

“Bu sadece bir yüzük değil.”

Gül yavaşça sordu.

“Peki o cariye?”

Mihrisu dudaklarını büktü.

“Benden hiç hoşlanmadı.”

Azra güldü.

“Daha ilk günden kıskandı mı?”

Mihrisu kahvesini karıştırdı.

“Bakışından belliydi.”

Defne yüzüğe baktı.

“Bu yüzük başımıza iş açacak.”

Mihrisu yavaşça gülümsedi.

“Belki de bir macera.”

Bölüm sonu

8 yorum