23. Bölüm – Bedel
Sarayda her şey sakin görünüyordu.
Ama Mihrisu’nun içi hâlâ huzursuzdu.
Yüzük sık sık ısınıyordu, yazılar beliriyordu: “Paylaş”.
Mihrisu birden aklına geldi: “Kızlar… onları da getirebilirim.”
Kehribar dedi ve bir anda Azra, Defne ve Gül sarayın içinde belirdiler.
Azra çığlık attı:
“Burası… saray mı?!”
Mihrisu gülümsedi:
“Evet, hoş geldiniz.”
Beyazıt onları görünce hafifçe gülümsedi:
“Hoş geldiniz.”
Birlikte sarayı gezdiler: bahçeler, koridorlar, gül bahçeleri…
Kızlar hayran hayran bakıyordu, Defne sürekli not alıyordu:
“Burası tarih gibi…”
Sonra Mihrisu Selim’i getirdi. Küçük elleri, nefesi, kucağında huzurlu bir şekilde.
Azra gözlerini doldurdu:
“Ne kadar küçük…”
Gül sessizce gülümsedi.
Beyazıt Selim’e baktı, gurur doluydu.
Ama yüzük bir anda sıcaktı. Yazı belirdi:
“Bedel”
Mihrisu irkildi, Selim’i daha sıkı tuttu:
“Ne demek bu…”
Beyazıt hemen yaklaştı:
“Ne oluyor?”
Selim birden ağlamaya başladı… ama sonra bir sessizlik oldu.
Mihrisu şaşkın bir şekilde fark etti:
Selim gözlerini açtı ve Beyazıt’a baktı. Ama tuhaf bir şekilde, Beyazıt’ın düşüncelerini hissetmiş gibiydi!
Mihrisu nefesini tuttu:
“Selim… sen…”
Beyazıt gözlerini açtı:
“Ne oluyor?!”
Selim kafasını hafifçe salladı ve bir gülümseme belirdi.
Mihrisu fark etti: “Bedel” Selim’in gücüydü! İnsanların düşüncelerini okuma yeteneği… bu onun hediyesiydi. Ölmedi, hayatta ve güçlü.”
Mihrisu rahat bir nefes aldı ve Beyazıt’a baktı:
“Bak… her şey yolunda. Sadece bu bedeldi.”
Beyazıt kollarını Mihrisu’nun etrafına sardı:
“Sen… inanılmazsın.”
Kızlar etrafa bakarken büyülenmişti:
“Bu… bu imkânsız…”
Ama Mihrisu gülümsedi, Selim kucağında huzurla uyuyordu.