20. Bölüm – Miras
Oda sessizdi.
Mihrisu hâlâ yatağın üzerindeydi.
Gözleri doluydu.
Eli karnındaydı.
“Ben…”
Fısıldadı:
“Anne oluyorum…”
Divanda yatan Şehzade Beyazıt hafifçe kıpırdandı.
Hekim hemen eğildi.
“Şehzadem…”
Beyazıt gözlerini açtı.
Bir an hiçbir şey anlamadı.
Sonra…
Her şey geri geldi.
Mihrisu.
Sözler.
“Gebe…”
Hızla doğruldu.
“Mihrisu!”
Mihrisu gözyaşlarıyla baktı.
“Buradayım…”
Beyazıt yanına geldi.
Elini tuttu.
Bu sefer titriyordu.
“Doğru mu?”
Mihrisu başını salladı.
“Evet…”
Beyazıt’ın gözleri doldu.
İlk defa…
Bu kadar savunmasızdı.
Elini Mihrisu’nun karnına koydu.
“Bizim…”
Sesi kısıldı.
Mihrisu gülümsedi.
“Bizim…”
Beyazıt gözlerini kapattı.
“Bir parçam…”
Sonra gözlerini açtı.
“Hayır…”
Mihrisu’ya baktı.
“Bizim parçamız.”
Aylar geçti…
Mihrisu’nun karnı büyüdü.
Sarayda her şey değişti.
Herkes biliyordu.
Ama kimse yüksek sesle konuşamıyordu.
Şehzade Beyazıt artık her an yanındaydı.
Onu yalnız bırakmıyordu.
Bir gün…
Mihrisu bahçede oturuyordu.
Beyazıt yanında.
Mihrisu gülümsedi.
“Sence kız mı erkek mi?”
Beyazıt hiç düşünmeden cevap verdi:
“Erkek.”
Mihrisu güldü.
“Bu kadar emin olma.”
Beyazıt ona baktı.
“Hissediyorum.”
Mihrisu elini karnına koydu.
“Ben de…”
Gece…
Saray bir anda karıştı.
Mihrisu sancıyla kıvrıldı.
“Ah!”
Hizmetkârlar koştu.
“Hekim çağırın!”
Beyazıt panikle içeri girdi.
“Ne oluyor?!”
Mihrisu’nun eli onunkini sıktı.
“Başladı…”
Beyazıt’ın yüzü bembeyaz oldu.
Saatler geçti…
Mihrisu’nun çığlıkları odadan yükseliyordu.
Beyazıt kapının önünde duramıyordu.
Yürüyordu.
Sürekli.
“İyi mi?!”
“Ne oldu?!”
Kimse net cevap vermiyordu.
Sonra…
Bir anda…
Bir bebek sesi duyuldu.
Ağlama sesi…
Her şey durdu.
Kapı açıldı.
Hekim gülümsedi.
“Şehzadem…”
Beyazıt nefesini tuttu.
“Bir oğlunuz oldu.”
Beyazıt dondu.
“Erkek…”
İçeri girdi.
Mihrisu yorgundu.
Ama gülümsüyordu.
Kucağında küçük bir bebek vardı.
Beyazıt yavaşça yaklaştı.
Gözleri doluydu.
“Bu…”
Mihrisu fısıldadı:
“Senin dediğin oldu…”
Beyazıt diz çöktü.
Bebeğe baktı.
Küçücük…
Ama…
Her şeydi.
Elini uzattı.
Titreyerek dokundu.
“Benim oğlum…”
Mihrisu gözyaşlarıyla baktı.
“Bizim…”
Beyazıt başını eğdi.
Bebeğin alnına dokundu.
“Adı…”
Mihrisu sordu:
“Ne olsun?”
Beyazıt düşündü.
Sonra fısıldadı:
“Selim.”
Mihrisu gülümsedi.
“Selim…”
Ama…
Sarayın başka bir köşesinde…
Dilruba her şeyi öğrenmişti.
“Bir oğlu oldu…”
Gözleri delirmiş gibiydi.
Eline geçen her şeyi yere attı.
“Hayır!”
Nefes nefeseydi.
“Bu… olamaz…”
Aynaya baktı.
Kendi yansımasına.
“Ben olmalıydım…”
Gözleri karardı.
“Onun değil…”
Yavaşça fısıldadı:
“Benim olmalıydı…”
Sonra başını kaldırdı.
“Bu bitmedi.”
Gülümsemesi ürkütücüydü.
“Şimdi gerçekten başlıyor…”