15. Bölüm – Yıkım
Saray…
Günlerden bir gün.
Şehzade Beyazıt önemli bir toplantıdaydı.
Mihrisu ise yalnızdı.
Sarayın içinde dolaşıyordu.
İlk defa tek başına.
Harem koridorlarından geçerken sesler duydu.
İki cariye fısıldaşıyordu.
“Duydun mu?”
“Evet…”
Mihrisu fark etmeden yaklaştı.
“Dilruba…”
Mihrisu durdu.
Kalbi hızlandı.
“Ne olmuş?”
Diğer cariye fısıldadı:
“Şehzade’den…”
Durdu.
“Hamileymiş.”
Mihrisu’nun dünyası başına yıkıldı.
“Ne…”
Nefesi kesildi.
“Bu… olamaz…”
Cariye devam etti:
“Zaten belliydi.”
“Şehzade onu bırakmaz.”
“Bu iş artık kesinleşti.”
Mihrisu geri çekildi.
Kulakları uğulduyordu.
Gözleri doldu.
“Demek…”
Fısıldadı:
“Doğruymuş…”
Hiç kimseye görünmeden geri döndü.
Koşar adım.
Nefes alamıyordu.
“Ben ne yaptım…”
Odada yalnız kaldı.
Yüzüğe baktı.
Eli titriyordu.
“Kehribar.”
Ve…
Gitmeden önce son kez fısıldadı:
“Bitti.”
Gözlerini açtığında evdeydi.
Ama bu sefer…
Hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Günler geçti.
Mihrisu bir daha gitmedi.
Yüzüğe dokunmadı.
Yemedi.
İçmedi.
Konuşmadı.
Sadece…
Ağladı.
Azra endişeliydi.
“Bu böyle olmaz.”
Defne ciddi konuştu.
“Kendini bırakıyor.”
Gül gözleri dolu dolu baktı.
“Mihrisu…”
Mihrisu boş boş duvara bakıyordu.
“Beni kandırdı…”
Azra hemen karşı çıktı.
“Belki de—”
Mihrisu bağırdı:
“Gördüm!”
Sessizlik oldu.
Gözyaşları aktı.
“Ve şimdi…”
Sesi kısıldı.
“Hamile…”
Gül sarıldı.
“Belki yalandır…”
Mihrisu başını salladı.
“Değil…”
Bir hafta geçti.
Sarayda…
Beyazıt sonunda duydu.
Dilruba’nın sözde hamileliğini.
Öfkeyle ayağa kalktı.
“Bu ne demek?!”
Dilruba başını eğmişti.
Ama gözlerinde sinsi bir ifade vardı.
“Doğru, şehzadem…”
Beyazıt bağırdı:
“Yalan!”
Ama asıl darbe sonra geldi.
“Mihrisu…”
“Gitti.”
Beyazıt dondu.
“Nereye?”
“Bilmiyoruz…”
Beyazıt fısıldadı:
“Mihrisu…”
Aynı gece yüzüğe baktı.
“Kehribar.”
Ve…
Geldi.
Ama ev boştu.
Mihrisu yoktu.
Beyazıt etrafa baktı.
“Mihrisu?”
Cevap yoktu.
Kalbi sıkıştı.
Masanın üstünde telefon vardı.
Onu aldı.
“Bu…”
Kurcaladı.
Yanlışlıkla birine bastı.
Telefon çaldı.
Azra açtı.
“Alo?”
Beyazıt durdu.
“Ben…”
Azra dondu.
“Beyazıt?!”
Azra’nın sesi titredi.
“Sen nerdesin?!”
“Mihrisu nerede?”
Azra sustu.
Sonra yavaşça söyledi:
“Hastanede…”
Beyazıt’ın kalbi duracak gibiydi.
“Ne?!”
Azra devam etti:
“Yemedi, içmedi… çöktü…”
Defne arka planda konuştu:
“Doktorlar üzüntü diyor.”
Gül ağlıyordu.
Tam o sırada kapı açıldı.
Gül içeri girdi.
Beyazıt’ı gördü.
“Sen…”
Gül hemen toparlandı.
“Hadi.”
Beyazıt anlamadı.
“Nereye?”
“Mihrisu’ya.”
Hastaneye doğru yola çıktılar…